Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

HEPSI - 0-9 - A - B - C - Ç - D - E - F - G - Ğ - H - I - İ - J - K - L - M - N - O - Ö - P - R - S - Ş - T - U - Ü - V - Y - Z


Rükün, İllet, Şart, Sebeb ve Alamet E-Posta
Yazar Mustafa Refik   
04 01 2008

Rükn, bir şeydir ki kendisile başkası .takavvüm eder,  te­şekkül eder. Ve iki kısma ayrılır : Biri, rükni aslidir ki  : kendisi bulun­mayınca kendisile mütekavvim olarak şey de bulunmaz, hükümsüz kalır, imana nazaran tasdiki kalbi gibi ki, bu tasdik bulunmayınca iman da bu­lunmamış olur.

Diğeri de rükni zaiddir ki : kendisinin bulunmamasile kendisile ta­kavvüm eden şey bulunmamış, hükümsüz kalmış olmaz, imana nazaran ikrarı lisani gibi ki, bunun bu icbara mebni bulunmaması, terk edilmesi, imanın bulunmamasını icab etmez.

Zaid rükünler de iki kısma ayrılır : biri, keyfiyet hasebile zaid olan rükünlerdir. ikrar gibi. Diğeri, kemmiyyet itibarile zaid olan rükünler­dir. On kişiden müteşekkil bir heyete nazaran üç, dört kişinin mevcudi­yeti gibi. Bu halde o heyetin altı, yedi azası, bir rükni asli, üç, dört azası da bir rükni zaid bulunmuş olur. Aralarında ekseriyeti ara ile karar usn-Jü cari olunca üç, dört kişinin muhtelif karan, ekseriyetin kararını hü­kümsüz bırakmaz. Bunun içindir ki: «ekseriyet için hükmi kül vardır» denilir.

Elet, bir şeyin, bir hükmün sübut ve vücubü iptidaen ken­disine izafe edilen şeydir. Bu halde illet bulununca o hüküm de bulunur, il­let bulunmayınca o hüküm de bulunmaz.

Akli illetlerde olduğu gibi şer'i illetlerde de -ekserin kavline gö­re __. illet, malulden, malul de illetten sonraya kalamaz, illet bulundu mu malulü de hemen bulunur. Böyle olmazsa illetin sübutile hükmün sü-butüne, aralarında böyle bir rabıta bulunduğuna istidlal sahih olamaz.

Mesela: ateş, yakmanın illetidir. Her ne zaman ateş bulunursa yak­ma hadisesi de bulunur. Bunun gibi her ne vakit tam bir satış muame­lesi bulunursa bunun malulü olmak üzere müşteriye mülkiyyetin sübıı-tü de bulunur. İşte bu, bir illeti tamme, bir illeti hükmiyyeden ibarettir.

İlletler, aşağıdaki yedi kısma ayrılır:

(1) : ismen, manen ve hükmen illettir. Şöyle ki: bu illet; bir şey hakkındaki hükm için vaz edilmiş, o hükümde müessir bulunmuş ve o hüküm ile beraber bir zamanda tahakkuk etmiş olan bir illettir. İşte bu, bir illeti hakikiyedir. Mutlak sauş gibi ki, her ne zaman bir mal hıyarattan ari olarak  satılırsa derhal müşteri satılan şeye malik olur. Binaenaleyh bu satış muamelesi, müşteri için mülkiyetin sübutüne hem ismen, hem manen, hem de hükmen ilettir. Sahih ve lazım olan bir ni­kah da zevç ile zevce arasında meşru münasebetin husulü için böyle bir illettir. Kısasa nazaran amden kati de böyle bir illettir.

