Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun
Namazların Birleştirilmesi I E-Posta
 

Yazan: Lokman Yılmaz, Tarih: 18.12.2007 - 17:32

Okunma Sayısı : 593

Namazların birleştirilmesi konusu Kur'an-ı Kerim’de söz konusu edilmemektedir. Bu konunun hadis-i şeriflerde fazlaca yer bulduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu hadislerin kabulü ve reddi konusunda farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Hanefiler hacc dışında cem’e karşı iken, Cumhur belli şartlarla genişletme eğilimindedirler.

Kur'an-ı Kerim’de namazların vaktine dikkat çeken “Gerçekten namaz, müminler üzerine vakitli olarak farz kılınmıştır”[1] ayeti Hanefilerin en büyük dayanağı olmuştur. Cumhur’un dayanağı ise cem’ ile ilgili yoğun hadis malzemesi olmuştur.

Aslında şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki müctehid ulemayı farklı görüşlere sevk eden usûl ile ilgili tartışmalardır. Hanefilerle Cumhur arasındaki haber-i vahidi kabul şartları bu meselenin kilit noktası olmuştur. Cumhura göre, kabul veya red açısından tek kişi ile çok kişinin rivayet ettiği bir hadis arasında fark yoktur. Onlara göre önemli olan haberin sahih olmasıdır. Hanefilerde ise, haberlerdeki sahih-zayıf ayrımının yerini ferd (haber-i vahid)-meşhur/mütevatir ayrımının aldığını görüyoruz. Bu kriterlerin uygulama alanına giren konulardan biri de namazların birleştirilmesidir. Hanefilerin tesbit ettiği cem’ hadislerinden sadece Arafat ve Müzdelife ile ilgili olanları haber-i vahid olmaktan kurtulmaktadır. Burada ise hac menasikinin uygulanması sırasında ortaya çıkan zorluklar dolayısıyla cem’ yapılabilmektedir. Bu mahaldeki cem’ uygulaması istisnadır; namaz vakitlerini bildiren genel kaideleri bozmaz.

Cumhurun haberleri farklı kriterlere tabi tutmaları, cem’ ile ilgili tartışmalarda yumuşak davranmalarını sağlamıştır. Cem’ haberleri sahih haberler olarak onların önüne gelince onları kabul etmeme gibi bir inisiyatifleri (kendi kriterlerine göre) yoktur.

Cem’ ile ilgili –haber-i vahid de olsa – bunca haberin reddi de kolay bir şey olmadığı için, Hanefiler bu yöndeki uygulamaların Cumhur tarafından hatalı anlaşıldığını söylemişlerdir. Onlara göre aslında birinci namaz ikincinin vaktinin başına yakın bir zamanda kılındığı için Cumhur hatalı anlamıştır. Cumhur ise Hanefileri hatalı anlayışla itham etmiştir.

Çalışmamızın birinci bölümünde cem’ kavramını, kavram olarak çeşitlerini, bu konudaki rivayetleri ve farklı görüşleri ele alacağız. İkinci bölümde ise cem’ ile ilgili yukarıda bahsettiğimiz tartışmaları, cem’in kimlere göre hangi durumlarda ve ne şekilde yapılması gerektiğini sunacağız.

I. BÖLÜM

CEM’ KAVRAMI VE ÇEŞİTLERİ

Cem’ kavramını ilk önce lügatteki kullanımı açısından ele alacağız. Bu kavramın Arap dilinde fazlaca kullanıldığını görüyoruz. Bizim “Lügatte Cem’” konusunu ele alırken vereceğimiz mânâlar ve kullanımları da gerçekte kullanım alanının çok az bir kısmına işaret etmektedir.

Dildeki yoğun kullanımından olsa gerek, bu kelime birçok ilim ve alana da ıstılah olarak yerleşmiştir. Bir nikah altında iki kardeşi toplama ve Alevîlik kültüründe ayine de cem’ denmektedir. Konumuzla alakalı olarak cem’ kavramı, “leyletü’l-cem’” diye Müzdelife için de kullanılmıştır.

