Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

HEPSI - 0-9 - A - B - C - Ç - D - E - F - G - Ğ - H - I - İ - J - K - L - M - N - O - Ö - P - R - S - Ş - T - U - Ü - V - Y - Z


Ravi, Metin ve Sened İtibariyle Hadisler E-Posta
Yazar Mustafa Refik   
04 01 2008

Sünnetler, hadisler, sadrı evvelden beri şüyu ve intişar ba­kımından mütevatir, meşhur ve müstefiz. haberi ahad nevilerine ayrıl­dığı  gibi yine  haberi  ahad  kabilinden  olarak   aziz, garib nevilerine de ayrılır.

Resulü Ekrem'e veya bir sahabiye veya tabiinden bir zata ref ve isal edilmeleri bakımından da merfu, mevkuf veya maktu nevilerine ayrılır.

Senetlerinin Resulü Ekrem'e veya bir sahabiye veya bir tabiiye bi-la inkıta isal edilip edilmemesi itibarile de muttasıl veya müsnet, mürsel, munkati,  mu'dal, muanan,   muallak,  müdelles   nevilerine  inkısam  eder.

Sünnetler, hadisler, ravilerinin adalet ve zapt gibi vasıflarına ve senetlerinin ittisal ve inkıta gibi hallerine göre de sahih, hasen, zayıf muallel, metruk, şaz,  münker nevilerine  ayrılır.

Metinlerinin veya senetlerinin tebdil ve ilavesi veya uydurulmuş ol­maları itibarile de müdreç. muztarib, musahhaf, muharref. müphem, mevzu nevilerine munkasim bulunur. Bunlara dair sırasile malumat verilecektir.

Yukarıda mütevatir, meşhur, haberi ahad kabilinden olan sünnetlere  dair  malumat verilmiştir.   Hadisi   aziz, hadisi   garip   denilen sünnetler de haberi ahad kabilindendir. Şöyle ki: Ravileri iptidadan in­tihaya kadar en az iki zattan veya bazısı iki bazısı ikiden ziyade zevat­tan ibaret olan ve ahad derecesini geçmeyen bir sünnete  «hadisi aziz» denir. Mesela: bir hadisi şerifi yalnız Ebu Hüreyre ile Enes ibni Malik (radıyallahü anhüma)  rivayet edip bunlardan da birer veya ikişer zat rivayet etse bir hadisi aziz olmuş olur. Maamafih şayi olan bir ıstılaha göre hadisi aziz ile hadisi meşhurda ilk tabakadaki ravinin birden ziya­de olması şart değildir. Binaenaleyh bir hadisi şerifi Resulü Ekrem'den evvela bir sahabi rivayet edip ondan da iki zat rivayet etse yine hadisi aziz olmuş olur. Bunlara «haberi aziz» de denir.

Hadisi garib'e gelince bu da her tabakada yalnız bir ravi tarafım­dan rivayet edilen hadistir. Buna «Ferd» de denir. Garip olan hadislerin, bir çoğu sahih değildir. Fakat bazıları da sahihtir. Garip olmak, sıh­hate mani değildir. Senedini teşkil eden raviierin adalet ve zapt derece­lerine göre ya sahih veya zayıf bulunur.

Sünnetler, Resulullaha veya bir sahabiye veya bir tabii­ye ref ve ittisal edilmelerinden dolayı merfu, mevkuf veya maktu adı­nı alır. Şöyle ki:

Hadisi hıerfü; Resulü Ekrem'den sarih veya sarih hükmünde ola­rak muttasıl veya münkati bir senet ile rivayet edilen herhangi bir ha­distir. Mesela: Bir sahabinin, veya bir tabiinin, veya herhangi bir za­tın (kale Resulullah.. = Resulü Ekrem sallallahü aleyhi vesellem şöyle buyurdu veya buyurmuştur veya şöyle yaptı veya yapmıştır veya şöy­le bir hadiseye karşı sükut buyurdu veya buyurmuştur) diye rivayet et­tiği bir sünnet, sarahatten bir hadisi merfudur.

Bir musannifin hiç senet zikr etmeksizin: (Kalennebiyyü sallallahü aleyhi vesellem = peygamber aleyhisselatü vesselam şöyle buyurmuş­tur)  diye naklettiği bir hadis de bu kabildendir.

