Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun
İslam'da Birden Fazla Evlilik ve Adalet E-Posta
 

Yazan: Mukaddes Özkan, Tarih: 21.11.2007 - 05:17

Okunma Sayısı : 1195


Bazılarınız bu başlığı görünce, müslümanların bunca sorunları varken bunun sırası mı diyeceksiniz belki, ama inanın bu konu, Seyyid Kutub'un da dediği gibi, öyle omuz silkilip geçilecek bir konu değil. Bu iş Allah'ın rızası doğrultusunda olması gerekirken, tam tersi onun murad ettiğinin aksine, kadınları aldatmaya, kandırmaya yönelik bir sorumsuzluğa dönüştü. Erkekler, Allah'ın "Adaletli davranamazsanız bir taneyle yetinin" uyarısını kaale almak gibi bir zahmete katlanmadan, sadece, "İkişer, üçer, dörder alabilirsiniz" sözünü emir telakki ettiler ne yazık ki. Yıkılan yuvalar, psikolojisi bozulan çocuklar kimin umurunda, bu dayatmalar sonunda canı yanan hep onlar.

Nedense, erkekler bu ayeti anlamada, Bektaşi usulünde israr ediyorlar. Bektaşi'ye "Neden namaz kılmıyorsun?" demişler, "Allah namaza yaklaşmayın buyuruyor", cevabını vermiş. "Ayetin tamamını niye okumuyorsun?" sorusunu da, "O kadar hafız değilim." diye yanıtlayıvermiş.

Bu sorunla ilgili telefonlar, mektuplar alıyorum. Bu arada benim epeyce bir zaman önce, bu minval üzere yaptığım kısa bir konuşmada da düşüncemi çok iyi ifade edemediğim anlaşılıyor bana gelen haberlerden.

Yine yanlış anlaşılmamak için hemen şunu söyleyeyim ki, Allah'ın verdiği bu izin, insanların pek çok geçerli nedenleri olduğu zamanlar içindir. Haklı sebepleri olanlara kimsenin diyecek birşeyi olmaz. Ama hiç bir gerekçesi olmayanlara da Allah'a verecekleri hesabı hatırlatmaktan başka yapacak bir şey kalmıyor.

Bugün, bu konuyu ele almamdaki sebep, düşüncelerimi, görüşlerine güvendiğim İslam düşünürlerinin eserlerine de baş vurarak, onlardan alıntılar yaparak netleştirmeye çalışmak olacak. Böylece, olayı neredeyse bir feminist gibi değerlendirmeye başlayan müslüman hanımları da, Allah'ın kendilerine verdiği hakların bilincine vararak, bu izne İslami açıdan bakmaya ve kadınları sıkıntıya düşüren, Allah'ın bu konudaki tavsiyesini daha sağlıklı düşünmeye davet etmiş oluruz, diye umuyorum. İşin bu noktasında bütün kadınların hakları devreye giriyor. Evli olanın ve evlenilecek olanın durumu, hukuku da söz konusu.

Bu arada evlenilecek olan hanımın kendini üzerine kuma gittiği kadının yerine koyarak karar vermesini tavsiye edeceğim. Çünkü bu alışkanlığı edinen bir erkek onun üzerine de evlenecektir. Buna çok şahit olduk.

İnanan ve inanmayan hanımların çoğunun da savunduğu gibi, birden fazla evliliğin, sadece Kur'an'ın indiği toplum için geçerli olduğu iddiası, Kur'an'ın kıyamete kadar insanlığa yol göstereceğine olan inancımıza da ters düşer... Böylece de, Kur'an'a ters düşen her görüş kendiliğinden, inananların gündeminden çıkmak zorundadır. Kur'an'la çelişen yaşam anlayışı sadece bu konuda değil, her konuda müslümanların gündemlerini işgal ediyor. Herkes her konuda kafasına göre yorum yaptığı için, müslümanlar birbirlerinin dilinden anlamaz oldu. Böyle düşündüğümüz taktirde, Kur'an'ın evrenselliğini, kıyamete kadar geçerliliğini inkar etmiş oluruz ki, bu da bizi, dinden uzaklaştırır. Olaya bu açıdan baktığımız zaman, namazın, orucun, zekatın, haccın da o günlere has kılındığını ortaya atanlara verecek cevap bulamayız.