A. KAVRAM OLARAK CEM’

1. LUGATTE CEM’

Cem’: ( جَمَعَ- يَجْمَعُ- جَمْع ) Cem’, üçüncü babdan gelir, mastardır. Toplamak, derlemek, birleştirmek, birlik oluşturmak, yığmak, ayrı şeyleri bir araya getirmek, özetlemek, monte etmek… mânâlarına gelir.[2] Sürüyü toplamak, شمل القطيع جمع şeklinde ifade edilir. Ayrıca, جمع ...بين...و... şeklinde iki ayrı şeyi birleştirmeyi ifade etmek için kullanılır.[3] Namazların birleştirilmesini ifade etmek için de bu kalıp kullanılır.

2. ISTILAHTA CEM’

Fukahâya göre cem’den namazların birleştirilmesi murad edilir. Bu ise öğle ile ikindinin ve akşam ile yatsının birlikte, birbirlerinin vaktinde takdim ya da tehir yoluyla kılınması şeklindedir.[4]

Şöyle ki, öğlen namazı vakti girdiğinde öğle ile ikindi birlikte kılınır. Veya öğle namazı ikindi namazı vaktine ertelenip ikindi namazıyla birlikte kılınır. Aynı şekilde akşam namazı vaktinde akşam ile yatsı birlikte kılınabileceği gibi, akşam namazı ertelenip yatsı namazı ile birlikte kılınabilir. Yatsı ile sabah namazı, sabah ile öğle namazı veya ikindi ile akşam namazları arasında birleştirilme yapılamaz; bu konu ileride açıklanacaktır.

B. CEM’İN ÇEŞİTLERİ

Namazların birleştirilmesi, birkaç yönden tasnife tabi tutulabilir. İlk olarak cem’, tartışmalarının en fazla yoğunlaştığı nokta olan hakikilik ya da şeklilik yönünden hakiki ve sûrî diye ikiye ayrılır. Daha sonra birinci veya ikinci namazın vaktinde kılınması itibariyle cem’i takdim ve cem’i te’hir diye ikiye ayrılır.

1. ŞEKİL YÖNÜNDEN CEM’

a. Hakikilik-Sûrilik Yönünden Cem’in Çeşitleri

aa. Cem’i Hakiki: (الجمع الحقيقي)

Cem’, mutlak mânâda hakiki cem’i ifade etmek için kullanılır. Haddizatında cem’ denince akla ilk gelen cem’i hakikidir.[5] Yani bir namazın kendi vaktinde değil de bir önceki veya bir sonraki namazın vaktinde ve o namazla birlikte, fazla ara verilmeden kılınmasıdır. Fasl-ı yesir (kısa ara) ise cem’e mani değildir. Çünkü bundan kaçınmaya çalışmakta meşakkat vardır.[6]

Hanefilerin geneli, Zahiriler ve tabiin ulemasından bazıları cem’in hakiki manada kullanımını kabul etmemektedirler. Bu alimlerin başında ise İbrahim en-Nehaî (v. 95/714) ve Hasan el-Basri (v. 110/728), gelmektedir.[7] Şafiîler, Malikiler, Hanbeliler ve Caferiler cem’i hakiki mânâda kullanmaktadırlar.

ab. Cem’i Sûri: (الجمع الصوري)

Sûri cem’, mânevî veya şekli cem’ şeklinde de kullanılır. Sözlükte gerçekten değil de sadece görüntüde bir araya getirme anlamındadır. Istılahta ise, öğle namazını son vakte kadar erteleyerek kılıp hemen ardından giren ikindi vaktinde de ikindi namazını kılma, aynı uygulamanın akşam ile yatsı arasında da yapılması anlamında kullanılmaktadır.[8] Böylece her iki çift namaz da kendi vakti içerisinde kılınmakta, ancak bir sonraki namaz vaktine yakın ve bir sonraki namazla aralarında fazla fasıla olmadan kılındığı için ikisinin bir vakitte kılınması şeklinde anlaşılmaktadır.

