| Yazan: Lokman Yılmaz,
Tarih: 18.12.2007 - 17:41
|
Okunma Sayısı : 473 |
3. SEFERİLİKTE CEM’ İLE İLGİLİ GÖRÜŞLER:
Tüm
araştırmamız boyunca ayrı tuttuğumuz gibi, bu bölümde de Hanefileri
ayrı tutacağız. Hanefilerin görüşlerini destekleyen Zahirilerin ve
müctehid ulemanın varlığını daha önce zikretmiştik. Onları da ayrı
olarak belirtmeden Hanefi görüşü çerçevesine dahil ettiğimizi
belirtmemiz gerekmektedir. Hiçbir cem’ çeşidini –Arafat ve Müzdelife
hariç – kabul etmeyen Hanefiler seferde de bu uygulamayı kabul
etmemektedirler. “Çünkü tevatür yoluyla gelen nasslar haber-i vahid ile
bozulamaz” görüşündedirler. Verilecek bilgiler cumhuru ulemanın
görüşleridir.
Cumhur,
Hanefilerin kabul ettikleri Arafat ve Müzdelife hadislerini de
seferîlikteki cem’e delil olarak sunmaktadırlar. Onlara göre bu iki
yerde namazları birleştirme ruhsatının sebebi hacıların hac ibadetiyle
uğraşmalarından dolayı buna muhtaç olmalarıdır. Bu açıktır. Diğer
yolculuklarda da bir takım meşgaleler vardır. Bilinen bir şey var ki, o
da yolculukta meşakkatten dolayı kasr veya oruç tutmama gibi
ruhsatların bulunduğudur. Burada bilinmeyen hacca özel bir ruhsatın
bulunduğudur. Bu da seferîlik noktasında Arafat ve Müzdelife ile diğer
yerlerin farkı olmamasını gerektirir; illet tahakkuk ettiğine göre cem’
de tahakkuk eder.
Cem’
ile ilgili birçok görüş içerisinde, Cumhurun ittifak noktalarının en
fazla olduğu bölümün seferde cem’ olduğunu söylemek mümkündür. Bir
sonraki başlık altında belirtilecek olan Hazarda Cem’ konusunun
–seferîliktekine göre – daha fazla karmaşık ve ihtilaflı olduğu
görülecektir. Seferde cem’ konusunda gelen rivayetlerin sayısı oldukça
fazladır. Cem’le ilgili hükümlerin çıkarıldığı rivayetlerin çoğu da
gene seferîlikle ilgili hadislerdir. Bu da bu bölümün genişliğini
göstermektedir.
Çeşitlerini
sunduğumuz (takdim-tehir, hakiki sûrî gibi) başlıkların altında
verdiğimiz hadisler aynı zamanda bu bölümü ilgilendirdiği için tekrar
edilmeyecektir. Bu bölümde daha çok seferîlik halindeki cem’ ile ilgili
detayı ilgilendiren bilgiler verilecektir.
Şafiîler,
Malikilerin ve Hanbelilerin aksine ayrı bir şart ileri sürerek, cem’
yapmayı caiz kılan yolculuğun herhangi bir yolculuk değil, namazların
kısaltılmasını caiz kılan nitelik, süre veya mesafedeki yolculuk
olduğunu söylerler.
Şafiîler
kasr ruhsatı bulunan bir seferînin, öğle ile ikindi ve akşam ile
yatsının takdim ya da tehir yoluyla kılabileceğini söylemektedirler. Uzun mesafeli yolculuklar için mezhepte tek görüş bulunmaktadır. O da cem’in cevazı yönündedir.
Ancak
Şafiîlerin namazların kısaltılması için kasr mesafesi şartı hususunda
ittifak sağlayamadıkları gözükmektedir. Mezhebin önde gelenleri bu
hususta ikiye bölünmüşlerdir. Kesin olan nokta ise Şafiî ulemasının bu
konuda iki yönde de görüş belirttikleridir. Gazali (v. 505/1111) bu
ihtilafın Mekke ehlinin hac esnasındaki taksirinin sebebini tesbitten
kaynaklandığına işaret ederek şöyle demektedir: “Kısa mesafeli
seferlerle ilgili bizde iki görüş bulunmaktadır: İlki ehl-i Mekke’nin
kasr mesafesine ulaşmamasına rağmen Müzdelife’de namazlarını kısaltarak
kılmalarıdır. Diğeri ise o bölge halkının seferîlikten dolayı değil,
hac menasikinin uygulanması esnasında karşılaşılan zorluklardan dolayı
namazlarını cem’ etmeleridir.”