Bu konuda uç düşünenler sadece hanımlar değil, birden fazla evliliği savunurken, bunun için hiç kimseye hesap vermek zorunda olmadıklarını iddia eden beylerin de  almaları gereken hisseler olmalı. Hiç kimseye hesap vermek zorunda olmadıklarını düşünenlere, Allah'a verecekleri hesabın korkusu yetmeli değil mi? Kuran'ın dışına çıkıp, Allah'ın mesajının dışında dertlere derman aramak kimseye bir yarar sağlamaz.

Allah Kuran'da anlaşmalara bağlı kalmanın önemini ve aile kurumuna verilen değeri vurguluyor. Bu konuda da  her konuda olduğu gibi adaleti şart koşuyor. Üzülerek görüyorum ki hala aşağıda göreceğiniz gibi düşünenlere rastlıyoruz. Böyle düşünenler hiç de azınlıkta değil. Bunlar işi hafife alanlar.

26 Eylül 2003 tarihinde yayınlanan Gerçek Hayat'taki bir yazı dikkatimi çekti. Ben bu yazıdan alıntılar yapayım, karar sizin.

"Çok eşlilikte rıza konusunda, sadece evlenilecek kadının rızası önemlidir; mevcut eşlerin iznine gerek yoktur. Eşlere kalsa dünyada kimse ikinci eşi dahi alamazdı; Peygamber de alamazdı. Peygamberimizin eşlerinin bile, onun yeni eşler almasından hoşnut olmadıklarını herkes bilir.

Gizli kapaklı yapılan evlilikler  tasvib edilemez, bu İslami değildir. Tıpkı birincide olduğu gibi açıkça olmak şartıyla erkekler çok eşle evlenebilirler, böyle bir hakları vardır. İkinci eş alacak adamın ilk eşi problem çıkarabilir, yasal yollara baş vurup boşanabilir. Fakat sırf o istemiyor diye 'Ben ikinci, üçüncü eşle evlenmekten vazgeçmeli miyim?' demek de doğru değil. Kadınlar madem müslümanlar, iman ediyorlar, buna rıza göstermeleri beklenir. Diyelim Uhud savaşındaki gibi bir olağanüstü durum oldu, o zaman ben ilk karım istemiyor diye evlenemeyecek miyim? Böyle teslimiyet olur mu?"

Sayın Araştırmacı Yazar, Ertuğrul Özalp; siz kadınları iyi tanıdığınızdan emin misiniz?

Ben hemcinslerimi hala tanımaya çalışıyorum. Tıpkı onlar da erkekler gibi farklı farklı kabiliyetlerde yaratılmışlar. Herbirinin farklı dünyası, farklı hayalleri var. Hepsinin olayların karşısında takınacakları tavır aynı değil, dayanma güçleri aynı değil. Yakından tanık olduğum iki olay dilerim hepimizi düşündürür.

İki genç arkadaşım evlendiler. İkisi de üniversite talebesi. Birbirlerini sevdiklerine hepimiz inanmıştık. Kocasının okulu bitirebilmesi için, genç kadın, kendi derslerini ihmal etti, çalışıp evin geçimini sağladı. Bu sayın beyefendi okulu bitirip avukat oldu, artık yorgun ve bir kız çocuğu annesi olan eşini, bir başkasıyla beraber olmak uğruna hüsrana uğrattı. Zavallı kadın, kendini evine kapatıp, kızından başkasıyla görüşmemeye başladı, sonunda buna katlanamayıp aklını bozdu. Kendine duvarları, koltukları, masaları arkadaş kabul etti, onlarla konuşup dertleştiğini kızı anlatıyordu bizlere. Sadece anne değil, kızının da evliliğe, erkeklere güveni kalmamıştı.

Bir diğer örnekte de tam tersi bir durum söz konusu. Doğudan gelen iki aile, Anadoluda terkedilmiş bir köye yerleşmiş. Köyün üst tarafında iki evli olan abi, alt başında da, tek evli olan küçük kardeş oturuyor. İkisi de çoluk çocuk sahibi, ama küçük kardeşin eşi yalnızlıktan şikayetçi. Eşine sık sık evlenmesi ve kendisine bir arkadaş getirmesi için yalvardığını söylüyor. Eşinin  bunu duymazdan geldiğine canı sıkılıyordu. Bunu onun ağzından dinlerken, bizim şaşkın bakışlarımızı farketti, durumu açıklama gereği hissetti, eltisinin arkadaşı olduğunu kendisinin yalnızlıktan bunaldığını anlattı.

Yukarıda anlattığım iki olay; sanki iki farklı dünyanın insanlarını yansıtıyor gibi. Ama değil, ikisi de aynı dine mensup, ikisi de aynı ülkenin insanları, sadece yaşam biçimleri farklı, kabulleri farklı.       