Şunu da belirtmek gerekir ki, bu durum cem’ tehir ile alakalıdır. Cem’i takdimde bir sonraki namazın vakti girmesi söz konusu olmadığı için cem’i sûrî yorumu sadece tehir ile ilgili rivayetlerde geçerlidir. Zaten takdimle ilgili rivayetler hakkındaki eleştiriler fazlaca yer tutmaktadır.

CEM’İ SÛRİYE DELÂLET EDEN RİVAYETLER

İbn Mes’ud’dan rivayet edilmiştir:

“Kendisinden başka ilah bulunmayana yemin ederim ki, Resûlullah (s.a.s.) Arafat’ta öğle ile ikindiyi, ve Müzdelife’de akşam ile yatsıyı cem’ etmenin dışında her namazı kendi vaktinde kılmıştır.”[9]

İbn Ömer şöyle der:

“Resûlullah (s.a.s.) bir defa hariç akşam ile yatsıyı cem’ etmemiştir.”[10]

Ebu Katade’den:

“Uykuda kusur yoktur, asıl kusur namazı bir sonraki namazın vakti gelene kadar

kılmayan kişinin yaptığıdır.”[11]

Nafi’ şöyle demiştir:

İbn Ömer ile onun arazisine gitmek üzere yola çıktık. Bu sırada birisi geldi ve ‘(Hanımınız) Safiyye bintü Ebi Ubeyd ağır hasta, yetişmeye bak’ dedi. Bunun üzerine süratle yola çıktı. Yanında Kureyş’ten bir adam vardı. Güneş battığı halde namaz kıldırmadı. Halbuki benim bildiğim o, namazlarını vaktinde kılardı. Geciktiğini görünce ‘Allah hayrını versin, namaz’ dedim. Bana baktı ve sonra yoluna devam etti. Şafağın son vakti olunca hayvanından indi ve akşam namazını kıldı. Sonra şafak kaybolunca yatsı için kamet getirdi ve bize namaz kıldırdı, sonra bize dönerek ‘Süratle yol aldığı zaman Resûlullah (s.a.s.) böyle yapardı’ dedi.”[12]

Salim, İbn Ömer’den şöyle nakleder:

“Süratle yol aldığı zaman Resûlullah (s.a.s.)’ın yatsı ile cem’ edesiye kadar akşam namazını tehir ettiğini gördüm.”

Salim demiştir ki:

“Abdullah da süratle yol aldığı zaman böyle yapardı. Akşam için kamet getirir ve üç rekat kılar, sonra selam verir, biraz bekler ve yatsı için kamet getirip iki rekat olarak kılar sonra selam verirdi. Ne akşam ile yatsı arasında ne de yatsıdan sonra nafile namaz kılardı. Geceleyin nafile kılana kadar kılmazdı.”[13]

b. Cem’in Sûriliği-Hakikiliği İle İlgili Görüşler

Hanefilerin kahir ekseriyeti, Zahiriler ve bir kısım ulema namazların kendi vakitleri dışında kılınmasını caiz görmezler. Bunun tek istisnası Arafat ve Müzdelife’de öğle ve ikindinin takdim yoluyla, akşam ile yatsının da tehir yoluyla kılınmasıdır. Bu konuda mezhepler arasında ihtilaf yoktur.

Hanefi ekolünün görüşünü benimseyenlerin bu konudaki en önemli delili: “Gerçekten namaz, müminler üzerine vakitli olarak farz kılınmıştır”[14] ayetidir. Bir başka ayette de; “Namazları koruyunuz, ve orta namazı da” buyrulur.[15] Burada kastedilen bilinen beş vakit namazdır. Çünkü ‘namazlar’ kelimesi marife olarak kullanılmıştır. Namaz vakitlerini bildiren İbn Abbas hadisi de Hanefilerce cem’e engel teşkil etmektedir. Bu hadis şöyledir:

Resûlullah (s.a.s.) buyurdu ki:

“Cibril, beytin yanında bana iki kere imamlık yaptı. Birincisinde öğle namazını gölge, pabucun kayışı kadar uzunlukta olduğu zaman kıldırdı. Sonra ikindiyi her şey gölgesi kadar olunca kıldırdı. Sonra akşamı güneş batıp oruçlu iftar ettiğinde kıldırdı. Sonra yatsıyı şafak kaybolunca kıldırdı. Sonra sabahı tan yeri ağarınca ve oruçluya yemek yasak edildiği zaman kıldırdı.

