Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun
İslami Usullerde Teşhircilik Yapılır E-Posta
 

Yazan: Mehmed Durmuş, Tarih: 21.11.2007 - 05:23

Okunma Sayısı : 691

Bu ülkede İslami usullerde tavuk kesimi yapıldı. İslami usullerde plajlar düzenlendi, İslami usullerde mayolar dikildi. Şimdi de ‘İslami usulde defile’ modası aldı başını gidiyor. Bu başarı tabi ki adı ‘TEKBİR’ olan bir firmaya ait. Şimdi bu defileyi yaptıran temel mantık şu: Efendim, çağ hızla değişiyor. Hiçbir şey yerinde kalmıyor. Herakleitos’un ırmağında iki kere yıkanılmıyor. Özellikle son çeyrek yüzyıl, belki insanlığın yüzlerce yılda ulaşamadığı teknik gelişmeleri birden yapabilmiş durumdadır. Kısaca her şey değişiyor. Bu durumda müslümanların yapması gereken de çağa ayak uydurmaktır. Düşmanın silahıyla silahlanmak gerekir! Düşmanı yine düşmanın silahıyla vuracaksın! Dememiş midir ki Peygamberimiz, ‘Harp hiledir’! Hem müslüman her şeyin en iyisine layık değil midir?! Gerekiyorsa bu kaziye, ‘mankenlik’ bağlamında da düşünülebilir... Her çağın kendine has araçları vardır. Bu araçları kullan(a)mayanlar, yarışta geri kalırlar. Müslümanlar da bu çağın gereği olan her şeyi denemeliler, hiçbir şeyde ‘geri’ kalmamalılar. Zaten müslümanların adı çıkmış ‘gerici’ye, yani şimdi bunu daha mı haklı çıkartalım? Hayır! Biz, karşı tarafın her türlü icraatını öyle bir yapalım ki -ama İslami usulde!, bize kimse gerici diyemesin!

Bu martavallar listesini sayfalarca uzatmak mümkündür. Ama bu değerli sayfalarımızı daha fazla murdar etmeyelim...

***

Adı TEKBİR olan, bir firma, yıllardır tesettür(!) kıyafetleri imal etmekle bilinir. Bu firma en son 11 Mayıs 2003 Pazar günü bir tesettür defilesi düzenlemiş. Ben bu ‘İslami usullerdeki’ defileyi, yine ‘islami usullerde yayın yapan, ‘İslami usullerde yeşilçam filimleri oynatan, ‘İslami usullerde’ Hülya Avşar’ın bez reklamlarını yayınlayan (bu da, çağın en büyük tanrısı PARA içindir kuşkusuz, ama, yanlış anlaşılmasın, ‘İslami usullerde para kazanmak’ için...) televizyon kanalından öğrendim. Zaten, bizzat defile salonunda, İslami bir huşu ve ihlasla, temiz bir kalple teşhirci ‘manken bacıları’ seyr ü temaşa edenlerden olamazdım...

Adı geçen televizyon kanalının, adı geçmeyen ‘İslami usulde’ anchorman’ı1, sunduğu ana haber bültenine, bir arkaik Osmanlı, İslami Usulde Milli Gazete’nin ‘ultra İslami usulde’ ‘anchorman’ muharriri’ni davet etmişti. Üstad, onca ‘efendim, ıı ıı’larının arasında, fırsat buldu da, özet olarak böyle icatların elzem olduğunu, ama daha kaliteli yapılması gerektiğini ifade buyurabildi. İslami usulde haber sunucusunun, "ama bunlar biraz, örtünün genel esprisine aykırı olmuyor mu?" sorusuna ise, yine meal olarak: "ne münasebet efendim! Bu bir takva meselesidir. Havâs var, havâssul havâs var, (tabi bir de avam var)" diye cevapladı. Yani demek istiyordu ki, herkes havâs ve havâssul havâs olmayacağına göre, avam dediğimiz insanların bir nebze günahkar olmalarında, bir elif miktarı üryan hatunlarla halvet olmalarında fazlaca yadırganacak bir durum yoktur...

Sözü geçen ‘İslami usulde TV’nin, 16 Mayıs Cuma akşamı yayınlanan ‘İskele Sancak’ programının konusu elbette İslami usuldeki defile idi. Ne yalan söyleyeyim, sırf sayın Abdurrahman Arslan’dan duymak istediğim birkaç cümlenin hatırına programa, bitinceye kadar katlandım. Sağ olsun o da beklentimi boşa çıkartmadı.

