| Soru-Cevap Sistemi |
| Forum |
| Yarışmalar |
| Bizi Tavsiye Edin |
| Ziyaretçi Defteri |
| Ehliyette Meydana Gelebilecek Arızalar |
|
| Yazar Mustafa Refik | |
| 04 01 2008 | |
|
Ehliyeti vücub ile ehliyeti edaya arız olarak bunlardan birini
veya her ikisini izale eden veya
bunların hükümlerinde tağayyüt husule getiren şeylere «avarızı ehliyet»
denilmektedir.
Avarız, denilen şeyler, zuhurlarile bir şeyin haleti
asliyyesini tağyir ettikleri veya bir şeyin mahiyyeti asliyyesine münafi
bulundukları cihetle bu «avarız» adını almışlardır. Müfredi arız veya
arızadır.
Avarızı ehliyyet, avarızı
semaviyye ve avarızı müktesebe kısımlarına ayrılır. Semavi arızalar;
insanın kisbile, irade ve ihtiyarile
olmaksızın zuhura gelen arızalardır. Çocukluk, cünun, ateh, iğma, nevm, nisyan,
hayz, nifas, maraz, mevt, rık halleri gibi.
Mükteseb arızalarda insanın kesb ve ihtiyarile veya izale
etmemek suretile dahli bulunmasile zuhura gelen arızalardır: CehL sekr, hezl,
ha-1 ta, ikrah, sefeh, sefer gibi.
Semavi arızalara dair izahat:
(1) : Sigar = çocukluk hali:
insanın mahiyyeti levazımından olmayıp onun vücudi haricisine lazım, viladetle
buluğ arasında cari ve asıl insanın
hılkatindeki gayeye münafi olduğu
cihetle arızalardan sayılmıştır.
Sigar; bir fıtri halettir ki taakkul çağından, yani: iyiyi ve
kötüyü tefrik ve temyiz zamanından evvele nazaran bir aczi manzdır. Teakkul ve
temyiz zamanından itibaren ise vacibi edaya bir nevi ehliyet demek olur.
Baliğden bir özür sebebile sukuta ihtimali olmıyan bir şey,
böyle mümeyyiz bir çocuktan da sukut etmez, imanın nefsi vücubü gibi. Binaenaleyh
bir mümeyyiz çocuğun imanı muteberdir. Bir kere iman etti mi artık buluğundan
sonra bu imanını iade ve tecditten müstağni-bulunur. Şu kadar var ki bu çocuk,
vücubi eda ile mükellef olmadığından riddeti takdirinde katli lazım gelmez.
Baliğden herhangi bir özür veya afv sebebile sakıt olan bir
şey, mümeyyiz çocuktan da sakıt olur. Çünkü bunda çocukluk hali de bir Özürdür.
Binaenaleyh bir mümeyyiz çocuk, müverrisini öldürse mirasından
mahrum kalmaz ve kendisine kısas lazım gelmez." Çünkü katil cezası, afv
ile baliğden sakıt olacağı gibi bu çocukluk özrü sebebile de çocuktan sakıt
olur.
Mümeyyiz bir çocuk, kimseye veli olamaz. Çünkü kendisindeki acz
velayetine münafidir. Fakat bu aczinden dolayı başkası kendisine veli olur.
Gayri müslim, mümeyyiz bir çocuğun zevcesi ihtida etse kendisine de ihtida
etmesi teklif olunur, velisine teklif olunmaz. Çünkü kendisinin islamiyeti
muteberdir.
Rakik -köle veya cariye olan bir çocuk, başkasına varis olamaz.
Kezalik: gayri müslim olan bir çocuk, müslim olan karibine varis olamaz. Çünkü
rık = memlukiyyet, esasen ehliyeti irse münafidu Gayri müslim ise muslime veli
olamaz. İrs ise velayet üzerine mebnidir.
(2) : Cünun = delilik, güzel ile çirkin şeylerin aralarını
temyiz, akibetlerini idrak eden kuvvei akliyyenin İhtilalinden
ibarettir.
Mecnunun imanı, ebeveynine, ve velisine tebean şahindir.
İrtidadı da ebeveynine tebean muteber olur. Binaenaleyh mecnun bir kitabının
kitabiyye bulunan zevcesi islam olsa mecnunun velisine islam olması teklif
olunur. Velisi islam olursa mecnunun nikaln ö^vam eder. Velisi islam olmazsa bu
mecnun ile zevcenin araları tefrik edilir.
İmtidat eden bir cünun ile ibadetler sakıt olur. Şöyle ki: bu
imü-dat, namazlara nazaran İmamı Azam ile Ebu Yusuf'e göre bir gün ile bir
geceden bir miktar ziyade devam etmekle tahakkuk eder. imarm Muhammede göre ise
altıncı namaz vaktinin girmesiyle husule gelir.
Bu imtidat, oruç hakkında tara bir ay devam etmekle vücude gelir.
Bir ramazan ayı içinde muvakkaten ifakat bulsa bu . ayın orucunu şifayab olunca
kaza etmesi icab eder.
Zekat hakkında da tam bir sene devam etmekle tahakkuk eder.
Mecnunlar, emval hakkındaki fillerinden dolayı tazmin ile
muahaze olunurlar. Mesela: birisinin bir malını bunun bedelini ödemeleri lazım
gelir. Fakat sözlerinden dolayı zaman ile muahaza olunmazlar. Çünkü sözlerinin
manalarını teakkul edenıiyeçekleri cihetle bunlar şer'an muteber değildir.
Binaenaleyh mecnunların akidleri, ikrarları sahih olmaz. Velev ki velileri
icazet versin.
(3) : Ateh = Bunaklık; bir afettir ki akılda haleli
mucip olur, sahibinin sözleri vesair işleri kah akilane ve kah mecnunane
bulunur.
Kendisinde ateh bulunan şahsa «matuh» denir. Mecelle, matuhu
şöyle tarif etmiştir: Matuh, ol muhtellüşşuur olan kimsedir ki fehmi ka-lil ve
sözü müşevveş ve tedbiri fasid olur.
