| Yazan: Lokman Yılmaz,
Tarih: 18.12.2007 - 17:43
|
Okunma Sayısı : 584 |
B. HAZARDA CEM’:
Yukarıdaki
bölümde seferîlik halinde namazların birleştirilmesi ile ilgili
nassları ve bu konudaki görüşleri ele aldık. Bu bölümde sefer hali
bulunmadan namazların birleştirilmesi ile ilgili konuları, görüşleri ve
delilleri ele alacağız.
Cumhurun
genel kanaati namazların birleştirilmesinde seferîliğin tek neden
olmaması yönündedir. Sefer haricindeki bir takım mazeretler de
namazların cem’ine sebep olabilmektedir. Hadislerde ve klasik
kaynaklarda fazlaca yer verilmesi sebebiyle biz de doğa olaylarından
yağmur ve kar gibi, namazı vaktinde cemaatle kılmayı engelleyecek korku
ve hastalık gibi mazeretleri birer başlık halinde sunduk. Bunların
haricindeki mazeretleri – ki birçoğu güncel mazeretlerdir – ayrı bir
başlık altında toplamayı uygun gördük.
Ancak
Cumhurun cem’in sınırları hususundaki görüşleri farklıdır. Yukarıda
sayılan hususlardan bazıları tüm yönleriyle, bazıları da bazı
yönleriyle ya da bazı şartlarla Cumhur tarafından kabul edilmektedir.
1. YAĞMUR, KAR, RÜZGÂR, SOĞUK VE ÇAMUR SEBEBİYLE CEM’:
Yağmur,
kar, dolu ve şiddetli soğuklar namazın cemaatle kılınmasını bazen
zorlaştırabilmektedir. Cemaatle namazın zorunluluğu ya da ehemniyeti
mezheplere göre farklılık arz ettiği için bu durumların mazeret olarak
kabul edilmesinin seviyeleri de değişiklik göstermektedir. Mesela
Hanbelilerde namazların cemaatle kılınması zorunluluğu bulunduğu için
cem’in sınırları bu mezhebe göre daha geniştir.
Şafiîler
yağmurlu havalarda namazların takdim yoluyla kılınabileceğini hususunu
kabul etmişler, ancak tehir yoluyla kılınması hususunda farklı görüşler
belirtmişlerdir. Nevevî tehir yoluyla cem’in iki
yönü olduğunu belirtmiştir. Cem’i tehirin caiz olmaması yönündeki kavli
zikrederek şöyle der: “Çünkü namazlar tehir edildiğinde yağmurun
kesileceği kesin olarak bilinmemektedir.” Şafiî’nin kavli cedidine göre takdim caizdir, tehir ise caiz değildir.
Gene
Nevevi tarafından bildirildiğine göre Şafiî’nin metinlerinde, Şafiî
fakihlerinin yolunda ve mezhebin meşhur görüşlerinde maruf olan,
çamurdan ve rüzgârdan dolayı cem’ caiz olmaması yönündedir. Ancak gene
onun belirttiğine göre mezhepte İbn Hanbel ve İmam Malik’in yolundan
giden fakihler vardır. Ebu Süleyman el-Hattabî (v. 288/998)
bunlardandır.
Mezhepteki meşhur görüş ise mezkur sebeplerin hadislerde belirtilmemesi
dolayısıyladır. Daha sonra gelecek olan hastalıktan dolayı cem’ de bu
sebeple kabul edilmemiştir.
Cuma
namazına gelince, eğer yağmur ya da sefer durumu varsa ikindi namazının
Cuma namazı ile birlikte takdim yoluyla kılınması caizdir.
Hanbeliler
de yağmurdan dolayı namazların cem’ edilebileceği görüşündedirler.
Ancak ‘işaeyn (akşam ile yatsı) arasında cem’in yapılabileceğini
söylerler. Zuhreyn (öğle ile ikindi) arasında yağmur sebebiyle cem’ ise
caiz değildir.
İbn
Kudame (v. 620/2223) ise yağmurlu havalarda akşam ve yatsı namazlarının
birleştirilmesinin sünnetten olduğunu bildirdikten sonra sahabe
uygulamalarını örnek göstermektedir. Sahabeden İbn Ömer ve Ebân b.
Osman da böyle yapmışlardır. Onların döneminde bu konuda bir muhalefet
yoktur; bu bir icma’dır.
Karanlıktan
ve elbiseleri ıslatmayacak kadar yağmurdan dolayı namazların cem’
edilmesi caiz değildir. Öğle ile ikindi arasında olmamak kaydıyla kar,
soğuk, çamur ve şiddetli yağmurdan dolayı da namazlar cem’ edilebilir.
Çünkü bu durumlar hüküm olarak yağmura tabidirler.