Sahabei kiramdan veya tabiinden bir zatın akıl ile idrak edileme­yecek bir şeyi, mesela: ahret hayatına müteallik bir hadiseyi veya bir ayetin sebebi nüzulünü ve geçmiş veya gelecek zamana ait bir vakayı kur'anı mübinden veya israili yy attan ahz etmeksizin ve Resulü Ekrem'e sarahaten isnat eylemeksizin nakl etse bu da hükmen merfu bir hadis olur. Çünkü buna başka türlü ıtlaı tasavvur olunamaz.

Bir sahabmin içtihat mevzuu olmayan bir işi meşru görerek işleme­si de Resulü Ekrem'e hükmen ref edilmiş bir hadisi fili sayılır. imam Şafiinin rivayetine göre Hazreti Ali'nin küsuf namazının her rekatında iki defadan ziyade rüküa varması bu cümledendir.

Kezalik: bir sahabinin: Biz Resulü Ekrem'in zamanında şöyle ya­pardık. Demesi veya: Biz şöyle yapmakla memur idik, veya şöyle yap­maktan nehy olunmuştuk. Demesi de bu kabildendir.

Hadisi mevkuf ise akıl İle idrak edilecek bir-şeyin muttasıl veya munkati bir senet ile sahabei eüzinden birine sarahaten isnat ve ifca*v edilmesidir. Mesela: «Hazreti Ömer, şöyle söyledi veva şöyle yaptı ve­ya şöyle bir hadise karşısında sükut buyurdu» denilse bu bir hadisi mevkuf olmuş olur.

Hadisi maktua gelince bu da: akıl ile anlaşılabilen bir geyin' mut­tasıl veya munkati bir senet ile tabiini kiramdan veya onların tabilerin-den bir zata isnat edilmesi suretiel olan hadistir. Mesela: Hasanı Bas-ri, şöyle dedi, veya yaptı veya şu hadiseyi görüp sükut etti.» denilse bu, bir hadisi maktu olmuş olur.

Bu hadiseler de, misallerden de anlaşılacağı üzere kavli, fili, takri­ri kısımlarına ayrılmaktadır.

Senetlerinin Resulü Ekrem'e veya bir sahabiye veya bir ta­biiye bila inkıta isal edilip edilmemeleri bakımından muttasıl veya müs-net, mürsel, munkati vesaire namını alan hadislere gelince bunlardan muttasıl, mürsel, munkati hakkında malumat vermiş bulunuyoruz.   Biz burada  mu'dal,   muan'an, muallak,   müdelies denilen  hadislere  dair  sırasile biraz  malumat vere­ceğiz.

Mu'dal:  Sahabiye varıncaya kadar ravilerinden iki veya daha ziyade vasıta zikredilmeyip terk edilmiş bulunan hadistir ki, bu da  usuliyyuna göre  mürsel demektir.

Muan'an: Senedinin bir yeya birkaç yerinde  «an» tabiri kullanılan, mesela: (haddesena fülanün an fülanin an fülan..)  diye riva­yet edilen hadistir. Buna «anane» tarikile rivayet de denir.

Sahih görülen kavle göre bu suretle hadis rivayet eden zatki, ken­disine «muan'in» denir. Eğer tedlis ile maruf değilse ve an = den lafzile zikrettiği Şeyhi ile aralarında mülakat mümkün -İmam Buha-sırasmda malumat vermiş bulunuyoruz. Biz burada mu'dal, muan'an, riye göre sabit = ise rivayet ettiği bu hadis, muttasıl sayılır. Bazı ule­maya göre ise, hadisi muan'an, her halde munkati sayılır..

Bazan «an» yerinde (enne) kullanılır- Mesela: (Haddesenezzühriy-yü ennebnel müseyyebe kale keza..) denilir. Cumhura göre bu da «an» hükmündedir. Mutlak olarak istimali, tedlisden selamet, imkanı müla­kat şartile işitmeğe hami olunur, yani ravi onu nakl ettiği zattan işit­miş sayılır.

Hadisi muan'ana bir misal: Sahihi Buharı.

Yani Buharı merhum Süleyman'dan, o da Şu'beden, o da Halidden, o da Kılabeden, o da Enes ibni Malikten rivayet etmiştir. Peygamberi Zişan Efendimiz buyurmuştur ki: Her ümmetin bir emini vardır. Bu ümmetin emini de  aşerei mübeşşereden olan-Ebu Ubeydedir.

