| Yazan: Lokman Yılmaz,
Tarih: 18.12.2007 - 17:32
|
Okunma Sayısı : 593 |
Namazların
birleştirilmesi konusu Kur'an-ı Kerim’de söz konusu edilmemektedir. Bu
konunun hadis-i şeriflerde fazlaca yer bulduğunu söyleyebiliriz. Ancak
bu hadislerin kabulü ve reddi konusunda farklı görüşler ortaya
çıkmıştır. Hanefiler hacc dışında cem’e karşı iken, Cumhur belli
şartlarla genişletme eğilimindedirler.
Kur'an-ı Kerim’de namazların vaktine dikkat çeken “Gerçekten namaz, müminler üzerine vakitli olarak farz kılınmıştır” ayeti Hanefilerin en büyük dayanağı olmuştur. Cumhur’un dayanağı ise cem’ ile ilgili yoğun hadis malzemesi olmuştur.
Aslında
şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki müctehid ulemayı farklı görüşlere
sevk eden usûl ile ilgili tartışmalardır. Hanefilerle Cumhur arasındaki
haber-i vahidi kabul şartları bu
meselenin kilit noktası olmuştur. Cumhura göre, kabul veya red
açısından tek kişi ile çok kişinin rivayet ettiği bir hadis arasında
fark yoktur. Onlara göre önemli olan haberin sahih olmasıdır.
Hanefilerde ise, haberlerdeki sahih-zayıf ayrımının yerini ferd
(haber-i vahid)-meşhur/mütevatir ayrımının aldığını görüyoruz. Bu
kriterlerin uygulama alanına giren konulardan biri de namazların
birleştirilmesidir. Hanefilerin tesbit ettiği cem’ hadislerinden sadece
Arafat ve Müzdelife ile ilgili olanları haber-i vahid olmaktan
kurtulmaktadır. Burada ise hac menasikinin uygulanması sırasında ortaya
çıkan zorluklar dolayısıyla cem’ yapılabilmektedir. Bu mahaldeki cem’
uygulaması istisnadır; namaz vakitlerini bildiren genel kaideleri
bozmaz.
Cumhurun
haberleri farklı kriterlere tabi tutmaları, cem’ ile ilgili
tartışmalarda yumuşak davranmalarını sağlamıştır. Cem’ haberleri sahih
haberler olarak onların önüne gelince onları kabul etmeme gibi bir
inisiyatifleri (kendi kriterlerine göre) yoktur.
Cem’
ile ilgili –haber-i vahid de olsa – bunca haberin reddi de kolay bir
şey olmadığı için, Hanefiler bu yöndeki uygulamaların Cumhur tarafından
hatalı anlaşıldığını söylemişlerdir. Onlara göre aslında birinci namaz
ikincinin vaktinin başına yakın bir zamanda kılındığı için Cumhur
hatalı anlamıştır. Cumhur ise Hanefileri hatalı anlayışla itham
etmiştir.
Çalışmamızın
birinci bölümünde cem’ kavramını, kavram olarak çeşitlerini, bu
konudaki rivayetleri ve farklı görüşleri ele alacağız. İkinci bölümde
ise cem’ ile ilgili yukarıda bahsettiğimiz tartışmaları, cem’in kimlere
göre hangi durumlarda ve ne şekilde yapılması gerektiğini sunacağız.
I. BÖLÜM
CEM’ KAVRAMI VE ÇEŞİTLERİ
Cem’
kavramını ilk önce lügatteki kullanımı açısından ele alacağız. Bu
kavramın Arap dilinde fazlaca kullanıldığını görüyoruz. Bizim “Lügatte
Cem’” konusunu ele alırken vereceğimiz mânâlar ve kullanımları da
gerçekte kullanım alanının çok az bir kısmına işaret etmektedir.
Dildeki
yoğun kullanımından olsa gerek, bu kelime birçok ilim ve alana da
ıstılah olarak yerleşmiştir. Bir nikah altında iki kardeşi toplama ve
Alevîlik kültüründe ayine de cem’ denmektedir. Konumuzla alakalı olarak
cem’ kavramı, “leyletü’l-cem’” diye Müzdelife için de kullanılmıştır.
