Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

HEPSI - 0-9 - A - B - C - Ç - D - E - F - G - Ğ - H - I - İ - J - K - L - M - N - O - Ö - P - R - S - Ş - T - U - Ü - V - Y - Z


Rivayetler Hakkındaki Ta'n ve İtiraz E-Posta
Yazar Mustafa Refik   
04 01 2008

Resulü Ekrem'e veya sahabei güzinden bazı zatlara nisbet edilen bir kısım hadisler, haberler, hakkında ta'n ve itiraz vaki olmuş, bunların sübutü, sıhhati, yani:  hakikaten Resulullaha veya sahabei ki­rama aidiyeti kabul edilmemiştir.

Biı- rivayet, bir haber hakkında böyle ta'n ve itiraz, ya merviyyün anh -yani: kendisinden rivayet edilen zat -tarafından veya baş­kası canibinden vukubulur. Ve mahiyetine göre ya makbul olur veya ol­maz. Makbul olunca artık  rivayet edilen şeyin  sübutünde,  mesela:  bir hadis olup olmadığında şüphe vücude gelir, onunla amel olunamaz. Mec­ruh, matım adını alır.

Merviyyün anh tarafından vukubuian ta'n ve itiraz, şöy­lece yedi nevidir:

(1) : Merviyyün anh, kendisine nisbet edilen rivayeti kat'iyyen in­kar eder, öyle bir şey, mesela hadis rivayet etmediğim sarahaten söy­ler veya «ben sana böyle bir hadis rivayet etmedim» der. Bu, bilittifak cerhtir. Artık bununla amel olunamaz. Maamafih bununla ne ravinin, ne de merviyyün anhin adaleti sakıt olmaz. Başka, hadisler, haberler hak­kındaki rivayetleri yine  kabul edilir.   Çünkü   adaletleri  müteyakkendir. şek ile zail olmaz.

(2) : Merviyyün anh, kendisinden rivayet edilen hadisi, haberi nakl edip  etmediğinde tereddüt gösterir.  Mesela:   «Böyle bir hadis  nakl et­tiğimi   hatırlamıyorum^  der.   İmamı   azam,   İmam   Ebu    Yusuf.  İmam Kerhi, Fahrülislam ve bir rivayette İmam Ahmed ibni Hanbel    bunun cerh olduğuna kaildirler. İmam Muhanımed ile Malik ve İmam Şafii ve mütekeliimlerden bir zümre ise bunun cerh  olmadığına  kaildirler. Çün­kü merviyyün anh, rivayetini unutmuş olabilir. Bu tereddütle sika olan bir ravinin rivayeti sakit olmaz.

Bir misal :_ Süleyman ibni Musa. = Her hangi kadın vesilesinin izni olmaksızın nef­sini  nikah etse nikahı batıldır.)  Hadisini Zühriden. u da Urveden o da Hazreti Aişedcn nakl etmiş, sonra ibni Cüreyc. Zühriden sorduğu vakit Zühri bunu nakl edip etmediğinde tereddüt göstermiştir.

İşte bu hadis, İmam A'zam iie refiklerine göre mecruhtur. İmam Şu-fiiye göre ise mecruh olmadığından bu hadise nazaran kadınların nikah­larında velilerinin izinleri şarttır.

(3) :  Merviyyün anh, hadisi tevil eder.  Şöyle ki:  ya hadisi    zahir olan  manasına  değil, zahir olmayan manasına  hami  eder.    Bunun     bir cerh olup olmadığında ihtilaf vardır. Ravinin bir hadisi amm olarak riva­yet  edip sonra bu anımı tahsis etmesi gibi. Mesela:    ibni    Abbas haz­retleri dinini   değiştireni      öldürürüz s       ha­disini rivayet etmiş, sonra mürteddenin    öldürülmesine    kail    olmamış­tır. Halbuki  <-men beddele*  bir lafzi  anıdır, erkeğr- de,    kadına  da    şa­mildir. Bunu erkeklere hasr etmek, tahsisten başka değildir.

İmam Şafii, bununla amel etmemiş, ravinin bu tahsisini başkaları lakkmda bir hüccet tanınmamıştır.

