Bazılarınız bu başlığı görünce, müslümanların bunca sorunları varken
bunun sırası mı diyeceksiniz belki, ama inanın bu konu, Seyyid Kutub'un
da dediği gibi, öyle omuz silkilip geçilecek bir konu değil. Bu iş
Allah'ın rızası doğrultusunda olması gerekirken, tam tersi onun murad
ettiğinin aksine, kadınları aldatmaya, kandırmaya yönelik bir
sorumsuzluğa dönüştü. Erkekler, Allah'ın "Adaletli davranamazsanız bir
taneyle yetinin" uyarısını kaale almak gibi bir zahmete katlanmadan,
sadece, "İkişer, üçer, dörder alabilirsiniz" sözünü emir telakki ettiler
ne yazık ki. Yıkılan yuvalar, psikolojisi bozulan çocuklar kimin
umurunda, bu dayatmalar sonunda canı yanan hep onlar.
Nedense,
erkekler bu ayeti anlamada, Bektaşi usulünde israr ediyorlar. Bektaşi'ye
"Neden namaz kılmıyorsun?" demişler, "Allah namaza yaklaşmayın
buyuruyor", cevabını vermiş. "Ayetin tamamını niye okumuyorsun?"
sorusunu da, "O kadar hafız değilim." diye yanıtlayıvermiş.
Bu sorunla
ilgili telefonlar, mektuplar alıyorum. Bu arada benim epeyce bir zaman
önce, bu minval üzere yaptığım kısa bir konuşmada da düşüncemi çok iyi
ifade edemediğim anlaşılıyor bana gelen haberlerden.
Yine
yanlış anlaşılmamak için hemen şunu söyleyeyim ki, Allah'ın verdiği bu
izin, insanların pek çok geçerli nedenleri olduğu zamanlar içindir.
Haklı sebepleri olanlara kimsenin diyecek birşeyi olmaz. Ama hiç bir
gerekçesi olmayanlara da Allah'a verecekleri hesabı hatırlatmaktan başka
yapacak bir şey kalmıyor.
Bugün, bu
konuyu ele almamdaki sebep, düşüncelerimi, görüşlerine güvendiğim İslam
düşünürlerinin eserlerine de baş vurarak, onlardan alıntılar yaparak
netleştirmeye çalışmak olacak. Böylece, olayı neredeyse bir feminist
gibi değerlendirmeye başlayan müslüman hanımları da, Allah'ın
kendilerine verdiği hakların bilincine vararak, bu izne İslami açıdan
bakmaya ve kadınları sıkıntıya düşüren, Allah'ın bu konudaki tavsiyesini
daha sağlıklı düşünmeye davet etmiş oluruz, diye umuyorum. İşin bu
noktasında bütün kadınların hakları devreye giriyor. Evli olanın ve
evlenilecek olanın durumu, hukuku da söz konusu.
Bu arada
evlenilecek olan hanımın kendini üzerine kuma gittiği kadının yerine
koyarak karar vermesini tavsiye edeceğim. Çünkü bu alışkanlığı edinen
bir erkek onun üzerine de evlenecektir. Buna çok şahit olduk.
İnanan ve
inanmayan hanımların çoğunun da savunduğu gibi, birden fazla evliliğin,
sadece Kur'an'ın indiği toplum için geçerli olduğu iddiası, Kur'an'ın
kıyamete kadar insanlığa yol göstereceğine olan inancımıza da ters
düşer... Böylece de, Kur'an'a ters düşen her görüş kendiliğinden,
inananların gündeminden çıkmak zorundadır. Kur'an'la çelişen yaşam
anlayışı sadece bu konuda değil, her konuda müslümanların gündemlerini
işgal ediyor. Herkes her konuda kafasına göre yorum yaptığı için,
müslümanlar birbirlerinin dilinden anlamaz oldu. Böyle düşündüğümüz
taktirde, Kur'an'ın evrenselliğini, kıyamete kadar geçerliliğini inkar
etmiş oluruz ki, bu da bizi, dinden uzaklaştırır. Olaya bu açıdan
baktığımız zaman, namazın, orucun, zekatın, haccın da o günlere has
kılındığını ortaya atanlara verecek cevap bulamayız.
Bu konuda
uç düşünenler sadece hanımlar değil, birden fazla evliliği savunurken,
bunun için hiç kimseye hesap vermek zorunda olmadıklarını iddia eden
beylerin de almaları gereken hisseler olmalı. Hiç kimseye hesap vermek
zorunda olmadıklarını düşünenlere, Allah'a verecekleri hesabın korkusu
yetmeli değil mi? Kuran'ın dışına çıkıp, Allah'ın mesajının dışında
dertlere derman aramak kimseye bir yarar sağlamaz.