A. KAVRAM OLARAK CEM’
1. LUGATTE CEM’
Cem’: ( جَمَعَ- يَجْمَعُ- جَمْع ) Cem’, üçüncü
babdan gelir, mastardır. Toplamak, derlemek, birleştirmek, birlik
oluşturmak, yığmak, ayrı şeyleri bir araya getirmek, özetlemek, monte
etmek… mânâlarına gelir. Sürüyü toplamak, شمل القطيع جمع şeklinde ifade edilir. Ayrıca, جمع ...بين...و... şeklinde iki ayrı şeyi birleştirmeyi ifade etmek için kullanılır. Namazların birleştirilmesini ifade etmek için de bu kalıp kullanılır.
2. ISTILAHTA CEM’
Fukahâya
göre cem’den namazların birleştirilmesi murad edilir. Bu ise öğle ile
ikindinin ve akşam ile yatsının birlikte, birbirlerinin vaktinde takdim
ya da tehir yoluyla kılınması şeklindedir.
Şöyle
ki, öğlen namazı vakti girdiğinde öğle ile ikindi birlikte kılınır.
Veya öğle namazı ikindi namazı vaktine ertelenip ikindi namazıyla
birlikte kılınır. Aynı şekilde akşam namazı vaktinde akşam ile yatsı
birlikte kılınabileceği gibi, akşam namazı ertelenip yatsı namazı ile
birlikte kılınabilir. Yatsı ile sabah namazı, sabah ile öğle namazı
veya ikindi ile akşam namazları arasında birleştirilme yapılamaz; bu
konu ileride açıklanacaktır.
B. CEM’İN ÇEŞİTLERİ
Namazların
birleştirilmesi, birkaç yönden tasnife tabi tutulabilir. İlk olarak
cem’, tartışmalarının en fazla yoğunlaştığı nokta olan hakikilik ya da
şeklilik yönünden hakiki ve sûrî diye ikiye ayrılır. Daha sonra birinci veya ikinci namazın vaktinde kılınması itibariyle cem’i takdim ve cem’i te’hir diye ikiye ayrılır.
1. ŞEKİL YÖNÜNDEN CEM’
a. Hakikilik-Sûrilik Yönünden Cem’in Çeşitleri
aa. Cem’i Hakiki: (الجمع الحقيقي)
Cem’, mutlak mânâda hakiki cem’i ifade etmek için kullanılır. Haddizatında cem’ denince akla ilk gelen cem’i hakikidir.
Yani bir namazın kendi vaktinde değil de bir önceki veya bir sonraki
namazın vaktinde ve o namazla birlikte, fazla ara verilmeden
kılınmasıdır. Fasl-ı yesir (kısa ara) ise cem’e mani değildir. Çünkü
bundan kaçınmaya çalışmakta meşakkat vardır.
Hanefilerin
geneli, Zahiriler ve tabiin ulemasından bazıları cem’in hakiki manada
kullanımını kabul etmemektedirler. Bu alimlerin başında ise İbrahim
en-Nehaî (v. 95/714) ve Hasan el-Basri (v. 110/728), gelmektedir. Şafiîler, Malikiler, Hanbeliler ve Caferiler cem’i hakiki mânâda kullanmaktadırlar.
ab. Cem’i Sûri: (الجمع الصوري)
Sûri
cem’, mânevî veya şekli cem’ şeklinde de kullanılır. Sözlükte gerçekten
değil de sadece görüntüde bir araya getirme anlamındadır. Istılahta
ise, öğle namazını son vakte kadar erteleyerek kılıp hemen ardından
giren ikindi vaktinde de ikindi namazını kılma, aynı uygulamanın akşam
ile yatsı arasında da yapılması anlamında kullanılmaktadır.
Böylece her iki çift namaz da kendi vakti içerisinde kılınmakta, ancak
bir sonraki namaz vaktine yakın ve bir sonraki namazla aralarında fazla
fasıla olmadan kılındığı için ikisinin bir vakitte kılınması şeklinde
anlaşılmaktadır.
Şunu
da belirtmek gerekir ki, bu durum cem’ tehir ile alakalıdır. Cem’i
takdimde bir sonraki namazın vakti girmesi söz konusu olmadığı için
cem’i sûrî yorumu sadece tehir ile ilgili rivayetlerde geçerlidir.