Yahut hadisi muhtemiiatından yalnız birine hami eder. Bu halde i adi s, bu te'vil edilen manada cerh edilmiş olmayıp diğer muhtemilatm-3a merdut olur.

Hayz ile tuhr manalarında müşterek olan (kur') kelimesini zikr edip sonra bundan maksadım «hayz» dır. Demek gibi.

Böyle bir te'vil, ravice malum olan bir karineden münbaİs olacağı cihetle kabul olunur.

(4) : Merviyyün anh, sünneti rivayet ettikten sonra muhaliiüe amel eder. Bu da cerhtir. Bu hal, rivayet edilen sünnetin merviyyün anhce mensuh veya gayri sabit olduğuna delalet eder. Mesela: Hazreli Aişe validemiz: hadisini rivayet etmiş, bilahare kar­deşi Abdurrahmanın kerimesini Samda bulunan Abdurrahmanm gıya­bında kocaya vermişti.

, Kezalik: İbni Ömer, Resulü Ekrem'in namaza baslarken ve rükua giderken ve rükudan kalkarken mübarek ellerini omuzları hizasına ka­dar kaldırır olduğunu rivayet etmiştir. Halbuki Mücahit demiştir ki : Ben İbni Ömerin arkasında namaz kıldım, kendisine senelerce musahip oldum, iftitat tekbirinden başka ellerini kaldırır olduğunu görmedim. Demek ki İbni Ömer Hazretleri, rivayet ettiğinin mensuhiyetine kail ol­duğu için ona muhalif amelde bulunmuştur.

(5) :  Merviyyün anh, rivayet ettiği hadisin    muhalif ile  -bu ri­vayetinden ve bu hadise muttali olmasından evvel amel etmiş bulu­nur. Bu, cerh değildir. Bu hal, onun evvelce bu hadise vakif olmadığını ve o amelin cevazına kail bulunmuş olduğunu  gösterir. Nitekim    hamr hakkındaki tahrinı ayetinin nüzulüne muttali  olmayan bazı zatlar,  iba-hesine kail olarak onu içmiş, sonra bu ayetin mizulümlon haberdar olun­ca içmeye nihayet vermişlerdi.

(6) : Merviyyün anh, .rivayet ettiği hadis ile amelden imtina eder. Bu da cerhtir. Hadisin hilafile bederrivaye amel gibidir. Çünkü hadisin, sıhhati  veya  ademi  mensuhİyeti  kendisince  sabit  olsaydı   muktczaaınca amel etmesi icap ederdi.

(7) : Merviyyün anlı, rivayet ettiği hadisin muhalifile amel etmiş ise de bu ameli  rivayetinden evvel mi, sonra  mı olduğu malum olmaz. Bu da cerh değildir. Çünkü hadisin hüccet olduğunda    şüphe    yoktur. Bu amelin rivayetinden sonra olduğunda ise şüphe vardır. Artık bu şek ile o yakin zail olamaz.

Bir hadise, bir habere merviyyün anhten başkası tarafın­dan vukubulacak bir ta'n ve itiraz da şöylece yedi nevidir:

(1) Hadis hakkındaki ta'n, kendisine o hadisin hafi kalması ihti­mali bulunmıyan bir sahabi tarafından vukıibulur. Bu ta'n, bil' cerhtir.

Mesela : Ubadetübnüssabit : evlenmemiş kimselerin zinalarından dolayı cezaları yüzer değnek ile bir sene nefydir) hadisini, rivayet etmiş olduğu halde Hulefai Raşidin hazeratı bununla amel etmemişlerdir. Halbuki bu hadis, haddi zinaya dairdir, bu sabit olsa idi, hududı şeriyyeyi tatbike memur olan Eimmei müslimine hafi kalmazdı.

Filhakika Hulefai Raşidin, bu haddi yüz değneğe hasr ederek bir sene nefy cezasını kabul etmemişlerdir. Vakıa Hazreti Ömer, böyle bir zaniyi tağrip etmiş ise de bu, mücerred bir maslahat mülahazasına meb-ni idi. Bilahare bundan vaz geçmiştir. Hazreti Ali deefa bin nefyi fitneten) çlemiştir. Eğer tağrip, bir haddi şer'ii olsa idi ona fitne de­nilmezdi.

