| Yazan: Lokman Yılmaz,
Tarih: 18.12.2007 - 17:45
|
Okunma Sayısı : 574 |
C. ARAFAT VE MÜZDELİFE’DE CEM’:
Ehl-i
Sünnet ve Şia mezheplerinin ittifak ettikleri tek nokta bu iki yerde
yapılacak cem’dir. Hanefiler ve Zahiriler tarafından sadece Arafat ve
Müzdelife’de yapılan cem’in caiz kabul edildiğini görüyoruz. Bu iki
mezhebin görüşüne katılan ulemanın varlığından da bahsetmiştik.
Hanefiler, namaz vakitlerini bildiren kesin nassların karşısında yer
alan haberleri haberi vahid sayarak mütevatir haberlerin ferd haberler
yüzünden terk edildiğini söylemektedirler. Hanefiler ve Zahiriler
dışındaki Cumhur, sahih bir haberin mütevatir haberi tahsis
edebileceğini ve bu konuda (Cumhura göre) icma olduğunu söyleyerek
Hanefilerin mütevatiri terk etme ithamına karşılık vermişlerdir.
Hanefilere göre namazların cem’ edilebilmesi sadece bu iki yerde
mümkündür ve bu istisnadır.
Mezhepler
arasında bu iki yerdeki uygulama farklı şekillerde anlaşılmıştır.
Malikilere göre hacıların yaptıkları cem’ seferîlik sebebiyle iken
(kısa ve uzun sefer ayrımı buradan kaynaklanmaktadır) diğer mezhepler
meşakkati illet kabul etmişlerdir.
Bu
özetten sonra ilk olarak Arafat ve Müzdelife’de cem’in yapıldığına dair
haberlerin –ki bunların sayısı çok fazladır – bazılarını aktardıktan
sonra mezheplerin bu konudaki görüşlerini ele alacağız.
1. Arafat ve Müzdelife’de Cem’le İlgili Rivayetler
İbn Ömer’den;
“Nebi (s.a.s.) akşam ile yatsı namazını her birini kametle ve aralarında başka bir iş yapmadan cem’ ederek kılıdırdı.”
Ebû Eyyûb’den;
“Resûlullah (s.a.s.) veda haccında Müzdelife’de akşam ile yatsıyı cem’ etti.”
Abdullah b. Mesud’dan;
“Nebi
(s.a.s.)’in iki namaz hariç, vakti dışında namaz kıldığını görmedim.
Akşam ile yatsıyı (Müzdelife’de) kıldı. Bir de o gün sabah namazını
vaktinden önce kıldı.”
Cafer b. Muhammed’den, o da babasından;
“Resûlullah
(s.a.s.) Arafat’ta öğle ile ikindiyi tek ezan ve iki kametle
birleştirdi. Aralarında hiç nafile kılmadı. (Müzdelife’de) Akşam ile
yatsıyı birleştirip bir ezan ve iki kametle kıldı. İkisi arasında da
nafile kılmadı.”
Abdülaziz b. Refi’den;
“Enes
b. Malik’e bir şey sordum, o anlattı ve ben de onu beledim. Nebi
(s.a.s.) terviye günü öğle namazını nerde kıldı? (dedim). Mina’da dedi.
Nefer günü ikindiyi nerde kıldı? Dedim. Ebtah’ta dedi (ve ekledi):
Büyüklerin nasıl yapıyorsa sen de öyle yap.”
Ebu Eyyüb’den;
(O, Abdullah b. Zeyd’e demiş ki) “Resûlullah (s.a.s.) veda haccında akşam ve yatsıyı cem’ ederek kıldırdı.”
İbn Ömer’den;
“Resûlullah (s.a.s.) Müzdelife’de akşam ile yatsıyı cem’ etti.”
Said b. Cübeyr’den;
“Abdullah
b. Ömer ile birlikte Arafat’tan hareket edip (Müzdelife’ye varınca)
akşam ile yatsıyı bir kametle üç ve iki rekat olarak, birlikte
kıldırdı. Oradan ayrılınca bize Resûlullah (s.a.s.)’in kendilerine bu
mekanda, bu şekilde namaz kıldırdığını söyledi.”