Muallak, senedinin yalnız iptidasından bir veya birkaç ra-visi hazf edilmiş olan hadistir. Mesela: Bir zat kendi şeyhini ve şeyhi­nin şeyhini zikr etmeksizin onların fevkindeki ravilerden itibaren cezm sigasile senedi zikr etse, mesela:   (Flan dedi veya yaptı veya şöyle rivayet etmiştir.

Sahihi Buharide talik pek çoktur. Mesela: (Allahü ehakku en yüs-tahya minhü -Allahü teala kendisinden haya olunmaya herkesten daha haklıdır.) hadisi şerifi muallaktır. Çünkü Buharı merhum, bunu «Kale behzübnü hakimin an ebihi an ceddihi anirinebiyyi sallallahü aley­hi vesellem)* diye cezmen rivayet etmiştir. Halbuki Buharı, Behze yetiş­memiştir.

Hadisi muallak, esasen red edilen hadisler kısmına dahildir*. Iskat edilen ravinin hali meçhul kalmış oluyor. Bu cihetle talik, bir kusur­dur ve mürtekibi tedlis ile meşhur ise hadis müdelies kabilinden sayılır. Fakat muallak hadis, başka bir tarik ile rivayet olunur da bununla sa­kıt olan ravinin ismi bilinir ve onun sika olduğu anlaşılırsa bir hadisi sahih olabilir. Bahusus hadisi Buhari gibi bir zat cezm sigasile zikr ederse senedinin kendisince sabit olduğuna ve ancak sahih bir maksada mebni raviyi hazf eylediğine hükmolünur.

Bazı ulemaya göre senedi hiç zikr edilmeksizin : (Kalennebiyyü sal-lallahü aleyhi vesellem = peygamber efendimiz şöyle buyurdu) diye nakl edilen bir hadis de «muallak» sayılır.

Müdelles, senedinde ravilerinden biri ligarezin bırakılmış, onun fevkindeki raviden işitildiğini iham eder gibi bir tarzda rivayet olunmuş veya ravilerinden biri bir garaza mebni kendi maruf ismile ve­ya künyesiie zikr edilmemiş olan hadistir. Tedlis yapan raviye: «mü-dellis» adı verilir. İsmi bırakılan raviye de «müdellesün anh» denir.

Esasen tedlis, bir malın kusurunu müşteriden gizlemek manasına­dır. Bunun deles maddesinden müştak olduğu da söylenmiştir. Deles ise: Nur ile zulmetin, aydınlıkla karanlığın karışık bir halde bulunması de­mek olan alaca karanlıktan ibarettir.

Hadislerde tedlis üç suretle olur:

(1) : Tedlis fil isnaddır ki, ravi, hadisi kendi şeyhinden işitmiş ol­duğu halde onu bırakıp hadisi mülaki olduğu şeyhinin şeyhinden işitmiş olduğunu  iham eder bir vecihle   :   Mesela   :   «Kale fülanün» veya   «an fülanin» diye rivayet eder. Halbuki bu hadisi, şeyhinin şeyhinden işit­memiş olduğu huffazı hadisin şahadetlerile mazbut bulunur.

(2) : Tedlis fittesviyedir ki ravi,  şeyhini zikr etmekle beraber onun fevkinde bulunan ravilerden birini za'fı sebebile terk eder,  diğer si'ka olan ravileri zikr ederek böylece senedin bütün ricalini mevsukiyet bakımından  müsavi  kılar.  Buna   «tecvit»   de denir ki,  gözleştirme   de­mektir.

 (3) : Tedlis fişşüyuhtur ki ravi, şeyhini veya şeyhinin şeyhini maruf olmayan bir ismile veya künyesile veya nisbetile zikr veya bir sı­fat ile tavsif ederek bu veçhile hadisin senedini metin göstermek ister. Tedlisin en şerlisi budur.

BakiyyetübnülveKd, bu nevi tedlisi en ziyade yapanlardan imiş. Süf-vanübnü uyayne, ibni İshak, A'meş, Katade; Sevri. Velid ibni Müslim gibi saduk zatlar da tedliste bulunmuşlardır.