Zaten takdimle ilgili rivayetler hakkındaki eleştiriler fazlaca yer
tutmaktadır.
CEM’İ SÛRİYE DELÂLET EDEN RİVAYETLER
İbn Mes’ud’dan rivayet edilmiştir:
“Kendisinden
başka ilah bulunmayana yemin ederim ki, Resûlullah (s.a.s.) Arafat’ta
öğle ile ikindiyi, ve Müzdelife’de akşam ile yatsıyı cem’ etmenin
dışında her namazı kendi vaktinde kılmıştır.”
İbn Ömer şöyle der:
“Resûlullah (s.a.s.) bir defa hariç akşam ile yatsıyı cem’ etmemiştir.”
Ebu Katade’den:
“Uykuda kusur yoktur, asıl kusur namazı bir sonraki namazın vakti gelene kadar
kılmayan kişinin yaptığıdır.”
Nafi’ şöyle demiştir:
İbn
Ömer ile onun arazisine gitmek üzere yola çıktık. Bu sırada birisi
geldi ve ‘(Hanımınız) Safiyye bintü Ebi Ubeyd ağır hasta, yetişmeye
bak’ dedi. Bunun üzerine süratle yola çıktı. Yanında Kureyş’ten bir
adam vardı. Güneş battığı halde namaz kıldırmadı. Halbuki benim
bildiğim o, namazlarını vaktinde kılardı. Geciktiğini görünce ‘Allah
hayrını versin, namaz’ dedim. Bana baktı ve sonra yoluna devam etti.
Şafağın son vakti olunca hayvanından indi ve akşam namazını kıldı.
Sonra şafak kaybolunca yatsı için kamet getirdi ve bize namaz kıldırdı,
sonra bize dönerek ‘Süratle yol aldığı zaman Resûlullah (s.a.s.) böyle
yapardı’ dedi.”
Salim, İbn Ömer’den şöyle nakleder:
“Süratle yol aldığı zaman Resûlullah (s.a.s.)’ın yatsı ile cem’ edesiye kadar akşam namazını tehir ettiğini gördüm.”
Salim demiştir ki:
“Abdullah
da süratle yol aldığı zaman böyle yapardı. Akşam için kamet getirir ve
üç rekat kılar, sonra selam verir, biraz bekler ve yatsı için kamet
getirip iki rekat olarak kılar sonra selam verirdi. Ne akşam ile yatsı
arasında ne de yatsıdan sonra nafile namaz kılardı. Geceleyin nafile
kılana kadar kılmazdı.”
b. Cem’in Sûriliği-Hakikiliği İle İlgili Görüşler
Hanefilerin
kahir ekseriyeti, Zahiriler ve bir kısım ulema namazların kendi
vakitleri dışında kılınmasını caiz görmezler. Bunun tek istisnası
Arafat ve Müzdelife’de öğle ve ikindinin takdim yoluyla, akşam ile
yatsının da tehir yoluyla kılınmasıdır. Bu konuda mezhepler arasında
ihtilaf yoktur.
Hanefi
ekolünün görüşünü benimseyenlerin bu konudaki en önemli delili:
“Gerçekten namaz, müminler üzerine vakitli olarak farz kılınmıştır” ayetidir. Bir başka ayette de; “Namazları koruyunuz, ve orta namazı da” buyrulur.
Burada kastedilen bilinen beş vakit namazdır. Çünkü ‘namazlar’ kelimesi
marife olarak kullanılmıştır. Namaz vakitlerini bildiren İbn Abbas
hadisi de Hanefilerce cem’e engel teşkil etmektedir. Bu hadis şöyledir:
Resûlullah (s.a.s.) buyurdu ki:
“Cibril,
beytin yanında bana iki kere imamlık yaptı. Birincisinde öğle namazını
gölge, pabucun kayışı kadar uzunlukta olduğu zaman kıldırdı. Sonra
ikindiyi her şey gölgesi kadar olunca kıldırdı. Sonra akşamı güneş
batıp oruçlu iftar ettiğinde kıldırdı. Sonra yatsıyı şafak kaybolunca
kıldırdı. Sonra sabahı tan yeri ağarınca ve oruçluya yemek yasak
edildiği zaman kıldırdı.