(2) : İsmen ve manen illettir. Şöyle ki: bu illet;  hükme vaz edil­miş, hükümde müessir bulunmuş olduğu halde hükme mukarin olmayıp hükümden  mukaddem mevcut bulunan bir illet demektir.   Fuzuli  satış gibi. Çünkü bu satış ile müşteriye hemen maükiyyet sabit olmaz. Bel­ki bu malikiyet husulü, bu satıştan sonra asıl mal  sahibinin icazetine tevakkuf eder. Binaenaleyh böyle bir illete «illeti ismiyye», «illeti ma-neviyye» adı verilirse de «illeti hükmiyye» adı verilemez.

Marazı mevt dahi mariz hakkında bazı hükümlerin tağyiri itibari-le bu kabilden bir illettir. Zira bu hükümlerde tağyir, marazı mevt ile beraber hemen vücude gelmez. Belki ölüm zamanına kadar teehhür eder. Vasiyet hükmü gibi.

Bir vakte muzaf olan akidler de bu    kabildendir. İcarei muzafede olduğu gibi.

Kezalik: bir kimse, memluk olan karibini, mesela: validesini satın alsa bu satın alma muamelesi, o karibin azad olması için böyle ismen ve manen bir illet olmuş olur. Fakat hükmen illet olmaz. Çünkü bunun hükmen illeti, o kimsenin o karibine malik olmasıdır. Binaenaleyh o sa­tış muamelesi ile bu azad keyfiyeti arasında zamanen değilse de rütbe-ten bir teehhür vardır. Yani: o kimsenin malikiyetinin araya girmesi vardır. Bu cihetle o muamele, bir «illeti hükmiyye» sayılamaz.

(3) : Manen ve hükmen illettir. Şöyle ki: bu illet, hükme vaz edil­memiş olmakla beraber hükümde müessir olan ve hüküm kendisine mukarin bulunan bir illettir,  iki cüzüden müterekkib bir illetin son  cüz'ü gibi.

Mesela: bir kimse karibine, yani: bir mahrem olan zi rahimine sa­tın almak gibi bir sebeple malik olsa o karibi azad olur. Bu, karabet hakkına bir riayet neticesidir. Bu halde karabet ile mülkün mecmuu, ıtka bir illettir. Fakat mülk bulunmadıkça yalnız karaket itkin husulü için kafi değildir. Mülkün husulü ise karabetten sonradır. Binaenaleyh mülek, itkin manen ve hükmen illeti bulunmuş olur. Amma mülk, ıtka mevzu olmadığından onun ismen illeti  değildir.

(4) : İsmen ve hükmen illettir. Şöyle ki: bu illet; hükme mevzu ve ona zamanen mukarin olup yalnız müessir olmıyan bir illetten ibarettir. Müsebbeb makamına kaim olan sebeb, ve medlul makamına ikame edi­len delil gibi.

Mesela : yolculuk ve hastalık halleri; namazları kasra, oruçları te'hire, mesh müddetlerini uzatmaya illettir. Bunlar, birer illeti ismiye ve hükmiyyedir. Bu hususta asıl illet, meşakkattir; müşkilatı izale ga­yesidir. Bu meşakkat ve saire bu hükümler için birer hakiki illettir. Se­fer ve maraz halleri ise bunlara sebebdir. Binaenaleyh yolculuk ve has­talık halleri, birer müsebbeh olan meşakkat ve müşkilatı izale yerine kaim olarak bu babdaki ruhsat hükümlerine ismen ve hükmen illet bu­lunmuştur. Zira sefer ve maraz, şer'an bu hükümlere mevzudur. Ve bu hükümler, bunlardan sonraya kalamaz. Yani: her ne zaman sefer ve­ya maraz bulunursa bu ruhsat hükümleri de bulunur.

Kezalik: bazı sözler, nıafizzamirin tercümanı, delili olarak mafiz-zamir yerine kaim olarak bir hükmün ismen ve hükmen illeti sayılır. Çünkü kalbde olanlara başka suretle ıttıla kabil olamaz.