Abdurrahman Arslan, "hayretler içinde kaldım" diyerek başladığı konuşmasında, bu tür defilelerin, Batı’da olanları kapitalizmin ticaret mantığı ile taklit etme ve tüketim esasına dayandığını söyledi. Yapılan şeyin mide bulandırıcı olduğunu, tesettürün modaya değil, modanın tesettüre büründüğünü söyledi. Tabi Abdurrahman beyin bu sözleri, her biri kendi alanında bir ‘anchorman’ olan iki ilahiyatçıyı ve bir Osmanlıcı’yı, bilhassa da TEKBİR’in patronunu  rahatsız etti. Patron, A. Arslan’ı, modadan anlamadığı halde, tesettür defilesini eleştirmekle suçluyordu. TEKBİR patronunun mantığından hareket edersek, meyhane havasını yaşamayan, içki içmeyi eleştiremez. Bu durumda, TEKBİR giyimin tesettür defilesini eleştirmek için de herhalde, en azından markalı bir manken olmak gerekir!

İlahiyatçılık alanında bir hayli yol aldığı anlaşılan Prof. Yunus Vehbi Yavuz, "defile (İslami açıdan) caiz mi?" tarzındaki bir soruya, "bana göre bunların hiçbir sakıncası yok" dedikten sonra mealen şöyle devam ediyordu: Neden olmasın? Müslüman süslü olmalı! İslam, kadının nasıl örtüneceği konusunda bir ölçü getirmemiş, bunu akla bırakmıştır!

Evet, "müslüman süslü olmalı" diyordu, Y.V.Yavuz. Halbuki, kadının zaten ‘süs’lü, ‘zînet’li olduğunu Kitabımız Kur’an baştan bildirmektedir. Fakat aynı Kitap, kadının bu ‘süs’lerini örtmesini, setr etmesini emretmektedir. Bunu da akla filan bırakmamaktadır. Bu adamların mantığı doğru olsaydı Allah Kitab’ında altı bin ayet değil de, bir tek ayet gönderir ve "her şeyi aklınıza bıraktım, aklınıza göre yaşayın" der ve işi bitiverirdi. Bu nasıl ilahiyat hocalığı ki, dilleri bir türlü, "evet Allah kadına örtünmeyi emretmiştir" demeye varmıyor. Kitabı dilleriyle eğip büküyorlar.

***

Aradan kısa  bir zaman geçmişti ki, bu sefer de, Meclis Başkanı Bülent Arınç’ın, eşi Münevver Arınç himayesinde, Devlet Konuk Evi olarak da bilinen Ankara Palas’da bir ‘tesettür defilesi’ düzenleneceği haberi yayıldı.2 Fakat, bir taraftan, benim gibi düşünenler, ‘Münevver hanım günah mı çıkartıyor?’ diye düşünürken, diğer taraftan laik kesim de, Mustafa Kemal’in Cumhuriyet baloları düzenlediği bir mekanda nasıl tesettür defilesi yapılabilir?! Laiklik elden mi gidiyor? tepkisini gösterdiler. Münevver Arınç da geri adım attı ve defilenin kendisi ile ilgisi olmadığını açıkladı. İlgili dernek de defileyi başka bir otelde yapmaya karar verdi.

Görüldüğü gibi, ‘İslamcı kesim’ çok önemli bir alanı daha keşfetti! Laiklerin defilesini de ellerinden aldı, onu İslamileştirdi. Artık laikler defile yaparken mutlaka düşünecekler: Acaba yaptığımız iş, irticayla alakalandırılabilir mi?! artık iş inada bindi. Bundan sonra göreceksiniz, laikler, müslümanlara benzememek için (bâtıla benzememek lazım!), namazı ve camiyi keşfedecekler! Ama şimdiki bu ‘tesettür defilecileri’, bu sefer onları taklit etmekte duraksayacaklar!