Allah
Kuran'da anlaşmalara bağlı kalmanın önemini ve aile kurumuna verilen
değeri vurguluyor. Bu konuda da her konuda olduğu gibi adaleti şart
koşuyor. Üzülerek görüyorum ki hala aşağıda göreceğiniz gibi düşünenlere
rastlıyoruz. Böyle düşünenler hiç de azınlıkta değil. Bunlar işi hafife
alanlar.
26 Eylül
2003 tarihinde yayınlanan Gerçek Hayat'taki bir yazı dikkatimi çekti.
Ben bu yazıdan alıntılar yapayım, karar sizin.
"Çok
eşlilikte rıza konusunda, sadece evlenilecek kadının rızası önemlidir;
mevcut eşlerin iznine gerek yoktur. Eşlere kalsa dünyada kimse ikinci
eşi dahi alamazdı; Peygamber de alamazdı. Peygamberimizin eşlerinin
bile, onun yeni eşler almasından hoşnut olmadıklarını herkes bilir.
Gizli
kapaklı yapılan evlilikler tasvib edilemez, bu İslami değildir. Tıpkı
birincide olduğu gibi açıkça olmak şartıyla erkekler çok eşle
evlenebilirler, böyle bir hakları vardır. İkinci eş alacak adamın ilk
eşi problem çıkarabilir, yasal yollara baş vurup boşanabilir. Fakat sırf
o istemiyor diye 'Ben ikinci, üçüncü eşle evlenmekten vazgeçmeli miyim?'
demek de doğru değil. Kadınlar madem müslümanlar, iman ediyorlar, buna
rıza göstermeleri beklenir. Diyelim Uhud savaşındaki gibi bir olağanüstü
durum oldu, o zaman ben ilk karım istemiyor diye evlenemeyecek miyim?
Böyle teslimiyet olur mu?"
Sayın
Araştırmacı Yazar, Ertuğrul Özalp; siz kadınları iyi tanıdığınızdan emin
misiniz?
Ben
hemcinslerimi hala tanımaya çalışıyorum. Tıpkı onlar da erkekler gibi
farklı farklı kabiliyetlerde yaratılmışlar. Herbirinin farklı dünyası,
farklı hayalleri var. Hepsinin olayların karşısında takınacakları tavır
aynı değil, dayanma güçleri aynı değil. Yakından tanık olduğum iki olay
dilerim hepimizi düşündürür.
İki genç
arkadaşım evlendiler. İkisi de üniversite talebesi. Birbirlerini
sevdiklerine hepimiz inanmıştık. Kocasının okulu bitirebilmesi için,
genç kadın, kendi derslerini ihmal etti, çalışıp evin geçimini sağladı.
Bu sayın beyefendi okulu bitirip avukat oldu, artık yorgun ve bir kız
çocuğu annesi olan eşini, bir başkasıyla beraber olmak uğruna hüsrana
uğrattı. Zavallı kadın, kendini evine kapatıp, kızından başkasıyla
görüşmemeye başladı, sonunda buna katlanamayıp aklını bozdu. Kendine
duvarları, koltukları, masaları arkadaş kabul etti, onlarla konuşup
dertleştiğini kızı anlatıyordu bizlere. Sadece anne değil, kızının da
evliliğe, erkeklere güveni kalmamıştı.
Bir diğer
örnekte de tam tersi bir durum söz konusu. Doğudan gelen iki aile,
Anadoluda terkedilmiş bir köye yerleşmiş. Köyün üst tarafında iki evli
olan abi, alt başında da, tek evli olan küçük kardeş oturuyor. İkisi de
çoluk çocuk sahibi, ama küçük kardeşin eşi yalnızlıktan şikayetçi. Eşine
sık sık evlenmesi ve kendisine bir arkadaş getirmesi için yalvardığını
söylüyor. Eşinin bunu duymazdan geldiğine canı sıkılıyordu. Bunu onun
ağzından dinlerken, bizim şaşkın bakışlarımızı farketti, durumu açıklama
gereği hissetti, eltisinin arkadaşı olduğunu kendisinin yalnızlıktan
bunaldığını anlattı.
Yukarıda
anlattığım iki olay; sanki iki farklı dünyanın insanlarını yansıtıyor
gibi. Ama değil, ikisi de aynı dine mensup, ikisi de aynı ülkenin
insanları, sadece yaşam biçimleri farklı, kabulleri farklı.