Mesela:, bir kimse zevcesine: «Eğer bana adavetin var ise benden boş ol» diyip zevcesi de «evet., sana adavetim vardır» dese boş olur. İş­te bu söz, o kadının kalbinde adavet bulunduğuna bir delildir. Onun ye­rine kaim olarak talaka ismen ve hükmen illet olmuş olur. Zira talakın vukuu şer'an bu söze muzaftır ve talak vukuu, bu sözden teehhür etme:;.

(5) : Yalnız ismen illettir. Şöyle ki: bu illet; yalnız hükme mevzu olup hükümde müessir ve onunla beraber mevcut bulunnıryan bir illet­tir. Şarta muallak olan icablar gibi.

Mesela: bir kimse zevcesine: «filan yere gidersen benden boş ol> dese bu talik,talak hükmüne ismen illet olur. O yere gidilirse talak vu­kuu tahakkuk eder. Talak vukuu, o yere gidilmesine muzaf bulunmuş­tur. Fakat bu talik, talaka müessir ve ona zamanen mukarin olmadığı cihetle manen ve hükmen illet değildir. Çünkü o yere gidilmedikçe bu­nunla talak vaki olmaz.

(6)   : Yalnız manen illettir.  Şöyle ki: bu illet, bir hükmün illetin 1.teşkil eden iki vasıftan birisinden ibarettir. Mesela: ribanin illeti tam-mesi, Hanefilere göre kader ile cinsten ibarettir. Bunlardan yalnız biri­si ise manen illettir. Çünkü hürmeti ribada tesiri vardır. Fakat ismen illet değildir. Zira bunlardan her biri şer'an ribanın hürmetine vazi edil­memiştir. Hükmen de illet de illet değildir. Çünkü bunlardan yalnız bi­risi bulunmakla ribadaki hürmet hükmü vücude gelmiş olmaz.

Bey ve şira, hibe ve icare gibi muamelattaki icab ve kabullerden her biri de böyle yalmz manen bir illettir. Her ikisi ise o muameleyi, o akdi vücude getirmek hususunda bir illeti tammedir.

(7) : Yalnız hükmen illettir. Şöyle ki: bu illet; hükme mevzu ve on­da müessir olmamakla beraber onunla birlikte mevcut olan bir illettir, illet hükmünde bulunan şartlar gibi.

Mesela: bir kimsenin başkası mülkünde izni olmaksızın kuyu kaz­mış olması, oraya düşüp telef olan bir hayvanın bu telefine bir şart olmakla bundan dolayı icab eden tazmin hükmünün hükmen illeti bu­lunmuş olur.

Vakıa bu kuyu kazmak, tazmin için ismen bir illet değildir. Çünkü bu, şer'an telefe ve onun zımamna mevzu değildir. Manen de illet de­ğildir. Zira bu telefte esasen müessir değildir. Eğer müessir olsa her kuyu kazılınca böyle bir telef hadisesi vaki olmak lazım gelirdi.

Şart, alamet manasınadır.  Cem'i  :  şuruttur. Alameti vu-suk olduğu için mahkeme    saklerine =  hüccetlerine de «şurut»    denir. Sarat da alamet manasınadır. Cem'i  :  eşrattır.  Kıyamet     alametlerine «eşratı saat» denilmesi gibi.

Şart, ıstılahça : hükme müessir ve musil olmayıp kendisi üzerine hükmün vücubü değil, yalnız sübut ve vücudu tevakkuf eden şeydir.

Mesela : Şahidlerin vücudu, nikahın sübutu, sıhhati için şarttır. Şahid bulunmadıkça nikah hükmü vücude gelmez. Fakat şahidler ne hükme müessirdir, ne de nikah için bir musil yoldur. Şahit olacak kim­seler bulunduğu halde nikah akd edilmiyebilir.