İbn Ömer’den;
Sonra
Resûlullah (s.a.s.) Cem’de –ki orası Müzdelifedir – akşam ile yatsıyı
cem’ yoluyla kıldı. Akşamı üç rekat kıldı sonra selam verdi. Ardından
yatsı için kamet getirdi ve yatsıyı iki rekat olarak kıldı sonra selam
verdi. Arada başka secde (nafile) yoktu.
Usame b. Zeyd’den;
“Resûlullah
(s.a.s.)’in terkisine bindim, Arafat’tan hareket ettik. Müzdelife’nin
altındaki sola giden dağ yoluna varınca devesini çöktürdü, inip küçük
abdest bozdu. Ona su döktüm, hafif bir abdest aldı. Ona ‘Namaz
(kılmıyor muyuz?) ya Resûlullah’ dedim. ‘Namaz ileride (kılınacak)’
dedi. Tekrar hayvanına bindi, Müzdelifeye vardı, sonra inip hafif bir
abdest aldı. Ardından kamet getirildi ve akşam namazını kıldı. Daha
sonra herkes develerini çöktürdü ve yerleşmeden önce kamet getirildi,
yatsı namazını kıldı. Akşam ile yatsı arasında bir şey kılmadı.”
Yukarıda
verdiğimiz hadisler, şüphesiz bu mevzudaki hadislerin çok az bir
kısmını oluşturmaktadır. Ayrıca bu hadisleri alırken tekrarlardan
kaçındığımızı da belirtmemiz gerekmektedir. Böylece bu konudaki
malzemenin çokluğu anlaşılmış olacaktır. Zaten bu konudaki mezhepler
arası ittifakın sebebi de budur.
2. ARAFAT VE MÜZDELİFEDE CEM’LE İLGİLİ GÖRÜŞLER
Hanefilere
göre öğle ile ikindi namazları Arafat’ta cem’i takdim yoluyla kılınır.
Akşam ile yatsının Müzdelife’de cem’ edilmesi ise cem’i tehir
yoluyladır.
Akşam ile yatsının Müzdelife’de cem’ edilmesi şarttır. Akşam namazı Müzdelife’ye varmadan kılınmaz. Ebu Hanife ve İmam Muhammed buna cevaz vermemişlerdir.
Ancak yolun uzunluğundan ya da başka sebeplerden dolayı Müzdelife’ye
ulaşamayacağını anlarsa, o kişi için akşam namazını kılması caizdir.
Hanefilerin adı geçen yere ulaşmadan önce akşamın kılınamayacağını
söylemeleri, Usame b. Zeyd tarafından rivayet edilen hadise
dayandırılmaktadır.
Bu hadiste ise Usame’nin Hz. Peygamber’e namazı hatırlatmasına Hz.
Peygamber namazın ileride kılınacağı şeklinde karşılık vermişti.
Akşam
ile yatsı bir ezan ve bir kametle kılınır. Bu iki namaz arasında nafile
namaz kılınmaz. Burada cem’ esnasında cemaat oluşturulma zorunluluğu de
yoktur. Eğer iki namaz arasında nafile kılınırsa mekruh olur ve ikindi için yeniden ezan okunması gerekir.
Hanefilere
göre hacda yapılan cem’ seferîlik sebebiyle değildir. Cem’in asıl
sebebi hac menasikidir. Bundan dolayı seferî olmayan Mekke, Müzdelife
ve Mina ehli de namazları cem’ ederek kılmaları caizdir.
Ebu
Hanife’ye göre bu yerlerde namazları birleştirebilmek için ya halifenin
ya da halifenin görevlendirdiği bir kişinin olması ve ihramlı
bulunulması şarttır, İmameyne göre ise bunlar şart değildir.
Şafiîlerde
Arafat’ta ve Müzdelife’de cem’ mevcuttur. İnsanlar Arafat’tan
Müzdelife’ye doğru boşalmaya başlayınca namazları cem’ etmeye niyet
ederler ki, akşam ve yatsı namazını bayram akşamı Müzdelife’de
kılsınlar.
