| Soru-Cevap Sistemi |
| Forum |
| Yarışmalar |
| Bizi Tavsiye Edin |
| Ziyaretçi Defteri |
| Resim Galerisi |
| Hak ve Maruf Kavramları Hakkında |
|
| Yazar Mustafa Refik | |
| 18 01 2008 | |
|
Hak
Hak
kelimesi Kur'an-ı Kerîm'de ikiyüz küsur yerde geçer ve muhtelif manalar ifade
eder.
Hak;
sabit ve akim inkâr edemeyeceği derecede sübutu vacip olan demektir.
Hak;
Allah teâlâ'nın bir ismidir. Nitekim Kuran’da "... Allah hakkın ta
kendisidir..." buyrulmuştur. (Bkz. el-Hacc (22), 6. Bkz. el-En'am (6), 61;
Yunus (10), 30,32,; el-Kehf (18),44;Taha;(20)114.)
Hak;
doğru, gerçek şey, adalet, İnsaf, bir kimseye ait şey, bir iş karşılığı verilen
şey, pay, bâtılın zıddı, nasib, vâki ve vacip mânâsına da kullanılmıştır. Hukukun
tekili olan hak da İslâmda, lehte olarak sabit olan şey demektir.
Bunların
dışında bâzı âyetlerde de Hak, Kur'ân, mu'cize, doğru yol, edası farz bir Allah
borcu, vergi mânâlarında dahi kullanılmıştır.
Merhum
Mehmed Vehbi Efendi (İsrâ: 81) âyetinin tefsirinde, Fahruddin Râzî'den naklen:
"Bu âyette Hak'la murad, dîn-i İslâm ve şerîat-ı Ahmediyyedir. Bâtılla
murad; din islâm'ın gayri her şeydir" demektedir. Zaten İslâm bizzat
kendisini insanlara "Hak Din" olarak takdim etmektedir.
Elmalılı
Hamdi Yazır da Bakara Sûresinin 147. âyetinin tefsirinde Hak'kı en geniş ve
fakat en özlü şekilde, "Hak, Allah'dan gelendir" diyerek tarif eder.
Aslında
bizim de burada, Hak kelimesinden anlamak istediğimiz mâna budur... Yâni
"hakkın tavsiyesinden "İslâm'ın tavsiyesi"ni anlamak ve anlatmak
istemekteyiz. Hem, Hz. Muhammed'in peşinde koştuğu, uğrunda çarpıştığı,
belâlalara uğradığı, memleketini terkettiği ve yoiunda savaştığı tek ve asıl
gaye olan Hak da bu mânâdaki Haktan başkası değildir.
Maruf
Ayrıca,
Kur'an-ı Kerîm, Hak kelimesi yanında bir de ma'ruf kelimesi kullanmaktadır. Bu
kelime yirmi küsur âyet-i kerimede geçer.
"Ma'ruf
ile murad akl-i selîmin tanıdığı, kabul ettiği amel; münker ile murad, doğru
düşünenlerin tanımadığı, inkâr ettiği ameldir. Yâni, insanlar arasında hayır
olarak bilinen her şey ma'ruftur. Lisânü'l-Arab'da ma'ruf, münkerin; örf,
nükr'ün zıddıdır. Örf, arife, ma'ruf hepsi birdir, insanların hayr bildiği,
hayr olmak üzere telâkki ettiği her şeydir. Ma'ruf kelimesi Peygamberin
hadîslerinde çok geçmektedir. Allah Teâlâ'ya, itaat, insanlara ihsan ve din
tarafından vâki' olan her tebliğ ve teşvik edilen şey ma'ruftur.
Ma'ruf,
ıslah çeşitlerinin hepsine ve doğru yola davete de şâmildir. Adaletin yerine
getirilmesi, fazîletin yayılması, iyiliğin her çeşidinin tahakkuku, ümmetin
ilerleme ve felahına yararlı olan her şey gibi, halkın birbirine iyiliğini
bildirdiği hususların hepsi "ma'ruf" cümiesindendir. Böylece ma'rufun
sahası her hayr ve ihsanı içine alacak kadar genişler. Zaten Kur'ân'-ı Kerîm,
bir darlık ve zorluk olmaması için ma'rufu tahdit etmemiştir. Zîrâ günümüzde
ıslah edici olan bir âmil, bir sonraki devirde geçerli olmayabilir.
Böylece
Hak ve ma'ruf kelimeleri, bâtıl ve münkerin zıddı olarak "aklın ve dînîn
hoş gördüğü şey" anlamında birleşmekte ve "giriş"te de geçtiği
üzere emir bi'l ma'ruf, hakkı tavsiyeye dahil bulunmaktadır.
Tavsiye
Tavsiye
vasiyet etmek, birini İyi tanıtmak, işinin olmasını dilemek, vasiyyet bırakmak,
ısmarlamak, sipariş etmek mânâlarında kullanılır. Keza tevâsa kelimesi de
vasiyyet etmek, karşılıklı vasiyyetleşmek demektir.
Tavsiye;
nush, nasîhat, telkin, teklif, davet ve tebliğ kelimeleriyle bir dereceye
kadar eş anlam taşımaktadır. Ancak tebliğ; bir başkasından bir üçüncüye aktarılmak
üzere alınan bir emanetin gösterilen yere tam olarak teslimini İfade etmekte
tavsiye'den ayrılır. Örfte de daha çok peygamberlerin Allah'dan, Cebrâil
aracılığıyla aldıkları emirleri İnsanlara ulaştırmalarına "tebliğ"
denilmektedir. Halbuki tavsiye, herkesin bir başkasına, herhangi bir duyguyu
veya inancı aşılamak gayesiyle yapacağı telkin manasınadır. Ve bunda kat'î emir
anlamı yoktur. Ayrıca tavsiye'de "tamamlık" şartı da söz konusu
değildir. Mevcut duruma göre, hakkın bir yönü veya bir kısmı veya çeşitli
doğrulardan bir ya da birkaç tanesi salık verilebilir.
"O,
birçok şeyleri emretmeksizin, istisnasız herkese mecburi kılmaksızın, tavsiye
eder" cümlesinde tavsiyenin tebliğ'den ayrıldığı bir başka yönünü;
muhatabın herkes olmak mecburiyetinin bulunmadığını da tesbit etmekteyiz.
Ayrıca
tavsiye'de karşıdakinin iyiliğini, hayrını, kârını, kazancını, saadetini
istemek mânâsı da vardır. Mücerred mânâda, tebliğ bu anlamı taşımaz. Fakat
örfteki kullanışıyla aynı anlamı içine almaktadır. Burada, tavsiye,
"nasihat" kelimesiyle tam bir mânâ birliği halindedir. Zîrâ nasihat;
hayırhahlık, iyilik, hayr istemek demektir.
Doğru
yolu göstermek, uyarmak demek olan irşad ile de "tavsiye"
anlamdaştır. |