«Tedlisler, bir fasid garaza müstenit olursa, mesela: ravinin zafmı örtbas etmek veya o raviden rivayete tenezzül etmemek gibi bir mak­sada mübteni olursa mezmum, makduh, olur. Fakat sahih bir garaza müstenit olursa, mesela: senedi kısaltmak, veya şeyhi Sikadan olmak­la beraber samiierce meçhul bulunmak, veya aynı ismi tekrardan kaçın­mak, veya şeyhinin küçük olmasına mebni rivayetine kıymet verilme­mesinden korkmak gibi bir maksada mebni bulunursa mezmum. mak-duh olmaz. Bu veçhile tedlis, bir kizb değildir. Binaenaleyh müdellisin adaletini-iskat etmez. Fakat ravi. hadisi şeyhinden işitmiş olmadığı hal­de onu ondan işitmiş olduğunu iktiza eden bir siga ile irad eder, mesela: «semıtü an fülanin = filandan işittim- veya «kaddesena fülanün -fi­lan bize haber verdi» derse bu, tedlis değil, kizb olur. Artık bu tedlis yapanın diğer rivayetleri de kabul edilmez.

Bazı zatlara göre hadisi müdelles. mutlaka kabul edilmez. Fakat sahih görülen şudur ki: ravi. işitmiş olduğunu beyan etmeksizin hadisi işitmek ihtimali olan bir lafz ile rivayet ederse bu. hadis mürsei hük­münde  olur.  Sahihi  Buharide ve Müslımde bu  kabil hadisler  vardır.

Havilerinin adalet ye zapt gibi vasıflarına ve senetlerinin

ittisal  ve inkıtaı   gibi   hallerine  mebni   sahih  vesaire  nevilerine  ayrılan sünnetlere gelince bunlar da sırasile şunlardır:

Hadisi sahih: iptidasından müntehasına kadar adil, zabit

raviler  tarafından muttasıl  bir senet  ile   rivayet edilmiş olan hadisdır ki, iki kısma ayrılır.

Biri: sahih' lizatihidir ki. ravilerinde adalet ve zapt sıfatları, sene­dinde de ittisal hali vechi kemal üzere bulunan ve şaz. muallel bulun­mayan hadistir.

Diğeri: sahih ligayrihidiı ki. ravilerin adalet ve zaptında bir nevi kusur ve noksan bulunmakla beraber diğer bir hadisi sahih ile teeyyüt etmekle veya daha birçok tarikler ile rivayet edilmekle veya sair bir veçhile senedindeki bu kusur ve noksan, cebir ve telafi edilmiş olan ha­distir.

Demek ki, bir hadisin lizatihi sahih olması için başlıca beş şart vardır:

(1) : Muttasıl bir senet ile rivayet edilmiş olmalıdır. ,Bu halde mür-sel, muallak, munkati, mu'dal olan hadisler, lizatihi sahih olamaz.

(2) : Ravilerin hepsi de adil olmalıdır. Adaletle maruf olmayan bir ravinin naklettiği hadis, lizatihi sahih değildir.

(3) : Ravilerin hepsi de tamüzzabt olup nakl ettikleri şeyi hakkür. bellemiş, eksiksiz, artıksız olarak hıfz etmiş olmalıdır.

(4) : Şaz olmamalıdır.

(5) : Muallel olmamalıdır.

İmamı Azam"a göre hadisin sıhhati için ravinin fakih olması da şarttır.

İmam Buhariye göre her ravinin rivayet ettiği hadisi kendi şeyhin­den işitmiş olduğunun sabit bulunması da bir şarttır.

Hadisi hasen, hadisi sahih ile hadisi zaif arasında bir mer­tebeyi haiz olan, yani: -ravilerinin sıfatlarında bir nevi kusur bulunan hadisdir ki, iki kısma ayrılır.

Biri: lizatihi hasendir ki. ravisinin yalnız zaptında bir nevi kusur bulunup başka tarikler ile rivayet edilmek gibi bir suretle bu kusuru te-'afi edilmemiş olan hadistir.

- Diğeri: ligayrihi hasendir ki, esasen hadisi zaif iken zaafı başka birçok tarikler ile rivayet edilmek gibi bir veçhile mündefi bulunan ha­distir.

«Hadisi zaif: ravilerinin adalet ve zaptında veya senedinin ittisalin­de kusur bulunup başka bir veçhile bu kusuru cebr ve telafi edilmemiş olan hadistir.

Mürsel, muallak, mu'dal, munkaü. müdeiles, muallel, şaz, münker, metruk, müdrec, maklup. muztarip. musahhaf, muharref denilen hadis­ler, bütün ahadisi  zaife kabilindendir.

Hadisi sahih ile hadisi hasen. hem halal ve haram husu­sunda, hem de muamelat hususunda ihticaca saiihtir. Hadisi zaif ise an­cak ibadete veya ahlaka dair t ergi p ve terhip hususunda muteber olabi­lir, kendisile yalnız fezaili  a'mai hususunda amel caiz görülebilir. Meğer ki, za'fı pek şiddetli olsun, mesela: ravisi yalan söylemekle, fahiş galat 'ar ile maruf bulunsun. O takdirde bir hadis olarak telakki edilemez.

