Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

Madenler ve Definelerin Zekatları E-Posta
 

Yazan: Mustafa Refik, Tarih: 15.11.2007 - 03:19

Okunma Sayısı : 572

İster Allahu Teala'nın yaratması sonucu tabii olarak bulunsun, isterse insan tarafından gömülmüş olsun, mutlaka yer altında bulunan mala "Rikaz" denir. Mâden ise, Allahu Teala'nın yer altında yarattığıdır. "Kenz"e gelince, o toprak altına gömülmüş definedir.

Mâden ocaklarından çıkarılanlar mahiyet itibariyle üç çeşittir.

Birincisi: Ateşte eriyen madenler. Meselâ: Altın, gümüş, demir, Bakır ve kalay gibi!..

İkincisi: Akıcı olan madenler.  Meselâ: Petrol, zift ve sudan elde edilen tuz gibi.

Üçüncüsü: Akıcı olmayan ve ateşte erimeyen madenler. Meselâ: Alçı, kireç, cevahir ve yakût taşları gibi.

Rikazı çıkaran kimsenin, hür, köle, zimmi, çocuk veya kadın olması müsavidir. Bulduğunun Beşte biri müstesna bulduğu kendisine aittir. Ancak harbi, rikazı, Ulû'lemr ile herhangi bir anlaşma yapmadan çıkarırsa, kendisine hiçbir şey verilmez, tamamına el konulur. Ancak "Ulû'lemr"le anlaşma sonucu çıkarırsa, anlaşma şartlarına riayet edilir. Zira ahidlerde vefalı olmak vacibtir.

Kenz'de (Definelerde) durum farklıdır. Üzerinde Kelime-i Şehadet gibi, İslâmî bir alâmet bulunan kenz'de "Bulunmuş mal" yani Lukata hükmü geçerlidir. Zira o mü'minlere aittir. Üzerinde put (resim ve heykel) gibi, küfür alâmeti bulunan define'de ise, beşte biri alınır. Geriye kalanın hükmü ise, eğer o beldeyi silâhla fetheden mücahidler hayatta ise onlara aittir. Değilse bulana verilir.

Bir mü'min; Darû'l Harb'e girip, Darû'l Harb'in sahrasında bir define veya altın ve gümüş madeni gibi; bir maden bulsa, o define veya maden kendisine aittir. O mü'minden, ister emanla, ister gizlice girmiş olsun beşte bir alınmaz. Zira eline mübah olan bir malı geçirmiştir. Beşte birin (Humusun) vacib olmamasının sebebi, o mü'min malı, harbi'lerden sessizce ele geçirmiştir. Bu hususta takip, edilecek yol, bu gibi şeyleri fakirlere sadaka olarak dağıtmaktır. Bu müslüman Darû'l Harb'e, emansız girmiş ise beşte bir vermeden, tamamı kendisinin olur. Meselenin özü şudur: Darû'l Harb'e emanla giren bir mü'min ahid yapmıştır. Her ne kadar, ele geçirdiği rikaz kendisine ait ise de, ahde vefa çiğnenmiş olur. Bu durumda, ele geçirilen rikazın tamamının fakirlere tasadduk edilmesi münasibtir. Ancak Darû'l Harb'e "Emansız" girdiği zaman, harhangi bir ahid sözkonusu değildir. Dolayısıyla bulduğu rikaz "Ganimet" hükmünde olur. Bir İslâm beldesi istilâya uğrarsa; orda bulunan mü'minler esir hükmüne geçerler. Dolayısıyla küfür ahkâmı ile hükmeden siyasi güçlere karşı mücadele etmeleri esastır. Bu gibi durumlarda ele geçirilen "Rikaz", mü'minlerin kendi içlerinden seçtikleri harp emirine teslim edilir. O belde Darû'l İslâm haline gelinceye kadar, gücü yeten bütün mü'minler cihada devam eder. Çünkü Darû'l Harb'te, "Ganimet'lerin" taksimi sözkonusu olamaz.

Bazıları denizden elde edilen balık, sünger, inci vb. servetlerin zekâta tâbi olmadığını söylemişlerdir. Ancak bu servetin zekât veya vergiden muaf olamaz.

Son Güncelleme : 15.11.2007 - 03:19

   
Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın
Derlemeye Ekle
Yazdır
E-mail olarak gönder
Benzer Konular

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayıtlı üyeler bir konuyu yorumlayabilir. Lütfen üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.6 © 2007-2012 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
Kapa