| Soru-Cevap Sistemi |
| Forum |
| Yarışmalar |
| Bizi Tavsiye Edin |
| Ziyaretçi Defteri |
| Resim Galerisi |
| İlgili Hükümler |
|
| Yazar Mustafa Refik | |
| 10 01 2008 | |
|
Bir
kimse lukâtayı yerden aldığı takdirde; sahibine vermeyeceğini nefsine mağlup
olacağını bilirse, yerde bırakması farz olur. Eğer sahibine vereceği hususunda
kendine güveni varsa ve almadığı takdirde kaybolacağını zannı gâliple bilirse,
kaldırması vâcip olur. Fakat böyle bir tehlike sözkonusu değilse alıp almama
hususunda muhayyerdir. Bu durumda da lukâtayı almak mübahtır. Lukâtayı yerinden
alıp kaldırmak daha efdaldir.
Herhangi
birşey bulan kimse; onu sahibine vermek için aldığına dâir şâhid tutar. Bulduğu
yerde ve insanların cemaat halinde olduğu mahalde: "Ben bir lukâta buldum.
Sahibini bilmiyorum. Kaybeden gelsin ve malını târif etsin, kendisine
vereyim" diye ilân eder. Lukâta kendi yanında "Emânet"
hükmündedir. Bulduğu malın değeri bin dirhemden (veya yüz dinar'dan) fazla ise,
sünnet gereğince bir yıl ilân eder. Bir kimse yolda yahud diğer mahalde bir şey
bulup da, kendisine mal olmak üzere ahz etse gasıb hükmünde olur. Şahid tutulan
kimselerin âdil olması şarttır. Şâhid tutmada; lukâtayı yerden alıp kaldıran
kimsenin Benim yanımda bir buluntu vardır. Bunu arayan bir kimseyi işitir ve
görürseniz haber veriniz, bana müracaat etsin, demesi kâfidir. Lukâtanın bir ve
birden fazla olması arasında fark yoktur. Çünkü lukata cins isimdir. Bilhassa
bu zamanda lukatanın altın veya gümüş olduğunu belirtmek vâcip değildir.
Lukâtayı ilân edene "Münşid", lukâtayı arayan kimseye "Naşid"
adı verilir. Lukâta bulan kimse; sokaklar, çarşılar, mescid kapıları ve
kahvehaneler gibi insanların toplandığı yerlerde "Ben bir lukâta buldum,
arayan kimseye tesâdüf ederseniz, bana yollayın" diye ilân eder. Çünkü bu
gibi yerlerde yapılan ilânlar çabuk duyulur. Bununla beraber lukâtanın
bulunduğu yerde ilân edilmesi daha evlâdır. Çünkü sahibi de orada arar. Artık
sahibinin aramaktan vazgeçtiğine kalben kanaat getirilinceye kadar bu ilan
sürer.
Eğer
lukâta; beklemeye tahammülü olmayan veya bekletildiği takdirde özelliğini kaybedecek
bir mal olursa; Hâkim'in huzurunda satışı yapılır ve parası muhafaza altına
alınır. Malın sahibinin bulunması halinde; malın değeri (Parası) kendisine
teslim edilir. Eğer bu satışa râzı olmazsa; ikâle yani Satışı bozma hakkı
vardır.
Lukâtayı
bulan ve sahibine vermek niyyetiyle, şâhid tutarak alan kimse; bütün arama ve
gayretlerine rağmen sahibini bulamazsa çok fakir ve muhtaç bir kimse ise, ilân
müddetinin tamamlanmasından sonra kendi nefsine harcayabilir. Zengin ise;
sahibinin adına fakirlere tasadduk etmesi gerekir. Bunun dışında;
"Beytü'lmal'e" konulmak üzere, Ulû'lemr'e veya Kadı'ya (Hâkim'e)
teslim de edebilir. Lukâtayı bulduktan sonra; şâhid tutan ve ilân eden kimse,
herhangi bir kusuru olmadan bunu kaybederse, tazmin etmek mecburiyetinde değildir.
Ancak şâhid tutmaz ve ilân etmezse; kaybolması durumunda ödemek
mecburiyetindedir.
|