Şunu da ilave edelim ki: sahih ve hasen olan hadislerin dereceleri kuvvet -ve makbuliyet itibariie mütefavet olduğu gibi zaif denilen hadis­lerin  zaaf dereceleri  de  mütefavettir.

Bir de bir hadis hakkında sahih, hasen veya zaif denilmesi, ravile-nnin sikadan olup olmadıklarına ve senedine nazarandır. Nefsülemir ıtibarile değildir. Yoksa olabilir ki, sahih denilen bir hadis, zaif bilakis zaif sanılan bir hadis de haddi zatında sahih bulunmuş olur. Çünkü si-kattan olan bir ravinin hataya maruz kalmış olması mümkündür.  Zaif görülen bir ravinin d$ hakka tercüman olmuş bulunması melhuzdur. Şu kadar var ki, bizce nefsülemir meçhul olduğundan bizim için ravilerin, ve senetlerin evsaf ve ahvaline bakmaktan, ona göre hüküm vermekten başka çare yoktur.

Hadisi muallel: hakkında kadh ve ta'm icap edecek olar kusurlardan salim görülen, bununla beraber  kendisinde  sıhhatini  ihlal edebilecek gizfi bir illeti kadh bulunan hadistir. Böyle bir hadisin sıh­hatine dokunabilecek gamız sebebi kadhe «illet»  denir ki, buna ancak hadis ilminde pek çok maharetleri olan zatlar muttali olabilirler. Hatta deniliyor ki, bir hadisin illetini keşf edebilmek    fevkalade bir ihataya mütevakkıftır, o hadisin bütün tariklerini,  yani:   isnatlarını toplamaya Ve rivayetlerinin ihtilafına, her birinin zapt ve itkanının derecesine dik­katle nazar etmeğe bağlıdır. Bir hadisin bütün tarikleri bir araya cem edilmedikçe muallel   olup  olmaması   anlaşılamaz.

Bir ravinin naklettiği hadis hususunda vehme düşmesi, mesela: metinleri veya raviieri birbirine karıştırması, veya merfuu, mevkuf, ve bilakis mevkufu merfu göstermesi, yahut kendisinden kuvvetli ravilere muhalefet etmiş bulunması da nakl ettiği hadis hakkında birer illeti kadhtir. Velhasıl kendisinde böyle bir illet bulunan hadise muallel de­nildiği gibi  «alil»,  «malul» de denir.

Mesela: (Elbeyyiam bilhıyar ^ alan satan muhayyerdirler) hadisi şerifini Süfyanı Sevri, Abdullah ibni Dinardan rivayet etmiştir. Bunu bir çok muhaddisler de böyle zapt etmişlerdir. Halbuki Yala ibni Ubeyd, bu hadisi Süfyanı Sevrinin Arar ibni Dinardan rivayet ettiğini naklet­mekle gaflete düşmüştür. Binaenaleyh bu hadis, Ya'lanın rivayetine na­zaran mualleldir. Şu kadar var ki Amr ibni Dinar ile biraderi Abdullah ibni Dinardan her biri sika olduğundan bu gaflet, yalnız senede aittir, metne tesir etmiş değildir.

Muallel ,bir hadis ile amel cihetine gelince bakılır: eğer bu hadis-, deki illet, onun sıhhatini cerh etmediği gibi hakkında, ta'n ve kadhi de müstelzim değilse kendisile amel olunabilir. Sika tarafından muttasıl bir hadisi mürsel gibi rivayet etmek bu kabildendir. Fakat bu illet, hadisin sıhhatini cerh ederse veya onun hakkında ta'm mutazammın bulunur­sa o hadis ile amel edilemez.

Hadisi metruk; ibadet ve taat hususunda fisk ve taksiri veya rivayetinde gafleti ve çokça galatı bulunmakla zaif sayılan bir ra­vinin nakl ettiği hadistir. Böyle bir kimsenin    rivayeti,  sikadan hiçbir kimsenin rivayetine muhalif görülmediği halde yine metruktür.