Bu hakkı Allah bize vermiş, neden kullanmayalım diyerek, eşinizin üzerine evleneceğinizi, önce espiri ile  daha sonra da, ciddileştirerek aile gündemine getirip oturtan, müslüman erkekler, bu işin şakası yok. Biz evleneceğiz siz buna katlanacaksınız, bu imanınızın gücünü, takvanızın olup olmadığını gösterir. Ne kadar takvalı iseniz bu işi o kadar kabullenirsiniz, iddiasına kendiniz inanıyor musunuz merak ediyorum! Eşlerinizin imanını test etmek görevini Allah sizlere mi bahşetti beyler.

İşe hep kadının teslimiyeti açısından bakmak yerine, Kur'an'ın tümüne hakim olan adaletli olmak ilkesinden bakarsak daha az hata yapmış oluruz.

POLİGAMİNİN TARİHİ

Birden fazla kadınla yaşamak, insanlık tarihiyle birlikte varolan bir olgu. Pek çok İslam düşmanının ortaya attığı gibi, İslam’la birlikte gelen bir yaşam tarzı değil. Tarihte, kadın insan mı değil mi tartışmalarına konu oluyordu. Doğudan tutun da Batıya kadar her yerde kadın, erkeğin hegemonyası altında çoğunlukla alınıp satılıyordu. Bu tür davranışların yanısıra, evlilikler de insanların hayatlarında çok büyük önem taşımıştır, kanunlarla, inançlarla, geleneklerle düzenlenerek yaşayıp gelmiştir bugünlere.

Roma hukukunda, Yunan hukukunda birden fazla evlilik var. Mısır ve Babil hukukunda birden fazla evliliğin şartlara bağlı olduğunu görüyoruz. Çin hukukunda bu işin maddi olanaklara endekslendiği belirtiliyor. Tarihte daha pek çok, toplumda kabul görmüş bir yaşam şeklidir, poligami.

Gelmiş geçmiş kimi peygamberlerin hayatlarında birden fazla eşler görüyoruz.

İSLAM'DAN ÖNCE ARABİSTAN'DA KADIN

Arap yarımadasında, İslam'dan önce, kadın alınıyor satılıyor, ölen kocasının ardından başkalarına miras olarak kalıyordu. Kendi bedeni ve kişiliği, geleceği, evliliği konusunda hiçbir söz hakkı yoktu. Miras alamıyor, kendi adına hiçbir karar veremiyordu. Kız çocukları diri diri toprağa gömülüyordu. Bir erkeğin kaçıncı karısı olacağına kendisi değil ebeveyni karar veriyordu. Onu karısı olarak alan erkek de istediği zaman boşayabiliyordu. Bu konuda kimseye de hesap vermek zorunda değildi. Kadın erkek ilişkileri diğer toplumlarda olduğu gibi kanunlara ve kurallara bağlı değildi.

İslam’la birlikte, kadına insan olma hakkı tanındı. Allah her konuda kadını da erkekle birlikte sorumlu tuttu. Allah'a karşı olan görevlerin hiç birinden muaf tutulmuyor,  Kur'an'da, erkek ne ile yükümlü ise, kadında onunla yükümlü Yaradanına karşı.

Müslüman kadın, artık evliliğinde söz sahibi olabiliyor, miras alabiliyor, dilerse boşanabiliyordu. İslamla birlikte toplumda saygın bir yer edinmişti kendine. O günün dünyasında, hiçbir toplumda bulunmayan haklara sahip olmuştu müslüman kadın.

Onca kargaşanın içinden çıkıp gelen kadın, Kur’an'ın ayetleri ve Muhammed(a.v.s.)in örnekliği ile hayatını düzene koymuştu. Artık insan ilişkilerinde o da yerini almış ilahi kanunlarla, yaşamı insan fıtratına uygun hale gelmişti. Kadın aile içinde söz sahibi olmuştu.

Yaradan, aile içinde erkeğe bir derece üstünlüğü, ailesini koruyup, kollaması için tanımıştır. Birçoğunun iddia ettiği gibi, bildiğini okuması, hiç kimseye birşey danışmadan yaşaması için değil.

Nisa 34.cü ayette, Allah bunu bildirirken, erkeklere diktatörlük, değil koruyuculuk öneriyor. Onlara bu görevi verdikten sonra da, kadınları kocalarına karşı nasıl davranmaları konusunda bilgilendiriyor.