Matuhlar, akil çocuklar hükmündedirler. Binaenaleyh bir
mümeyyiz çocuk başkasına vekil olabileceği gibi matuh de olabilir. Şu kadar var
ki bunlar da akdin hakları, kendilerine değil, müvekkillerine raci olur.
(4) : Igma -baygınlık; gayri
tabii bir füturdur ki, kuvvetleri izale eder, bu yüzden sahibi kuvasını
istimalden aciz kalır.
Igma, uykunun fevkindedir. ignıa, ibareleri iptal eder ve her
halde abdesti bozar. İgma, namaza nazaran cinnet hükmündedir. Oruç ve
zekat hakkında ise cünun hükmünde değildir; igma ile bunlar sakıt olmaz. Çünkü
igmanın bir sene, hatta bir ay devamı nadirdir.
(5) : Nevm -uyku; gayri ihtiyari
olan bir futun tabiidir ki, akk ve havassı zahireyi amelden men eder.
Nevm, eda hakkındaki hitabın intibah vaktine kadar teehhürünü
icab eder, nefsi vücubün teehhürünü raucib olmaz. Çünkü nevm, nefsi vücube
sebeb olan zimmoti ve islamı İhlal etmez. Edanın intibah ile hakikaten veya
kaza suretile halefen ifası mümkündür.
Uyku, ihtiyar ve iradeyi ibtal eder. Bu cihetle uykudaki şahsın
sözleri sahih olmaz. Mesela: aüş verişi, talakı, i'takı, riddeti ve ihtidası
muteber olmaz ve namaz halindeki sözleri, kıraetleri üzerine hükm terettüp
etmez.
(6) : Nisyan = unutmak; kuvvei
hafızada bulunan ve mülahazası kabil olan bir şeyi mülahaza ve derhatır
edememektir.
insanın gördüğü bir çok suretler, bellediği bir nice meseleler,
kuvvei hayaliyyesinde mürtesim bulunur. insan bunlardan birini evvelce hafızasında
bulunmuş olan suretine tatbik edemezse buna «sehv» denir. Bu sureti hiç
hatırlıyamazsa buna-1 da »nisyan» denilir. Bir vakitte mülahaza edilemiyen bir
sureti sonra istenilen vakitlerde mülahaza mümkün olursa bu ademi mülahazaya
da «zühul» adı verilir.
Bir sehv hali, az bir tenbih ile zail olmıyacak bir derecede
bulunursa «hata» sayılır.
Nisyan, bir şeyin vücubüne münafi değildir. Hukuki ibadda Özr
sayılmaz. Çünkü bu vücub ile hukuk, akla müstenittir. Akl ise nisyan halinde
de mevcuttur. Binaenaleyh bir kimse, unutarak namazını vaktin de kılamazsa bunu
kaza etmekle mükellef olur.
Kezalik : bir kimse, bir malın başkasına aidiyetini unutarak
onu kendi umuruna sarf etse bedelini borçlu olur.
Hukuki ilahiyye hususunda nisyan, eğer tezekküri mucib bir şeye mukarin ise özür sayılmaz,
mukarin değilse sayılır.
Mesela : namaz kılarken unutularak su içilse namaz bozulur. Çünkü
namaz vaziyeti, bu nisyana mani olacak bir haldir. Fakat oruçlu kimse unutarak
su içse orucu bozulmaz. Zira oruç hali, bu nisyana mani olacak bir mahiyette
değildir.
(7) : Hayz = kadınların adeti,
aybaşı hali ve nifas = lohusahk hali. Bunlar, ehliyeti izale etmezler. Şu
kadar ki, namaz ile oruç için taharet şart olduğundan bu hallerde namaz, çok
tekerrür etmesinden dolayı sakıt olur. Oruç ise kazaya kahr.
(8) : Maraz = hastalık; tabiatın
bozulmasıdır, bedeni tabii cereyanından alıkoyan bir halettir.
Maraz; aczi mucibdir, fakat ehliyete münafi değildir. Bu
cihetledir ki, maraz ile ne hukuki ilahiyye, ne de hukuki ibad, sakıt olmaz.
Namazın, zekatın, vesair borçların sakıt olmaması gibi. Şu kadar var ki,
hu-kukullaha aid teklifler, kudretle meşruttur. Binaenaleyh bir hasta, ayakta
namaz kılamazsa oturarak veya ima ile namaz kılar. Oruç tutamaz-sa bunu da
kazaya bırakır.
Bir hastalık, marazı mevt olunca varislerin ve alacaklıların
hakları hastanın, terekesine tealluk eder, hasta bazı tasarruflarından mahcur
bir hale gelir. Mesela: bu halde .borcu olmayan bir hastanın vasiyeti, terekesinin
nihayet sülüsünden muteber olur. Sülüsanı hakkında muteber olmaz. Fakat böyle
bir mariz, nafakası, tabib ücreti, mihri misil ile te-ehhülü hususunda asla
mahcur olmaz. Çünkü bunlar, onun hayati ihtiyaçlarından bulunmuştur.
(9) : Mevt = ölüm; halis bir
aczdir, kuvvetten tamamen mahrumiyettir. Mevt ile mükellef kimselerden namaz,
oruç, zekat gibi teklifler sakıt olur. Kezalik: meyyit üzerine hayatta iken
vacibüleda olan karib-ler nafakası vesair şileler vefatile sakıt olur. Yalnız
vaziyet yolile yapmış olduğu şileler devam eder.
Ölüm ile meyyitin zimmetinden borç sakıt olup terekesi veya
kefili mevcut ise onlara teveccüh eder,
ölünün vaktile gasb ettiği veya vedia olarak nezdinde
bulundurduğu şeyler, vefatile sakıt olmaz. Mevcut ise kendisinden, değil ise
mağsıı-bun bedeli terekesinden istihsal olunur. Vedia hususunda taaddi ve taksiri
var ise o da usulen terekesinden istifa olunabilir.
