| Soru-Cevap Sistemi |
| Forum |
| Yarışmalar |
| Bizi Tavsiye Edin |
| Ziyaretçi Defteri |
| Resim Galerisi |
| Afvolunan Necasetler |
|
| Yazar Mustafa Refik | |
| 08 12 2007 | |
|
Namaz kılanın bedeninde,
elbisesinde ve namaz kılacağı yerdeki necaseti gidermek gerekir.
Malikiler dediler ki:
Necasetin giderilmesine ilişkin iki meşhur kavil (söz) vardır:
a- Necaseti gidermek,
namazın sahih olabilmesi için şart olduğundan vacibtir.
b- Necaseti gidermek sünnettir.
Sünnet veya vacib olmasının şartı; namaz kılanın kendisinde necaset olduğunu
hatırlaması ve onu gidermeye muktedir olmasıdır. Adamın biri, üzerinde veya
kıldığı yerde necaset bulunmasına rağmen namaz kılmış, bu necaseti önceden
gidermeyi unutmuş veya gidermekten aciz kalmışsa namazı her iki kavle göre de
sahih olur. Ancak kıldığı namaz öğle veya ikindi ise güneş guruba gelip
sararıncaya kadar yeniden kılması; akşam veya yatsı ise şafak vaktine kadar
yeniden kılması, sabah namazı ise gün doğuşuna kadar yeniden kılması mendup
olur. Ama üzerinde veya kıldığı yerde necaset olduğunu bilip de kasıtlı olarak
kılarsa veya haberi yoksa birinci kavle göre namazı batıl, ikinci kavle göre
ise sahihtir. Birinci kavle göre namazı batıl olduğu için aynı vakitte veya
başka bir zamanda mutlaka yeniden kılması gerekir. İkinci kavle göre de yeniden
kılması menduptur.
Ancak zorluklar ve imkansızlıklar
göz önüne alınarak kendisinden afvolunan necasetler bu hükümden müstesnadır. Bu
hususta yüce Allah şöyle buyurur: “(Allah) din işinde üzerinize bir zorluk da yüklemedi.” (Hacc 78)
Hanefi Uleması indinde:
Necaset, muğallaza ve muhaffefe olmak üzere iki kısma ayrılır. İmam Azam'a göre
necaset-i muğallaza, hakkında başka bir nassla muaraza olmaksızın nass bulunan
bir necasettir. Muhaffefe ise, hakkında başka bir nassla muaraza olmakla
birlikte ayrı bir nass bulunan necasettir. Eti yenen hayvanların idrarı gibi!
Bu husustaki muarazalı nasslar şu hadis-i şeriflerdir:
“Sidikten sakının.” Bunu
Müslim ve ebu davud rivayet etmiştir
Urenilerin hadisine gelince
bu da eti yenen hayvanların sidiğinin temizliğini ispatlar. Bu hususta iki
delil çatışınca, eti yenen hayvanların sidiği necaset-i muhaffefe olmuştur.
Gelelim Urenilerin hadisine:
“Ureyne oymağından bir
kısım insanlar Medine-i Münevvere'ye geldiler. Oranın havası kendilerine
yaramadı. Renkleri sarardı. Karınları şişti.
Rasülullah (s.a.s.) onlara,
sadaka için toplanmış olan develere gidip sütlerini ve idrarlarını içmelerini
emretti. Onlar da gidip içtiler. Ve bu, onlar için bir şifa sebebi oldu.” Bunu
Buhari ve Tirmizi rivayet etmişlerdir
Necaset-i muğallazada şu
hususlar afva uğrar:
a- Dirhem miktarı kadar
olan necaset-i muğallaza.
b- Tartılabilen yoğun
necasetlerden yirmi kırat kadar olanı.
c- İnce necasetlerden de el
ayası kadar olanı.
Bunu üzerinde taşıyanın
namazı sahih fakat tenzihen mekruh olur. Tahrimen mekruh olması söz konusu
değildir. Zira bu miktar necasetin muaf sayılması, günah durumunun ortadan
kalkmasını gerekli kılar. Evet, dirhem miktarı necaseti gidermek, daha az
miktarda olanı gidermekten daha kuvvetlidir. Hanefilerin meşhur kavline göre
tahrimen mekruhtur.
d- Zaruret hali bulunan
yerlerde kediyle farenin sidik ve pislikleri. Farenin pisliği fazla olup da
eseri görülecek kadar olmamak şartıyla buğday içine düşerse muaf sayılır.