Ahmed b. Hanbel’den yağmurlu havalarda namazların cem’i için ek bir
şart bildirilmiştir. O da, ufuktaki kızıllık kaybolmadan önce yağmurla
karanlığın birbirine karışmış olmasıdır.
Yani akşam namazı vakti içerisinde yağmurla birlikte zifiri karanlık
olmalıdır ki namazların birleştirilmesinin cevazı gerçekleşsin. Akşam
ile yatsının da cem’ edilebileceğini söyleyen Hanbeliler de vardır.
Onların karanlığa kıyas ederek ’işaeynin cem’
yoluyla kılınabileceğini söylemeleri hatalı bulunmuştur. Çünkü karanlık
ve yağmur bir arada oldukları zaman ancak meşakkat doğurmaktadır.
Ayrıca İbn Hanbel’den rivayet edildiğine göre yağmurlu havalarda öğle
ile ikindi arasındaki cem’in varlığına dair bir bilgi onun eline
ulaşmamıştır.
Şiddetli
rüzgâr ve soğuktan dolayı cem’ için Hanbelilerde racih olan görüş,
Buhârî-Müslim’in İbn Ömer’den rivayet ettiği “Resûlullah (s.a.s)
yağmurlu ya da şiddetli rüzgârın olduğu bir gecede müezzinine (duyuru
yapmasını) şöyle buyurdu: Namazlarınızı evlerinizde kılın” hadisine
dayanmaktadır.
Malikilere
göre hazardayken de namazları birleştirilebilir. Cem’ yağmura has
ruhsat değildir. Yağmur olmadığı halde karanlık ya da çamur dolayısıyla
da namazlar cem’ edilebilir. Bunların yanında veya bunlardan müstakil
olarak yağmur varsa bu durumda da namazlar cem’ edilebilir. Akşam
namazını biraz geciktirir, sonra akşamı ve onun ardından da şafak
kaybolmadan önce yatsı namazını kılar.
Sahnun
b. Abdisselâm (v. 240/854) el-Müdevvene’de şöyle yazar: “İbn Kasım’a
hazardayken yağmur ve çamurdan dolayı öğle ve ikindi namazlarının
birleştirilip birleştirilemeyeceğini sordum. ‘Hazardayken öğle ve
ikindi birleştirilemez. (Malik) öğle ile ikindiyi, akşam ile yatsı gibi
görmüyordu’ dedi.”
Malikilerde
akşam ile yatsı namazlarını yağmurlu akşamlarda kimlerce
birleştirilebileceği hususunda dikkat çekilen bir nokta vardır. Kendisi
akşam namazını evinde kıldıktan sonra mescide gelen birisi,
mesciddekilerin akşam ile yatsıyı cem ettiklerini görse ve yatsı
namazını kıldıklarını görse o da onlara katılıp yatsı namazı kılamaz.
Bu İmam Malik’e göre böyledir. Çünkü insanlar kendilerine kolaylık
olsun diye namazları cem’ etmişlerdir. O kişi onlarla birlikte akşam
namazını kılmadığı için, akşam ile yatsıyı cem’ edenlerle birlikte
yatsıyı kılamaz. Yatsı namazının vaktinin girmesini bekleyip yatsıyı
kendi vaktinde kılmak zorundadır.
Caferilerde
de namazlar yağmurlu havalarda cem’ ederek kılınabilir. Caferi es-Sadık
(v. 148/773)’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: “Babamı ve
dedem Kasım b. Muhammed’i gördüm, yağmurlu bir akşamda imamlarla
birlikte akşam ile yatsıyı cem’ ettiler. Arada da bir şey kılmadılar.”
Hz. Ali’den de Peygamberimiz (s.a.s.)’in yağmurdan dolayı birleştirdiği rivayeti vardır ve bu defalarca yapmıştır.
2. KORKU SEBEBİYLE CEM’:
Korku
da namazları birleştirebilme için mazeret oluşturabilir. Bu da
namazların cemaatle kılınmasının istenmesi durumunda ortaya çıkan
özürlerden birisidir. Mescide ulaşmak için kullanılan yollar güvenli
olmayabilir. Ayrıca abdest almak için bulunulan mekandan çıkmak
durumunda kişinin canına,dinine, aklına, malına ya da namusuna zarar
gelme ihtimali olursa, bu durum da namazların birleştirilmesine konu
olabilmektedir.
Şafiîler’de
maruf olan görüşe göre rüzgâr ve karanlıktan dolayı caiz olmadığı gibi
korku dolayısıyla da caiz olmadığı şeklindeyken, Şafiîlerden Kadı
Hüseyn korku ve hastalıktan do.layı cem’in seferîlikte olduğu gibi
takdim ya da tehir yoluyla kılınabileceği görüşündedir. Daha sonra
gelenlerden de aynı görüşte olanlar çıkmış ve bu görüş kuvvet
kazanmıştır.