(2) : Hadis hakkındaki ta'n, hadisin kendisine hafi    kalabilmesi melhuz bir sahabi tarafından vuku bulur. Bu cerh sayılmaz.  Çünkü o zatın bu hadise muttali olmaması, ihtimal dahilindedir. Mesela: Zeyd ibni Halidileüheninin rivayet ettiği :  = sizden kim namaz içinde kahkaha ile gü­lecek olursa abdestini de, namazını da iade etsin) hadisi şerifine bir ri­vayete göre Musel Eşari (radıyallahü anh) ta'n etmiştir. İhtimal ki Musel Eş'ari, bu hadisi şerifi işitmemiştir. Bu rivayet, nadir hadiseler­dendir. Binaenaleyh bu ta'n, bir cerh değildir. Bu hadisi şerif ile amel edile gelmiştir.                                                      

(3) : Ta'n eden muhaddislerin eimmesinden olduğu halde hadis hak­kındaki ta'nı mücmel veya müphem bulunur. Mesela: «Bu hadis,    mec­ruhtur» veya «metruktür» veya «gayri sabittir» der. Bu, bir cerh sayıl­maz. Bununla hadis kuvvetini kaybederek amelden sakıt olmaz. Çünkü hadis. ravilerinin adil zatlar olması asıldır. Böyle kısa, kapalı bir ta'n ile, bu asi terk edilemez..

«Fülan metrukülhadistir» denilmesi de böyledir. Ta'nın sebebi de söylenmedikçe hadis, amelden sakıt olmaz. Ammei fukaha ile muhad-disinin mezhepleri böyledir. Ebubekir Bakilani ile bir cemaat, böyle mut­lak bir cerhin de makbuliyetine kail olmuşlardır. Çünkü cerh esbabına muttali olmasa tezkiyeye selahiyettar olamaz. Esbabı cerhe mut­tali olunca da artık sebebini söylemesini şart koşmakta bir mana yoktur. Buna cevaben deniliyor ki: her müslüman için akl ve din iti-barile adalet sabittir. Bahusus birinci, ikinci ve üçüncü karnlerde, Artık bu zahir, müphem bir cerh ile terk edilemez. Sonra adeti zahi­reye nazaran bir çok insanlar, bir kimseden hoşuna gitmeyen bir şey gördü mü dilini tutmadan aciz kalır, onun hakkında müphem su­rette ta'n ve teşriie başlar. Fakat keyfiyet istizah edilince hiç de aslı olmadığı anlaşılır. Binaenaleyh öyle müphem .ta'nların sebeplerini araştırmak elzemdir.

(4) :  Ta'n eden, eimmei  muhadisinden    olduğu ve<müfesser    su­rette ta'n ettiği halde bu babdaki tefsir ve izahı cerhe salih bulunmaz. Bu da cerh sayılmaz. «Bu hadis, ma'tundur. Çünkü bunu   rivayet   eden, çarşıda   pazarda     gezip   dolaşan bir    adamdır.»     denilmesi    gibi.   «Bu hadis, mecruhtur. Çünkü ravisi müdellistir, merviyyün anhin adım zikr etmez» denilmesi de bu kabildendir.

Böyle merviyyün anhin mücerret adını terk etmek suretile yapılan bir tedlis, Hanefiye indinde cerhe salih bir sebep değildir. Çünkü ravi-nin adaleti delalet eder ki, merviyyün anhin ismini zikr etmemesi, onun sika olduğuna kail olmasından dolayıdır.

(5) : Ta'n eden, muhaddislerin imamlarında olup ta'nı tefsir ettiği halde bu tefsirin cerhe salih olup olmadığı rmıhtelefün fih bulunur. Bu da cerh değildir.