"Erkek veya kadın, kim mü'min olarak salih amel işlerse, işte onlar cennete girerler, kendilerine zerre kadar zulmedilmez." Nisa/124

ÇOK  EŞLİLİKLE İLGİLİ AYETLER

Birden fazla evliliğin, farz olduğunu iddia edenlere, ayeti verdikten sonra bir sorum olacak?

"Eğer yetimlere adil davranamamaktan korkarsanız, size helal olan diğer kadınlardan ikişer üçer ve dörder nikahlayın. Onlar arasında da adil davranamamaktan korkarsanız bir tane alın veya sahip olduğunuzla yetinin. Adaletten ayrılmamanız için uygun olan budur." Nisa/3

Farz olan bir konuyu Allah neden, aynı ayetin içinde farklı açılardan ele alıyor? Peki bunların hangisi farz? Üçer dörder almak mı yoksa bir tane ile yetinmek mi? Allah bir farzı bildirirken sağlığı ve aklı yerinde olan her müslümanı farzlarla sorumlu tutuyor. Bu da gösteriyor ki bu bir tavsiyedir, farz değildir. Farz olsa idi, bir tek emir olurdu. Bu konuda pek çok düşünür de aynı fikirde.

Muhammed Hamidullah, "İslam Peygamberi" isimli eserinde bu konuda; "Fakat neye malolursa olsun, körükörüne tatbik edilen bir poligami politikası hiç de arzu edilen birşey değildir. Çünkü herşeyden evvel çok kadınla evlilik, hiç bir zaman dinin farz olarak insanlara emrettiği bir husus değildir." diyor.

Muhammed Abduh, Bekir Topaloğlu, Mevdudi, Elmalılı Hamdi Yazır, Ercümed Özkan birden fazla evliliğin farz değil tavsiye olduğunun altını çiziyorlar. Olaya, Kur'an perspektifinden bakan daha pek çok düşünürün yanında, farz olduğunu, söyleyenlerin sayısı yok denecek kadar az.

Artık biliyoruz ki bu bir farz değil, bir ruhsat. O zaman bu ruhsatı kullananlar, bunu, öyle üstünkörü, sığ iddialara sığınarak geçiştirmesinler. Bu bir sorumluluktur, ağır bir külfet getirir erkeğe, hem bu düyada hem de ahirette.

Hazır yeri gelmişken Zemahşeri'nin birden fazla karısı olan erkeklerin halini anlatan sözlerini duyuralım kulak vermek isteyenlere;

"Denizde dalgalarla boğuşanlar mı yoksa birden çok kadına koca olanlar mı talihsizdir bilemem." Bu sözler bir erkeğin kaleminden çıktığı için daha düşündürücü olacaktır, erkek okuyucular açısından.

"Senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar. De ki: size onlar hakkında fetvayı Allah veriyor. Bu kendileriyle evlenmek istediğiniz ve haklarını vermediğiniz yetim kadınlar, bakıma muhtaç çocuklar ve yetimlere karşı adil davranmak hususunda kitapta size bildirilenlerdir. Allah işlediğiniz her hayrı bilir." Nisa/127

"Ne kadar çabalarsanız da kadınlar arasında eşit davranamazsınız. Bari birisine tamamen meyledip diğerini boşlukta bırakmayın. Eğer düzeltir ve sakınırsanız, bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır çok merhametlidir." Nisa/129

PEYGAMBER (A.V.S.) DÖNEMİNDEKİ

UYGULAMALAR

Günümüz müslüman erkeklerinin bu ruhsatı kullanırken, oyunu kendi kurallarıyla oynayamayacaklarını bilmeleri gerekir. Bu izni Allah size vermiş, biz müslüman hanımlar olarak bu emri yok sayamayız. Allah'ın koyduğu her kural gibi başımız üzere yeri var. Ama yaradanın murad ettiği gibi olduğu sürece.

Bu ruhsatın, ne zaman ve nasıl kullanılması gerektiği noktasında, Peygamber(a.v.s.)in yaşantısından, örnekliğinden yararlanacağım. Onun evliliklerini gözönüne alıp, ailesindeki ve çevresindeki uygulamaları toparlamaya çalışacağım.

Peygamber(a.v.s.) neden yirmibeş yaşında yaptığı evliliği  sevgili eşi Hatice'nin ölümüne kadar tek eşli olarak sürdürdü? Hz. Hatice'nin kendisine hediye etmek istediği cariyeleri hür bıraktı, onları kendine alıkoymayı düşünmedi bile. Hz. Hatice öldüğünde, Muhammed(s.v.s.) elli yaşında idi. Eşinin ölümünden sonra o sıralarda dul kalan ve himayeye muhtaç bir kadın olan Sevde ile, daha sonra, Hz.Ayşe ile, ondan sonra da digerleri ile evlilikler yaptı.