Tekrar TEKBİR giyimin defilesine dönersek, TEKBİR patronu bağışlasın, moda uzmanı filan değilim ama, izlediğim kadarıyla, doğrusu iyi bir ‘İslami usulde’ tesettür defilesi idi! Bir iki saatliğine ‘İslami usulde bacı’ postuna bürünen profesyonel üryan mankenler, kıvırta kıvırta podyumda, sözde üzerlerindeki giysileri ‘teşhir’ ediyorlardı. Kimisi uzun pardesüyü, kimisi başörtüsünü, kimisi şalvarı, kimisi tayyörü sunuyordu. Tam dönecekleri yerde de giysilerinin ön düğmelerini açıyor ve Allah’ın ‘zinet’ olarak adlandırdığı bedenlerini alımlı alımlı gösteriyorlardı. Neyse teferruat bila-ihtiyaç. Anlayacağınız, bildik bir defilede bu işler nasıl yapılıyorsa, TEKBİR giyim defilesinde de aynen öyle yapılıyordu.

Ben bu defileyi izlerken şu sorular takıldı kafama: Eğer bu defilede teşhir edilen kıyafetler ‘tesettür’ kıyafetleri ise, tesettür kıyafetlerini de ancak müslüman hanımlar giyerse, acaba bu kıyafetleri hangi müslümanın kızı giyebilecek, bunları almaya kaç kişinin gücü yetecek? Bunları almak için dar gelirli müslüman aileler, kendilerini ne kadar zorlayacaklar?

İkinci olarak şunu sormak istiyorum: Diyelim ki bu kıyafetleri bir müslüman, yemedi içmedi, ekmeğinden aşından kesti, biriktirdi ve kızına ya da eşine bunlardan aldı. Ya da çalışan bayanların kendileri aldı. Acaba, giydikleri bu ‘TEKBİR’li tesettür’ kıyafetleriyle yolda yürürlerken, aynen podyumda ‘İslami usulde’ kırıtan, kıvırtan, orasını burasını hareket ettiren, diz kıran, gözleriyle karşıdakini mütemadiyen süzen mankenler gibi mi davranacaklar? Mankenler sadece giyimde değil, yürüyüş, duruş ve bakış tarzıyla da müslüman kadınına model mi olacak? Halbuki Kur’an mü’min kadınlara, "gizledikleri zînetleri bilinsin (dikkat çeksin) diye ayaklarını yere vurmasınlar" (24/31) buyurmaktadır. Defile ve manken, tam da Kur’an’ın bu yasağını çiğneyen, Allah’ın örtün dediğini açan icraatlardır. Derinlemesine düşünüldüğünde, Allah’a harp ilan etmektir. Müslümanlar, Kur’an’ın fuhuş, fahşâ ve fâhişe kelimeleri üzerinde neden düşünmemektedirler? Teşhircilik fahşâ değil midir? 

Şimdi gelelim konunun en önemli kısmına ve cevap veremediğimiz soruya.

İşe kökten başlayacak olursak, TEKBİR kelimesi, Kur’an’ın bir kavramıdır ve Allah’ı büyükleme, yüceltme, Allah’dan başka ilah olmadığını dil ile ikrar etme demektir. İslam’ın özüdür. Tevhidin mihveridir. İslam’ı İslam yapan ‘Tekbir’dir. Tekbir olmazsa İslam sıradan bir şirk dini olur. Ama Tekbir, sıradan ve lakaydi bir şekilde, ne dediğini bilmez bir ahmaklıkla dille söylenen ‘Allah en büyüktür’ sloganından ibaret değildir. Eğer böyle olsaydı, "en büyük Galatasaray" demekten ne farkı olurdu? Tekbir, Allah’ı bir bilmenin yanısıra, amelde, itikadda, ahlakta, değer belirlemede, hukukta, ticarette, giyimde hasılı her şeyde Allah’ı yegane hüküm koyucu olarak tanımaktır. Buna pazarlıksız olarak iman etmektir