“İkinci
günde, öğleyi her şeyin gölgesi kendisi kadar olunca, dünkü ikindiye
yakın bir zamanda kıldırdı. Sonra ikindiyi her şeyin gölgesi iki misli
olunca kıldırdı. Sonra akşamı ilk seferîndeki vaktinde kıldırdı. Sonra
yatsıyı gecenin üçte biri geçtikten sonra kıldırdı. Sonra sabahı
yeryüzü aydınlanınca kıldırdı. Sonra Cibril ona yönelerek: ‘Ey
Muhammed! Bunlar senden önceki Peygamberlerin vaktidir. Namaz vakti,
işte bu iki vaktin arasındadır’ dedi.”
İbn Mesud’un rivayet ettiği “Resûlullah (s.a.s.)’ın hiçbir namazı vakti dışında kıldığını görmedim. Ancak Müzdelife’de hariç …” hadisi de –özellikle Hanefilerde – fakihliği ön plana çıkan bu sahabinin getirdiği, cem’e cevaz vermeyen önemli bir delildir.
İbn
Mesud’dan gelen bu rivayete karşı cem’e cevaz verenler de usûlî bir
delil getirmektedirler. İmam Buhârî (v. 256/870), “İki kişi rivayette
bulunduğunda birisi ‘gördüm’ dese, diğeri de ‘görmedim’ dese gören
vakaya şahittir, ama ‘yapmadı’ diyen onun yapmadığına şahit değildir.
Çünkü ‘yapmadı’ diyen onun yaptığını hıfz etmemiştir. İşte bunun gibi
Bilal ‘Resûlullah (s.a.s.)’ın Kabe’nin içinde namaz kıldığını gördüm’
demesi kabul edilmiş, Fadl b.Abbas’ın ‘kılmadı’ demesi kabul
edilmemiştir. Bu yüzden ulema o fiili görmeyen kimsenin ‘kılmadı’
demesine iltifat etmemişlerdir”
demektedir. Bunun gibi İbn Mesud’un ‘görmedim’ demesi delil kabul
edilmemektedir. Çünkü olaya şahid olan sahabe sayısı fazladır. Onların
dediklerinin tercihi usûlen daha uygundur.
Hanefilere
göre ayetler ve hadislerin ifadesi ile namazların vakitleri tevatüren
sabit olmuştur; ancak cem’ hadisleri âhaddır. Âhadlar yüzünden
mütevatir haberlerin terki caiz değildir.
Dolayısıyla cem’i kabul edenler mütevatir haberleri terk etmektedirler.
Mütevatir haberin terki ise büyük bir mesuliyet gerektirir.
Hanefi
alimlerinden Hidâye şârihi İbnü’l-Hümâm (v. 861/1456) da Hanefi
delillerinin daha kuvvetli olduğunu, İbn Mesud’un bir karşılaştırma
durumunda fakihliği göz önüne alınarak tercih edilmesinin daha uygun
olacağını bildirerek şöyle der:
“İki sebepten dolayı bizim görüşümüz evladır:
1- İbn Mes’ud ziyadesiyle diğerlerinden fakihtir; karşılaştırma anında öne geçer.
2- Enes hadisindeki mezkur şafak kırmızılıkla beyazlık arasında müşterek olan ve humre denen güneş batmadan evvelki kızıllığa haml olunur. O zaman bizim cem’i sûrî teayyün etmiş olur.
“Namazları
cem’ etmek hakkında çok çeşitli hadisler rivayet edilmiş olup, bu
hadislerde ızdırap vaki olmuştur. Mesela o hadislerden bazısında İbn
Abbas’tan rivayet olunmuştur ki, ‘Resûlullah (s.a.s.) öğle ile
ikindiyi, akşam ile yatsıyı korku ve sefer olmaksızın cem’ etti.’ Bir
başka rivayette de ‘… korku ve sefer olmaksızın cem’ etti’ denir. İbn
Abbas’a bununla neyi murad ettiği sorulunca ‘Ümmetinin zorluğa
düşmemesini istedi’ demiştir.
“Bizden ve muarızlarımızdan hiçbir kimse bu hadislerle cem’in cevazına kail olmamıştır.”
Bazılarının
cem’ hadislerini vaktin tam olarak tesbit edilemeyeceği kadar hava
kapalılığı olması neticesinde cem’i sûrîye haml etmeleri ile ilgili
olarak Şevkanî (v. 1255/1839) şöyle der:
“Rivayetlerdendir;
(Peygamber) hava kapalı iken öğle namazını kıldı. Sonra hava açıldı.
