| Soru-Cevap Sistemi |
| Forum |
| Yarışmalar |
| Bizi Tavsiye Edin |
| Ziyaretçi Defteri |
| Resim Galerisi |
| Delillerin Tearuzu/Çelişmesi |
|
| Yazar Mustafa Refik | |
| 04 01 2008 | |
|
Bir şey hakkındaki deliller arasında tearuz vukubulunca tercih
aranır, müreccah olan ile amel olunur. Şöyle ki: kitab ile sünnet arasında
tearuz görülse kitab tercih olunur. İki sünnet arasında muara-za bulunsa
sünneti meşhure, sünneti gayri meşhureye tercih edilir. Ve iki haberi vahid
arasında tearuz bulunsa ravisi fakih olan haber, ravisi fakih olmiyan haber
üzerine tercih olunur. Sonra iki delilin metinleri arasında tearuz bulunsa nas
zahire, müfesser nassa, muhkem müfessere, hakikat mecaze, sarih kinayeye, dal
bilibare dal bilişareye, dal bilişare dal biddelaleye, dal biddelale dal
biliktizaya tercih olunur.
Bir şey hakkındaki her iki delil, ayni kuvvette bulunsa aralarında
muaraza cari olacağından ikisi de delil olmaktan sakıt olur. Müd-deayı isbat için
başka bir delil aranır. Başka bir delil bulunmazsa o delillerin taalluk ettiği
hadise, yani: raünazeün fih olan mesele, aslında olduğu hal üzere takrir
edilir, bu muarız delillerden evvelki hal üzere bırakılır.
Şer'i deliller arasında hakiki bir tearuz bulunamaz.
Şa-rii mübin, alim ve hakim olduğundan onun hükümlerinde muaraza cad
olamaz. Ayetler vakit vakit nazil olmuşlardır. Sünnetler de vakit vakit varid
olmuşlardır. Bunlar da iki mütenakız delilin birden nüzulüne, ve vürudüne imkan
yoktur. O halde iki ayetin veya iki sünnetin arasında bir mübayenet görülürse,
mesela: biri bir şeyin halline, diğeri
de hürmetine delalet ederse ve bunlar ayni kuvvet ve sarahatte
bulunursa nüzul ve vurum tarihleri tetkik edilir, nüzulü veya viirudü muahhar
olan. mukaddem olanı nesh etmiş olur. Hangisinin mukaddem olduğu bilinmez İse
diğer delillere müracaat edilir. Başka
delil bulunmazsa hadise hakkındaki hüküm, aslında olduğu hal üzere takrir
edilir.
Mesela : İki ayet arasında tearuz görülüp tarih de malum olmasa
mahlas aranır. Muaraza def edilip mümkün mertebe ikisi ile de amel olunur.
Buna «amel bişşibheyn» denir. Böyle bir mahlas bulunmazsa kitab-dan sünnete
intikal edilip sünnet muahhar itibar olunur. Başka hiç bir delil bulunamayınca
da hüküm, aslında olduğu üzere takrir edilir.
İki sünnet arasında
tearuz görülüp aralarını
telif kabil olmayınca şahabının
kavline müracaat edilir. Şöyle ki: sahabinin kavlini kıyasa takdim edenlere
göre mutlaka sahabinin kavline müracaat edilir. Kıyasa takdim etmeyenlere göre
de kıyasa muhalif hadiselerde sünnetten sahabinin kavline intikal edilir. Ashabın akvali veya bir sahabinin iki kavli arasında tearuz bulunduğu takdirde
de kıyasa müracaat edilir.
Sahabinin kavlini kıyasa tercih etmeyenlere göre ise her ikisi
biv mertebede sayılır. Mümkün olursa bunlardan birile bittaharri amel olunur.
Mesela : Numanibnil Beşirin rivayetine göre Nebiyyi Ekrem Efendimiz
küsuf namazını bir rüku ve iki secde ile kılmıştır. Hazreti Aişeden rivayete
göre de her bir rekatında iki rüku ve iki secde yapmak üzere iki rekat olarak
kılmıştır. İşte sünnete müteallik olan bu iki rivayet mü-teariz ve birini
tercihe medar mefkut olduğu cihetle sair namazlara kıyasen küsuf namazının her
bir rekatinde bir rüku ile iki secde yapılmas* ve en az olarak iki rekat
kılınması iltizam edilmiştir.
Herhangi bir hadise hakkında
delillerin kesretine değil, kuvvetine bakılır. Bir kuvvetli delil, bir
çok kuvvetsiz delillere tercih edilir. Mesela bir delili kat'i yanında zanni
delillerin hükmü olamaz. |