Buranın
bir adı da “leyletü’l-cem’”dir. Hadislerde “Kim leyletü’l-cem’e
fecirden önce gelirse haccı idrak etmiştir” hadisinde olduğu gibi
Müzdelife manasında kullanılmıştır. Buraya Cem’ denmesinin sebebi ise Hz. Adem ile Hz. Havva’nın cennetten ayrıldıktan sonra burada buluşması sebebiyledir.
Şafiîler, Hanefilerin aksine buradaki cem’in sebebinin seferîlik olduğu, hac menasiki olmadığı görüşündedirler.
Bu ihtilaftan Mekke ahalisi etkilenmektedir. Bu bölge halkı Hanefilere
göre cem’ yaparken Şafiîlere göre cem’ yapamamaktadırlar. Şafiîlerde bu
farklılığı imam belirtmek durumundadır. İmam öğle namazından önce hutbe
okur, cemaate nasihat eder… vs. Sonra insanlarla birlikte takdim
yoluyla namazları cem’ ederek kılar ve Mekkeliler ile kasr ruhsatı
kazandıracak bir mesafeye ulaşmayan insanlara namazları tam kılmalarını
ve namazları tefrik etmelerini emreder.
Hanbelilere
göre sünnetteki uygulama Arafat’tan ayrılınca Müzdelife’ye ulaşıncaya
kadar akşamı kılmaması ve akşam ile yatsıyı cem’ etmesidir.
Eğer kişi oraya ulaşmadan önce akşam namazını kılarsa sünneti terk
olmakla birlikte caiz olur. Çünkü cem’ ruhsattır ve bu ruhsatın terk
edilmesi de diğer ruhsatların terk edilmesi gibidir.
Hanbelilerde
zahir olan kişi ister hareket halinde olsun isterse dinleniyor olsun
takdim yada tehirden birini seçebilmesidir. Ancak sadece hareket
halindeki için caizdir diyenler de vardır. Kendileri için kasrın caiz
olmadığı Mekkeliler gibileri namazları cem’ edemezler.
Namazların
cem’i esnasında tek kamet yeterli görülmektedir. Bunun delili ise İbn
Ömer’in rivayet ettiği hadistir. Ancak birinci için ezan okunur ve her
bir namaz için kamet getirilirse bu güzel olur. Ahmed b. Hanbel’in son kavli ile İbn Münzir’in, Hıraki’nin görüşü de bu yündedir.
Maliki
mezhebinde tercih edilen görüşü İbn Abdilberr en-Nemeri (v. 463/1071)
şöyle açıklamaktadır: “Bu gece akşam namazının ancak yatsı namazı ile
birlikte kılınmasının bu iki namazın sünneti olduğu bilinmektedir. Bu
konudaki uygulama da Hz. Peygamber’in uyguladığı şekilde olması
gerekir.”
Malikiler
ile diğer mezhepler arasındaki en büyük fark kasr mesafesi ile
ilgilidir. Yukarıda verildiği üzere üç mezhep Mekkelilerin namazları
cem’ ve kasr yapamayacaklarını söylemekteydiler. Daha önce de verildiği
üzere Malikiler namazların cem’ edilmesi için kasr şartı aramamakta ve
adı geçen bölgelerdeki uygulamaları örnek göstermekteydiler.
Arafat’ta yaşayanlar öğle ile ikindi arasında kasr da yapmayacaklardır, cem’ de. Müzdelife’de
yaşayanlar ise akşam ile yatsı namazlarını kasrsız ve cem’siz
kılacaklardır. Mekke ahalisi namazları cem’ edecekler, ancak kasr
yapmayacaklardır.
Caferiler
de ehli sünnet mezheplerinde olduğu gibi bu yerlerde namazların cem’
yoluyla kılınmasını caiz görmektedirler. Arafat’ta öğle ile ikindinin
ve Müzdelife’de akşam ile yatsının cem’ yoluyla kılınması Resûlullah
(s.a.s.)’in sünnetidir.