Aslında ince düşünüldüğünde bir firmanın, adını ‘TEKBİR’ koyması çok  müslümanca değildir. Fakat, hele de adını TEKBİR koyup da, tam tersine tekfir, teşrik, teşhir, tezvir, tahrik, teşkik işleri yapanlara ne demeli? Bir zamanlar bu memlekette ‘umumhaneler’ vardı ve oralarda, insanlığın maruz kaldığı en aşağı bir rezilliğe maruz bırakılan (evet, ne yazık ki ‘bırakılan’) kadınlara bile bu toplumun kimi kesimleri "namusu ile çalışıyor" yargısını kullanırdı. Belki de o acınası kadınların kendileri kendilerini böyle tanımlarlardı. Ne kadar komiktir ama, şahit olduğumuz bu bazı hadiseler, bu sözün anlaşılır bir tarafının bulunabileceği hususunda bizi düşündürmektedir. O kadınlarla kıyaslanmayacak kadar paranın içinde yüzen, üstelik sureti (sakal vb..) ve sireti (namaz gibi) ile ‘müslüman’mış gibi bir görüntü veren kimselerin, o bahis konusu kadınlar kadar bile haklılık payı bulunmayan icraatlarına ne demeli? Değil mi ki bir insan ‘tekbir’ diyorsa ‘tekbir’ demeli, tekbirce yaşamalı, tekbire göre yaşamalı, tekbir dairesinde kalmalı, tekbirden dönmeyi, dünyanın en büyük felaketi olarak bilmeli. Allah’ın haram kıldığı işleri yapmayı, avucunun içinde kor ateş tutmaktan daha korkunç bulmalıdır. Ama diyorsa ki, Allah büyüktür ama, para daha büyüktür, o zaman denecek söz, "o halde lütfen şu adını değiştir, kendi siretine uygun isim bulmak için birkaç saniye düşünmen yeterlidir." olacaktır.

Diğer taraftan, tesettür kavramı İslam’ın en asil kavramlarından biridir. Bu kavram, paranın kölesi olmuş kimi iş adamlarının mülevves arzularına kurban edilmeyecek, onların ahlaksız hırslarına alet edilmeyecek kadar temizdir. Tesettür ‘örtme, örtünme’ demektir. Kadının zinetlerini, yani cinselliğini setr etmesini (örtmesini) Rabbimiz Allah emretmiştir. (Şüphesiz erkek de cinselliğini setr edecektir).

Modern çağın ahlaksızlığı, her gün azgınlığını artırarak ve hiçbir değer, erdem, ahlaki kural tanımadan ilerlemeye devam ediyor. Para için her şey mübahtır. Ahlaksızca bir kazanma hırsı uğruna Allah’ın haram kıldığı bütün yollar bütün imkanlar kullanılarak cazibe haline getirilmektedir. Yani yeryüzünde münker hızla yayılıyor. Bu durumda, kendini İslam’a nisbet eden herkes, Allah’ın emri gereği marufu emretmek, münkerden men etmek yükümlülüğünü yerine getirmelidir. Fakat maalesef, kendilerini İslam’a nisbet eden kimi insanlar, bunun yerine, akıntıya kapılıyorlar. Münkerlere ortak oluyorlar. Fakat bunu da ‘İslami usulde’ yapıyorlar.

Tesettür defilesi’ni böyle değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum. Defile’de teşhir edilen kıyafetler ne kadar tesettür kıyafetidir? Tesettür örtme iken, o elbiseler bilakis açıyorlar. Abdurrahman Arslan’ın dediği gibi, vücut dilini konuşturuyor. Kur’an’ın tesettür emri, ırzı korumak ve mü’min kadınların rahatsız edilmemesi illetiyle ta’lil ediliyor. Söz konusu defileler ise daha yapılırken, mankenlerin vücutlarını seyretmek gibi bir haramla işe başlıyor. Eskiler olsaydı buna herhalde ‘gavur icadı’ derlerdi. Ama şimdi, yaşlı-başlı ilahiyat hocaları oturup saatlerce, mayo kıyafetini de teşhir eden manken adı verilen birkaç sıradan kadının kıyafet teşhirinin kalitesini tartışıyorlar...

Son zamanların en ölümcül illeti olan, araç-amaç ilişkisi defile ile bir kez daha kendini göstermiştir. Kendilerini İslam’la tanımlayan insanlar, İslam’la hiç ilgisi olmayan birilerinin, bugün mayo, yarın pardesü giyip bunu teşhir ederek bundan para kazanan birkaç kadının, Allah’ın emri olan tesettüre uygun kıyafetleri teşhir etmelerini sakıncasız, hatta gerekli bulmaktalar. Müslümana yakışan, meşru bir iş için meşru araç kullanmalıyım demek değil midir? Gayrı meşru araçlarla meşru hedeflere varılamayacağını müslüman bilmeli değil midir? Gayrı meşru araçlarla varılan hedeflerin(!) meşruluğunu daha baştan yitirdiğini düşünmeli değil midir?

Hayatta her şey bir düzen içinde işlemektedir. İslam bir düzen olduğu gibi, küfür de bir düzendir. Müslümanın ayağı İslam düzeninden bir kez kaydığı an, kayma devam etmekte ve küfürle sonuçlanmaktadır. Bilinmelidir ki, tesettürü, tesettürsüz birileriyle teşhir etmek veya eurovision birinciliğinin tadını çıkartmak, inançta ve amelde aysbergin görünen kısmıdır.