Müslümanlar savaşıyor, erkekler ölüyor, kadınlar, çocuklar sahipsiz kalıyordu. İslam buna göz yumamazdı. Allah'ın elçisi onları himayesine alarak örnek oluyordu. Bu onun elli yaşına kadar yapmadığı bir işti. Bu kadarını bilmek bile onun bu tutumunun, İslam düşmanlarının söyledikleri gibi, kadın düşkünü olmadığını anlatmaya yeter. Üstüne üstlük, tek evliyken yaşamadığı sorunları yaşıyordu eşleriyle.

Bu arada Allah'ın yasaları İslam toplumuna iniyor, herşey o yasalara göre düzenleniyordu. Evlilikler, insan ilişkileri, İslam hukukunun teminatı ile korunuyordu. Allah, bugüne kadar insanlığın tanımadığı bir adalet sistemi ile müslümanları sorumlu tutuyordu.

Evlilik hukuku gibi Allah'ın çok önem verdiği bir konunun başlangıcı olan nikahın akdi sırasında yapılması gereken anlaşmaların, Resulullah(s.v.s.)ın dönemindeki uygulamalarına bakarak konuyu örneklendirmek yoluna gideceğiz.           

Birden fazla evlilik gibi bir sorumluluk altına girmeyi göze alanlara Allah'ın rızası dahilinde, üzerine evlenecekleri eşlerinin de bu konuda onaylarının alınması gerektiğinin üzerinde durmak istiyorum.

“Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu kadar, kadınların da erkekler üzerinde hakları var” hadisi de İslam'da kadın erkek eşitliğini ispatlar.

İslam, aileye, eşler arasındaki sevgiye, saygıya ve bu birlikteliğin huzurlu devamına büyük önem verir. Allah'ın helal edip edip de hoşlanmadığı şey boşanmadır. Bu da demek oluyor ki, İslam'da aile kutsaldır. Çünkü yaradan, yarattığı insanın nasıl huzur bulacağını, herkesten iyi bilendir. Huzurlu yuvalardan, sağlıklı nesiller doğacağını, sağlıklı nesillerden de sağlıklı toplumlar oluşacağını kimse inkar edemez. İş böyle olunca da, aile fertlerinin birbirlerine karşı güven duymaları, sevgi ve saygı beslemeleri çok önemlidir. Aile içindeki fertler birbirlerine rahatça arkalarını dönebilmeli, döndükleri zaman  da, eşlerden her ikisi de, diğerinin kendisini yaralayacak, üzecek bir davranışta bulunmayacağından emin olmalıdır. Bu konuda çocukların da ebeveynlerine karşı sorumlulukları aynıdır.

Allah, mümin kadın ve erkeğin, birbirlerine hayrı tavsiye edip, şerden alıkoymaları gerektiğini söylerken, karı kocanın, hayatlarına girecek bir başka kişi, bir başka ortak gibi aile için hayati önem arzeden bir konuda, erkeğin bu kadar sorumsuzca davranması,  Kur'an'ı referans göstererek kendine pay çıkarması hangi anlayışa sığar dersiniz.

Seyyid Kutub'un da ifade ettiği gibi: "Herşeyden önce kadın ve erkeğin Allah'ın birer yaratığı olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü Allah'ü Teala yaratıklarından hiç birine zulüm etmek istemez. Herkese özel vazifeler tahsis eder. Ve bu vazifeyi hakkıyle  yerine getirebilmeleri için gerekli kabiliyetleri verir." Fizılal-il Kuran,say.207, par.5