D. SEBEPSİZ YERE CEM’
Ehli sünnet mezheplerinin tümü sebepsiz yere cem’in caiz olmadığı yönünde görüş belirtmişlerdir. Bu konuda icma vardır.
Bununla
birlikte imamlardan bir topluluk, adet haline getirmeyecek kişinin,
ihtiyaç halinde yolcu değilken de namazları birleştirebileceğini kabul
etmiştir. Malikîlerden İbn Sîrîn ve Eşheb’in, Şafiîlerden Kaffal’ın ve
bir grup hadis aliminin bu görüşte olduğu bildirilmektedir.
İbnü’l-Münzir de bunu tercih etmiştir. İbn Abbas’ın “İstedi ki,
ümmetini sıkıntıya sokmasın” ifadesi de bu görüşü kuvvetlendirmektedir. İbn Abbas burada hastalığı veya başka bir şeyi sebep göstermemiştir.
İbn
Abdilberr şöyle demektedir: “İbn Sîrîn, bir ihtiyacından ya da adet
edinmemek kaydıyla başka bir sebepten dolayı namazları birleştiren
kişinin yaptığında bir mahzur görmezdi.”
Sebepsiz yere cem’in caiz görülmemesinde önemli kabul edilen naslardan biri de İbn Abbas’tan rivayet edilen şu hadistir:
“Her kim özürsüz olarak iki namazı cem’ ederse büyük günahlardan birini işlemiş olur.”
Ravilerden
biri olan Haneş’in zayıf olduğu, Tirmizi (v. 279/892) tarafından hadis
zikredildikten sonra belirtilmiştir. Ahmed b. Hanbel (v. 241/855) ve
başkalarının da onu zayıf gördüklerini söylemiştir.
Mubarekfurî (v. 1353/1934) de Tirmizi’nin Sünen’ine yaptığı şerhte
müşterek ravi Haneş hakkında bilgi vermiştir; “Ahmed b. Hanbel ve
Darekutnî ‘metrûktur’ der. Ebu Zür’a ve İbn Maîn ‘zayıf’, Buhârî
‘hadisleri yazılmaz’, Nesaî ‘sika değildir’ demiştir.”
Hadisle ilgili eleştirilere rağmen bu hadis cem’in cevazının karşısında kullanılmıştır.
Hanbelilerin
cem’ konusundaki mütesahil tavırlarının suîistimal edilmesi kaygısı
taşınabilir. Bu şekilde işin çığırından çıkarılıp –bugün bazılarının
dediği – adeta namazların üç vakte indirilmesi söz konusu olmaktadır.
Nitekim bu suiistimal kaygısı ta ilk devirlerden beri süregelmiş olmalı
ki, ihtiyaç sahibi için namazların cem’ edilmesine izin veren ulema,
bunu adet haline getirmeme şartını koşmuşlardır.
Caferilerin bu konudaki tavrı son derece geniştir. Ancak bu konuda Caferi uleması arasında da ihtilaf göze çarpar.
Sebepsiz cem’e cevaz verenler Caferiler şunları söylemektedir:
“Zikra’da
‘Öğle ile ikindinin seferde ve hazarda, kendi ihtiyarı ile ya da
ihtiyaç sebebiyle birleştirilmesinin cevazı hususunda bizce ihtilaf
yoktur’ denmektedir.”
“Şeyh
şöyle dedi: ‘(Ehli sünnetten) Büyük çoğunluk sebepsiz yere cem’in caiz
olmadığını söyler’ Daha sonra onların kendi sahihlerinde geçen
haberlerle onlara karşılık verdi.” Bu sözlerin ardından Malik’in
rivayet ettiği sefer hadislerini ve İbn Münzir’in bu konudaki yumuşak
tavırlarını örnek göstermektedirler.