Mesela:  = cennete ne bir hiylebaz, ne bir cimri, ne de eli altında bulunanlara kötü muamele eden bir kim­se girmeyecektir.) hadisi metruktür. Çünkü bunu yalnız Sadaka ibni Museddakik, Ferkadibni Mürre tarikile rivayet etmiştir. Bunu bu tarik ile başkası rivayet etmemiştir. Sadaka ile şeyhi olan Ferkad ise ziyade zaaf ile müttehemdirler.

Böyle bir hadisi zaif bir ravi, diğer zaif bir raviye muhalif olarak nakl etse hangisinin za'fı hafif ise onun nakl ettiği mürecceh olur.

Hadisi şaz; makbul, sikadan madut olan bir ravinin ken­disinden daha makbul olan sikalara muhalif olarak nakl ettiği hadistir. Bu muhalefet, metinde olacağı gibi senette de olabilir.

Bazı muhaddislere göre şaz, bir sikanın münferiden rivayet ettiği hadistir veya yalnız bir isnadı bulunan hadistir. Bu halde ravisi sika ise tevakkuf olunur, o hadis ile hemen ihticac edilmez, sika değilse hadisi «metruk» olur.

Mesela: Musa ibni Uleyyin1: ye naklettiği hadis, yevmi arefe sözünün ilavesine binaen şazdır. Çünkü bu hadis, bütün tariklerden yalnız: diye rivayet edilmiştir. Yani: Kurban bayramının birinci günü gibi ikinci, üçüncü, dördüncü günlerinde de oruç tutulamaz. Bunlar yiyip içme —ziyafetul-lah-günleridir.

Hadisi münker; zaif bir ravinin rivayet ettiği hadise me tin veya senet itibarile muhalif olarak ondan daha zaif bir ravi tarafın­dan rivayet edilen hadistir. Bu halde evvelki ravinia hadisine  «maruf» denir ki, ikinci hadise nazaran müreccah olur.

Bazı muhaddislere göre münker, münferid ravisinden başka tarik­ten metni maruf olmayan hadistir ki buna «ferd» de denir. Bazı zatlara göre de münker ile şaz müttehittir.

Mesela: Ebu ishak: her kim namazım kılar, zekatını verir, hac eder, oruç tutar, misafirine de ziyafet verirse cennete girer.) hadisin merfu bir hadisi nebevi ola­rak tahric etmiştir. Halbuki bu hadis, diğer sikatin rivayetlerine göre; ibni Abbas Hazretlerinin sözü olmakla bir hadisi mevkuftur. Binaena­leyh ibni İshakm rivayetine nazaran münker bulunmuştur.

Metinleri veya senetleri tebdil ve tahrif edilmiş veya büs­bütün uydurulmuş olan hadislere gelince bunlar da aşağıda sırasile izah edileceği veçhile müdrec vesaire namile beş nev'e ayrılmıştır.

Hadisi  müdrec;  metnine veya senedine hariçten bir  gey dere ve ithal edilmiş olan hadistir ki,  «müdrecülmetn» ve «nıüdrecülis-nad» kısımlarına ayrılır.

Müdrecülmetnde ya ravinin veya başkasının bir sözü hadisin ya ev­veline veya ortasına veya sonuna ilave edilmiş olur.

Müdrecüssenette senet tebdil ve tağyir edilmiş, mesela: ravi, ken­disine başka başka iki senetle rivayet edilmiş olan iki metni bu senet­lerden yalnız birile rivayet eylemiş olur.

İdrac, hadisin mücmelini izah, müşkilini tefsir, hükmünü beyan gi­bi sahih bir garaza müstenit dursa memnu olmaz. Fakat batıl bir mez­hebi teyit etmek gibi fasid bir garaza müstenit olan idrac, memnudur.

Mesela: Ebu Hüreyre radiyallahü anhten rivayet edilen  hadisi müdrecülmetindir. Çünkü «Esbıgulvuzu» cüm­lesi, Ebu Hüreyre'nin kelamı olup hadisin evveline ilave edilmiştir. Bu­nun böyle olduğu yine Ebu Hüreyre'den başka bir tarik ile rivayet edi­len şu hadisi şeriften anlaşılıyor: Yani: abdesti eksiksiz alınız, çünkü Ebülkasım aleyhisselatü vesselam buyurdu ki: «Yazık cehennemde yanacak ökçelere» demek ki, bunların abdestte layıkile yıkanılmaması, bir ufak cüz'ünün kuru kal­ması, azabı müstelzimdir. İşte bu azaptan tahzir ve bunun hilafına ter-gip için o cümle ilave edilmiş bulunuyor.