Bu hakkı
Allah bize vermiş, neden kullanmayalım diyerek, eşinizin üzerine
evleneceğinizi, önce espiri ile daha sonra da, ciddileştirerek aile
gündemine getirip oturtan, müslüman erkekler, bu işin şakası yok. Biz
evleneceğiz siz buna katlanacaksınız, bu imanınızın gücünü, takvanızın
olup olmadığını gösterir. Ne kadar takvalı iseniz bu işi o kadar
kabullenirsiniz, iddiasına kendiniz inanıyor musunuz merak ediyorum!
Eşlerinizin imanını test etmek görevini Allah sizlere mi bahşetti
beyler.
İşe hep
kadının teslimiyeti açısından bakmak yerine, Kur'an'ın tümüne hakim olan
adaletli olmak ilkesinden bakarsak daha az hata yapmış oluruz.
POLİGAMİNİN TARİHİ
Birden
fazla kadınla yaşamak, insanlık tarihiyle birlikte varolan bir olgu. Pek
çok İslam düşmanının ortaya attığı gibi, İslam’la birlikte gelen bir
yaşam tarzı değil. Tarihte, kadın insan mı değil mi tartışmalarına konu
oluyordu. Doğudan tutun da Batıya kadar her yerde kadın, erkeğin
hegemonyası altında çoğunlukla alınıp satılıyordu. Bu tür davranışların
yanısıra, evlilikler de insanların hayatlarında çok büyük önem
taşımıştır, kanunlarla, inançlarla, geleneklerle düzenlenerek yaşayıp
gelmiştir bugünlere.
Roma
hukukunda, Yunan hukukunda birden fazla evlilik var. Mısır ve Babil
hukukunda birden fazla evliliğin şartlara bağlı olduğunu görüyoruz. Çin
hukukunda bu işin maddi olanaklara endekslendiği belirtiliyor. Tarihte
daha pek çok, toplumda kabul görmüş bir yaşam şeklidir, poligami.
Gelmiş
geçmiş kimi peygamberlerin hayatlarında birden fazla eşler görüyoruz.
İSLAM'DAN
ÖNCE ARABİSTAN'DA KADIN
Arap
yarımadasında, İslam'dan önce, kadın alınıyor satılıyor, ölen kocasının
ardından başkalarına miras olarak kalıyordu. Kendi bedeni ve kişiliği,
geleceği, evliliği konusunda hiçbir söz hakkı yoktu. Miras alamıyor,
kendi adına hiçbir karar veremiyordu. Kız çocukları diri diri toprağa
gömülüyordu. Bir erkeğin kaçıncı karısı olacağına kendisi değil ebeveyni
karar veriyordu. Onu karısı olarak alan erkek de istediği zaman
boşayabiliyordu. Bu konuda kimseye de hesap vermek zorunda değildi.
Kadın erkek ilişkileri diğer toplumlarda olduğu gibi kanunlara ve
kurallara bağlı değildi.
İslam’la
birlikte, kadına insan olma hakkı tanındı. Allah her konuda kadını da
erkekle birlikte sorumlu tuttu. Allah'a karşı olan görevlerin hiç
birinden muaf tutulmuyor, Kur'an'da, erkek ne ile yükümlü ise, kadında
onunla yükümlü Yaradanına karşı.
Müslüman
kadın, artık evliliğinde söz sahibi olabiliyor, miras alabiliyor,
dilerse boşanabiliyordu. İslamla birlikte toplumda saygın bir yer
edinmişti kendine. O günün dünyasında, hiçbir toplumda bulunmayan
haklara sahip olmuştu müslüman kadın.
Onca
kargaşanın içinden çıkıp gelen kadın, Kur’an'ın ayetleri ve
Muhammed(a.v.s.)in örnekliği ile hayatını düzene koymuştu. Artık insan
ilişkilerinde o da yerini almış ilahi kanunlarla, yaşamı insan fıtratına
uygun hale gelmişti. Kadın aile içinde söz sahibi olmuştu.
Yaradan,
aile içinde erkeğe bir derece üstünlüğü, ailesini koruyup, kollaması
için tanımıştır. Birçoğunun iddia ettiği gibi, bildiğini okuması, hiç
kimseye birşey danışmadan yaşaması için değil.
Nisa 34.cü
ayette, Allah bunu bildirirken, erkeklere diktatörlük, değil koruyuculuk
öneriyor. Onlara bu görevi verdikten sonra da, kadınları kocalarına
karşı nasıl davranmaları konusunda bilgilendiriyor.