Şartlar, aşağıdaki veçhile beş kısımdır :

(1) : Şartı mahzdır. Bu, bir şarttır ki: hükm kendisine muzaf ol­maz ve kendisi hükme bir musil tarik de bulunmaz. Belki kendisi üzeri­ne ya hükmün vücudu veya hükmün illetinin inikadı tevakkuf eder. Bu cihetle şartı mahz, şartı hakiki ve şartı cali nevilerine ayrılır. Şöyle ki: üzerine bir hükmün vücudu tevakkuf eden bir şart, bir şartı hakikidir. Nikaha nazaran şahidlerin, namaza nazaran taharetin vücudu gibi.

Üzerine bir hükmün illetinin inikadı tevakkuf eden bir şart da bir şart-ı calidir ki, bunu mükellef; nazarı itibara alır, tasarrufatını bunun üzerine talik eder. Bir kimsenin zevcesine: «filan yere gidersen benden boş ol» demesi gibi.

Bu sıgai şartiyye, bir taliki talaktan ibarettir. <Filan yere gitmek-, de talak için bir şartı calidir. Kadın o yere gidince talak vücude gelir. Bu halde talak, bir hükümdür. Bunun illeti de «filan yere gidersen boş ol» sözüdür ki, bu illetin mün'akid olmasi, yani: talaka müessir bulun­ması, o yere gitmek şartına mütevakkıf bulunmuştur.      ,

Şartı cali, böyle sıgai şartiyye suretile olacağı gibi delalet suretiy­le de, yani: sıgai şartiyye bulunmayıp kelimei şart melhuz bulunmak yolile de olabilir. Mesela: bir kimse birine hitaben: «filana borç verece­ğin meblağa kefilim» dese bu da bir şartı cali olmuş olur. Çünkü bu, «filana borç bir meblağ verirsen ona kefilim» manasınadır.

(2) : illet manasında olan şarttır. Bu, bir şarttır ki: hükmün ken­disine izafe edilmesine salih bir illet, buna muarız bulunmaz. Tariki amda veya başkasının mülkünde kuyu kazımak, veya içinde mayi bulu­nan bir tulumu yarmak veya bir kandilin ipini kesmek bu kabilden bir şarttır. Şöyle ki:

Mesela: kuyu kazımak, içine düşüp telef olacak şeyin ne illeti ve ne de sebebidir. Belki şartıdır. Bunun illeti ise- içine düşen cismin ağır­lığıdır. Fakat bu düşme hükmü, bu illete, yani: bu ağırlığa izafe edile­mez. Ağırhk, bu isnad ve izafeye salih değildir. Çünkü ağır bir cisim, bir mani bulunmadıkça elbette sukut eder. O halde bu kazıma, bir illet hükmünde bulunur. Telef hükmü kendisine izafe edilir. Telef olan şeyin zamanı, bu kuyuyu bila müsaade kazıyana lazım gelir.

Bu gibi bir misal, diğer bir itibar ile de illet hükmünde sebep sa­yılabilir. Buna ileride de işaret olunacaktır.

(3) : Sebeb hükmünde şarttır. Bu, bir şarttır, bir sabık emirdir ki, hükm  ile  kendi  arasına bir muhtar failin fi'li ihtiyarisi hayiulet eder. Bu fil, o şarta nisbet olunmayıp o faile nisbet olunur.

Mesela: bir kimse, kafesin kapısını açmakla İçindeki kuş kendili­ğinden çıkıp firar etse imamı azam ile Ebu Yusuf'e göre o kimseye za­man lazım gelmez. Çünkü bu firarın illeti, o şart değil, kuşun kendi fili İhtiyarisidir. Kafesin açılması ise sabık emr olan bir şarttır. Faka: imam Muharnmede göre o kimseye zaman lazım gelir. Mecellede de bu kavi, kabul edilmiştir. Zira kuşun firarı, onun cibilliyeti zaruriyyesi, adeti tabiiyesi muktezasıdır, ihtiyari sayılmaz.

(4) : ismen şarttır. Bu; hükm kendilerine talik olunan iki şarttan ilk evvel vücude gelen şarttır. Bu halde  ceza, ikinci şartın     vukuunda vücude gelir.