Ölünün kendi haceti için meşru olan şeyler de vefatile sakıt
olmaz. Bu cihetle terekesinden evvela: teçhiz ve tekfini temin edilir, sonra
borçları verilir, daha sonra vasiyetleri tenfiz edilir, bunlardan sonra da terekesinin
bakiyyesi varisleri arasında taksim olunur. Bütün bunlar, meyyitin ihtiyaçları
sayılarak hiç kimsenin rızasına bakılmaksızın sıra-sile yerine getirilmek icab
eder.
Bir kimsenin kati edilmesinden dolayı icab eden kısas hakkı, o
kimsenin varislerine iptidaen sabit olur. Bu cihetle varisleri bu kısası afv
edebilirler.
Kısas hakkı, ölünün bir hacetini kazaya salih olmadığından
kendisine değil, varislerine bidayeten sabit olmuş oluyor. Şu kadar var ki bu
hak, mecruh için münakid olduğundan mecruhun carihi bu hakdan afv etmesi,
sahihtir. Artık bu cerhten müteessiren vefatı takdirinde varisleri için bu
hak, yeniden sabit olmaz. (Cinayetler
mebhasine müracaat!.)
Ölü, uhrevi alem itibarile ber hayat sayılır. O alemde hasenat
ve seyyiatine göre hakkında muamele yapılır. Dünyada iken uhdesine teveccüh
etmiş olan hukuku üahiyye ile hukuki ibaddan o ebediyyet aleminde mesul olur.
(10) : Rık = kulluk = memlukiyet;
bir aczi hükmidir. Sahibi hür kimselerin ahi oldukları bir kısım tasarruflara
ehl bulunmaz. Şahadet. İrağa., vpıl&vpt.
hilafet gibi. Rık, bekaen böyle bir acz-i hükmidir, aslı itibarile ise
küfrün cezası olmak üzere meşru bulunmuştur.
Rık, tecezzi kabul etmez. Yani: bir kimse, kısmen rakik ve
kısmen hür olamaz. Çünkü rık, bir küfr eseri, bir kahr neticesi olduğundan bunlar,
mütecezzi olmadığından rık da mütecezzi olamaz.
İmameyne göre i'tak da tecezzi kabul etmez. Bu cihetle kısmen
azad edilen bir rakik, tamamen azad olmuş, oluc
Rık, mala malikiyyete münafidir. Çünkü sahibi, memluk olduğundan
malik olamaz. Bu cihetle bir işde istihdam edilse ücreti malikine aki olur.
Fakat rık hali, malın gayrisinde malikiyyete münafi değildir. Binaenaleyh
rakik, nikah hakkına, hayat hakkına maliktir. Nikahı münakkl olur. Şu kadar var
ki nefazi, velisinin iznine bağlı bulunur.
Rık, sahibinin bedeni ibadetler ile mükellefiyetine *ve
bunların sevab-larma nailiyyetine mani değildir. Rakik de namaz ile, oruç ile
mükelleftir ve bunların sevabları kendisine aittir. Fakat hac ile mükellef
değildir. Çünkü haccı ifa için malen, bedenen kudreti bulunmuş olamaz. Onun malı
yoktur, velisinin izni olmadıkça kuvveti bedeniyyesini hacce sarf edemez.
Bunun içindir ki, bir rakik, hac ettikten sonra azad edilip badehu hac için
muktedir olsa yeniden hac etmesi lazım gelir.
Rık sahiplerinin zimmetleri zaiftir. Bir rakik, iki kadından
fazlasını* nikahında cem edemez. Ve bir rakika hurre üzerine nikah edilemez.
Rakik ve rakikenin diyetleri, hür kimselerin diyetlerinden noksandır. Buna mukabil
kendileri hakkındaki hudud cezalan da hür kimselerin bu cezalarından eksiktir.
Çünkü külfet, nimete göredir.
Kölelerin cihada iştirak etmeleri, maliklerinin iznine
mütevakkıftır. Kendi kendilerine iştirak etmiş olsalar ganaimden tam sehimlere
müs-tahik olamazlar. Belki kendilerine «razh» adile bir mikdar atiyye verilir.
Rık hali; velayete ve irse nailiyete münafidir. Rakiklerin
şahadetleri, hükümleri, çocukları evlendirmeleri caiz olmaz. Ve mala malik
olamı-yacakları cihetle kariblerine varis olamazlar. Malik olsalar bu mal, ölüye
yaoancı olan maliklerine ait olacaktır.
Rık hali, ismet-i dem'e münafi değildir. Binaenaleyh bir köleyi
veya cariyeyi haksız yere amden kati eden hür kimseler hakkında kısas lazım
gelir. (I'tak mebhasine müracaat!.)
Mükteseb arızalara dair izahat :
(1) : Cehi = bilmemek. Bilmek,
kabiliyetini haiz olan bir kimsenin bir şeyi bilmemesi, bir cehildir. Eğer bir
kimse, o şey hakkında hiç bk şey bilmiyorsa bu» bir cehli basittir. Fakat o
şeyi yanlış biliyor, mesela: o şey halal iken ona haram tanıyorsa bu da bir
cehli mürekkebdir ki, bunun izalesi daha güçtür. Bir meçhulün nakizini iddiaya
mukarin olan bir cehalet, bir cehli mürekkebdir. Esasen cehl, dört kısma
ayrılır :
(A) : Sahibi hakkında özür
teşkil etmeyen cahildir. Alemin Halikı. zişanım bilmemek gibi. Çünkü bütün
mükevvenat, o halikı kadimin vücu-ılline delalet ederken onu bir akıl sahibinin
bilmemesi özre salih ohniyan bir cehaletten başka bir şey değildir.