"Erkek
veya kadın, kim mü'min olarak salih amel işlerse, işte onlar cennete
girerler, kendilerine zerre kadar zulmedilmez." Nisa/124
ÇOK
EŞLİLİKLE İLGİLİ AYETLER
Birden
fazla evliliğin, farz olduğunu iddia edenlere, ayeti verdikten sonra bir
sorum olacak?
"Eğer
yetimlere adil davranamamaktan korkarsanız, size helal olan diğer
kadınlardan ikişer üçer ve dörder nikahlayın. Onlar arasında da adil
davranamamaktan korkarsanız bir tane alın veya sahip olduğunuzla
yetinin. Adaletten ayrılmamanız için uygun olan budur." Nisa/3
Farz olan
bir konuyu Allah neden, aynı ayetin içinde farklı açılardan ele alıyor?
Peki bunların hangisi farz? Üçer dörder almak mı yoksa bir tane ile
yetinmek mi? Allah bir farzı bildirirken sağlığı ve aklı yerinde olan
her müslümanı farzlarla sorumlu tutuyor. Bu da gösteriyor ki bu bir
tavsiyedir, farz değildir. Farz olsa idi, bir tek emir olurdu. Bu konuda
pek çok düşünür de aynı fikirde.
Muhammed
Hamidullah, "İslam Peygamberi" isimli eserinde bu konuda; "Fakat neye
malolursa olsun, körükörüne tatbik edilen bir poligami politikası hiç de
arzu edilen birşey değildir. Çünkü herşeyden evvel çok kadınla evlilik,
hiç bir zaman dinin farz olarak insanlara emrettiği bir husus değildir."
diyor.
Muhammed
Abduh, Bekir Topaloğlu, Mevdudi, Elmalılı Hamdi Yazır, Ercümed Özkan
birden fazla evliliğin farz değil tavsiye olduğunun altını çiziyorlar.
Olaya, Kur'an perspektifinden bakan daha pek çok düşünürün yanında, farz
olduğunu, söyleyenlerin sayısı yok denecek kadar az.
Artık
biliyoruz ki bu bir farz değil, bir ruhsat. O zaman bu ruhsatı
kullananlar, bunu, öyle üstünkörü, sığ iddialara sığınarak
geçiştirmesinler. Bu bir sorumluluktur, ağır bir külfet getirir erkeğe,
hem bu düyada hem de ahirette.
Hazır yeri
gelmişken Zemahşeri'nin birden fazla karısı olan erkeklerin halini
anlatan sözlerini duyuralım kulak vermek isteyenlere;
"Denizde
dalgalarla boğuşanlar mı yoksa birden çok kadına koca olanlar mı
talihsizdir bilemem." Bu sözler bir erkeğin kaleminden çıktığı için daha
düşündürücü olacaktır, erkek okuyucular açısından.
"Senden
kadınlar hakkında fetva istiyorlar. De ki: size onlar hakkında fetvayı
Allah veriyor. Bu kendileriyle evlenmek istediğiniz ve haklarını
vermediğiniz yetim kadınlar, bakıma muhtaç çocuklar ve yetimlere karşı
adil davranmak hususunda kitapta size bildirilenlerdir. Allah
işlediğiniz her hayrı bilir." Nisa/127
"Ne kadar
çabalarsanız da kadınlar arasında eşit davranamazsınız. Bari birisine
tamamen meyledip diğerini boşlukta bırakmayın. Eğer düzeltir ve
sakınırsanız, bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır çok merhametlidir."
Nisa/129
PEYGAMBER
(A.V.S.) DÖNEMİNDEKİ
UYGULAMALAR
Günümüz
müslüman erkeklerinin bu ruhsatı kullanırken, oyunu kendi kurallarıyla
oynayamayacaklarını bilmeleri gerekir. Bu izni Allah size vermiş, biz
müslüman hanımlar olarak bu emri yok sayamayız. Allah'ın koyduğu her
kural gibi başımız üzere yeri var. Ama yaradanın murad ettiği gibi
olduğu sürece.
Bu
ruhsatın, ne zaman ve nasıl kullanılması gerektiği noktasında,
Peygamber(a.v.s.)in yaşantısından, örnekliğinden yararlanacağım. Onun
evliliklerini gözönüne alıp, ailesindeki ve çevresindeki uygulamaları
toparlamaya çalışacağım.
Peygamber(a.v.s.) neden yirmibeş yaşında yaptığı evliliği sevgili eşi
Hatice'nin ölümüne kadar tek eşli olarak sürdürdü? Hz. Hatice'nin
kendisine hediye etmek istediği cariyeleri hür bıraktı, onları kendine
alıkoymayı düşünmedi bile. Hz. Hatice öldüğünde, Muhammed(s.v.s.) elli
yaşında idi. Eşinin ölümünden sonra o sıralarda dul kalan ve himayeye
muhtaç bir kadın olan Sevde ile, daha sonra, Hz.Ayşe ile, ondan sonra da
digerleri ile evlilikler yaptı.