Farenin sidiği kuyuya damlarsa zaruret dolayısıyla muaf sayılır. Ama gerek
pisliği, gerekse sidiği elbiseye veya kaba bulaşırsa muaf sayılmaz. Çünkü
bundan sakınmak mümkündür. Kedinin sidiği elbiseye bulaşırsa zaruret çıkması
dolayısıyla muaf sayılır. Elbiseden başka şeye kedinin sidiği veya dışkısı
bulaşırsa sakınılması mümkün olduğu gerekçesiyle muaf sayılmaz.
e- Necis olan bir şeyin
buhar ve tozu. Yerdeki dışkılara rüzgar vurup elbiseye izini bulaştırırsa
dışkının kokusu gelse bile yine zararı yoktur. Yine böylece rüzgar esmesiyle
zıbil tozu savurulup insanın elbisesine bulaşırsa zarar vermez.
f- İğne ucu kadar
görülmeyecek derecede ince olan sidik serpintisi. Bunlar elbiseyi ve bedeni
kaplayacak kadar çok olsalar bile zaruret nedeniyle yok gibi sayılırlar.
Kasabın elbisesine bulaşan kan damlacıkları da zaruret dolayısıyla sırf kasap
için muaf sayılır. Eğer bu sidik serpintileri bir elbiseye bulaşır da sonra bu
elbise az bir suyun içine atılırsa o su necis olur. Çünkü burada bir zaruret
söz konusu değildir.
g- Bir pisliğe konup da
pislikten kendisine bir şeyler bulaşan bir kara sinek, namaz kılan bir şahsın
elbisesine konar ve onda pislikten bir iz bırakırsa yine muaf sayılır.
h- Caddelerdeki çamurlar,
karışımlarındaki necaset aynen görülmedikçe yandan çok olsa bile muaf sayılır.
Necaset-i muhaffefe, elbisenin veya bedenin tümünün dörtte birini geçmedikçe
muaf sayılır. Necasetin hafifliği ancak sıvı olmayanlarda açığa çıkar. Çünkü
bir sıvıya herhangi bir necaset bulaştığında o sıvı da necis olur. Bu hususta
muğallaza olanla muhaffefe olan arasındaki herhangi bir fark yoktur. Bunda
ağırlığa ve alana da itibar edilmez. Deve ve koyun pisliği fahiş miktarda çok olmadıkça bir kaba veya kuyuya düşer de dağılıp rengini yaymazsa muaf sayılır. Buradaki azlık veya çokluğun takdir edilmesi, bunu gören kimsenin görüşüne bırakılmıştır. Eşeğin tersi ile sığırın ve filin pisliklerine gelince, zaruret veya iptila halinde bunlar muaf sayılırlar. Bunların kurusu da yaşı da aynı hükme tabidir.
Malikiler afvolunan
necasetleri şu şekilde sıralamışlardır:
a- Emzikli kadının bedenine
veya elbisesine, emzirmekte olduğu çocuğun (bu çocuk kendisine ait olmasa bile)
bulaşan idrar ve dışkısı. Tabii emziren kadın, çocuğun pislemesi halinde mümkün
mertebe kendisine bulaşmamasına gayret edip kaçınacaktır. Böyle kadınların,
kendileri için bir namaz elbisesi hazırlamaları da menduptur.
b- Mayasılın (hemorroid)
ıslaklığının kişinin bedenine veya elbisesine günde bir kez dahi olsa her gün
bulaşması. Bu ıslaklık ele bulaşırsa eli yıkamak gerekir. Fakat bu hastalığa
müptela olan kişi elini her gün iki defadan fazla mak'adına değdirip mayasılı
geri döndürüyorsa elini yıkamaktan afvolunur. Elbise ve bedene günde bir
defadan fazla isabet ederse..., dendi. El için ise günde iki defadan fazla
isabet ederse..., dendi. Bunun sebebi şudur:
Birçok defa olmadıkça eli
yıkamak zor değildir. Ama beden ve elbiseyi yıkamak zordur.
c- İdrar, dışkı, mezi ve
vedi gibi sıvılar her gün bir kere de olsa kendiliklerinden sızıntı yapsa ve bu
sızıntılar elbise ve bedene bulaşsa yıkanması gerekmez. Bir yere bulaşır da bu
yerden başka tarafa geçmek mümkün olmazsa, orasının yıkanması da gerekmez.