“İkinci günde, öğleyi her şeyin gölgesi kendisi kadar olunca, dünkü ikindiye yakın bir zamanda kıldırdı. Sonra ikindiyi her şeyin gölgesi iki misli olunca kıldırdı. Sonra akşamı ilk seferîndeki vaktinde kıldırdı. Sonra yatsıyı gecenin üçte biri geçtikten sonra kıldırdı. Sonra sabahı yeryüzü aydınlanınca kıldırdı. Sonra Cibril ona yönelerek: ‘Ey Muhammed! Bunlar senden önceki Peygamberlerin vaktidir. Namaz vakti, işte bu iki vaktin arasındadır’ dedi.”[16]

İbn Mesud’un rivayet ettiği “Resûlullah (s.a.s.)’ın hiçbir namazı vakti dışında kıldığını görmedim. Ancak Müzdelife’de hariç …”[17] hadisi de –özellikle Hanefilerde – fakihliği ön plana çıkan bu sahabinin getirdiği, cem’e cevaz vermeyen önemli bir delildir.

İbn Mesud’dan gelen bu rivayete karşı cem’e cevaz verenler de usûlî bir delil getirmektedirler. İmam Buhârî (v. 256/870), “İki kişi rivayette bulunduğunda birisi ‘gördüm’ dese, diğeri de ‘görmedim’ dese gören vakaya şahittir, ama ‘yapmadı’ diyen onun yapmadığına şahit değildir. Çünkü ‘yapmadı’ diyen onun yaptığını hıfz etmemiştir. İşte bunun gibi Bilal ‘Resûlullah (s.a.s.)’ın Kabe’nin içinde namaz kıldığını gördüm’ demesi kabul edilmiş, Fadl b.Abbas’ın ‘kılmadı’ demesi kabul edilmemiştir. Bu yüzden ulema o fiili görmeyen kimsenin ‘kılmadı’ demesine iltifat etmemişlerdir”[18] demektedir. Bunun gibi İbn Mesud’un ‘görmedim’ demesi delil kabul edilmemektedir. Çünkü olaya şahid olan sahabe sayısı fazladır. Onların dediklerinin tercihi usûlen daha uygundur.

Hanefilere göre ayetler ve hadislerin ifadesi ile namazların vakitleri tevatüren sabit olmuştur; ancak cem’ hadisleri âhaddır. Âhadlar yüzünden mütevatir haberlerin terki caiz değildir.[19] Dolayısıyla cem’i kabul edenler mütevatir haberleri terk etmektedirler. Mütevatir haberin terki ise büyük bir mesuliyet gerektirir.

Hanefi alimlerinden Hidâye şârihi İbnü’l-Hümâm (v. 861/1456) da Hanefi delillerinin daha kuvvetli olduğunu, İbn Mesud’un bir karşılaştırma durumunda fakihliği göz önüne alınarak tercih edilmesinin daha uygun olacağını bildirerek şöyle der:

“İki sebepten dolayı bizim görüşümüz evladır:

1- İbn Mes’ud ziyadesiyle diğerlerinden fakihtir; karşılaştırma anında öne geçer.

2- Enes hadisindeki mezkur şafak kırmızılıkla beyazlık arasında müşterek olan ve humre denen güneş batmadan evvelki kızıllığa haml olunur. O zaman bizim cem’i sûrî teayyün etmiş olur.