Müslümanlar savaşıyor, erkekler ölüyor, kadınlar, çocuklar sahipsiz
kalıyordu. İslam buna göz yumamazdı. Allah'ın elçisi onları himayesine
alarak örnek oluyordu. Bu onun elli yaşına kadar yapmadığı bir işti. Bu
kadarını bilmek bile onun bu tutumunun, İslam düşmanlarının söyledikleri
gibi, kadın düşkünü olmadığını anlatmaya yeter. Üstüne üstlük, tek
evliyken yaşamadığı sorunları yaşıyordu eşleriyle.
Bu arada
Allah'ın yasaları İslam toplumuna iniyor, herşey o yasalara göre
düzenleniyordu. Evlilikler, insan ilişkileri, İslam hukukunun teminatı
ile korunuyordu. Allah, bugüne kadar insanlığın tanımadığı bir adalet
sistemi ile müslümanları sorumlu tutuyordu.
Evlilik
hukuku gibi Allah'ın çok önem verdiği bir konunun başlangıcı olan
nikahın akdi sırasında yapılması gereken anlaşmaların,
Resulullah(s.v.s.)ın dönemindeki uygulamalarına bakarak konuyu
örneklendirmek yoluna gideceğiz.
Birden
fazla evlilik gibi bir sorumluluk altına girmeyi göze alanlara Allah'ın
rızası dahilinde, üzerine evlenecekleri eşlerinin de bu konuda
onaylarının alınması gerektiğinin üzerinde durmak istiyorum.
“Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu kadar, kadınların da
erkekler üzerinde hakları var” hadisi de İslam'da kadın erkek eşitliğini
ispatlar.
İslam,
aileye, eşler arasındaki sevgiye, saygıya ve bu birlikteliğin huzurlu
devamına büyük önem verir. Allah'ın helal edip edip de hoşlanmadığı şey
boşanmadır. Bu da demek oluyor ki, İslam'da aile kutsaldır. Çünkü
yaradan, yarattığı insanın nasıl huzur bulacağını, herkesten iyi
bilendir. Huzurlu yuvalardan, sağlıklı nesiller doğacağını, sağlıklı
nesillerden de sağlıklı toplumlar oluşacağını kimse inkar edemez. İş
böyle olunca da, aile fertlerinin birbirlerine karşı güven duymaları,
sevgi ve saygı beslemeleri çok önemlidir. Aile içindeki fertler
birbirlerine rahatça arkalarını dönebilmeli, döndükleri zaman da,
eşlerden her ikisi de, diğerinin kendisini yaralayacak, üzecek bir
davranışta bulunmayacağından emin olmalıdır. Bu konuda çocukların da
ebeveynlerine karşı sorumlulukları aynıdır.
Allah,
mümin kadın ve erkeğin, birbirlerine hayrı tavsiye edip, şerden
alıkoymaları gerektiğini söylerken, karı kocanın, hayatlarına girecek
bir başka kişi, bir başka ortak gibi aile için hayati önem arzeden bir
konuda, erkeğin bu kadar sorumsuzca davranması, Kur'an'ı referans
göstererek kendine pay çıkarması hangi anlayışa sığar dersiniz.
Seyyid
Kutub'un da ifade ettiği gibi: "Herşeyden önce kadın ve erkeğin Allah'ın
birer yaratığı olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü Allah'ü Teala
yaratıklarından hiç birine zulüm etmek istemez. Herkese özel vazifeler
tahsis eder. Ve bu vazifeyi hakkıyle yerine getirebilmeleri için
gerekli kabiliyetleri verir." Fizılal-il Kuran,say.207, par.5
Bu tür
ifadelerle kadın, Ebu Hanife tarafından da erkeklerin mesnedsiz
iddialarına karşı savunulmuştur. Ebu Hanife'nin kadın ve Allah'ın kadına
tanıdığı hakların nasıl savunucusu olduğu konusunda ne kadar fikirleri
var dersiniz, kendilerini en Hanefi sananların. Ne yazık ki, kendi
mezheplerinin kadına verdiği değerden bihaber yaşayıp, kadını ikinci
sınıf kabul etmekten başka egolarını tatmin edecek bir yol bulamıyorlar.