Baktılar ki ikindi vakti girmiş, ikindi namazını da kıldılar. Nevevî
(v. 676/1277) ‘Bu batıldır, çünkü en düşük ihtimalle dahi böyle bir
olay öğle ile ikindi arasında olsa da, akşam ile yatsı arasında böyle
bir ihtimal yoktur’ demiştir. ‘Cem’ sûrîdir’ diyenlere gene Nevevî ‘Bu
batıl veya zayıftır, çünkü bu zahire muhalefettir, doğruluk ihtimali
olmayan bir muhalefettir’ demiştir.”
Hanefilerin
mütevatiri terk ile itham ettikleri fukaha ise kendilerini
savunmuşlardır. Onlar mütevatiri terk etmediklerini, ancak tahsis
ettiklerini, mütevatir haberin sahih bir haberle tahsisinin cevazında
ise icmâ olduğunu söylemişlerdir.
Ancak âhad haberin mütevatir haberi tahsis etmesi hususunda icma
bulunduğu görüşü Hanefilerin usûlleri açısından uygun değildir. Çünkü
Hanefilere göre âhad haberin mütevatiri tahsisinin şartları vardır. Bu
konudaki icma Cumhurun icmasıdır.
İbn Kudame (v. 620/1223) cem’i sûrî görüşünü iki yönden tenkit etmişlerdir;
“Hadislerdeki
cem’in mânâsının ilk namazı son vakte, ikinci namazı da ilk vakte almak
olduğu söyleniyor. Biz bunun iki yönden fasid olduğunu söyleriz;
birincisi hadisler sarihtir ki, iki vakitten birinde kılmaktır.
Zikrettiğimiz Enes hadisi (…ikindi vaktine kadar erteledi…, akşamı da
şafak kaybolana kadar…) tevilleri batıl kılar. İkincisi ise, cem’
ruhsattır. Eğer dedikleri gibi olsa her namazı vaktinde kılmaya
riayette şiddetli darlık ve büyük bir sıkıntı olurdu.”
Hanefilerin cem’i kabul etmemelerinin bir delili de İbn Abbas tarafından rivayet edilen şu hadistir:
“Her kim özürsüz olarak iki namazı cem’ ederse büyük günahlardan birini işlemiş olur.”
Darekutnî
(v. 385/995), Hakim (v. 405/1014) ve Beyhakî (v. 458/1066) de bu hadisi
altıncı raviye kadar ortak rivayet etmişlerdir. Ravilerden biri olan
Haneş’in zayıf olduğu, Tirmizi (v. 279/892) tarafından hadis
zikredildikten sonra belirtilmiştir. Ahmed b. Hanbel (v. 241/855) ve
başkalarının da onu zayıf gördüklerini söylemiştir.
Mubarekfurî (v. 1353/1934) de Tirmizi’nin sünenine saptığı şerhte
müşterek ravi Haneş hakkında bilgi vermiştir; “Ahmed b. Hanbel ve
Darekutnî ‘metruktur’ der. Ebu Zür’a ve İbn Maîn ‘zayıf’, Buhârî
‘hadisleri yazılmaz’, Nesaî ‘sika değildir’ demiştir.”
Hadisin
senedindeki problem görülmese, sahih kabul edilse dahi cem’i caiz
görenlerin iddialarına bir halel gelmemektedir. Çünkü onlar seferî,
korkuyu, hastalığı … birer özür kabul etmektedirler.
İbn Şâhin (v. 385/995) ise hadisin senedinin sahih olduğunu, ancak mensuh olduğunu, onunla amel edilemeyeceğini bildirmektedir.
Yukarıda geçen hadis Hz. Ömer’den de rivayet edilmektedir. Ancak İmam Şafiî’den (v.
204/819) nakledilir ki o, sefer ve yağmurun özür olduğunu belirtmiştir.
Hz. Ömer’e nisbet edilen bu rivayetin ise mürsel olduğunu,
Ebu’l-Aliye’nin Ömer’den dinlemesinin mümkün olmadığını söylemiştir.
