1- Abdest alırken ayakları yıkamayıp mestlerin üzerini meshetmekle
yetinmenin cevazı, sünnet ile sabittir. Bu konuda varit olan hadisler o
derecede meşhurdur ki “Mestleri meshetmenin cevazım inkâr eden kimse, ehl-i
sünnetten sayılmaz” demişlerdir. Fakat caiz olduğuna inanıp, ancak ayakları yıkamanın
daha iyi olduğunu söyliyerek mesih yapmayan kimse, mesih yapan kimseden daha
fazla sevap kazanmış olur.
2- Abdestli iken mestlerini giyen ve sonra abdesti bozulup yeniden
abdest almak istiyen kimse, ayaklarını yıkamak yerine mestlerini meshedebilir.
“Abdest almak istiyen kimse” dedik. Çünkü gusletmek istiyen kimse için
ayaklarını yıkamak yerine mestlerini meshetmesi caiz değildir. “Abdestli iken
mestlerini giyen” dedik. Çünkü abdestli değilken mestlerini giyen kimse, abdest
alırken mestlerini çıkarıp ayaklarını yıkamak zorundadır. Buna göre, müstahaza
olan kadın eğer kanı akarken abdest almış ve ondan sonra mestlerini giymiş ise,
namaz vakti çıktıktan sonra bir daha abdest aldığında mestlerini meshedemez. Çünkü
bu kadın, zarurete binaen her ne kadar birinci abdesti ile namaz kılabiliyor
idiyse de, esasında abdestli olmayıp namaz kılabilmesi zaruretten dolayı idi.
Bunun içindir ki abdesti bozulmasa bile, bir yeni namaz vaktinin girmesinde
abdes tini yenilemesi gerekir. Bunun gibi, su bulunmadığı için teyemmüm eden ve
teyemmümlü iken mestlerini giyen kimse de, abdest alırken mestlerini çıkarıp
ayaklarını yıkamak zorundadır. Çünkü bu da her ne kadar teyemmümü ile namaz
kılabiliyor idiyse de, abdestli değilken mestlerini giymişti. Ancak şunu
bilmeliyiz ki -bizim mezhebe göre- eğer kişi ayaklarını yıkadıktan sonra
mestlerini giyer ve ondan sonra yüz ve ellerini yıkar ve başını meshederse,
abdesti bozulup bir daha abdest aldığında mestlerini meshedebilir. Zira bu kimse,
mestlerini giyerken her ne kadar tam abdestli değil idiyse de, mestlerini
giymeden Önce ayaklarını yıkadığı için, abdestinin bozulması ile abdestsizlik
ayaklarına geçmiş olmaz.
3- Mestleri meshedebilmenin süresi, evinde olan kimseler için abdestlerinin
bozulduğu andan itibaren yirmi dört saat, yolculukta olan kimseler için de keza
mezkûr andan itibaren üç gün üç gecedir. Zira Peygamber Efendimiz (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem):
“Evinde olan kimse, bir gün bir gece,
yolculukta olan kimse de üç gün üç gece,meshedebilir” [1] buyurmuştur.
Sürenin, kişinin abdesti bozulduğu andan itibaren başlamasının sebebi, çünkü
mestler, abdestsizliğin ayaklara geçmesini önler.(Mestleri meshin keyfiyeti de
şöyledir: Elin parmaklan mestlerin ön uclan üzerine koyulup boğazları tarafına
doğru çizgiler halinde çekilir. Zira Muğiyre b. Şube (Radıyallâhü anhüan)'ın
rivayetine göre Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) mestlerini bu
şekilde meshederdi. Muğiyre demiştir ki: Ben Peygamber Efendimize (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) bakıyordum. Mestleri üzerinde çekilmiş birer çizgi gibi olan
parmak izleri hâlâ gözümün önündedir. [2] Sonra,
mestleri meshederken üzerini meshetmek gerekir, ökçe ile dip kısmının meshi
caiz değildir. Çünkü mesihte kıyastanudul edilmiştir.
Kıyas,
necaseti gidermiyen meshin, necaseti gideren yıkamanın yerine geçmemesini
gerektirir. Bunun için Şeriatta varit ne ise, onu gözetmek gerekir. Mestleri
meshederken parmaklar tarafından başlamak müstahaptır. Çünkü ayaklan yıkamada
nasıl parmaklar tarafından başlamak müstahap ise, bu da onun yerine kâim
olduğu için keyfiyet bakımından onun gibi olması iktiza eder.
4- Mesihte farz olan miktar, elin üç parmak yeri kadardır. Kerhi (Allah
rahmet eylesin) “Üç ayakparmağının yeri kadardır” demiş ise de, mesih elle yapıldığı
için en sıhhatli olan görüş, üç elparmağımn yeri kadar olmasıdır. İçinden üç
ayakparmağının yeri kadar görünebilecek derecede delik olan mestleri meshetmek
caiz değildir. Deliği bu miktardan küçük olan mestlerin meshi caizdir. İmam
Züfer ile İmam-ı Şafii (Allah rahmet eylesin) “Mestte delik bulunduktan sonra
“Delik küçük de olsa” meshi caiz değildir. Zira delikten görünen yerin
yıkanması gerektiğine göre, geri kalan yerleri de yıkamak gerekir” demişlerdir.