Düşünmek, akletmek, öğrenmek gibi bir ilaç bulunamadığı sürece de bu
şaşkınlıktan kurtulmak mümkün olmayacaktır. Böyle düşünenlerin sayıları
hiç de az değil. Toplumun önemli bir kısmı da bunları ilim adamı olarak
kabul edince, işler içinden çıkılmaz hale geliyor. Hevaların hakimiyeti
altında çalışan bu kafalar, kadını fitne ve bütün kötülüklerin kaynağı
olarak vasıflandırırken, onu şeytanın yerine koyarken, Allah'ın, kadını
da erkekle aynı nefisten yarattığına dair olan ayeti görmediler mi acaba
demek geliyor insanın içinden. Fitne çıkarmak konusunda, erkek kadından
geri kalır mı, etrafımıza bir bakmak yeterli. Yani fitne ne kadına ne de
erkeğe endekslidir. Fitne, mümin erkeğin ve mümin kadının işi değildir.
Fitne ile iştigal, kalbi mühürlenmişlerin uğraşısıdır.
"Ey
insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan zevcesini vareden ve
ikisinden bir çok erkek ve kadın türeten Rabbinizden korkun." Nisa/1
Kadının,
bazılarının iddia ettiği gibi şeytan olarak yaratılmadığını, onun da
erkeklerle aynı fıtrat üzere yaratıldığını görüyoruz Allah'ın
ayetlerinde...
Erkek
isterse kadını nikahlar, isterse boşsun der ve boşar, isterse üzerine
evlenir, bunları yaparken de kimseye sorması gerekmez iddiaları
yukarıdaki zihniyetin ortaya attığı, İslam'la uzaktan yakından ilgisi
olmayan mesnedsiz çıkışlardır. Kur’an'ı yaşamıyla örneklendiren
Resulullah(s.a.v.)'ın hayatında ve sözlerinde bulduğumuz örneklerden
yola çıkarak, bu bilgilerin Kur’an ile parelelliğini de gözden ırak
tutmayarak, kadına aile hayatına başlarken ve bu süre içinde Allah’ın
tanıdığı hakları anlatmaya, kadının, nikah akdinde ne kadar söz sahibi
olduğu ile ilgili sahih olduğuna inandığım bilgileri biraraya toplayarak
fikrimi ispatlamaya çalışacağım. Kadının kendi nikahında ne kadar söz
sahibi olduğu, onun evlilik hayatında da o kadar söz sahibi olduğunu
gösterir.
Konuya en
başından girersek, nikah akdinden önce kadın, üzerine evlenilmemesi
şartını koşabilir mi?
Bu konuda
evet bu böyle olmalıdır diyenlere ışık tutan bilgi, Resulullah
(s.v.s.)'ın kızı Zeynep ile damadı Ebü'l-Has'ı evlendirirken, kızının
üzerine evlenilmemesi şartını koşmuş olması rivayetidir. Peygamber
(s.v.s.) irad ettiği hutbede, Ebü'l-Has, Zeynep ile evlenirken, onun
üzerine evlenmeyeceğine söz verdi ve o sözünü tuttu, diye onu övmüştür.
Misver'den rivayet edilen bu hadisi de, Kütüb-i Sitte sahiblerinin hepsi
ile Ahmed rivayet etmişlerdir.
"Yerine
getirilmesi gereken şartların en mühimi, nikahda kabuledilen
şartlardır." Sünen-i en-Nesei,
Yukarıdaki
rivayetlerden yola çıkarak, ulemanın çoğunluğu, şart koşulabilir,
görüşünde birleşmiştir. Bu hadisler, Kur'an'ın kadına verdiği değerin
ışığında önem kazanmıştır. Kur'an'da yazılı anlaşmalara ve onlara
uyulması konusuna önemle vurgu yapılmaktadır:
"Antlaşma
yaptığınızda ahdinize bağlı kalın. Allah'ı üzerinize vekil tutarak
pekiştirdiğiniz yeminleri bozmayın. Doğrusu Allah yaptıklarınızı bilir."
Nahl/91
Bir diğer
rivayet de, diğer önemli konuya ışık tutmaktadır. Karısının üzerine
evlenmeyi düşünen bir erkeğin, onun bu işi kaldırıp kaldıramayacağının
hesabını iyi yapması gerektiğini ortaya koyuyor.
Hz. Ali
ile Hz. Fatıma'nın evlilikleri sırasında, Hz.Ali'nin Ebu Cehil'in kızı
ile nişanlanması ve Hz. Fatıma'nın babasına gidip, olayı haber vermesi
üzerine Peygamber (s.v.s.) irad ettiği hutbede söylediklerinden hem bir
baba olarak ne kadar müşfik olduğunu hem de ümmetine çok önemli bir
mesaj verdiğini görüyoruz.