Nevevi
(v. 676/1277) ise: “Öğle ile ikindinin ve akşam ile yatsının birbirinin
vaktinde takdim ya da tehir yoluyla kılınması uzun yolculukta caizdir.
Kısa yolculukta ise bir kavle göre (caizdir)” demektedir.
Zekeriyya
el-Ensârî (v. 926/1520) Menhecü’t-Tullâb adlı eserinde “Kısa mesafeli
seferlerde de iki ikindinin (öğle ile ikindinin) ve iki akşamın (akşam
ile yatsının) takdim ya da tehir yoluyla kılınabilmesine cevaz veren
kavil, uzun seferde cem’e cevaz veren kavle göre evladır” demektedir.
Mühezzeb
sahibi Şîrâzî (v. 476/1083), Hz. Peygamber’in süratle yol almak
istediği zaman namazları cem’ ettiğini bildiren İbn Ömer hadisine
dayanarak bu sonuca vardıklarını bildirmekte, cem’in cevazı için kasır
mesafesine ulaşma şartını dile getirmektedir. Bu konuda var olan “Kasır
mesafesi şart değildir” görüşünü ise diğer görüşe göre zayıf
bulmaktadır.
Şafiî’den kasr ruhsatı olmayan kısa mesafelerde de namazların cem’
edilebileceğine dair görüşler bildirilmiştir. Çünkü Mekke sakinleri
kısa sefer mesafesinde olan Arafat ve Müzdelife de namazlarını
birleştirmektedirler.
Nevevi,
Şafiî’ye isnad edilen bu görüşün şaz ve merdud olduğunu, Şafiî’nin
metinleri incelediğinde bu sonuca ulaştığını bildirmektedir. Ayrıca
mezhebin diğer önde gelenleri de Şafiî ile ilgili aynı sonuca
ulaşmışlardır, kendilerinin de görüşleri bu yöndedir.
Ancak
Şafiîlerde tercih edilen görüşün kasr mesafesine ulaşmayan
yolculuklarda da namazların birleştirilebileceği yönünde olduğu
bildirilmiştir.
Malikilerle
Şafiîler arasında bu konuda önemli bir ayrılık vardır. Bu da namazların
birleştirilebilmesi için kasr mesafesine ulaşma şartıdır. Çünkü
Malikiler sefer mesafesini önemsememektedirler. Onlar için önemli olan
mübah bir sefer olmasıdır; namazların birleştirilebilmesi için seferîn
kasr ruhsatı kazandıracak bir mesafeye ulaşması şart değildir.
İmam Şafiî’nin kısa mesafelerde de namazların birleştirileceğine dair
kabul ettiği öne sürülen delil İmam Malik tarafından da delil olarak
almıştır. Yani Mekke ehlinin Arafat ve Müzdelife’deki cem’i.
Malikiler
ile diğer mezhepler arasındaki “kasr mesafesi” ihtilafının odak
noktasında Mekke ehli vardır. Gazali’nin mezhepler arasındaki farklı
anlayışın, Mekke ehlinin namazları cem’ etmesindeki illetin tesbit
edilememesinden kaynaklandığını söylediğine yukarıda yer vermiştik.
İmam Malik de o bölge ahalisinin seferîlik sebebiyle cem’ ettiklerini
söyleyerek, meşakkatten dolayı cem’ ettiğini söyleyen diğer mezhep
ulemasından ayrılmıştır.
Malikilerde seferîlikle ilgili diğer mezheplerde olmayan “deniz seferînde cem’ caiz değildir” kaydı vardır.
Hanbeliler de bu meselede Şafiîlerle aynı görüşü benimsemektedirler. Yani sefer kasr ruhsatı mesafesine ulaşmalıdır.
Merdavi (v. 885/1480) “Mezhepte sahih olan görüş kasr mesafesine
ulaşması gerektiği yönündedir. Ancak arkadaşlarımızdan aksi görüşte
olanlar da vardır” dedikten sonra, kasrın caiz olduğunu, müstehap
olmadığını ve Arafat ile Müzdelife’de cem’e kıyas yaparak cem’in efdal
olduğunu söyleyenler olmakla birlikte isabetli olanın caizliği olduğunu
söylemiştir.