(B) : Özre salih olmamakla
beraber derecesi birinci kısımdan dün olan cehildir. Sıfatı ilahiyyeyi ve
küffarın cehennemde muhalled kalmalar rnı bilmeyip inkar etmek gibi. Böyle bir
cehalet, vazıh delillere mu-nafidir. Bu cihetle bir Özre salih olamaz. Ancak bu
inkar, bu babdaki de-iılleri te'vilden neşet ettiği cihetle derecesi birinci
kısımdan dundur.
Mesela : feylesoflardan bir takımı, sıfatı ilahiyyeyi
-kadimlerin taaddüdünü müstelzim olacak diye -inkar edip Allah Teala alimdir,
itendi zatile her şeyi bilir, ayrıca bir ilin sıfatüe muttasıf değildir, dener.
tCezalik: cehennemdeki huluddan murad da orada uzun bir müddet katmaktan
ibarettir, derler. Bütün bu te'viller, hatadır. Fakat büsbütün ın-Aar olmayıp
birer te'vile müstenid olduğundan birinci kısım cehaletten dun görülmektedir.
rutabullaha, sünneti meşhureye, icmaı ümmete muhalif olan htı*
uangi bir ictihad da bu kabildendir. Böyle bir içtihada dayanan, bir hu-kuın,
hiç bir vecihle nafız olamaz.
(C) : Hadleri, kefaretleri
İskata salih olan cehildir. Sahih içtihada mahal olan bir hususdaki cehalet, aciemi
isabet, hata gibi.
Mesela : bir katili iki veliyyi kıssadan biri afv ettiği halde
diğeri -hakkı kısası bulunduğu zannile -kısas etse bundan dolayı bu ikinci veli
hakında kısas lazım gelmez. Çünkü bu meselede içtihada mahal vardır. Bazı
zatlara göre hakkı, velilerden her birine müstakilleri sabit olur, birinin bu
hakkı afv etmesile diğerinin bu hakkı sakıt olmaz. işte bu içtihadın
mevcudiyeti o kısas,icra eden ve bu suretle katil sayılan o veli hakkında kısasa
mani bir şüphe tevlid etmiş olur,
(D) : Özre salih olan cehildir.
Dar-ı harbde bulunup ihtida eden bir kimsenin namaz ve oruç gibi dini
vazifeleri hakkındaki cehaleti gibi. Binaenaleyh bunlardan mesul olmaz.
Kezalik : bir vekilin gıyabında vukubulan azline cehaleti de bu
kabildendir. Binaenaleyh bu azline muttali olmadıkça müekkili namına tasarruf
atı muteber olur.
(2) : Sekr = sarhoşluk; dimağın
mütesaıd buharlardan dolması se-bebile vücude gelen gafilane bir sürür, bir
neşveden ibarettir.
Sekr hali, ya mubah bir tarik ile veya haram, bir tarik ile
vücude gelir, buna göre hükmü de değişir. Şöyle ki:
Mubah yolile olan sekr = sarhoşluk, tasarrufatın sıhhatine mani
olur, Sekran = sarhoş hakkında cezayı müstelzira olmaz. Mesela : bir ilaç veya
bir bal yemekten veya bir ikraha mebni şarab içmekten neş'et eden bir
sarhoşluk; mubah bir tarik ile vücude gelmiş olur. Bu sarhoşluk, baygınlık
hükmündedir. Böyle bir sarhoşun alış verişi, talak ve ı'tak gibi tasarufatı,
uyuyan veya baygın bulunan bir şahsın tasarrufları gibi hükümsüzür. Böyle bir
sekrden dolayı haddi şürb de lazım gelmez. Çünkü bu, bir neşve maksadile amdan
irtikab edilmiş değildir. Belki bir hastalık gibi istenilmeksizin vuku
bulmuştur.
Haram tarikile olan sekre gelince bu, kalbi ve fili tasarrufların
sıhhatine ve hitabın, cezanın teveccühüne münafi değildir. Çünkü bililtizam
irtikab edilmiştir. Binaenaleyh böyle bir sekran, namaz, oruç gibi dini
vazifelerinden mesuldür. Ve bunun talak, ı'tak, beyi, ve şira gibi tasarrufları
-Hanefiyyece -sahihtir, ihtidası da muteberdir. Ancak irti-dadı, istihsanen
sahih görülmemiştir. Bu halde kelimei küfrü söylese küfrüne hükm olunamaz,
refikası da boş olmaz. Çünkü irtidadın rüknü, itikadı tebdildir. Sarhoşluk
halinde ise bu tebdilin tahakkukuna hükm edilemez.
Sarhoşluğun derecesi, sözlerinin muhtelit bir halde
bulunmasıdır. Fakat bir sarhoş hakkında haddi şürbün icra edilebilmesi için
imamı azama göre sekranın yer ile gök arasım tefrik edemiyecek bir halde
bulunması lazımdır. Çünkü hadler, şüphe ile sakıt olur. Sarhoşluk halinde
noksan bulunması da bir şüphe tevlid eder. Böyle bir sekranın rücu&
ihtimali olmıyan hususlar hakkındaki ikrarı, muteberdir. Kaved ve kazC
hakkındaki ikrarı gibi ki cezayı, haddi müstelzim olur. Rücua ihtimali olan
hususlar hakkındaki ikrarı ise muteber değildir. Haddi zina, haddi şürb, sirkat
hakkındaki ikrarı gibi. Böyle bir ikrarından dolayı hakkında had cezası icra
edilemez. Çünkü sarhoş, bir şeyde, bir sözde sebat etmez. Onun sarhoşluk hali,
bu gibi hususlarda ikrarından rücu makamına kaim olur. Bu hadlere hakkı ibad
tealluk etmez, bunlar mahza hukuki ilahiyyedendir. Bu cihetle bunlarda ikrardan
rücu, muteberdir. (Hudud mebhasine müracaat!.)
(3) : Hezl -latife, şaka, ciddin
mukabilidir ki buna: muvazaa, telcie de denir, iki kimsenin bir muameleyi
aralarında herhangi bir maksattan dolayı gayri ciddi olarak yapmaları, bir
hezlden, bir muvazaadan ibarettir.