"Ben helal
olan bir şeyi haram kılacak değilim, İslam'a onca kötülük etmiş birinin
kızıyla, benim kızım aynı kişinin nikahı altında bulunamaz" diyerek bu
evliliğe karşı çıkmış. Böyle bir durumda, "Fatıma'nın şanına
yakışmayacak bir davranışta bulunmasından endişe ettiğini" belirtmiştir.
Bu hadisi,
Misver, Buhari, Müslüm, Ebu Davud'un rivayet ettiklerini, İbni Mace de
kabul etmiş, (Sünen-i İbni Mace) külliyatına almıştır. (say.490)
Ömer Rıza
Doğrul da, "Asr-ı Saadet" isimli eserinin 174. sayfasında hadisi ele
almıştır.
Mutlaka
benim ulaşamadığım pek çok kaynakta da bu konuda bilgiler vardır. Ama
ulaşabildiklerimde gördüğüm kadarıyla bu hadisler, aşağı yukarı aynı
anlamlara gelecek şekilde naklediliyorlar. Sadece açıklamalar farklı.
Kimisi Peygamber (s.v.s.)'in bu konuşmayı kızı Fatıma'ya olan
sevgisinden dolayı, ona kıyamadığı için yaptığını söylüyor, kızını
üzecek bir davranışın Peygamber (s.v.s.)'i de üzeceği, dolayısıyla
Allah'ın da bundan razı gelmeyeceği için Hz. Ali'nin, Fatıma'nın üzerine
evlenmekten bu yüzden vazgeçtiği yorumunu yapıyor. Kimisi de, Fatıma'nın
Ebu Cehil gibi, İslam'a çok zarar vermeye çalışan birisinin kızıyla,
aynı kişinin nikahı altında bulunamayacağını, bu durumda kızını
bırakması gerektiğini ima ettiğini, Hz. Ali'nin ise Fatıma'yı boşamak
gibi bir düşüncesi olmadığından, onun üstüne evlenmekten vazgeçtiğini
savunuyor.
Peygamber
(s.v.s.)'in bu iki davranışından çıkacak sonuçlar bunlar olmamalı diye
düşünüyorum ben. Bu yorumlar, bu konuları açıklamakta yetersiz kalıyor.
Bir kere,
Ebu Cehil'in kızı, Hz. Ali ona talib olduğuna göre; ya müslüman olacaktı
ya da müslümandı. İslam, kimseyi geçmişiyle değerlendirmiyorsa,
Peygamber (s.v.s)'in böyle birşey söylemesi mümkün mü? O zaman, bu
konunun açıklaması böyle olamaz.
Allah'ın
elçisi burada, çok önemli bir noktaya değiniyor: insan psikolojisi.
Kızını örnek göstererek, son derece önemli bir mesaj veriyor ümmetine.
Her kadının bu olayı kaldıramayacağını, anlatıyor, "Fatıma'nın şanına
yakışmayacak bir davranışta bulunmasından korkarım" sözü, çekip
sündürülüp başka anlamlar yüklenmeyecek kadar açık. Sadece, Fatıma
değil, inanın pek çok kadın, bu konuda müslüman kadının onuruna
yakışmayacak davranışlarda, elinde olmadan bulunabilir. Hiçbir erkeğin
hiçbir kadına bunu yapmaya hakkı yok.
Tabii ki
şartlar ne getirir onu kimse bilemez. Şundan da erkekler emin olsunlar
ki, savaşların olduğu, kadınların, çocukların, ortada kaldığı bir
toplumda, hiç bir mümin kadın, şartlarını, imkanlarını hem cinslerinden
kıskanmaz, paylaşır. Kendisi görevlerini yerine getiremeyecek durumdaysa
eşini çaresiz bırakmaz. Ama hiçbir gerekçe yok iken bu keyfi davranışın
getireceği sıkıntıları önceden hesabetmek erkeklere düşer. Efendim,
İslam ülkelerinin çoğunda bu böyle, Peygamber(s.v.s.)in sünneti bu
diyenlere; Resulullah(s.v.s.)ın evliliklerinin niyeleri ve niçinleriyle
başlı başına bir konu olduğunu, ayrıca işlenmesi gerektiğini bilmemizde
yarar var. Onun her yaptığını keşke yapabilseydik, hiçbir yaptığını
beceremeyip sadece evliliklerini sünnet kabul etmek, sadece ona uymak ne
kadar doğru olur dersiniz.