Ancak bu haldeki kimsenin kendisi için bir namaz elbisesi bulundurması
menduptur.
d- Kasabın, banyo sularını
çeken kimsenin, yaralan tedavi eden doktorun elbisesine isabet eden şeyler.
Ancak bu gibi kimselerin kendileri için namaz elbisesi bulundurmaları
menduptur.
e- Namaz kılanın
elbisesine, bedenine veya namaz kıldığı yere gerek kendisinin, gerek insan
olsun hayvan olsun (bu hayvan domuz olsa da) başkalarının bulaşan kanı. Ancak
bu kan lekesinin genişliğinin, katırın ön ayağındaki siyah benden daha büyük
olmaması gerekir. Gram olarak ağırlık önemli değildir. Bu hususta irin ve
cerahat da kan hükmündedir.
f- Kişinin ahıra bağlamakta
olduğu, yemini verdiği veya otlatmakta olduğu at ve katırın kendi bedenine,
elbisesine veya namaz kılmakta olduğu yere bulaşan idrar veya dışkısı.
Bunlardan korunmak zor olduğu için afvolunan necasetler grubundandırlar.
g- Pisliğe düşüp ondan bir
şey kaldırıp da ayağına veya ağzına pislik bulaşan kara sinek, sivrisinek veya
küçük karıncadan insana, ya da elbisesine bulaşan izler. Bunlardan sakınmak da
zordur. Bu nitelikteki büyük karıncaların bıraktıkları izlerse afvolunan
necasetten sayılmaz. Çünkü bu, ender görülür.
h- Hacamat vurulan yerde,
bezle silindikten sonra kalan kan kalıntısı. İyileşip yıkanmasına kadar bu kan
kalıntısı afvolunan necasetlerden sayılır.
i- Kişinin elbisesine veya
ayağına bulaşan yağmurun çamuru veya necasetle karışık yağmur suyu. Bunlar
yollarda bulundukları sürece, yağmur kesildikten sonra bile olsa bu hükme
tabidirler. Ancak bunlar için üç şartın bulunması gereklidir:
1. Muhakkak surette veya
zanni surette olsa bile çamura veya suya karışan necaset yandan fazla
olmamalıdır.
2. Çamura veya suya
karışmaksızın necasetin direkt olarak insana bulaşmaması gereklidir.
3. Kişinin bu çamura veya
suya bulaşmada bir kastı ve katkısı olmamalıdır. Örneğin temiz yol varken kişinin
bu çamurlu yollardan geçmemesi gerekir. Yollara serpilen su ve su birikintisi
bulunan yerlerdeki arta kalan sular da yağmur çamuru hükmündedir.
j- Birden fazla olan
çıbanlardan akan irin. Bu irin ister kendiliğinden, isterse gereksiz yere
sıkılmakla aksın. Ama çıbanların çokluğu, sıkılmalarına ihtiyaç olduğu sanısını
doğurmaktadır. Akan irinler katır beninden fazla olsa bile afvolunan
necasetlerden sayılırlar. Fakat çıban bir tane olur da bundaki irin
kendiliğinden akarsa veya ihtiyaç duyulduğu için sıkılarak akıtılırsa yine
sorun yoktur. Ama ihtiyaç duyulmaksızın sıkılmakla akarsa katır beni kadar
olanı afvolunur, geri kalan fazlalık ise afvolunmaz.
k- Çok olsa bile pirelerin
pisliği. Eğer pire akan kanla besleniyorsa, pisliği necis, ama afvolunan bir
necistir. Kanına gelince, diğerlerinin kanı gibi olup katır beninden fazlası
muaf değildir.
ı- Uyumakta olan bir
kimsenin midesinden çıkıp gelen su. Bu su sarı ve pis kokuyorsa necistir. Eğer
devamlı olarak akıyorsa muaftır.
m- Üç tane veya daha az
sayıdaki bit ölüsü insan üzerinde veya elbisesinde bulunursa muaftır.
n- Kişinin ön veya
arkasından gelen necaseti taş veya benzeri şeylerle temizleyip gidermesinin
sonra geriye kalan pislik izi. Bu iz fazla yayılmadıkça suyla yıkanması
gerekmez. Eğer fazla yayılırsa suyla yıkanması vacib olur. Kadının önündeki
necaseti temizlemede su kullanmasının gerekli oluşu gibi... Bunun geniş
açıklaması istinca bahsinde gelecektir.