Hadisi muztarip; biribirine metin veya fcened itibariyle mu­halif olmak üzere iki suretle, rivayet edilen hadistir. Ya metinde veya is­nadında takdim, te'hir veya ziyade ve noksan yapmakla veya ravisinin yerine başka ravi, metninin yerine başka metn ikame etmekle vücude gelir.

Mesela : Ebu Hüreyre, radiyallahü anhten rivayet edilen bir hadis denilmişken bunu bazı raviler de: diye rivayet etmişlerdir. Bu suretle hadisin

metninde böyle bir takdim ve te'hir vücude gelmiştir. Buna «maklubül-metn» denir.

Bir hadisin ravisi mesela: bir kere «Mürretübnü Kab», bir kere de «Kaab ibni Mürre» diye gösterilse bununla da isrfadında bir tebeddül vücude gelmiş olur ki buna da «maklübül isnad» denir.

İztirab, hadisin za'fmı icab eder. Fakat sikat tarafından vaki olur­sa za'fım mucib olmaz, sıhhatine, hüsnüne zarar vermez.

Hadisi muztaribe aid iki mütehalif rivayetten biri vücuhi tercihten birile tereccüh edince ıztırab zail olur, rivayeti racih olan mahfuz veya maruf olur. Mercuh olan da şaz veya münker olur.

Ravilerden birinin daha kuvvetli hıfza malik olması veya mervıy-yün anh olan zata ziyade müsahib bulunmuş olması, tercih sebeplerin­dendir. .

Hadisi musahhaf; metninde veya senedinde sureti hattıy-

vesi bozulmamak üzere yalnız bir harfinin veya müteaddit harflerinin noktası tağyir edilmiş olan hadistir. akikden yüzük it­tihaz ediniz) hadisini: = çadırınızı akikle kurunuz) di­ye rivayet etmek ve «İbni Müracİm» adındaki bir raviyi «ibni Müzahim» diye yazmak gibi.

Hadisi muharref:  Metninde veya senedinde yazı şekil ve sureti  bozulmamakla  beraber  bir harfinin  veya müteaddit  harflerinin harekesi tağyir ve bu sebeple başka bir kelimeye kalb edilmiş olan ha­distir.

Mesela: Cabir ibni Abdullah, radiyallahü anhüma:  yani:  Übeyyibni Kaab, Ahzab muharebesinde şereyanı azu-disinden vuruldu.) demiştir. Sonra Antere, bunu = babam Ahzab gününde..) diye rivayet etmiştir. Halbuki Hazreti Ca-bir'in babası Abdullah daha evvel Uhud gazasında çehid olmuştu.

Hadisi mübhem; ravisinin zikredilen ismi ve künyesi veya lakabı veya sıfatı veya sanati veya nesebi sikat arasında meçhul bulu­nan hadistir. Böyle bir hadis, makbul değildir, ravisinin maruf ismi zik-redilmedikçe kabul olunmaz.

Mesela: Mehmed ibnissaibilkelbi'yi bazı raviler, ceddine nisbet ile, «Mehmed ibni Bişr», bazıları da «Hammadibnissaib» diye zikr etmiş ba­zıları da muhtelif künyelerinden birile zikrederek : «Ebunnasr» veya «Ebu Said» veya «Ebu Hişam» demiştir. Bu yüzden bir çok yanlışlıklar vücude gelmiş, bunu başka başka kimseler sananlar olmuştur.

Maruf bir adı bırakıp meçhul bir adı zikr etmek, sahibinin mahiye­tini gizlemek maksadına müstenitolabilir ki, bu, ta'ne bir vesile teşkil eder.

Hatta: bir muhaddis, ravinin ismini zikr etmeksizin: «Haddeseni recülün» veya «Haddeseni sahibün li» veya «Ahbereni şeyhun» veya «Enbeeni adlün» veya «Haddesena sikatün» dese hadisi kabul edilmez. Çünkü kendisince malum veya mevsuk olan bir ravinin başkalarınca meçhul, mecruh olması melhuzdur.

Bir kavle göre böyle: «Haddesenissika -Bana sika haber verdi» «Enbeeni adlün -bana bir adil zat haber verdi» tarzında rivayette bu­lunan, eimmei erbaa gibi müçtehitlerden bir zat olursa bu veçhile olan tadili, kendi mezhebine salik olanlarca makbul olur.