«Hezl ile yapılan bir muamelenin, mesela : bir bey ve şiranın
muteber olması için bunun akidden evvel akidler arasında tasrih edilmiş olması
şarttır ki, inkar vukuunda isbatı lazım gelir.
«Hezl, halin delaletile sabit olmaz, ehliyete münafi bulunmaz.
Bir muameleye mübaşereti ihtiyar etmeğe ve bu mübaşerete razı olmaya da münafi
değildir, iki taraf, böyle bir muameleye kendi ihtiyarlarile mübaşeret etmiş
olur. Hezl, ancak yapılan muamelenin hükmünü ihtiyara, bu hükme rızaya
münafidir. Binaenaleyh hezl üe yapılan bir muamelenin hükmü olmaz, iki taraf,
muvazaa suretile yapıldığı sabit olan bir muameleyi reci etmekle mahkum olur.
Böyle bir muamele, bir satış muamelesinden ibaret ise satan mebii, satın alan
da verdiği semeni geri alır.
« Hezl = şaka yolile yapılan muameleler, itikadlara, haberlere
ve inşaata aid olmak üzere üç kısma ayrılır:
(A) : Itikadlar. Bu hususdaki
bir hezl; riddet yoliyle olursa küfrü müstelzim olur. Çünkü bir kimse, küfrü
icab eden bir şeyi bir şaka olmak üzere yapsa bununla dini ilahiyi istihfaf
etmiş olur. Binaenaleyh lec-didi iman etmesi lazım gelir. Bilakis bir
gayrimüslim, hezl yolile islamiy-yeti kabul etse sahih sayılır. Zira birrıza
ihtidaya ehl ve bu hususdaki ikrarı nzasile vaki olduğundan imanı ciheti
tercih edilerek islamiyeti kabui edilir, bunun gayri sahih olduğuna
hükmedilemez.
(B) : Haberler. Hezl haberleri ibtal eder. Binaenaleyh bir kimso hezl tarikile gerek bey veya icare gibi feshi
kabil olan şeyleri haber verirse ve gerek kısasdan afv
gibi feshe ihtimali olmıyan bir şeyi haber verse muteber olmaz. Çünkü hezl
hali, haber verilen şeyin sıdk ve sıhhatine itimada manidir.
(C) : İnşaat. Bunlar, feshi
kabil olup olmamak itibarile iki kısmıdır. Bir kısım, bey ve icare gibi kabili
fesh olan inşaattır ki, bunlarda hezl muteberdir. Böyle bir akd, gayri muayyen
bir şartı hıyar ile yapılmış mesabesinde olup fasid hükmünde bulunur. Binaenaleyh
iki taraftan her birinin böyle bir akdi fesh ve nakza hakkı vardır. Maamafih
iki taraf, hezl ile yaptıkları böyle bir muameleye bilahare razı olup icazet
verebilirler. Şu kadar var ki İmamı Azama göre iki tarafın böyle bir akde
icazet vermesi için üç gün müddet vardır, bu müddet geçince akdin fesadı
takarrür eder, artık ona icazet veremezler. imameyne göre ise bu akdi fesh
etmedikçe buna icazet verebilirler.
Diğer bir kısmı da kabili fesh olmıyan inşaattır ki, bunlar da
üç nevidir:
Birincisi : talak, ı'tak, yemin, nezr, kısasdan afv gibi
kendisinde mal olmayan akidlerdir. Bunlarda hezl, batıl, tasarruf sahihtir.
Binaenaleyh bir kimse zevcesini hezlden boşasa talak vaki olur.
ikincisi : kendisinde malın tebaen sabit olduğu akidlerdir. Nikah
gibi ki buna tebaen zevceye mehr namile bir mal verilmesi sabit olur. Bunda da
hezl batıldır. Binaenaleyh iki taraf, esas nikahın hezl ile vukuunda ittifak
etseler de nikah, sahih ve mehri misi lazım olup hezl batıl bulunmuş olur.
Fakat mehrin miktarında hezl vaki olsa, mesela : bir nikah hakikatte yüz lira,
zahiren ise iki yüz Ura mehr tesmiyesile akd edilse mehr, yüz lira olmuş olur.
Üçüncüsü : kendisinde malın maksud olarak sabit olduğu akiddir.
Muhaiea gibi, mal mukabilinde ı'tak gibi veya amden katilde kısasdan bir mal
mukabilinde musaleha gibi. Böyle bir muamele hezlen yapılmış olursa hezl, batıl
olup muamele sahih \e bedel lazım bulunur.
« Hezl yoliyle yapılan bir ibra, muteber değildir. Binaenaleyh
bir kimse, borçlusunu şaka yoliyle ibra etse hükmü olmaz.
Hakkı şüf a, daha müvasebe -derhal taleb bulunmadan hezl yoliyle
ibtal edilse sakıt olur. Fakat müvasebeden sonra ibtal edilse sakıt olmaz, bu
hak yine baki kalır. (Yazılan bu meselelerin hususi nıebhasle-rine müracaat!)
(4) : Hata; bir manaca sevabın zıddı
demektir. Diğer bir manaca da amde mukarin olmayan söz veya işden ibarettir.
Burada matlup olan da bu manadır.
« Hata; ne ehliyeti vücube, ne de ehliyeti edaya münafi
değildir. Çünkü hatanın akla ve kuvvetlere tesiri yoktur. Muhti, ihtiyatsız
hareketten hali bulunmamıştır. Hata, tam bir kasde değilse de yine sahih bir
kasde mukarindir.
Mesela : bir kimsenin ava attığı kurşun, bir insana tesadüf
etse bu bir hata olmuş olur. Bunda bir sahih kasd vardır. Çünkü kurşun kasden
atılmıştır. Fakat bu kasd, tam değildir. Zira o insana atılmış değildir. .