Şafiiler ise şöyle
demişlerdir: Necasetten bazıları afvolunur. Ki bunları şöylece sıralamak
mümkündür:
Normal gözün göremediği
necaset, muğallaza da olsa muaftır. Ateşte yakılan bir necasetin kendisinden
ayrılan az miktardaki dumanı muaf sayılır. Ateşsiz olarak bir necasetin
kendiliğinden yükselen buharı böyle olmayıp tamamen temizdir. Taşla temizlenen
bir kişinin mak'adında kalan pislik izi. Bu kalıntı ve iz, sahibine nisbetle
muaf sayılır. Başkaları için değil... Sözgelimi böyle birisi, az bir suyun
içine oturursa ve temizlenme mahalli de suya değerse o su necis olur.
Necis olduğu muhakkak bir
şeylerle karışan sokak çamurları. Eğer bu çamurun necis olduğu sanılır veya bu
hususta şüpheye düşülürse temiz sayılır. Bu çamurların muaf sayılmaları için
aşağıdaki şu dört şartın tahakkuk etmesi
gerekir:
1- Necasetin bizatihi
kendisi zahir olmamalıdır.
2- Yolda yürümekte olanın
bu pisliklerden sakınması, yani elbisesinin eteğini sarkıtmaması; su
taşıyanların kaplarından sıçrayan serpintilere kendisini yaklaştırmaması
gerekir.
3- Yoldaki pisliklerin
kendisine, yürürken veya bir şeye binmişken bulaşmış olması gerekir. Eğer
kendisi bu pisliğin içine düşer de elbisesi kirlenirse muaf sayılmaz. Ve bu
durumlar ender vuku bulduğu için sakınmak da mümkündür.
4- Bu necaset sadece
elbiseye veya bedene bulaşırsa muaf sayılır. Necis bir küle gömülen ve bu
vasıftaki kızgın bir külün üzerinde ısıtılan ekmeğe bu pislikten bir şey
bulaşırsa, her ne kadar ayıklanması kolay olsa da muaf sayılır. Bu çeşit
pislikten bir şey sütün içine düşer de eseri belli olursa veya bu bir elbiseye
bulaşırsa muaf sayılır. Peynir ve meyvelerdeki kurt ölüsü her ne kadar necis
ise de bu nesnelerin içinde ölü olarak bulunursa muaf sayılır. İnfehalar da
muaf necasetten sayılırlar. (Bunlar, süt oğlaklarının veya danalarının
midelerinden çıkan sıvılardır. Ki bunlar peynirin maya tutmasına
elverişlidirler.) İlaçları ve esansları kullanılır hale getirmeyen necis
sıvılar da muaf sayılır. Tabii fazla olmamak ve yeteri kadar kullanmak
şartıyla... Bu da infeha denen sıvıya kıyasla muaf sayılmıştır. Harcı necis kül
ile yoğurulup yapılan duvarların üzerine serilen elbiseler, ıslak olmaları
dolayısıyla bu pis küle bulaşırlarsa muaf sayılır. Zira bundan sakınmak da
zordur. Ölü bit yumurtaları, çok da olsa karasineğin pisliği muaf necasetlerden
sayılmıştır. Evde, sergilerin üzerine ve yere düşen kuş pisliklerinin de
muaflığı için üç şartın tahakkuku gerekir:
1- Kasıtlı olarak bunlara
basıp geçmemek gerekir.
2- Zaruret olmadığı takdirde
iki yanından birinin yaş olmaması gerekir. Mesela zorunlu olarak geçilmesi
gereken yoldaki bu tür pislikler rutubetli de olsa ve buradan geçmek kasıtlı da
olsa yine afvolunur.
3- Bu çeşit necasetten
sakınmanın meşakkatli olması gereklidir.
Üstü açılan bir mezarlığın
az miktardaki toprağı da afvolunan necasetlerdendir. Köpek, domuz, bunların
kendi aralarında veya başka cinsten hayvanlarla çiftleşmelerinden doğan
yavruları müstesna, diğer hayvanların az miktardaki necis tüyleri de muaf
sayılır. Köpekle domuzun necis tüyü az miktarda olsa bile muaf değildir. Çok da
olsa yine muaf sayılmaz. Ancak binici ve kırkıcı olanların sakınmaları zor
olduğu gerekçesiyle onlar muaf sayılmışlardır. Sudaki balığın pisliği; eğer
balık suya sırf iş olsun diye konulmamışsa ve pisliği de o suyu değiştirmemişse
muaftır.