Bu tür ifadelerle kadın, Ebu Hanife tarafından da erkeklerin mesnedsiz iddialarına karşı savunulmuştur. Ebu Hanife'nin kadın ve Allah'ın kadına tanıdığı hakların nasıl savunucusu olduğu konusunda ne kadar fikirleri var dersiniz, kendilerini en Hanefi sananların. Ne yazık ki, kendi mezheplerinin kadına verdiği değerden bihaber yaşayıp, kadını ikinci sınıf kabul etmekten başka egolarını tatmin edecek bir yol bulamıyorlar. Düşünmek, akletmek, öğrenmek gibi bir ilaç bulunamadığı sürece de bu şaşkınlıktan kurtulmak mümkün olmayacaktır. Böyle düşünenlerin sayıları hiç de az değil. Toplumun önemli bir kısmı da bunları ilim adamı olarak kabul edince, işler içinden çıkılmaz hale geliyor. Hevaların hakimiyeti altında çalışan bu kafalar, kadını fitne ve bütün kötülüklerin kaynağı olarak vasıflandırırken, onu şeytanın yerine koyarken, Allah'ın, kadını da erkekle aynı nefisten yarattığına dair olan ayeti görmediler mi acaba demek geliyor insanın içinden. Fitne çıkarmak konusunda, erkek kadından geri kalır mı, etrafımıza bir bakmak yeterli. Yani fitne ne kadına ne de erkeğe endekslidir. Fitne, mümin erkeğin ve mümin kadının işi değildir. Fitne ile iştigal, kalbi mühürlenmişlerin uğraşısıdır.

"Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan zevcesini vareden ve ikisinden bir çok erkek ve kadın türeten Rabbinizden korkun." Nisa/1

Kadının, bazılarının iddia ettiği gibi şeytan olarak yaratılmadığını, onun da erkeklerle aynı fıtrat üzere yaratıldığını görüyoruz Allah'ın ayetlerinde...

Erkek isterse kadını nikahlar, isterse boşsun der ve boşar, isterse üzerine evlenir, bunları yaparken de kimseye sorması gerekmez iddiaları yukarıdaki zihniyetin ortaya attığı, İslam'la uzaktan yakından ilgisi olmayan mesnedsiz çıkışlardır. Kur’an'ı yaşamıyla örneklendiren Resulullah(s.a.v.)'ın hayatında ve sözlerinde bulduğumuz örneklerden yola çıkarak, bu bilgilerin Kur’an ile parelelliğini de gözden ırak tutmayarak, kadına aile hayatına başlarken ve bu süre içinde Allah’ın tanıdığı hakları anlatmaya, kadının, nikah akdinde ne kadar söz sahibi olduğu ile ilgili sahih olduğuna inandığım bilgileri biraraya toplayarak fikrimi ispatlamaya çalışacağım. Kadının kendi nikahında ne kadar söz sahibi olduğu, onun evlilik hayatında da o  kadar söz sahibi olduğunu gösterir.

Konuya en başından girersek, nikah akdinden önce kadın, üzerine evlenilmemesi şartını koşabilir mi?

Bu konuda evet bu böyle olmalıdır diyenlere ışık tutan bilgi, Resulullah (s.v.s.)'ın kızı Zeynep ile damadı Ebü'l-Has'ı evlendirirken, kızının üzerine evlenilmemesi şartını koşmuş olması rivayetidir. Peygamber (s.v.s.) irad ettiği hutbede, Ebü'l-Has, Zeynep ile evlenirken, onun üzerine evlenmeyeceğine söz verdi ve o sözünü tuttu, diye onu övmüştür. Misver'den rivayet edilen bu hadisi de, Kütüb-i Sitte sahiblerinin hepsi ile Ahmed rivayet etmişlerdir.

"Yerine getirilmesi gereken şartların en mühimi, nikahda kabuledilen şartlardır." Sünen-i en-Nesei,

Yukarıdaki rivayetlerden yola çıkarak, ulemanın çoğunluğu, şart koşulabilir, görüşünde birleşmiştir. Bu hadisler, Kur'an'ın kadına verdiği değerin ışığında önem kazanmıştır. Kur'an'da yazılı anlaşmalara ve onlara uyulması konusuna önemle vurgu yapılmaktadır:

"Antlaşma yaptığınızda ahdinize bağlı kalın. Allah'ı üzerinize vekil tutarak pekiştirdiğiniz yeminleri bozmayın. Doğrusu Allah yaptıklarınızı bilir." Nahl/91

Bir diğer rivayet de, diğer önemli konuya ışık tutmaktadır. Karısının üzerine evlenmeyi düşünen bir erkeğin, onun bu işi kaldırıp kaldıramayacağının hesabını iyi yapması gerektiğini ortaya koyuyor.

Hz. Ali ile Hz. Fatıma'nın evlilikleri sırasında, Hz.Ali'nin Ebu Cehil'in kızı ile nişanlanması ve Hz. Fatıma'nın babasına gidip, olayı haber vermesi üzerine Peygamber (s.v.s.) irad ettiği hutbede söylediklerinden hem bir baba olarak ne kadar müşfik olduğunu hem de ümmetine çok önemli bir mesaj verdiğini görüyoruz.