« Hatada kasdin tamam olmamasından dolayıdır ki, ietihad
neticesi olan bir hata, hukuki ilahiyyenin sukutu hususunda bir özür olmaya
sa-lihdir. Binaenaleyh bir hadisenin hükmi şer'isini incelediği halde isabet edemiyen
bir müfti, asim olmaz.
Kezalik : kıble cihetini araştırdığı halde isabet edemiyen bir
musai-li, günahkar olmaz.
« Hata; had ve kısas gibi ukubetler hususunda da şüphe teşkil
etmeğe salihdir. Binaenaleyh bir kimseye yanlışlıkla zevcesi olmıyan bir kadın
zifaf edilmekle aralarında mukarenet vuku bulsa hakkında haddi zina ve zinaya
mahsus günah lazım gelmez.
Kezalik : hata yoliyle vuku bulan bir katilden dolayı katile
kısas ve amden katle mahsus günah lazım gelmez. Çünkü bunlar birer kamil
ukubettir. Mazur olan muhti üzerine vacib olmazlar. Şu kadar var ki hata,
taksirden hali delildir. Muhti, ihtiyat ve dikkati terk etmiş olacash cihetle
bundan dolayı asim olur ve hataen katilden dolayı diyet ile, kef-faret ile
mükellef bulunur.
« Hata, hukuki ibadi iskat hususunda özüre salih değildir.
Binaenaleyh bir kimse başkasının bir malını hataen telef etse tazmin etmesi lazım
gelir. Ve hata tarikile olan katilden dolayı lazım gelen diyet, tahfii'
nıaksadile üç seneye tevzi edilir. Çünkü hata, bir Özürdür, tahfifi müstelzim
olur. Ve bu diyet, bir ceza olmayıp bir bedeli mahal olmak üzere verileceğinden
müteaddit kimseler hata tarikile bir şahsı Öldürmüş olsalar, hepsine bir diyet
lazım gelir, yoksa her biri müstakillen bir diyet vermekle mahkum olmaz.
« Hata yoliyle vuku bulan talak sahihtir. Çünkü talak arzusu
bir emri kalbidir, biz buna muttali olamayız. Biz talaka mevzu olan tabirlere
göre .hükm ederiz. Eğer tabirlere itibar olunmazsa hiç bir sözün hükmü kalmaz.
Bir sözü sÖyliyen, «benim bundan maksadım şu idi» diye hakikati sakhyabilir.
Fakat imamı Şafiiye göre hata ile talak vaki olmaz. Çünkü muhtide sahih bir
kasd yoktur.
(5) : İkrah; insanı vaid ile,
tehdid ile kerih gördüğü, istemediği bir şeye hami etmektir ki, iki nev'e
ayrılır:
Birisi, ikrahı mülcidir ki, nefsi itlaf, uzvu kat ile veya
şiddetli darp ile tehdit etmek suretile yapılan ikrahtır. Bu ikrah, mekruhun
rızasını idam, ihtiyarım imha değilse de ifsad eder.
Bir şeyi yapmak veya yapmamak hususlarından birini tercih ile
ona kalben teveccühte bulunmak, bir ihtiyardır. Bir şeye tahsin ve işar suretile
kalben yönelmek de rızadır.
Diğeri, ikrahı gayri mülcidir kir habs ile, kayd ile, darb ile
bittehdit yapılan ikrahtır. Bu, yalnız gam ve elemi mucib olur. Bu, rızayı idam
ederse de ihtiyarı ifsad etmez, fail; yine kaselinde müstakil kalır, kendi
ihtiyarı, hamilin ihtiyarına müstenid olarak kendi intizamını gaib etmiş ve
binaenaleyh fasid olmuş sayılmaz.
« ikrahın hükmüne gelince : alelıtlak ikrah, ne ehliyeti vücube
ve ne de ehliyeti edaya münafi değildir, mükrehin bunlara olan ehliyetini selb
etmez. Çünkü ikrah, mükrehin zimmetine, akl ve buluğuna halel vermez ve ikrah,
mükrehe hitabın teveccühüne münafi olmaz. Bu bi-tab, kendisi için bir ibtila,
bir imtihan mesabesinde bulunur, bundan dolayı mesul olur, ya sevaba veya ıkaba
istihkak kazanır.
« ikrah, her ne kadar bazan ihtiyarı ifsad ederse de ona
bilkülliye münafi bulunmaz. Mükreh, kendi nefsini vikaye için mükrehün bihi ehveni
şer görerek ihtiyarile irtikab eder.
« Mükrehin ihtiyarı fasidile hamilin -icbar edenin -ihtiyarı sahihi
tearuz edince bu sahih ihtiyar, fasid ihtiyara tercih olunur. Çünkü fasid,
sahih mukabilinde madumdur. Bu halde mükreh, hamile alet mesabesinde bulunmuş
olur. Meğer ki tercih, mümkün olmasın. Bu takdirde hüküm, fasid ihtiyara
nisbet olunur. Binaenaleyh mükrehten sadır olan tasarrufat iki kısma ayrılır:
Bir kısmı, hamile, bir kısmı faile, yanı: mükrehe mensub olur. Şöyle ki:
mükrehen vaki olan şeyler, ya akvalden veya ef alden ibarettir. Akval hususunda
mütekellim, başkasına alet olmaya aalih olmadığından bir kimse, bir sözü
mükrehen söyleyince bunun hükmü kendisine iktisar eder, hamiline ait olmaz.
Çünkü bir şahıs, bir sözü başkasının lisanile söylemiş olamaz. Bu halde
bakılır: eğer o söz. fesha mütehammil, rizaya mütevakkıf olmayan şeylerden ise
mücerred ikrahdan dolayı batıl olmaz. I'tak, nikah, talak, ricat, yemin, nezr,
zıha»*, ila, iladan rücu, kısasdan afv gibi. Bu on şeyden her hangi biri ikraha
mebni vaki olsa muteber olur. Ve eğer o söz, feshe mütehammil ve rızaya
mütevakkıf şeylerden ise bununla akdi fasid vücuda gelmiş olur. Bey, ica-re ve
emsali gibi.