“Namazları cem’ etmek hakkında çok çeşitli hadisler rivayet edilmiş olup, bu hadislerde ızdırap vaki olmuştur. Mesela o hadislerden bazısında İbn Abbas’tan rivayet olunmuştur ki, ‘Resûlullah (s.a.s.) öğle ile ikindiyi, akşam ile yatsıyı korku ve sefer olmaksızın cem’ etti.’ Bir başka rivayette de ‘… korku ve sefer olmaksızın cem’ etti’ denir. İbn Abbas’a bununla neyi murad ettiği sorulunca ‘Ümmetinin zorluğa düşmemesini istedi’ demiştir.

“Bizden ve muarızlarımızdan hiçbir kimse bu hadislerle cem’in cevazına kail olmamıştır.”[20]

Bazılarının cem’ hadislerini vaktin tam olarak tesbit edilemeyeceği kadar hava kapalılığı olması neticesinde cem’i sûrîye haml etmeleri ile ilgili olarak Şevkanî (v. 1255/1839) şöyle der:

“Rivayetlerdendir; (Peygamber) hava kapalı iken öğle namazını kıldı. Sonra hava açıldı. Baktılar ki ikindi vakti girmiş, ikindi namazını da kıldılar. Nevevî (v. 676/1277) ‘Bu batıldır, çünkü en düşük ihtimalle dahi böyle bir olay öğle ile ikindi arasında olsa da, akşam ile yatsı arasında böyle bir ihtimal yoktur’ demiştir. ‘Cem’ sûrîdir’ diyenlere gene Nevevî ‘Bu batıl veya zayıftır, çünkü bu zahire muhalefettir, doğruluk ihtimali olmayan bir muhalefettir’ demiştir.”[21]

Hanefilerin mütevatiri terk ile itham ettikleri fukaha ise kendilerini savunmuşlardır. Onlar mütevatiri terk etmediklerini, ancak tahsis ettiklerini, mütevatir haberin sahih bir haberle tahsisinin cevazında ise icmâ olduğunu söylemişlerdir.[22] Ancak âhad haberin mütevatir haberi tahsis etmesi hususunda icma bulunduğu görüşü Hanefilerin usûlleri açısından uygun değildir. Çünkü Hanefilere göre âhad haberin mütevatiri tahsisinin şartları vardır. Bu konudaki icma Cumhurun icmasıdır.

İbn Kudame (v. 620/1223) cem’i sûrî görüşünü iki yönden tenkit etmişlerdir;

“Hadislerdeki cem’in mânâsının ilk namazı son vakte, ikinci namazı da ilk vakte almak olduğu söyleniyor. Biz bunun iki yönden fasid olduğunu söyleriz; birincisi hadisler sarihtir ki, iki vakitten birinde kılmaktır. Zikrettiğimiz Enes hadisi (…ikindi vaktine kadar erteledi…, akşamı da şafak kaybolana kadar…) tevilleri batıl kılar. İkincisi ise, cem’ ruhsattır. Eğer dedikleri gibi olsa her namazı vaktinde kılmaya riayette şiddetli darlık ve büyük bir sıkıntı olurdu.”[23]

Hanefilerin cem’i kabul etmemelerinin bir delili de İbn Abbas tarafından rivayet edilen şu hadistir:

“Her kim özürsüz olarak iki namazı cem’ ederse büyük günahlardan birini işlemiş olur.”[24]

Darekutnî (v. 385/995), Hakim (v. 405/1014) ve Beyhakî (v. 458/1066) de bu hadisi altıncı raviye kadar ortak rivayet etmişlerdir. Ravilerden biri olan Haneş’in zayıf olduğu, Tirmizi (v. 279/892) tarafından hadis zikredildikten sonra belirtilmiştir. Ahmed b. Hanbel (v. 241/855) ve başkalarının da onu zayıf gördüklerini söylemiştir.[25] Mubarekfurî (v. 1353/1934) de Tirmizi’nin sünenine saptığı şerhte müşterek ravi Haneş hakkında bilgi vermiştir; “Ahmed b. Hanbel ve Darekutnî ‘metruktur’ der. Ebu Zür’a ve İbn Maîn ‘zayıf’, Buhârî ‘hadisleri yazılmaz’, Nesaî ‘sika değildir’ demiştir.”[26]

Hadisin senedindeki problem görülmese, sahih kabul edilse dahi cem’i caiz görenlerin iddialarına bir halel gelmemektedir. Çünkü onlar seferî, korkuyu, hastalığı … birer özür kabul etmektedirler.