"Ben helal olan bir şeyi haram kılacak değilim, İslam'a onca kötülük etmiş birinin kızıyla, benim kızım aynı kişinin nikahı altında bulunamaz" diyerek bu evliliğe karşı çıkmış. Böyle bir durumda, "Fatıma'nın şanına yakışmayacak bir davranışta bulunmasından endişe ettiğini" belirtmiştir.

Bu hadisi, Misver, Buhari, Müslüm, Ebu Davud'un rivayet ettiklerini, İbni Mace de kabul etmiş, (Sünen-i İbni Mace) külliyatına almıştır. (say.490)

Ömer Rıza Doğrul da, "Asr-ı Saadet" isimli eserinin 174. sayfasında hadisi ele almıştır.

Mutlaka benim ulaşamadığım pek çok kaynakta da bu konuda bilgiler vardır. Ama ulaşabildiklerimde gördüğüm kadarıyla bu hadisler, aşağı yukarı aynı anlamlara gelecek şekilde naklediliyorlar. Sadece açıklamalar farklı. Kimisi Peygamber (s.v.s.)'in bu konuşmayı kızı Fatıma'ya olan sevgisinden dolayı, ona kıyamadığı için yaptığını söylüyor, kızını üzecek bir davranışın Peygamber (s.v.s.)'i de üzeceği, dolayısıyla Allah'ın da bundan razı gelmeyeceği için Hz. Ali'nin, Fatıma'nın üzerine evlenmekten bu yüzden vazgeçtiği yorumunu yapıyor. Kimisi de, Fatıma'nın Ebu Cehil gibi, İslam'a  çok zarar vermeye çalışan birisinin kızıyla, aynı kişinin nikahı altında bulunamayacağını, bu durumda kızını bırakması gerektiğini ima ettiğini, Hz. Ali'nin ise Fatıma'yı boşamak gibi bir düşüncesi olmadığından, onun üstüne evlenmekten vazgeçtiğini savunuyor.

Peygamber (s.v.s.)'in bu iki davranışından çıkacak sonuçlar bunlar olmamalı diye düşünüyorum ben. Bu yorumlar, bu konuları açıklamakta yetersiz kalıyor.

Bir kere, Ebu Cehil'in kızı, Hz. Ali ona talib olduğuna göre; ya müslüman olacaktı ya da müslümandı. İslam, kimseyi geçmişiyle değerlendirmiyorsa, Peygamber (s.v.s)'in böyle birşey söylemesi mümkün mü? O zaman, bu konunun açıklaması böyle olamaz.

Allah'ın elçisi burada, çok önemli bir noktaya değiniyor: insan psikolojisi. Kızını örnek göstererek, son derece önemli bir mesaj veriyor ümmetine. Her kadının bu olayı kaldıramayacağını, anlatıyor, "Fatıma'nın şanına yakışmayacak bir davranışta bulunmasından korkarım" sözü, çekip sündürülüp başka anlamlar yüklenmeyecek kadar açık. Sadece, Fatıma değil, inanın pek çok kadın, bu konuda müslüman kadının onuruna yakışmayacak davranışlarda, elinde olmadan bulunabilir. Hiçbir erkeğin hiçbir kadına bunu yapmaya hakkı yok.

Tabii ki şartlar ne getirir onu kimse bilemez. Şundan da erkekler emin olsunlar ki, savaşların olduğu, kadınların, çocukların, ortada kaldığı bir toplumda, hiç bir mümin kadın, şartlarını, imkanlarını hem cinslerinden kıskanmaz, paylaşır. Kendisi görevlerini yerine getiremeyecek durumdaysa eşini çaresiz bırakmaz. Ama hiçbir gerekçe yok iken bu keyfi davranışın getireceği sıkıntıları önceden hesabetmek erkeklere düşer. Efendim, İslam ülkelerinin çoğunda bu böyle, Peygamber(s.v.s.)in sünneti bu diyenlere; Resulullah(s.v.s.)ın evliliklerinin niyeleri ve niçinleriyle başlı başına bir konu olduğunu, ayrıca işlenmesi gerektiğini bilmemizde yarar var.  Onun her yaptığını keşke yapabilseydik, hiçbir yaptığını beceremeyip sadece evliliklerini sünnet kabul etmek, sadece ona uymak ne kadar doğru olur dersiniz.