Hanbelilerden farklı görüşte olanlardan birinin İbn Teymiyye (v. 728/1327) olduğu
söylenmiştir. O, cem’ için uzun yolculuktan başka sebepler de
bulunabileceğini ileri sürerek, kısa mesafeli seferlerde de namazların
birleştirilebileceği görüşünü tercih etmiş ve bu görüşün diğerlerinden
daha kuvvetli olduğunu söylemiştir.
İbn Teymiyye, kasr ve cem’i birbirine kıyas yapanların hatalı
olduklarını belirtir. Çünkü kasrın ruhsatı seferdir, cem’in ruhsatının
sebebi ise sıkıntı verecek şeylerin (harac) kaldırılmasıdır.
Dolayısıyla kişi ihtiyaç duyduğu zaman kısa mesafeli seferlerinde de
namazları birleştirebilir.
Caferiler
bu konuyu ehli sünnet mezheplerine göre son derece geniş tutmuşlardır.
Onlara göre öğle ile ikindinin seferde veya hazarda birleştirilmesinin
cevazı hususunda ihtilaf yoktur. Bu kişinin ihtiyaç duyması halinde ya
da kendi tercihine göre –zaruret olmadan– cem’ etmesi hususunda gene bir problem gözükmemektedir.
4. SEFERDE CEM’İN CEVAZI İÇİN ÖNE SÜRÜLEN ŞARTLAR:
Seferîlikte
namazların cem’inin caiz olabilmesi için bazı şartlar ileri
sürülmüştür. Bu şartlar genelin kabul ettiği şartlar değildir.
Sahabeden ve ulemadan bazılarının görüşüdür.
a. Yolculuğun Süratli ve Yorucu Olması
Sahabeden
Usame b. Zeyd ve İbn Ömer, imamlardan da Malik b. Enes yolculuğun
süratli ve yorucu olması gerektiği yönünde görüş belirtmişlerdir. Onlar
bu şartı öne sürerken Hz. Peygamber’in İbn Ömer tarafından bildirilen
aşağıdaki uygulamasından yola çıkmışlardır.
Malikilerden bu görüşte olan başkaları da vardır.
Nafi’ şöyle demiştir:
İbn
Ömer ile onun arazisine gitmek üzere yola çıktık. Bu sırada birisi
geldi ve ‘(Hanımınız) Safiyye bintü Ebi Ubeyd ağır hasta, yetişmeye
bak’ dedi. Bunun üzerine süratle yola çıktı. Yanında Kureyş’ten bir
adam vardı. Güneş battığı halde namaz kıldırmadı. Halbuki benim
bildiğim o, namazlarını vaktinde kılardı. Geciktiğini görünce ‘Allah
hayrını versin, namaz’ dedim. Bana baktı ve sonra yoluna devam etti.
Şafağın son vakti olunca hayvanından indi ve akşam namazını kıldı.
Sonra şafak kaybolunca yatsı için kamet getirdi ve bize namaz kıldırdı,
sonra bize dönerek ‘Süratle yol aldığı zaman Resûlullah (s.a.s.) böyle
yapardı’ dedi.”
b. Mübah Bir Yolculuk Olması
Bu
şart Malikiler tarafından öne sürülmektedir. Namazların
birleştirilebilmesi için yolculuğun ya sevap kazandıran bir yolculuk
olması (hac ya da sıla-i rahim gibi) veya mübah bir yolculuk olması
(rızık için yolculuk gibi) gerekmektedir. Günah işlemek için gidilen
bir yolculukta namazların birleştirilmesi caiz değildir.
c. Mesafe Kat Edilmek İstenmesi
Bu
şart da Malikilerden İbn Habîb tarafından ileri sürülmektedir.
Şafiî’nin de aynı görüşte olduğu söylense de bu hatalıdır. Çünkü Ebu
Bekir İbnü’l-Arabi (v. 543/1148)’nin dediği gibi zaten yolculuktan
maksat mesafe kat etmektir.
Ali Sayis, Mahmut Şeltut, Mukayeseli Mezhepler Hukuku, s. 61-62.
Son Güncelleme : 18.12.2007 - 17:41
|