Mesela: bir kimse, zevcesine: «babanın -evine -ve kardeşinin evine gidersen benden boş ol» dese talak hükmünü iki şarta talik etmiş olur. Şimdi kadın yalnız babasının evine gitse iki şarttan yalnız birisi vukua gelmiş olur. Fakat bu, talakın vukuuna kafi bir şart değildir. Bu cihetle bu,  yalnız ismen, sureti zahirede bir  şart olmuş olur, Bilahara kadın  daha  zevciyyet  baki iken  kardeşinin de evine giderse o zaman talak vukua gelir.

(5) : Alamet manasına olan şarttır. Bu, ya hafi olan bir illetin ha-fasını izale ederek tahakkukunu izhar eden bir şarttır. Veya bir illetin hafi olan sıfatının tahakkukunu nruzhir olan bir şarttır. İki misal iraa edelim  :

Birincisi: bir mutallaka iddeti içinde bir çocuk doğurduğu halde kendisini boşamiş olan-kocası, bunu inkar etmekle bu çocuğun doğdu­ğuna kabile şahadette bulunsa bununla imameyne göre viladet ve ne-seb sabit olur. Çünkü,bu viladet, neseb hususunda alamet manasına bir şarttır. Yoksa bu viladet, nesebin illeti değildir. Zira bunun illeti uluk-dur, yani: rahimdeki maddei hayatiyyedir. Fakat bu illet, hafidir. Vila­det ise bunun hafasını izale eden bir şarttır. Bu, böyle alamet manası­na şart olduğu için de kabilenin şahadetiie sabit olmaktadır. Çünkü ala­metlerin sübutü için hücceti kamileye ihtiyaç yoktur.

Fakat viladet, imamı azama göre nesebin alamet manasına olan şartı değildir. Belki onun hakiki şartıdır. Bu cihetle viladet yalnız ebe kadının şahadetiie değil, en az iki erkek şahidin şahadetiie sabit olur.

İkinci misal : ihsanın vukuu, yani bir müslim veya müslime hak­kında sahih bir nikah ile mukarenetin vukubulmuş olması, zinaları tak­dirinde recm edilmeleri için şer'an alamet manasına bir şarttır. Bu şart, recmin illeti olan zinanın vasfını bildiren bir şart olduğu için alamet ma­nasını haizdir. Şöyle ki: recmin vücudu bir hükmdür. Bunun illeti de bir müslimin veya müslimenin usulen nikahı sahih İle mukarenet vu­kuundan sonra irtikab edeceği bir zina hadisesidir. işte ihsan, recm hükmünün illeti olan zinanın bu vasfını izhar etmekte olduğundan onun alamet manasına bir şartıdır.

Bu alamete hükm, ne vücuben ve ne de vücuden izafe olunamaz. Binaenaleyh ihsana şahadet edenler, bilahare hükümden evvel veya sonra bu şahadetlerinden rücu etseler kendilerine bir zaman lazım gelmez.

Sebeb, lügatte yol, kapı, ip m anaları nadir. Istılahta  : bir hükme tarik olan, yani: hükme musil    bulunan şey demektir.  Binaen­aleyh sebeb, hükme mevzu değildir ve hükme müessir de değildir. Bel­ki hükme kavuşturan bir yoldur.

Maamafih sebeb lafzı, herhangi bir hükmi şer'iyi muarrif olan bir şer'i hükme alamet bulunan bir manada da kullanılır. Bu, bir umumi manadır. Bu bakımdan sebeb, illete de şamildir. Mesela: biz bir şeyin vücudüne illet olan şeye sebeb veya sebebi rrmcib deriz. Cem'İne de «es­babı mucibe» denilir.

Sebebler, şu dört kısma ayrılır:

(1) : Sebebi hakikidir. Bu, hükm için yalnız bir tarik olup hüküm­de tesiri buhınmıyan ve hükmün vücudu veya vücubu vaz cihetinden -kendisine izafe edilmiyen bir sebebdir. Sirkate veya katle delalet gibi.