İbn Şâhin (v. 385/995) ise hadisin senedinin sahih olduğunu, ancak mensuh olduğunu, onunla amel edilemeyeceğini bildirmektedir.[27]

Yukarıda geçen hadis Hz. Ömer’den de rivayet edilmektedir. Ancak İmam Şafiî’den (v. 204/819) nakledilir ki o, sefer ve yağmurun özür olduğunu belirtmiştir. Hz. Ömer’e nisbet edilen bu rivayetin ise mürsel olduğunu, Ebu’l-Aliye’nin Ömer’den dinlemesinin mümkün olmadığını söylemiştir.[28]

Hattabî (v. 388/998) ise cem’in sûrîye hamlinin doğru olmadığı görüşündedir. Çünkü bu şekilde namazların kendi vaktinde kılınması çok zordur. Binaenaleyh namazların ilk ve son vakitleri, avamı bırakın havas için dahi idraki imkansızdır.[29]

Zahiriler de Hanefilerle aynı görüşü paylaşmaktadırlar; hakiki mânâda cem’ sadece Arafat ve Müzdelife’de mümkündür. İbn Hazm (v. 456/1063) tüm hadisleri birleştirme yoluna gitmiştir. Ona göre öğle ya da akşam namazı son vakte bırakılır, ikindi ve yatsı namazları da ilk vakte alınırsa, birincisi kılınıp ardından ezan okunur ve kamet getirilir. Sonraki namazın vakti girdiği için de o namaz kılınır. Böylece hadislerin tümüne riayet edilmiş olur.[30]

Gene onun bildirdiğine göre cem’ ile ilgili en sahih hadisi Abdullah b. Abbas ri­vayet etmiştir. “Rasulullah (s.a.s.) bize öğle ile ikindiyi, akşam ile yatsıyı bir arada kıldırdı. Ne korku vardı ne yolculuk.” İbni Abbas’a ‘bununla maksadı neydi?’ diye soruldu. Dedi ki: “Ümmetini sıkıntıya sokmak istemedi.”[31]

(İbn Hazm şöyle dedi ki:) Bizim anlattığımız şekilde yapılacak birleştirmenin bu hadisle de çeli­şen bir yanı yoktur.[32]

Caferiler de cem’i hakiki manada anlamaktadırlar. Cem’ ile ilgili rivayetleri birinci namazı son vakte kadar erteleyip, ikinci namazı da ilk vaktine alarak kılmak şeklinde anlaşılması hatalıdır. Çünkü bu cem’ diye isimlendirilmez; her namazın kendi vaktinde kılınmasıdır.[33]

Görüldüğü üzere cem’ tartışmaları daha çok sûrîlik ve hakikilik üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu konuda çoğunlukla iki taraf göze çarpar. Birinci tarafta Hanefiler, ikinci tarafta ise Cumhur yer almaktadır. Hanefilerin nesh ve tahsisle ilgili görüşleri ile Cumhurun bu konudaki görüşleri meseleye bakışı belirlemektedir. Daha önce de zikredildiği üzere Hanefiler, haber-i vahidin (veya garib hadisin) mütevatir haber üzerinde etkisinin olmayacağına kaildirler. Cumhur ise sahih haberin –meşhur, mütevatir ya da ferd olması fark etmez – mütevatir haber üzerine etki edeceğini bildirmektedirler. Cem’ hadisleri ise Hanefilerce ferd haberler şeklinde karşımıza çıktığı için ihtilaf meydana gelmekte, neticede Hanefilerce reddedilmekte, Cumhurca kabul edilmektedir.