Biz diyoruz ki: Mestlerin çoğunda normal olarak küçük küçük delikler bulunduğu
için çıkarılmalarında güçlük vardır. Fakat büyük delikler az olduğundan,
çıkarılmaları pek zor olmaz.
Büyüklüğün
ölçüsü, ayağın üç tane küçük parmakları kadar olan bir yerin, içinden
görünebilmesidir, ki en sahih olan görüş budur. Zira ayağın esasını parmaklar
teşkil eder. Üç tane parmak da, parmakların çoğu olduğu için hepsinin yerine
kaimdir. Parmaklardan küçüklerinin nazara alınması da ihtiyat içindir.
Kişi yürürken
açılan ve fakat içinden, ayağının herhangi bir yeri görünmeyen deliğin -içine
parmak uçlarının girebileceği kadar da olsa- önemi yoktur. Ancak eğer mestlerin
bir tekinde bulunan küçük küçük deliklerin hepsi bir büyük delik kadar varsa,
meshi caiz değildir. “Mestlerin bir tekinde” diyoruz. Çünkü eğer her iki tekin
delikleri bir büyük delik kadar olsa bile yine önemi yoktur. Zira teklerden her
biri kendi işini tekbaşına görmekte ve diğeriyle hiç bir ilgisi
bulunmamaktadır. Nitekim biri tamamen yırtık da olsa diğeriyle yürümek
mümkündür. [3] Fakat namaz kılanın vücut
veya elbisesinin değişik yerlerinde bulunan küçük küçük necasetler öyle
değildir. Çünkü kişi bu necasetlerin hepsini birden taşımaktadır. Namazda
örtünmesi gereken yerlerin örtüsünde bulunan dağınık ve küçük delikler de
necaset gibidirler.
5- Kendisine gusül lâzım gelen kimseye mestlerin meshi caiz değildir. Zira
rivayete göre Safvan b. Assai (Radıyallâhü anhümâ) “Yolculuklarda Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) üç gün
mestlerimizi çıkarmamamızı emrederdi. Ancak cünüp olduğumuz zaman çıkarırdık.
Ufak su dökmekten, dışan çıkmaktan, ya da yatmaktan ötürü çıkarmazdık” [4] diye
söylemiştir. Ayrıca, gusüî her zaman lâzım gelmediği için guslederken mestleri
çıkarmada güçlük yoktur. Abdest ise her zaman alınır.
6- Abdesti bozan her şey meshi de bozar. Çünkü mesih abdestin bir
parçasıdır. Mesih aynca mestleri çıkarmakla da bozulur. Zira abdestsizliğin
ayaklara geçmesini önleyen şey zail olunca abdestsizlik ayaklara geçmiş olur.
(Mesih) yukarıdaki hadise binaen sürenin bitmesiyle de bozulur. Süre bitince
kişi mestlerini çıkarıp ayaklarını yıkadıktan sonra namaz kılabilir. Abdestin
geri kalan kısmını yenilemesi gerekmez. Süre bitmeden de mestler çıkarılırsa
mesih bozulur. Çünkü mestler ayaktan çıkınca, ayak yıkanmadığı için
abdestsizlik ona geçmiş olur. Ayak, mestin içinden boğazına gelirse çıkmış
sayılır. Zira boğaz mesih yeri değildir. Ayağın yarısından fazlası mestin
dışına çıktığı zaman da, mest ayaktan çıkmış sayılır.
7- Kişi evinde iken meshe başlar ve yirmi dört saat geçmeden yolculuğa
çıkarsa üç güne kadar meshedebilir. Zira hadis mutlak olup onda herhangi bir
kayıt bulunmadığı gibi, bu hüküm vakitle ilgili olduğu için onda vaktin sonu
göz önünde bulundurulmuştur. Fakat eğer yirmi dört saat geçtikten sonra
yolculuğa çıkarsa, öyle değildir. Çünkü daha yolculuğa çıkmamışken süre
bittiği için, abdestsizlik ayaklanna geçmiştir.
Eğer kişi
yolculuktan, yirmi dört saat bittikten sonra dönerse, abdest alırken mestlerini
çıkarmak gerekir. Çünkü bu kimse artık yolcu değildir. Yolculuk ruhsatı ise,
yolcular içindir. Eğer yirmi dört saat bitmeden, dönerse yirmi dört saat,
yolculukta olmayanların süresi olduğu için(bu süreyi tamamlayabilir.