ÖRF VE ADETLERİN İNSANLAR

ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Deniyor ki, diğer İslam toplumlarında bu yaşam biçimi benimsenmiş, onlar kadın değil mi? Ben de onlara diyorum ki, halkların  içlerinde yaşattıkları örfleri, alışkanlıkları vardır. Bu yemek içmekten tutun da, giyinmeye, oturdukları mekanları döşemeye, insanların birbirleriyle ilişkilerine kadar yansır. İslam'ın kurallarının dışına çıkmadıkça bu ayrılıkların müslümanlara bir zararı dokunmaz ama her toplumun yaşadıkları da bir başkasında kabul görmez. Kabul görmediği gibi, huzuru da kaçırır.

Mesela çok evliliklerin gelenek haline geldiği toplumlarda, bir kız çocuğu gözünü açtığı andan itibaren, birden fazla anne ile karşılaşır. Bu çoğu zaman onun için doğaldır. Yarın kendi çocuklarının da birkaç tane annesi olabilir. Yani bu kız çocuğu, başına geleceklere hazır olarak yetişir. Buna rağmen, o şartlarda yetişen ama olayı kaldıramayan kadınların sayısı hiç de az sayılmaz.

Ebu hanife; "kadına cevr(zulüm) korkusu halinde mekruhtur" görüşündedir bu konuda.

Evet, Allah size bu hakkı tanımış, ama adaletli olmak gibi de büyük bir sorumluluk da yüklemiş üzerinize. Bunu siz kaldırabilecek misiniz, üzerine evleneceğiniz kadın buna katlanabilecek mi, yuvanızın, çocuklarınızın huzuru, ruh sağlığı ne hale gelecek, iyi hesaplamak gerekir.

Hep Nisa/3 ile amel etmeyi düşünmek yerine biraz da "Nur/32-33." ayetlere kafa yorsak nasıl olur diyorum. Bana kalırsa çok daha iyi olur. Etrafta fakirlikten evlenemeyen bunca bekar varken, doğrusu ikinciyi üçüncüyü düşünmek lüksüne bugünün beyleri sahib olmamalı demek yanlış olmaz diye düşünüyorum ben.

Maddi sıkıntı yüzünden evlenemeyenlere yardımcı olursanız bu davranışınızla, en azından komşusu aç iken tok uyuyanlardan olmazsınız.

GÜNÜMÜZDE AİLE NE KADAR İSLAMİ!

İslam’ın bu kadar önemle üzerinde durduğu bu konu, günümüz müslümanları arasında ne hale geldi!

Çağdaş cahiliyenin adı, medenileşmek oldu. Bu tür medenileşmenin ise İslam’la uzaktan yakından bir alakası yok. İslam karşıtı anlayış toplumun can damarı olan kadına ve aileye el attı. Ailenin olmadığı yerde de İslami yaşam biçimi barınamaz. Heva ve hevesine kapılan kadın da erkek de yozlaşmanın ilk habercileri olur. Geçmişte erkek kadını kullanıyor deniyordu, şimdi kadın kendinin sahibi olma yolunda görünüyor, yani egosunu tatmin yolunda. Bu ne kadar doğru, herşey ortada.

Beğenilmek ve kendi kendinin  sahibi olmak  arzusu kışkırtılan kadın, yine erkeğin güdümünde değil mi sanayileşen toplumlarda. Hiç kimseye hesap vermek zorunda olmadığına kanaat getiren günümüz kadını, Allaha hesap vermekten kaçamayacağını bilmeli.

Günümüzde de kadın fıtratının tersi yöne itiliyor, ama bunun farkında bile değil. Dünyanın neresine baksanız geçmişte de bu var, bugün de bu var, gelecekte de olmayacağını kimse iddia edemez. İnsanlar hevaları ve hevesleriyle başbaşa kaldıkları sürece kendi doğrularını yaşamaktan vazgeçmeyeceklerdir. Halbuki doğru olan, Yaratıcının kurallarıyla yaşamaktır.

Günümüzde erkek ve kadın, her konuda yarış halinde. Ama ne yazık ki erkek hala anne olamadı, kadın ise baba. Ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın bu böyle kalacak. Çünkü Yaradan kuralı böyle koymuş, bunun dışına çıkmayı asla kimse başaramayacak. Bu sünnetullah, biri diğerinin yerini almaya kalktığında, ne ailede ne de toplumlarda huzur ve düzen kalır.

 


Son Güncelleme : 21.11.2007 - 05:17

   
Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın
Derlemeye Ekle
Yazdır
E-mail olarak gönder
Benzer Konular

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayıtlı üyeler bir konuyu yorumlayabilir. Lütfen üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.6 © 2007-2012 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
Kapa