Etin ve kemiğin üzerinde
kalan kan. Eğer bunlar yıkanmaksızın tencereye konulmuş olurlar ve çorba (veya
diğer yemekler) de değişik olup normalden ayrı olsa bile yine afvolunur. Ama et
veya kemik tencereye konulmadan yıkanacak olursa üzerine dökülen su yere
damlarken saf ve temiz oluncaya kadar yıkanmasına devam edilir. Su berrak
olursa et veya kemik temizlenmiş demektir. Aksi halde necistir ve muaf
sayılmaz. Temizlendikten sonra üzerinde az miktarda kan kırmızılığı kalırsa,
bunu kökten silmek mümkün olmadığından muaf sayılır. Normal bir yıkamadan sonra
geriye kalan kırmızılık muaf sayılır. Uyumakta olan bir şahsın ağzından gelen
ve midesinden kaynaklandığı muhakkak olan san renkli ve pis kokulu salya. Eğer
bu şahıstaki söz konusu salya, her zaman görülen bir şeyse fazla miktarda aksa
bile muaf sayılır. Ama midesinden kaynaklandığı şüpheli ise temiz sayılır. Deve
ve benzeri hayvanların geviş getirme esnasında çıkardıkları salyaları,
kendilerine yem veren, ahıra bağlayan veya otlatan kimselere bulaşırsa muaf
sayılır. Harman üzerindeki tahıla bulaşan hayvan sidiği ve dışkısı da muaf
sayılmaktadır. İstinca için su alınan banyo havuzlarına düşen fare pisliği de
bunlardandır. Ancak bu pislik az olup içine düştüğü suyun vasıflarından birini
değiştirmemelidir. Tedavi maksadıyla vücutta ateşle yakılıp açılan yere konulan
nohut tanesi de, necasete bulaşmış olan organın üzerine konulursa muaf sayılır.
Süt sağılırken hayvanın pisliği veya memesinin üzerindeki bir necaset sütün
içine düşerse muaf sayılır. Hayvan pisliğiyle karışık bir çamurdan yapılma arı
kovanlarındaki pisliklerden bala bulaşma olursa yine afvolunur. Süt emmekte
olan çocuğun ağzındaki pisliğin memeye bulaşması veya onu ağzından öpen birinin
ağzına ıslaklıkla beraber bulaşması da muaf sayılır.
Karınca, arı, balarısı ve
benzeri akacak kanı bulunmayan hayvanların içine düşüp ölmekle necis kıldıkları
sıvı şeyler de bunlardandır. Eğer bu saydıklarımız başka bir hayvan tarafından
değil de sadece rüzgarın etkisiyle bu sıvının içine düşmüş ve evsafını
değiştirmemişlerse, bu sıvılar içilebilirler.
Dövme yaptırırken çıkan kan
üzerine çivit döküldükten sonra bu kan mavi veya yeşil renge bürünür. Evet, vücuda
iğne batırarak kan çıkarıp sonra da bu kanın üzerine çivit dökmekle elde edilen
mavi veya yeşil renkteki nakışlı izler de şu şartlarla afvolunurlar:
1- Bu iş, başkasının
vararına olmayan şahsi bir ihtiyaç için yapılmışsa,
2- Bu işi yapan kişi
mükellef değil ise,
3- Mükelleflik çağında
yapmış fakat bu izleri gidermesi, teyemmümü mübah kılacak derecede bir zararın
(el veya yüzde yaralanmaların) meydana gelmesine sebep olacaksa muaf
necasetlerden sayılır.
Aşağıdaki şu şartları haiz
olan kan da afvolunan necasetlerden sayılmıştır. Şöyle ki:
a- Normal gözün
göremeyeceği kadar az olan kan. Bu, köpek ve domuz gibi muğallez necasetten
olan hayvanların kanı olsa bile...
b- Normal gözün,
görebileceği miktardaki kan: Bu kan eğer köpek, domuz ve benzeri hayranların
kanı ise mutlak surette afvolunmaz.
Kişinin kendi vücudunun
değil de başkalarının kanına gelince, bu kan az miktarda olur da kişi bizzat
kendi kendini buna bulaştırmamışsa muaf sayılır. Zaruret olmaksızın üzerinde
kan bulunan kişiye de yanaşmaması gerekir.