Hanbelilerden Merdâvî (v. 885/1480)’nin naklettiğine göre Ahmed b. Hanbel’ce korku sebebiyle namazların birleştirilmesi, hastalık vb. mazeretler sebebiyle olduğu gibi açık olarak mübah görülmüştür. Buna izin verilmesinin sebebi de cemaate yetişme gayesi dolayısıyladır.
Malikiler
de korkudan dolayı namazların birleştirilebileceğine kail olurken İbn
Abbas tarafından rivayet edilen şu hadise dayanmaktadırlar: “Resûlullah
(s.a.s) Medine’de öğle ile ikindiyi ve akşam ile yatsıyı korku ve sefer
olmadığı halde cem’ etti.” Bu ise korkudan dolayı cem’in evleviyetine
delalet etmektedir.
Caferilerde
korku namazların birleştirilmesi için bir mazeret sayılmaktadır. İbn
Cündeb’den rivayet edildiğine göre öğle ve ikindi namazlarının cem’
edilerek kılınması korku durumu varsa caizdir.
3. HASTALIK SEBEBİYLE CEM’:
Kişinin
idrarını tutamaması ve kadınların istihazesi cem’ için başlıca
mazeretlerdir. Emzikli kadın da cem’ yönünden yukarıdakilere dahil
edilmiştir. Bunların dışında zaaf ve halsizlik, ishal, şuurunu kaybetme
korkusu, bayılma korkusu, titremeli sıtma ve baş dönmesi gibi
hastalıklar da cem’ için mazeret konusu olabilmektedir.
Hastalık
konusunda da Cumhur benzer görüşler belirtmişlerdir. Bu görüşler de
hastalıktan dolayı cem’in cevazı yönündedir. Ancak Şafiîler bu konuda
ihtilaf etmişlerdir. Hastalığı özür kabul edenlerin temel dayanağı Hz.
Peygamber’in Hamne bintü Cahş ve Sehle bintü Sehil adlarındaki iki
kadına istihaze kanından dolayı cem’ için izin vermesidir.
Şafiîlerde
korku, rüzgâr, çamur ve hastalık durumlarındaki cem’in cevazına ilişkin
maruf olan görüşün benzer olduğunu daha önce söylemiştik. Şafiîlerde
asıl olan cem’ yağmurdan dolayı yapılan cem’dir (Malikilerin ve
Hanbelilerin kabul ettiği diğer durumlar ise mezhep alimleri arasında
ihtilaf vaki olmuştur). Hastalık da diğer durumlarda olduğu gibi cem’
için mazeret kabul edilmezken aksi görüşte olanları sayısı da dikkat
çekicidir. Hastalığı cem’e mazeret olarak kabul edenlerin en önemlileri
Kadı Hüseyn, İbn Makarri, Mütevelli ve Ebu Süleyman el-Hattâbî’dir.
Şafiîlerdeki
bu ihtilafın sebebi yağmur dışındaki mazeretlerin Peygamberimiz
(s.a.s.)’den nakledilmiş olmamasıdır. Sarih bir ifade olmadıkça kesin
olarak bildirilen namaz vakitleri tahsis edilmemelidir. Kaldı ki Hz.
Peygamber birçok kere hasta olmuştur, ancak onun namazları cem’
ettiğine dair bir rivayet ulaşmamıştır.
Hanbelilerde
hastaların namazlarını cem’ etmelerine izin vardır. İbn Davyan (v.
1353/1934) şöyle demektedir: “Mukim olan hastanın namazları cem’ ederek
meşakkatten kurtulması Müslim’in İbn Abbas’tan rivayet ettiği ‘Hz.
Peygamber Medine’de korku ve sefer olmaksızın namazları cem’ etti’ bir
başka rivayette ‘korku ve sefer olmaksızın’ hadisine göre mubahtır.
Özürsüz cem’in caiz olmadığında icma olduğuna göre geriye hastalık
kalmaktadır. Çünkü Hz. Peygamber istihazeden dolayı namazları cem’
etmeyi emretmiştir; istihaze ise bir çeşit hastalıktır.
Hanbelilerde,
hasta namazları seferîlikte olduğu gibi dilerse takdim dilerse tehir
yoluyla kılabilir. Eğer takdim ve tehir yoluyla kılması kendisi için
eşit ise o zaman tehir yoluyla kılması evladır. Çünkü tehir, takdime
göre evladır. Hastanın her namazı kendi vaktinde kılması için
zorlanması onu sıkıntıya sokacaktır.
Malikilerde
de hasta namazları cem’ edebilir. Fukaha sefer hali ile hastalığı kıyas
ettiklerinde hastalıkta meşakkatin fazla olduğunu görmüşlerdir. Sa’d b.
Malik, Said b. Zeyd ve Usame b. Zeyd de seferîlikteki meşakkatin
hastalıktakine göre az olduğu kanaatinde olanlardandır.