Hakiki sebebin hükmü, eseri fil, kendisine muzaf olmayıp bir illete -muzaf olmaktır. Şöyle ki: bir kimsenin bir sirkate veya katle mübaşe­reti, bir illettir. Bunlara delalet etmesi de bir sebebdir. Binaenaleyh bir sirkat veya kati fili, doğrudan doğruya mübaşirine izafe edilir, ve icab eden zaman, bu mübaşire teveccüh eder, sebebe izafe edilmez. Bunlara delalet etmek = yol göstermek, teşvikte bulunmak ise bunlara musıl bir yol olduğundan bunu irtikab eden, zamin olmaz. Şu kadar var ki ayrıca tağrir cezasına müstahik olur.

Ancak bazı sebebler vardır ki, bunların sahibi, mübaşir hükmün­de bulunur.

Mesela: bir kimse, kendi yanında emanet olan bir malın yerini hır­sıza haber verip de çalınmasına sebebiyet verse o malı zamin olur. Her ne kadar burada da araya girmiş bir illet, yani hırsızın sirkati var ise de o kimse, emniyeti izale ettiğinden taaddi ve taksiri yüzünden bu ze-tnan ile mahkum olur.

(2) : tUet hükmünde olan sebebdir.  Bu,     kendisile hükm  arasına giren illet, kendisine isnad ve izafe olunan sebebdir. Bu sebebin hükmü: eseri filin kendisine muzaf olmasıdır.

Mesela: bir kimse bir hayvanı tarik-i amda Önünden veya arkasın­dan sevk ederken hayvan birisinin bir malını basıp veya çarpıp telef etse bunun zemanı o kimseye lazım gelir. Vakıa bu halde o kimse yal­nız bir sebebdir. Hayvanın fili ise bir illettir. Fakat bu illetin eseri o kimseye rdsbet edilir. Çünkü hayvanın yürüyüşü kendi ihtiyarile değil. saikinin veya kaidinin iradesiyledir. Binaenaleyh onun bu telef olmaya sebebiyet vermesi, bir illet mesabesinde bulunmuş olur.

Umuma ait yollarda taş yığmak, içinde mayi bir şey bulunan bir kabı yırtmak veya delmek, bir kandilin, avizenin ipini, zincirini kesip kırmak gibi sebebier de böyle illet hükmündedirler.

(3) : Kendisinde illet şüphesi  bulunan sebebdir. Bu, bir hadisenin sebebidir ki, o hadisenin hükmü, salahiyetli, elverişli olmamasından do­layı illetine muzaf olmaz; o illet, bu hükme mevzu bulunmaz. Bu cihet­le o hadisenin hükmü bu sebebe muzaf olur.

Bu nevi bir sebebin hükmü, taaddi bulunmak şartile eseri filin kendişine izafe edilmesidir.

Mesela : bir kimse, başkasının mülkünde izni olmaksızın tecavüz tarikile bir kuyu kazdığı için oraya bir hayvan düşüp telef olsa zemanı o kimseye lazım gelir. Vakıa o kimsenin bu kuyu kazıması, bu telef için bir sebebdir. Bu telefin asıl illeti ise o düşen hayvanın sıkletidir. O sikiet = a&ırhk olmasaydı bu kuyuya düşüvermezdi. Fakat telef hük­mü, bu sıklete izafe edilemez. Çünkü sıklet bu izafeye salih değildir. Binaenaleyh biradaki sebebde illet şüphesi bulunmuş olur. Artık hüküm ona isnad edilir.

Filhakika hükmün illetinin tahakkuku için şart olan şey, bu sebeb-le vücude gelmiş oluyor. Zira eğer bu sebeb, bu kazıma fili bulunmasay-dı telef vukuu tahakkuk etmezdi.