8- Mest üzerine çizme, bot veya benzeri bir şey giyen kimse, mest üzerine
giydiği şeyi meshedebilir. İmamıŞafii (Allah
rahmet eylesin) bedele bedel olamaz, diye: “Mest üzerine giyilen şeyin meshi
caiz değildir» demiştir. Biz, Bilâl-ı Habeşi (Radıyallâhü anhu'an) “Peygamber Efendimiz mest üzerine çizme
giydiği zamançizmeyi meshederdi”
[5]
mealindeki hadisine dayanıyoruz. Hem de çizme, gerek kullanmada ve gerek gaye
bakımından meste tabi olduğu için, ikisi bir arada olunca iki katlı mest gibi
olur. Bunun için çizme, mestin değil, ayağın bedelidir. Ancak eğer kişi,
abdesti bozulduktan sonra mest üzerine çizme giyerse, o zaman çizmeyi meshedemez.
Zira abdestsizlik daha önce meste geçtiği için, ondan, başka bir şeye geçemez.
Eğer çizme kaba bir kumaştan olursa, ayak için bedel olmaya yaraşmadığından,
meshi caiz değildir. Ancak eğer meshedilirken, yaşlık altındaki meste nüfuz
ederse, o zaman caizdir.
İmam Ebû
Hanife'ye göre, çoraplar üzerine meshetmek caiz değildir. Ancak eğer çorabın
dibine deri çekilmiş ise, o zaman caizdir. Diğer iki İmam ise: “Su çekmiyecek
kadar kaim olan çorapların meshi caizdir” demişlerdir. Zira hem Peygamber
Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sel!em)'in, çorapları üzerine meshettiği,
rivayet olunmuştur. [6] hem
de çorap kalın olduğu zaman onunla yürünebilir. Kalın çorap: bir şeye
bağlamadan yere dikildiği zaman boğazı üzerinde durup yere düşmeyen çoraptır,
ki böyle bir çorap mest gibidir. “İmam EbûHanife (Allah rahmet eylesin): “Çorap ne kadar kalın da olsa, mest gibi
olamaz. Çünkü mestle yürünebilir, çorapla -eğer dibi derili olmazsa yürünemez.
Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in çoraplarını mes hettiğine
dair rivayet de buna mahmuldür” demiştir. İmam Ebû Hanife'nin, sonradan bu
görüşünden dönerek iki İmamın görüşlerine katılmış olduğu, rivayet olunmaktadır
ve fetva da buna göredir.
9- Sarık, takke, başörtüsü ve eldivenlerin meshi caiz değildir. Çünkü
meshe, güçlük çekilmesin diye cevaz verilmiştir. Bunların çıkarılmasında ise
güçlük yoktur. Sargılar üzerine ise -abdestli olarak sarılmamış olsalar bile-
meshetmek caizdir. Zira Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sargı
üzerine meshetmek ve Hz. A1i'ye de etmesini emretmiştir. Mantıkî yönden de,
sargılan açmak mestleri çıkarmaktan daha güç olduğu için sargıları meshetmenin
cevazı evleviyetle lâzım gelir. Hasan İbn-i Ziyad: “Sargıyı meshederken
yansından fazlasını meshetmek kâfi gelir” demiştir. Sargılan meshedebümenin
belirli bir süresi yoktur. Çünkü hakkında herhangi bir hadis veya eser varit
olmamıştır.
10- Yara iyileşmeden, sargı yaranın üzerinden düşerse mesih bozulmaz.
Zira henüz yıkama imkânsızlığı ortadan kalkmamıştır ve o kalkmadıkça da,
sargının meshi yıkama yerine kâimdir. Yara iyileştiği için sargının düşmesi
halinde ise, mesih bozulur. Çünkü imkânsızlık artık kalkmıştır. Eğer kişi
namaz içinde iken sargısı düşerse, namazı bırakıp sargının düştüğü yeri yıkadıktan
sonra yeni baştan namaz kılması gerekir. Zira mesih ile kılınmaya başlanan
namaz daha bitmemişken, yıkama imkânı hasıl olmuştur.[7]
[2] Beyhaki, s. 292. Gariptir. Ancak aynı mânaya yakın bir
diğer badis Beyhaki s.. 292’de kayıtlıdır. Nasb-ürraye c. 1 s. 180
[3] Ancak bir tekin yırtık olduğu için çıkarılması
gerektiği zaman diğerinin çıkarılması gerekir. Zira her iki ayak abdestte bir
uzuv sayıldığından, birini yıkamak, diğerinin de mestini meshetmek, tek bir
uzvun bir kısmını yıkamak, bir kısmını meshetmek kabilinden olur. ki caiz
değildir
[4] Tirmizi dualar c. 2 s. 192; Nesai, Mestlerin meshi s.
32.Nasb-ürraye c. 1 s. 182.
[5] İmam Ahmed ile Ebu Davud, Bilal (r.a.)'dan. Bu hadis
ayrıca El Mûstedrek cilt 1, sahife 170'te kayıtlıdır.
[6] Ebü Dâvud, mestlerin meshis. 24; Tirmizi, mestlerin meshi s. 15 ve
İbn-i Mace, mestlerin meshi s. 42; Bu hadis ayrıca Ebû Dâvud sahife 24; Tirmizi
sahife 15; İbn-i Mace s. 42'de yer almaktadır.Nasb-ürraye c.1s.
184