Cem’i sûrînin cevazı hakkında ittifak zaten mevcuttur. Cumhur da namazların birinin son vaktine kadar ertelenip kılınması, ardından da o anda giren vaktin namazının kılınmasını kabul etmektedirler. Çünkü bu şekilde her namaz kendi vaktinde kılınmaktadır. Bu konuda ihtilaf olması beklenemez. Ancak bir namazın başka bir namazın vaktinde kılınması anlamında cem’e gelince, yukarıda zikredilen delillerle her iki taraf kendi görüşünü müdafaa etmekte, karşı tarafın delillerini çürütmeye çalışmaktadır. Malzemenin çokluğu da münakaşanın boyutunu genişletmekte, şiddetini artırmaktadır.

Cem’le ilgili rivayetlerin sayısı üç yüz civarındadır ve on iki sahabi tarafından rivayet edilmiştir.[34] Buna göre cem’ hadisleri usûlen meşhur rivayet grubuna dahil olmaktadır. ‘Haber-i vahid’ olmayan yani meşhur ya da mütevatir olan rivayetler de Hanefilerce kabul edildiğine göre, cem’in kabulüne Hanefilerce de bir mani’ yoktur.[35]

[1] Nisa (4), 103

[2] Razî, Sıhah, s. 97; Serdar Mutçalı, Arapça-Türkçe Sözlük (Dağarcık), s. 127.

[3] Mutçalı, a.g.e., s. 127.

[4] “Cem’u’s-Salavat”, el-Mevsuatü’l-Fıkhiyye, 15/284.

[5] Şevkânî, Neylu’l-Evtar, 3/261.

[6] “Cem’u’s-Salavat”, el-Mevsuatü’l-Fıkhiyye, 15/287.

[7] Ali Sayis, Mahmut Şeltut, Mukayeseli Mezhepler Hukuku, s. 58.

[8] “Cem’u’s-Salavat”, el-Mevsuatü’l-Fıkhiyye, 15/286.

[9] Buhârî, “el-Cem’u beyne’s-Salateyn bi’l-Müzdelife”, 5.

[10] Ebû Dâvûd, “el-Cem’u beyne’s-Salateyn”, 3.

[11] Müslim, “Kazau’s-Salah”, 3.

[12] Nesâî, “Mevâkît”, 40.

[13] Buhârî, “Ebvâbu’t-Taksîr”, 14.

[14] Nisa (4), 103.

[15] Bakara (2), 238.

[16] Tirmizi, “Mevâkît”, 1; Ebû Dâvûd, “Mevâkît”, 1.

[17] Müslim, “Hacc”, 48.

[18] Buhârî, Ref’u’l-Yedeyn, s. 14.

[19] İbn Kudâme, El-Muğnî, 2/56.

[20] İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, 2/21.

[21] Şevkânî, Neylu’l-Evtar, 2/265.

[22] İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/57.

[23] İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/57.

[24] Tirmizi, “Ebvabu’s-Salah”, 138.

[25] Tirmizi, “Ebvabu’s-Salah”, 138.

[26] Mübarekfuri, Tuhfetü’l-Ahvezî, 1/477.

[27] İbn Şâhin, Nasihu’l-Hadis ve Mensuhuhü, 1/232.

[28] Beyhakî, Sünen, 3/169.

[29] Şevkânî, Neylu’l-Evtar, 3/266.

[30] İbn Hazm, el-Muhallâ, 2/204-206 .

[31] Müslim, “Salatu’l-Müsafirin”, 20.

[32] İbn Hazm, el-Muhallâ, 2/202-204.

[33] Meclisî, Biharu’l-Envâr, 69/339.

[34] Kırbaşoğlu, Namazların Birleştirilmesi, s. 110.

[35] Kırbaşoğlu, a.g.e., 119.

 

 

Son Güncelleme : 18.12.2007 - 17:32

   
Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın
Derlemeye Ekle
Yazdır
E-mail olarak gönder
Benzer Konular

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayıtlı üyeler bir konuyu yorumlayabilir. Lütfen üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.6 © 2007-2012 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki
Kapa