Hattabî
(v. 388/998) ise cem’in sûrîye hamlinin doğru olmadığı görüşündedir.
Çünkü bu şekilde namazların kendi vaktinde kılınması çok zordur.
Binaenaleyh namazların ilk ve son vakitleri, avamı bırakın havas için
dahi idraki imkansızdır.
Zahiriler
de Hanefilerle aynı görüşü paylaşmaktadırlar; hakiki mânâda cem’ sadece
Arafat ve Müzdelife’de mümkündür. İbn Hazm (v. 456/1063) tüm hadisleri
birleştirme yoluna gitmiştir. Ona göre öğle ya da akşam namazı son
vakte bırakılır, ikindi ve yatsı namazları da ilk vakte alınırsa,
birincisi kılınıp ardından ezan okunur ve kamet getirilir. Sonraki
namazın vakti girdiği için de o namaz kılınır. Böylece hadislerin
tümüne riayet edilmiş olur.
Gene
onun bildirdiğine göre cem’ ile ilgili en sahih hadisi Abdullah b.
Abbas rivayet etmiştir. “Rasulullah (s.a.s.) bize öğle ile ikindiyi,
akşam ile yatsıyı bir arada kıldırdı. Ne korku vardı ne yolculuk.” İbni
Abbas’a ‘bununla maksadı neydi?’ diye soruldu. Dedi ki: “Ümmetini
sıkıntıya sokmak istemedi.”
(İbn Hazm şöyle dedi ki:) Bizim anlattığımız şekilde yapılacak birleştirmenin bu hadisle de çelişen bir yanı yoktur.
Caferiler
de cem’i hakiki manada anlamaktadırlar. Cem’ ile ilgili rivayetleri
birinci namazı son vakte kadar erteleyip, ikinci namazı da ilk vaktine
alarak kılmak şeklinde anlaşılması hatalıdır. Çünkü bu cem’ diye
isimlendirilmez; her namazın kendi vaktinde kılınmasıdır.
Görüldüğü
üzere cem’ tartışmaları daha çok sûrîlik ve hakikilik üzerinde
yoğunlaşmaktadır. Bu konuda çoğunlukla iki taraf göze çarpar. Birinci
tarafta Hanefiler, ikinci tarafta ise Cumhur yer almaktadır.
Hanefilerin nesh ve tahsisle ilgili görüşleri ile Cumhurun bu konudaki
görüşleri meseleye bakışı belirlemektedir. Daha önce de zikredildiği
üzere Hanefiler, haber-i vahidin (veya garib hadisin) mütevatir haber
üzerinde etkisinin olmayacağına kaildirler. Cumhur ise sahih haberin
–meşhur, mütevatir ya da ferd olması fark etmez – mütevatir haber
üzerine etki edeceğini bildirmektedirler. Cem’ hadisleri ise
Hanefilerce ferd haberler şeklinde karşımıza çıktığı için ihtilaf
meydana gelmekte, neticede Hanefilerce reddedilmekte, Cumhurca kabul
edilmektedir.
Cem’i
sûrînin cevazı hakkında ittifak zaten mevcuttur. Cumhur da namazların
birinin son vaktine kadar ertelenip kılınması, ardından da o anda giren
vaktin namazının kılınmasını kabul etmektedirler. Çünkü bu şekilde her
namaz kendi vaktinde kılınmaktadır. Bu konuda ihtilaf olması
beklenemez. Ancak bir namazın başka bir namazın vaktinde kılınması
anlamında cem’e gelince, yukarıda zikredilen delillerle her iki taraf
kendi görüşünü müdafaa etmekte, karşı tarafın delillerini çürütmeye
çalışmaktadır. Malzemenin çokluğu da münakaşanın boyutunu
genişletmekte, şiddetini artırmaktadır.
Cem’le ilgili rivayetlerin sayısı üç yüz civarındadır ve on iki sahabi tarafından rivayet edilmiştir.
Buna göre cem’ hadisleri usûlen meşhur rivayet grubuna dahil
olmaktadır. ‘Haber-i vahid’ olmayan yani meşhur ya da mütevatir olan
rivayetler de Hanefilerce kabul edildiğine göre, cem’in kabulüne
Hanefilerce de bir mani’ yoktur.
Nisa (4), 103
Son Güncelleme : 18.12.2007 - 17:32
|