Ef'ale gelince : bunlar da iki kısımdır. Bir kısmı, akval
gibidir ki. bunlarda fail, hamile alet mesabesinde bulunmaz, fil kendisine
izafe ohi-nur. Yimek, içmek, zinada bulunmak gibi.. Binaenaleyh bir oruçlu,
diğer bir oruçlu kimseyi iftara icbar etmekle o kimse de iftar etse bununla kendisinin
orucu bozulur, diğerinin orucu bozulmaz. Çünkü bir kimse başkasının ağziie
yiyip içmiş olamaz.
Fillerin diğer bir kısmı ise akval gibi değildir. Bunlarda
failin hami! için alet olmaya ihtimali vardır. Bunlar da iki nevidir.
Birinci nevi : failin hamil için alet sayılması takdirinde
cinayet mahallinin tebeddülü lazım gelir. Bu halde hükm, akvalde olduğu gibi
yine faile İktisar eder. Hacde bir muhrimin diğer bir muhrjmi. sayd'ı Öldürmeğe
icbar etmesi gibi. İşte bu kati, failine ait olur, bu cinayetin mahalli kendisi
bulunmuş olur. Eğer bu kati, mücbire aid olsa cinayet mahalli bu mücbir olur,
icbar bulunmamış, ikrahdan maksad husule gelmemiş bulunur. İkrah ile vuku bulen
bey ve teslim de bu kabildendir. Bundan da failine nisbet olunur. Eğer bu bey
ve teslim, hamile -mücbire nisbet olunup fail, alet mesabesinde telakki edilse
mahali teslim olan mebi. tebeddül etmiş, magsub mahiyetinde bulunmuş olur.
Artık bu bey ve teslimde beyi fasid hükmü değil, gasb hükmü cereyan etmek lazım
gelir. Halbuki bunlar failine nisbet edilince mahalli cinayette tebeddül
görülnıiyeceğinden gasb tahakkuk etmez, müşteri o mebie mülki fasid ile malik
olur.
İkinci nevi : failin hamile alet sayılmasından dolayı cinayet
mahallinin tebeddülü lazım gelmez. Bu takdirde hükm, ir;tidaen hamile nib-bet
olunur. Bir nefsi veya malı ikraha mebni itlaf gibi. Bunlar da hamilin faili alet
gibi istihdam ederek onu çarpmak suretile bu itlaf hadisesini vücude getirmesi
mutasavverdir. Bu halde bu itlaf cinayetinin mu-cebi faile değil, hamile lazım
gelir.
Mesela : bir kimse bir şahsı vaki olan ihraha mebni amden
öldürse kısas, hamile = mücbire lazım gelir, o kimseye lazım gelmez. Çünkü insanlar,
kendi hayatlarım severler, bu bir fıtrat muktezasıdır. Bu cihetle herkes kendi
hayatını korumaya medar olan şeyleri tercih eder, bu bakımdan da kendisi hamilin
bir aleti mesabesinde bulunmuş olur. Maamafih bu katlin günahı kendisine
teveccüh eder. Çünkü kendi nefsini takdim ederek kendisi gibi masumüddem olan
bir kimseye kasd etmiş, kati günahım işlemiş, Hahk Tealaya ma'siyeti müstelzim
olan bir hususta mahluka
itaatte bulunmuştur.
« İkrarlara gelince : bunlardan hiç biri ne ikrahı mülci ve ne
de ikrahı gayri mülci ile sahih olmaz. Çünkü haber verilen şeyin ademine delil
vardır ki, o da ikrah, tehdit vukuundan ibarettir.
« ihtiyar zamanında ikdam edilmesi halal olmayan filler
hakkında ikrah halinde aşağıdaki hükümler cereyan eder:
(A) : Haklarındaki hürmet, ikrah
ile sakıt olmıyan, yapılmalarına ruhsat lahık bulunmıyan fillerdir. Kati, cerh,
zina filleri gibi. Bunları cebren mürtekit olanlar da asim olurlar.
(B) : Haklarındaki hürmet, ikrah ile sakıt olan fillerdir. İkraha mebni şar ab içmek, hınzır veya meyte
eti yimek gibi. Bunlar, ikrahı mül-ei ile mubah gibi olur. Mükreh, bu hususdaki
müsaadei şer'iyyeyi bildiği halde bunlardan kaçınıp bu yüzden kati edilse asim
olur. Bu müsaadeyi bilmediği takdirde ise asim olmaması umulur.
İkrahı gayri mülci ise muharrematı mubah kılmaz. Çünkü onunla
ıztırar hasıl olmaz. Şu kadar var ki, bu, bir şübhe iras eder. Binaenaleyh bir
kimse gayri mülci olan bir ikraha mebni şarab içse hakkında had cezası lazım
gelmez.
(C) : Haklarındaki hürmet ikrah
ile sakıt olmayıp yalnız ruhsata muhtemil bulunan fillerdir. Bu filler, ya
hukukuUaha veya hukuku ibada aid bulunur Hukukullaha aid olan filler de ya
sukuta ihtimali olur veya olmaz.
Şöyle ki : küfrü mucib olan bir sözü söylemek, sukuta ihtimali
olmıyan hukuku ilahiyyeye racidir. Namaz, oruç gibi ibadetler de sukuta
ihtimali olan hukuku ilahiyye cümlesindendir. Bunların hepsinde de ikra hı mülci
sebebile ruhsat cari olur. Binaenaleyh mükreh olan kimse, kalben muvahhid
olduğu halde Üsanen tevhide münafi bir söz söylese veya kalben farziyyetine
kail olduğu halde namazı terk eylese asim olmaz. Fakat sabr edip de ikraha
mebni bunları terk etmiyerek kati edilse şehid olmuş olur. Çünkü onun bu
metaneti, dini ilahiyi izaz demektir.
Bu kısım hukuki ibada gelince: bunlarda da bu ruhsat caridir.