ÖRF VE
ADETLERİN İNSANLAR
ÜZERİNDEKİ
ETKİSİ
Deniyor
ki, diğer İslam toplumlarında bu yaşam biçimi benimsenmiş, onlar kadın
değil mi? Ben de onlara diyorum ki, halkların içlerinde yaşattıkları
örfleri, alışkanlıkları vardır. Bu yemek içmekten tutun da, giyinmeye,
oturdukları mekanları döşemeye, insanların birbirleriyle ilişkilerine
kadar yansır. İslam'ın kurallarının dışına çıkmadıkça bu ayrılıkların
müslümanlara bir zararı dokunmaz ama her toplumun yaşadıkları da bir
başkasında kabul görmez. Kabul görmediği gibi, huzuru da kaçırır.
Mesela çok
evliliklerin gelenek haline geldiği toplumlarda, bir kız çocuğu gözünü
açtığı andan itibaren, birden fazla anne ile karşılaşır. Bu çoğu zaman
onun için doğaldır. Yarın kendi çocuklarının da birkaç tane annesi
olabilir. Yani bu kız çocuğu, başına geleceklere hazır olarak yetişir.
Buna rağmen, o şartlarda yetişen ama olayı kaldıramayan kadınların
sayısı hiç de az sayılmaz.
Ebu
hanife; "kadına cevr(zulüm) korkusu halinde mekruhtur" görüşündedir bu
konuda.
Evet,
Allah size bu hakkı tanımış, ama adaletli olmak gibi de büyük bir
sorumluluk da yüklemiş üzerinize. Bunu siz kaldırabilecek misiniz,
üzerine evleneceğiniz kadın buna katlanabilecek mi, yuvanızın,
çocuklarınızın huzuru, ruh sağlığı ne hale gelecek, iyi hesaplamak
gerekir.
Hep Nisa/3
ile amel etmeyi düşünmek yerine biraz da "Nur/32-33." ayetlere kafa
yorsak nasıl olur diyorum. Bana kalırsa çok daha iyi olur. Etrafta
fakirlikten evlenemeyen bunca bekar varken, doğrusu ikinciyi üçüncüyü
düşünmek lüksüne bugünün beyleri sahib olmamalı demek yanlış olmaz diye
düşünüyorum ben.
Maddi
sıkıntı yüzünden evlenemeyenlere yardımcı olursanız bu davranışınızla,
en azından komşusu aç iken tok uyuyanlardan olmazsınız.
GÜNÜMÜZDE
AİLE NE KADAR İSLAMİ!
İslam’ın
bu kadar önemle üzerinde durduğu bu konu, günümüz müslümanları arasında
ne hale geldi!
Çağdaş
cahiliyenin adı, medenileşmek oldu. Bu tür medenileşmenin ise İslam’la
uzaktan yakından bir alakası yok. İslam karşıtı anlayış toplumun can
damarı olan kadına ve aileye el attı. Ailenin olmadığı yerde de İslami
yaşam biçimi barınamaz. Heva ve hevesine kapılan kadın da erkek de
yozlaşmanın ilk habercileri olur. Geçmişte erkek kadını kullanıyor
deniyordu, şimdi kadın kendinin sahibi olma yolunda görünüyor, yani
egosunu tatmin yolunda. Bu ne kadar doğru, herşey ortada.
Beğenilmek
ve kendi kendinin sahibi olmak arzusu kışkırtılan kadın, yine erkeğin
güdümünde değil mi sanayileşen toplumlarda. Hiç kimseye hesap vermek
zorunda olmadığına kanaat getiren günümüz kadını, Allaha hesap vermekten
kaçamayacağını bilmeli.
Günümüzde
de kadın fıtratının tersi yöne itiliyor, ama bunun farkında bile değil.
Dünyanın neresine baksanız geçmişte de bu var, bugün de bu var,
gelecekte de olmayacağını kimse iddia edemez. İnsanlar hevaları ve
hevesleriyle başbaşa kaldıkları sürece kendi doğrularını yaşamaktan
vazgeçmeyeceklerdir. Halbuki doğru olan, Yaratıcının kurallarıyla
yaşamaktır.
Günümüzde
erkek ve kadın, her konuda yarış halinde. Ama ne yazık ki erkek hala
anne olamadı, kadın ise baba. Ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın bu böyle
kalacak. Çünkü Yaradan kuralı böyle koymuş, bunun dışına çıkmayı asla
kimse başaramayacak. Bu sünnetullah, biri diğerinin yerini almaya
kalktığında, ne ailede ne de toplumlarda huzur ve düzen kalır.