Kezalik: bir kimsenin büyük zevcesi, henüz çocuk bulunan diğer zevcesine kendi südünü verse ikisi de o kimseye haram olur. Bu hadi­sede süd vermek, bu hürmete bir sebebdir. Çocuğun süd emmesi de bu hürmete bir illettir. Fakat çocuk süd emmekte mazurdur. Binaenaleyh bu sebeb, bir illet şüphesini, bir illet mahiyetinde bulunmak şaibesini haiz bulunmakla bu hürmet hükmü; süd emmeğe değil, bu süd verme­ğe izafe edilir.

(4) : Sebebi mecazidir. Bu, hüküm için halen değil, istikbalen bir kavuşturucu yol olan sebebdir. Talakı talik etmenin cezaya, ve Allah Tealaya yemin etmenin keffarete sebeb olması gibi. Şöyle ki: bir kim­se zevcesine: «filan ile görüşür isen benden boş ol» diyip o da görüşse talak vaki olur. Bu talakın illeti, görüşmektir. Mecazen sebebi de bu ta­liktir. Bu talik -bu talakı görüşmeye rabt ise derhal talak hükmüne, talak vukuuna musıl bir yol değildir. Belki filan ile görüşme vukubu-lursa o zaman bu hükme musil bir tarik olmuş olur.

Kezalik : bir kimse: «Vallahi ben filan ile görüşmem» diyip de bi­lahare onunla görüşse üzerine keffareti yemin lazım gelir, tşte keffaret bir hükümdür. Yemin de bu hükme bir sebebdir. Bunun illeti ise yemin­de hanis olmaktır. Yemin ise keffarete halen değil, istikbalen, yani: ye­minde durmayıp onu bozmakla hanisiyyet vukuunda sebep olduğu için bir hakiki sebeb değil, bir mecazi sebeb bulunmuştur. (Sebebler için «şer'i hükümlerin sebebleri ve şer'i hikmetleri» serlevhasına da müra­caat!.)

534 -: Alamet, iugatte emare, nişane manasınadır. Minareler: miller gibi. Istılahta: bir hükmü tarif ve beyan eden şeydir ki, o hük­mün ne vücubü ve ne de vücudu kendisine taalluk etmez.-

Alametler, şu dört kısma ayrılır:

(1) : Alameti mahzdır. Bu, hafi bir    enirin vücudüne delalet eden bir emaredir. Tekbirler gibi ki, namazda bir rükünden diğer bir rükne intikal edildiğine nişanedir. Bir akd için tayin edilen müddet de bu ka­bildendir.

Mesela : bir mal, bedeli filan aydan on gün sonra verilmek üzere satılsa o ay, bu bedelin verileceği vakit için bir alamet olmuş olur.

(2) :  Şart  manasına alamettir.   Viladetin     nesebe, ihsanın hükmi recme alamet olması gibi. Nitekim şart kısmında işaret olunmuştur.

(3) : illet manasında olan alamettir. Şer'i illetler gibi. Mesela: va­kitler,  namazlara  nazaran birer sebeb,     birer illeti şer'iyyedir. Nikah, mülki mutaya, amden kati de kısasa nazaran birer şer'i illettir. Bu gibi ileli şer'iyye, ileli akliyye gibi müessir değildir. Belki bunlar, şarii mii-.binin tayinile vücub, hıl, ceza gibi -bizce hafi olan -hükümlerin vü­cudüne birer emaredir.

(4) : Mecazen alamettir. Hakiki illetler ve hakiki şartlar* gibi. Me­sela: güneşin doğması, gündüzün vücudüne illet olduğu gibi alamet do olabilir. Şahidlerin vücudu de nikahın şart olduğu gibi nikahın sıhhati için alamet de olabilir.

Velhasıl : illiyet, şartiyyet, sebebiyet, alamet gibi şeyler, itibarat ve haysiyyat hasebile bir şeyde içtima edebilir. Yani, bir bakımdan illet veya şart sayılan bir şey, diğer bir bakımdan sebeb veya alamet sayı­labilir. Bunda bir münafat yoktur.

 
Kapa