Mesela: Muhaddislerden bazıları demiştir ki: İmam Ebu Yusuf imamdır, hafızdır mutkindir, Şu kadar var ki, fıkıh ile çok iştigal etmiş, himmetini ona sarf eylemiştir. Binaenaleyh hadis hususundaki hıfz ve zaptın halel gelmemiş olması, kabil değildir. İşte bu ta'n, batıl bir id­diadır. İmma Ebu Yusuf Hazretlerinin fıkıh sahasındaki içtihadı, zihni­nin kuvvetine, vüsatine delalet eder. Bununla onun itkanma, hüsni zap­tına istidlal edilmek lazım gelir. Artık böyle bir ta'na mebni imarn Ebu Yusuf'un rivayet ettiği bir hadisi şerif, mecruh sayılamaz.

(6) : Ta'n eden, hadis imamlarından olup    ta'nını    cerhe    salih ol­duğu müttefikan kabul edilecek bir tarzda tefsir ettiği    halde    kendisi taassup ve adavetle müştehir bulunur. Bu ta'n da    cerh    değildir.    Ehli sünnet hakkında mülhidlerin,' zındıkların ta'n etmeleri gibi.

Şafii mezhebine intisap iddiasında bulunan bazı kimselerin, Ha-nefilerin kudemasmdan bazı zatlara ta'n etmiş olmaları bu kabilden­dir ki, bunun bir kıymeti yoktur.

(7)  :  Ta'n eden zat; eimmei hadisten    haynhah bir    kimse    olup ta'nını şer'an cerha salih ve bilittifak kabuk- layık    bir    söz    ile   tefsir eder. Bunun bir cerh olduğunda şüphe    yoktur.    «Fülan ravi şöyle bir yalan ile maruftur), veya «Şöyle bir  kebireyi  irtikap  etmiştir*.   «ŞÖylc bir fiskte bulunmuştur» denilmesi gibi.

437 -: Usulü hadis kitaplarında raviler hakkındaki kadh ve cerha badi olan ve «metaım aşere» adını alan sebepler şöylece göste­rilmiştir: Kizb. töhmeti kizb, fuhşi galat, gaflet, fisk. vehm - yani: ri­vayetin tevehhümi raviye mebni    olması,    sikaya    muhalefet,  sui hıfz ravinin isminin mechuliyeti, bid'atten maksat da: «Resulü Ekrem Haz­retlerinden maruf olan şeyin hilafına -bir nevi sahih samian te'vile, şüpheye mebni -itikatta bulunmaktan ibarettir.

Ehli bid'atin halal, haram ve muamelat hususunda nakl edecek­leri hadisler, kabul edilmez. Onların rivayetleri teverrüan merduttur. Yalmz fazaili amal hususunda kabul edilip edilmıyeceğinde şöylece ih­tilaf vardır. Bu hususta rivayeti mutlaka kabul edilir. Mutlaka kabul edilmez. Eğer kendi bid'atine nasi davet eder bir :kimse değilse kabul edilir ve illa kabul edilmez. Mezhebine yardım için yalanı halal görür takımdan değilse kabul edilir, ve illa edilmez.

Sahih ve muteber sayılacak ta'n sebepleri, vecihleri otu­za, kırka kadar baliğ bulunmaktadır. Bunlar, usulü hadis kitaplarında yazılıdır.

Bütün bunlar, islam ulemasının dini eserlere, delillere pek ziyade dikkat ve itina etmiş olmalarından ileri gelmiştir. Filvaki islam alim­leri, mahza şer'i şerife hizmet için Resulü Ekrem Efendimize isnat edi­len bütün hadisleri, haberleri tetkik etmiş, bütün ravilerin teracimi ahvalini nazara almış, nebiyyi zişana hilafı hakikat bir şey isnat ve izafe edilmemesini temin için harikulade surette çalışmış, bihakkın muvaffak da olmuşlardır.

Muhaddislerin teracimi ahvaline, tadil ve cerhe, hadislerin mer­tebelerini tayine dair yüzlerce, binlerce kıymetli kitaplar yazılmıştır. Bütün bunlar, olanca saffetini, yüksek mahiyetini olduğu gibi muha­faza etmekte bulunan dini İslama mahsus, nazirsiz mezaya cümlesin-dendir.

 
Kapa