Bir de herhangi bir sahabıden :ismi zikr edilmeksizin rivayet edi­len hadisi mübhem, makbuldür. (Haddesni sahabiyyün = bana bir sa-habi haber verdi, tahdiste bulundu» diye rivayet edilmesi gibi; zira sa-habei kiramın hepsi de adaletle muttasıftır. Elverir ki, onlardan rivayet eden ravi, riyayet şartlarını haiz bulunsun.

Hadisi mevzu; Resulü Ekrem (sallallaiıü.aleyhi veseliem) Efendimizin mübarek namına kasden uydurulmuş olan asılsız haberdir. Buna «hadisi muhtelak» da denir. Resulullaha söylemediği veya yapma­dığı bir şeyi söylemiş veya yapmış olmak üzere kasden isnat etmek bü­yük bir masiyettir. Hatta böyle hadis uyduranın küfrüne kail olanlar bile vardır.

Birgivi merhumun beyanına göre bir şahıs bir hadis vaz etmiş oldu mu artık onun hiçbir rivayeti kabul edilemez. Rivayet etmiş ve edeceği diğer hadisler de mevzu sayılır.

Hadis vaz'ma saik bazı sebepler vardır. Başhcası şunlardır:

(1) : Dinsizliktir. Zenadikamn islam aleminde yaymış oldukları bir­çok mevzu hadisler, bu dinsizliğin bir neticesidir.

(2) : Bazı kimselerin, nası ibadet ve taate tergip kasdinde bulun­muş olmalarıdır. Nitekim nas Kuranıkerim'i daha ziyade okusunlar di­ye surelerin fezaili hakkında Meysere ibni Abdi Rabbih tarafından bir­çok hadisler vazedilmiştir.

(3) : Bazı mutaassıpların kendi mezheplerini teyid etmek endişesi­dir.

(4) : Bazı dalkavukların rüesaya takarrüp etmek arzusudur. Nite­kim Halife Mehdi'nin huzuruna giren Giyasübnü ibrahiminnahai, Mehdinin güvercin ile oynadığını görünce: hadisini okumuş, buna «ev cenahın»sözühü de ilave ederek bu veçhile kizbe cü­ret göstermiştir. Yani: yarış muamelesi caiz değildir. Ok, deve, at, kuş müsabakaları müstesna.   

Fakat Mehdi, mücerred kendisine bir cemile göstermek için bu vaz'a cüret ettiğini anlamış, hemen güvercinin boğazlanmasını emr eyle­miştir.

(5)   : Bazı kimselerin müddealarını ispat ile mahcup  bir vaziyette kalmamak kaygusudur. Nitekim bir gün ibni Adilaziztteymiden Mekkei Mükerreme'nin ne suretle feth  edilmiş olduğu sorulmuş,   unveten feth edilmiş  olduğunu  söylemiş, kendisinden hüccet istenilmekle:

diye bir hadis rivayet etmiş, sonra da hasmım def etmek için bunu uy­durduğunu itiraf eylemiştir. Yani: Sahabei kiram, Mekkei Mükerreme' nin sulhen mi, yoksa kahren mi feth edilmiş olduğunda ihtilaf etmekle bunu Peygamberi Zişan Hazretlerinden sormuşlar, O da bunun kahren feth edilmig   olduğunu beyan buyurmuştur.   (Şerhi Nuhbe).

«Mevzu bir hadisi, bile bile sahih bir hadis imiş gibi halka telkin etmek dinen memnudur. Maahaza her mevzu demlen hadisin hakikaten mevzu olduğuna kat'i surette hükmedilemez. Belki buna zanni galib ile hükm edilir.

Büyük muhaddisler, kendilerinde parlayan bir basiret nurile ve haiz oldukları pek kuvvetli bir temyiz melekesi delaletile mevzu olan hadisleri tayine muvaffak olmuşlardır. Bir takım hadis vazüarı da ken­dilerinin bu cürümlerini itirafa mecbur olmuştur.

İslam ulemasının bu babdaki mesaileri her türlü tasavvurların fev-kindedir. Hadislerin her kısmına dair yüzlerce kitaplar yazılmış, bütün hadisler cem edilerek her birinin kuvvet ve zaaf itibarile derecesine işa­ret olunmuş makbul olan ahadisi şerife ile makbul olmayan haberlerin araları tefrik ve temyiz edilmiştir.

imana Süyuti, İmam Sehavi, ibnül Cevzi, Aliyyülkari gibi yüksek alimler, mevzu hadislere dair kitaplar yazmış, bunları göstermişlerdir.

 
Kapa