Sebepsiz yere cem’in caiz olmadığına kail olanlar Caferiler de şunları derler:
“…Sonra
şunu da bil ki, rivayet edilenlerden çıkarılan öğle ile ikindinin ve
akşam ile yatsının tefrik edilmesi efdaldir. Bu böyledir; Resûlullah
(s.a.s.)’in devamlı yaptığı şey onun sünnetidir, nadiren yaptıklar
değil… Kendi ihtiyarı ile cem’in ardına düşmek caiz değildir. Çünkü bu
Resûlullah (s.a.s.)’in sünnetine karşı kayıtsız kalmadır. Eğer bir özrü
varsa Resûlullah (s.a.s.) sebepsiz yere cem’ ederek buna izin
vermiştir.”
Prensip
olarak sebepsiz yere cem’ caiz görülmemektedir. Hadislerde ise Hz.
Peygamber’in hiçbir sebep belirtmeden cem’ yaptığını görmekteyiz. Biraz
sonra vereceğimiz hadislerde cem’e sebep olarak üç başlık öne
çıkmaktadır; “sefer” “yağmur” “korku”. Resûlullah (s.a.s.)’in bu üç
durum olmadan da namazları birleştirdiği rivayet edilmektedir.
İbn Abbas’tan nakledilir;
“Resûlullah (s.a.s.) Medine öğle ile ikindiyi cem’ ederek kıldı; ne korku ne de sefer
hali vardı. Ebu’z-Zübeyr dedi ki: Said b. Cübeyr’e niye böyle yaptığını
sordum. O da: ‘senin bana sorduğun gibi ben de İbn Abbas’a sordum.’
‘Ümmetinden kimseye sıkıntı olmasın diye’ dedi.”
İbn Abbas’tan;
“Resûlullah (s.a.s.) öğle ile ikindiyi ve akşam ile yatsıyı Medine’de korku ve yağmur olmaksızın cem’ etti.”
Veki’in
rivayetinde; “İbn Abbas’a sordum: ‘Niçin böyle yaptı?’ dedi ki:
‘Ümmetine zorluk olmasın diye’ dedi”, Ebu Muaviye’nin rivayetinde ise
“İbn Abbas’a Resûlullah (s.a.s.)’in bundan muradının ne olduğu soruldu,
‘Ümmetine sıkıntı vermek istemedi’ ayrıntıları vardır. Taberani’nin rivayet ettiği hadiste de “ümmetine genişlik olsun diye” kaydı vardır.
İbn Abbas’tan;
“Resûlullah (s.a.s.) Medine’de öğle ile ikindiyi ve akşam ile yatsıyı sefer ve yağmur olmadığı halde cem’ etti.” Bu hadiste de “ümmetine genişlik olsun diye” kaydı vardır.
Yukarıda
sıraladığımız hadislerden ilki –İbn Abbas tarafından rivayet edilen
korku ve sefer hadisi – İmam Malik’e atfedilen bir ek ile rivayet
edilmektedir. Burada Malik’in bu hadisi yağmura hamlettiği
bildirilmektedir. Ona bu görüşü isnad edenler arasında Şafiî, Ebû Dâvûd
ve Beyhakî vardır. Ancak “ اُرِىَ –üriye ” kelimesi hareke hatasından dolayı yanlış okunup “ أرَى–erâ ” şekliyle Malik’e nisbet edilmiştir. Ona ait böyle bir söz yoktur.
İbn Abbas tarikiyle rivayet edilen hadislerin sayısı fazladır. Ancak biz öne çıkan üç başlıktan; sefer, yağmur ve korku ile ilgili olanlardan birkaçını ele aldık.
Bu
üç başlığı ve daha fazlasını toplayan bir hadis de gözümüze
çarpmaktadır. Bu hadisi İbn Abdilberr (v. 463) Temhid’inde ve Tahavi
(v. 321) Şerhu Ma’ani’l-Âsar’ında bildirmektedirler. İbn Abdilberr, bu
hadisin senedi hakkında konuşulduğunu bildirmiştir. Bu hadisi zikredip
bu konuyu kapatalım.
Cabir b. Abdillah’tan;
“Resûlullah (s.a.s.) Medine’de ruhsat olsun diye korku ve hiçbir sebep olmadan namazları birleştirdi.”
Buhârî, “Hacc”, 83
Son Güncelleme : 18.12.2007 - 17:45
|