EUROVİSİON ŞARKI YARIŞMASI VE MÜSLÜMAN DEMOKRAT AKP

Eurovision Şarkı Yarışmasında bu yıl birinci seçilen Sertap Erener’in Sabataist olduğunu yıllar önce Yalçın Küçük yazmıştı.3 O çevreyle belirli bir ilişkisi olduğunu, mason derneklerine de girip çıktığını itiraf eden şarkıcı Özdemir Erdoğan da Küçük’ün bu iddiasına katılmaktadır.4 Bu, bu yılki Eurovision’la ilgili küçük bir not idi. Bu durumun Sertap Erener’in birinci olmasıyla bir ilgisi var mı, bilmem. Üzerinde asıl durmak istediğim de bu değil zaten.

Benim dikkatimi çeken şey, AK Partililerin, başbakan Erdoğan’ın, bakanların ve bazı milletvekillerinin Eurovision birincisi şarkıcı kadına gösterdikleri olağanüstü ilgi. Tayyip Erdoğan’ın, Sertap’ın koluna taktığı bilezik de pek önemli değil... Fakat Tayyip Erdoğan’ın ve diğer pek çok AKP’linin, Sertap’ın başarısını doya doya yaşamak sevinci önemliydi...

Daha önce de Dünya Güzellik Yarışmasında birinci ilan edilen kızcağızı yanlarına alıp Davos’a götürecek kadar işi büyütmüşlerdi. AKP’nin bu konulardaki reflekslerini, siyasi-ideolojik alandaki evrilmelerini yansıtması bakımından ilginç buluyorum. Milli Görüş gömleğini çıkarttığını söyleyen Erdoğan, anlaşılan Eurovision gömleğini, Dünya Güzellik Yarışması Gömleğini, Bilderberg, Mason ve Rotary gömleklerini giymiş bulunuyor. Nasıl ki TEKBİR giyim firması moda podyumlarında tesettür kıyafetlerini, mayonun reklamını da yapan bedenler üzerinde teşhir ettiriyorsa, AKP’liler de siyasi podyumlarda bazen Cuma namazını, bazen müslüman demokratlığı, bazen Bilderberg veya Eurovision’u teşhir ediyorlar.

Bizim toplumun psikolojisi öyle bir şey ki, AK Parti tabanının büyük çoğunluğu, AKP’nin bu gibi tutum ve davranışlarını reddedemediği için benimseyip özümsüyor. Şu anda muhalefette olsalar, mutlaka eleştirecekleri pek çok icraatı anında büyük bir inatla savunmaya geçiyorlar. Hürriyet’in bir yazarı, Almanya’dan yazan bir okuyucusunun şu cümlesine yer veriyor: "Türk kızlarının Eurovision'daki başarısı, Türkiye'deki Cumhuriyet düşmanlarının, türbanın, kara çarşafın yenilgisidir. Bu böyle biline."5 AK Partililer ise çalınan düğünden habersiz görünüyorlar.

Hasılı, modern zamanlarda, her türlü ahlaksızlık, putperestlik ve erotizm ‘İslami usul’de icra edilir oldu. İslam, ‘İslami usulde’ ve tedrici olarak toplumun gündeminden ayıklanmaktadır.

 

Dipnotlar

1- Bu sunucuya ‘anchorman’ ünvanı, Nisan ayında verilmişti. ‘İslami usulde’ kesb eylediği bu ünvanı aldığı organizasyondaki ödüldaşları, Nez, Petek Dinçöz, Yıldız Tilbe, Mustafa Sandal, Tuğba Özay, Özcan Deniz gibi dansöz ve müzisyenlerdi.

2- Milliyet, 29.05.2003

3- Yalçın Küçük, Tekelistan, İstanbul, 2000, s. 117

4- Özdemir Erdoğan, Masonluktan Ayrılmamı Hazmedemediler, Yeni Şafak, 06.04.2003

5- Yalçın Bayer, Rejim İçin Rahatsızım, Hürriyet, 27.05.2003

Son Güncelleme : 21.11.2007 - 05:23

   
Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın
Derlemeye Ekle
Yazdır
E-mail olarak gönder
Benzer Konular

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayıtlı üyeler bir konuyu yorumlayabilir. Lütfen üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.6 © 2007-2012 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
Kapa