Günümüzde seferîlik ile hastalık arasında meşakkat yönünden kıyaslama
yapıldığında hastalığın seferîliğe göre bünyesinde daha fazla sıkıntı
barındırdığı görülecektir. Bu da fukahanın bu konudaki isabetini
göstermektedir.
Malikilere göre hastalıkta caiz olan cem’, cem’i takdimdir. Eğer namazları cem’ eden hasta ikinci namazın vaktinde hastalıktan kurtulursa ikinci namazı iade etmesi gerekmez.
Caferilerin
bu konudaki ruhsatı diğer cem’ çeşitlerinde olduğu gibi daha geniştir.
İbn Cündeb’den rivayet edildiğine göre kişinin hastalık ve seferîlik
gibi bir özrü varsa öğle namazını kılıp ardından da ikindi namazını
kılabilir.
4. MEZKUR SEBEPLER DIŞINDA DİĞER DURUMLARDA CEM’:
Yukarıda
sayılan sebeplerin haricinde, hazardayken kişinin namazlarını
birleştirmesi için bazı mazeretler oluşabilir. Bu mazeretlerin sıkıntı
mertebeleri çok çeşitlilik arz etmektedir. Genelde de bu mazeretlerin
güncel mazeretler olduğu göze çarpmaktadır. Bunlardan bazıları aşağıda
sıralanmıştır; ancak bu maddelerin hepsinin mazeret olarak kabul edilip
edilmemesi tartışmaya açıktır:
v Ameliyat yüzünden doktor, namazını kaçırabilir.
v Ebe doğumda iken namaz vakti çıkabilir.
v Boğulmak tehlikesi olan bir insan kurtarılmaya çalışılırken namaz vakti çıkabilir.
v Ameliyat olan hasta namazları vaktinde kılamayabilir.
v A’mâ olan vakti bilmediği için, bir namazı kaçırabilir.
v Dağda, çölde, kışta kalıp vakitleri anlamaktan zorluk çeken olabilir.
v Namaz kılarken önemli bir malı çalınabilir.
v Güvenlik görevlisi, namaz kılarken canına veya iş yerine zarar gelebilir.
v Bir
iş yerinde, namaz kıldırmayabilirler. Başka bir iş araması gerekli
olmakla birlikte bu süre içinde namaz kılmak için izin alması mümkün
olmayabilir.
v Namaz kılarken düşmanlar, anarşistler veya eşkıyalarca bir zarar verme ihtimali olabilir.
v Yeni Müslüman olmuş kimse, namaz kıldığı görülürse bir zarara uğrayabilir.
v Ailesi ve yakınları kişinin namaz kılmasına izin vermeyebilir.
v Hanefi biri için uçakta abdest alması ve namaz kılması zor olabilir.
v İmtihana giren kimseler namaz vaktini kaçırabilir.
v Mescidi
olmayan otel, restoran, havaalanlarında, uluslararası toplantılarda,
gayr-i müslimlerin de katıldığı iftar yemeklerinde namaz kılma mümkün
olmayabilir.
v Önemli bir toplantıda bulunan bir memur, toplantı esnasında namazı kaçırabilir.
v Trafik
problemi çekilen bir yerde, arabası ile giderken trafik sıkışıklığından
dolayı eve ulaşamayan kişi için, yolda da abdest alıp namaz kılacak
ortam bulmak mümkün olmayabilir.
v Ders saatleri uygun gelmeyen öğrenciler, abdest alacak ve namaz kılacak yer bulamayabilir.
v Abdest alınacak yer bulunamayabilir.
v Esir düşen Müslüman abdest ve namaz kılacak imkan bulamayabilir.
v Elbisesinde pislik olan kişi elbisesini temizleme ya da değiştirme imkanı bulamayabilir.
v Makinistlerin trende namaz kılmaları sıkıntı doğurabilir.
v Hanefi
mezhebine mensub biri otobüsü namaz vakti durdurması mümkün olmazsa ya
da bu sıkıntı verirse diğer mezhepleri taklit ederek cem’ edebilir.
Caferilerde
kişinin ufak ekonomik kaygılar sebebiyle dahi namazların cem’ine izin
verildiğini görüyoruz. Ebu Muhammed’e “Elimdeki işi bırakıp (namaza
gittiğimde) müşteri de beni terk ediyor” diye şikayette bulunan birine
“Öğle ile ikindiyi nasıl kolayına geliyorsa o şekilde birleştir”
karşılık vermiştir.
Ali
Rıza’dan da benzer bir uygulama nakledilmektedir. O elindeki müşteriyi
kaybetmemek için farzları ve nafileleri bir arada ve bir mekanda
kılmıştır.
Nevevî, el-Minhac, 1/20.
Son Güncelleme : 18.12.2007 - 17:43
|