Bir müslümanın malını itlaf gibi. Binaenaleyh bir müslüraanın malını itlaf için
ikrahı mülci vuku bulsa o malı itlaf caiz olur. Fakat bu ikraha rağmen o malı
itlaf etmeyip de bu yüzden kati edilse -inşaallah -şehit olmuş olur. Çünkü
başkasının ismeti malına riayet etmiş, bir zulmü def için kendi nefsini bezi
eylemiş olur.
(6) : Sefah; lügatte hıffet ve
hareket demektir. Şer'an iki manada müstameldir. Birisi, insana ferah veya
gazepten dolayı arız olan bir mf-fettir ki» onu aklı başında olduğu halde şer'i
şerifin ve aklın mucebine muhalif amele hami ve sevk eder. Bu bir umumi manadır,
her mahzuru irtikaba şamildir.
Diğeri de: sefeh, bir işi şerişerife ve akla min vechin muhalif
bir ti-hete tahsis etmektir. Velev ki o cihet, aslı itibariyle meşru ve mahmurt
bulunsun. İsraf. gibi. Bazı israflar, bir ve ihsan şeklinde bulunduğundan aslen
meşrudur. Fakat sahibinin muhtaç bir halde kalmasına sebeb olacağı bakımından
da şer'a, akla muhalif bulunur.
« Sefeh, ehliyeti vücub ve ehliyeti edaya münafi değildir.
Çünkü sefihin aklı ve bedeni yerindedir. Şu kadar ki sefih, yaptığı işde
aklına muhalefette bulunmuş olur. Binaenaleyh onun bu sefihliği,
mükellefiyetine mani Olmaz.
« Sefeh, sahibinin tasarrufatma da münafi değildir. Çünkü
sefih, emanetuliahı tahammüle, hukuku ilahiyye ile mükellefiyyete ehl olunca
hukuki ibada da bitarikilevla ehl bulunmuş olur. Şu kadar var ki, bir kimse
sefih olarak baliğ olsa malları kendisine bilittifak verilmez. Onun menfaatini
muhafaza için bu mallar, imameyne göre bilfiil reşid oluncaya kadar, İmamı
azama göre de sinni rüşde vasıl oluncaya kadar başka bir eminin elinde
bulundurulur. Sinni rüşd ise yirmi beşinci seneden ibarettir.
« Buluğundan sonra sefih olan şahıs hakkında ise fukahamn
ihti-. lafı vardır, imamı azama göre sefih hacr edilmez, tasarrufları nafiz
olur. Çünkü esasen akildir, muhataptır, ehliyeti hukukiyyeyi haizdir, ima-meyn
ise feshi kabil, hezl ile batıl olan tasarruflardan dolpyı hacr edilmesini
caiz görmüşlerdir. Bey, icare, hibe gibi tasarruflar bu kabildendir.
Çünk" bu surette sefihinde, .başkalarının da hakları sıyanet edilmiş olur.
İmamı azam, buna karşı diyor ki: sefihi hacr etmek, onun ehliyetini,
velayetini ibtal, onu behaime ilhak demektir. Bir insanın tasarrufa ta ehl olması,
spzlerinin muteber tutulması, bir nimeti asliyedir. İnsan bununla hayvanattan
temayüz etmiş bulunur. Artık malı siyanet için bu nimeti ibtal etmek, caiz
olamaz.
(7) : Sefer = yolculuk; lügatte
bir mesafeyi kat etmektir. Şer'an: vasatı yürüyüşle en az üç günlük (—18
saatlik) bir yere kadar gitmek üzere vatanın umranatmdan çıkmaktan ibarettir.
« Sefer, ehliyeti vücub ile ehliyeti edaya ve ahkamı şer'iyye
ile mükellefiyete münafi değildir. Şu kadar var ki, sefer, hali, meşakkatten hali
olmadığı cihetle sefer, meşakkat makamına ikame edilerek bazı hususlarda
tahfife sebeb bulunmuştur. Velev ki bilfiil meşakkat bulunmasın.
Binaenaleyh sefer halinde dört rekatlı farz namazlar ikişer rekat
olarak kılınır. Bu, Hanefilere göredir. İmamı Şafiiye göre ise müsafir,
muhayyerdir, dilerse bunları yine dört rekat olarak kılabilir.
Kezalik : sefer, ramazanı şerif orucunun te'hirine tesir eder.
Şu kadar var ki bu hus'usta müsafir, bilittifak muhayyerdir, dilerse orucunu
ikamet zamanına tehir eder ve dilerse sefer halinde tutar.
Bir misafir, ramazanı şerif orucuna niyet edip oruçlu olarak sabahladıktan
sonra artık o günün orucunu bozamaz. Kezalik: bir mukim, ramazanı şerifte
oruçlu bulunduğu halde sefere çıksa o gün orucunu terk edemez., Bu halal
değildir. Şu kadar var ki, sefer hali, bu orucun vücubı edası hakkında bir
şüphe tevlid ettiği cihetle bunu bozduğundan dolayı üzerine keffaret lazım
gelmez. Meğer ki bir mukim, daha sefere çıkmadan orucunu bozsun da badehu
sefere çıksın. Bu takdirde keffaret lazım gelir. Badehu sefere çıkmakla bu
keffaret sakıt olmaz.
« Sefer ahkamı, beldenin ümranından çıkmakla istihsanen sabit
olur. Ve-bir müsafir, daha üç gün yol yürümeden ikamete niyet etse sahih olur.
Velev ki bu niyeti, ikamet edeceği mevziin gayrisinde vuku bulsun. Fakat bir
müsafir, üç günlük bir' yol yürüdükten sonra ikametgah ittihaz edeceği bir
yerde bulunmadıkça ikamete niyeti muteber ol-maz. Çünkü üç günden evvel ikamete
niyyet, seferi def etmek, ondan va?. geçmek demektir. Üç günden sonra niyyet
ise sefer halini ref etmek mesabesindedir. Def ise ref'den esheldir. |