Akıcı kanı olmayan pire ve
benzeri hayvanların kanma gelince bunların çok miktardaki kanlan da şu üç
şartla muaf tutulur:
1- Çok miktardaki pire
kanı, kişinin kendi fiiliyle veya başkası tarafından üzerine bulaşmamış olması
gerekir. Mükellef olmayan kişi de, kendi isteğiyle bunu bulaştırmamış
olmalıdır. Bu durumda kanın çoğu değil de sadece az miktarı muaf sayılır.
2- Sakınılması güç olmayan
ve üzerinde pire kanı bulunan bir şahsa yaklaşmamalıdır. Bunun tersini yapacak
olursa pire kanının çoğundan değil de sadece azından muaf tutulur.
3- Bu kan güzelleşmek için
bile olsa, üzerindeki giymeye ihtiyaç duyduğu bir elbiseye isabet etmiş
olmalıdır.
Kişinin kendi vücudunun
burun, kulak ve göz gibi tabii geçit yerlerinden akan kanına gelince mutemed
olan görüş şudur: Tabii geçit yerlerinden akmasa bile az miktardaki kan muaf
sayılmaktadır. Mesela çıbanlardan, sivilcelerden ve neşter vurulan yerlerden
akan kanlar gibi. Kişinin fazla miktarda akan kanının muaf sayılabilmesi için
de üç şart gereklidir:
1- Bu kan, kişinin
vücudundaki çıbanı sıkması gibi kendi fiiliyle çıkmamış olacak. Bunun aksini
yaparsa sadece az miktardaki kanından muaf tutulur. Ama neşter vurup kan
aldırma ve hacamat (kupa) vurdurma gibi hallerde kendi fiiliyle de aksa çok
miktardaki kanından da muaf tutulur.
2- Kan, çıktığı mahalli
aşmayacak. Mahallinden maksat, sadece yaranın veya çıbanın bulunduğu mahal
değildir. Mesela eldeki bir yaranın mahalli, dirseğe kadardır.
3- Zaruret olmadıkça
kişinin, üzerinde kan bulunan şahsa veya şeye yanaşmaması gerekir. Muaflığın
geçerliliği, kişinin sadece kendi şahsı içindir. Sözgelimi, üzerinde kan
bulunan bir şeyi tutması veya başkası tarafından böyle bir şeyin üzerine
yüklenmesi afvolunmaz.
Kanın azlık veya çokluğunun
ölçüsü, örfün takdirine göredir. Az veya çok olduğu hususunda şüpheye düşülürse
aslolan muaflıktır.
Hanbeliler dediler ki: Muaf sayılan
necasetler şunlardır:
Az miktardaki kan, irin ve
cerahat. Azlığı, insan baktığında kendi kendine: “Bu azdır” dediği bir miktar
olarak tanımlanmıştır. Az miktardaki necaset, yiyecek ve sıvılardan başkasına
bulaşacak olursa muaf sayılır. Bunlara bulaşırsa muaf sayılmaz. Şayet yiyecek
ve sıvıya bulaşan bu pislik, canlı iken temiz olan bir hayvanın ön ve
arkasından başka bir yerinden çıkmışsa yine muaftır. Kan, irin ve cerahatten
biri, elbisesinin birkaç yerine bulaşmış ise bakılır: Eğer pislik bulaşan bu
yerler bir araya getirilip üst üste konulduğunda, tamamı az ise muaf olur. Aksi
halde, hayır! Kişinin üzerindeki iki veya daha fazla elbise bir araya
getirilerek bunlardaki pislikler üst üste hesaplanmaz. Her giyecek tek başına
değerlendirilir.
Yeteri kadar istinca
yapılıp mak'ad temizlendikten sonra geride kalan az miktardaki kalıntı da muaf
sayılır. Küçük abdest yapılıp iyice temizlendikten sonra gelen idrar sızıntısı
da muaftır. Çünkü bundan sakınmak zordur.
Vasfı açıkça belli olmayan
pisliğin dumanı ve tozu da bu gurupta mütalaa edilir. Afvolunan bir necasetle
kirlenen az miktardaki su da böyledir. İnsanın gözüne bulaşıp da yıkanması
zarar veren necaset muaftır. İçine necaset bulaşmakla necisliği kesinleşen az
miktardaki sokak çamuru da muaf sayılır.
|
|
| Son Güncelleme ( 29 01 2008 ) |