| Yazan: Mustafa Refik,
Tarih: 10.01.2008 - 06:30
|
Okunma Sayısı : 554 |
Âriyet'in
sahih olması için; hem Mûir'in, hem Müsteirin akil ve mümeyyiz olması şarttır.
Bulûğa ermiş olmaları şart değildir. Ancak delinin veya sabi'nin "İâre
Akdi" yapmaları sahih olmaz. Zira her ikisi de şer'an mes'ûl değildir.
İkincisi: Müstearın mâlum olması gerekir. Üçüncüsü: Müsteârın kullanılmaya
elverişli olması şarttır. Dördüncüsü: Müstear'ın; ödünç alan kimseye teslimi
esastır.
Müstearın
herhangi bir masrafı sözkonusu ise; bu masraf müsteir'in Ödünç alan kimsenin
üzerinedir. Ödünç veren kimse; herhangi bir zaman ve mekân kaydı ortaya
koymazsa "İâre-i Mutlaka", aksi halde ise "İâre-i
Mukayyede" gündeme girer. Mü'minler; ahidlerinden dolayı mes'ûldürler.
Ödünç veren kimse; kardeşine belli bir süre tanımışsa, mutlaka o süreye riâyet
etmelidir. Ödünç alan kimse için de; aynı husus geçerlidir. Tarafların herhangi
bir şart koşmaması durumunda; o beldede ki, örf ve adet geçerlidir. Menfaat
sağlayan her ödünç; fâiz çeşitlerinden birisidir. Esasen Âriyet herhangi bir
bedel karşılığı olursa; icâre'ye yani Kira'ya dönüşür. Zira belli bir süre
ortaya konularak; ödünç verilen mal için, ücret tesbit edilmiş olur. Mü'minler;
ister mutlak, ister mukayyed olsun, birbirlerine "iâre'de" cömert
olmalıdırlar. Bilhassa ticaretle uğraşan mü'minler; birbirlerinden ödünç almak
mecburiyetini hissederler. Burada dikkat edilecek husus; piyasada "Misli
bulunan" malların, iâre akdine konu edilmesidir. Eğer misli olmayan mallar
sözkonusu olursa "iâre" (Ödünç alma) hükmü, cereyan etmez. Misli
olmadığı için aynen iâde edilmesi sözkonusu olmaz. Dolayısıylâ taraflardan
birisinin zararı gündeme girer.
Son Güncelleme : 10.01.2008 - 06:30
|
|
|
Okuyucu yorumları  |
|
Ortalama Üye Değerlendirmesi
(0 Oylama)
|
|
Yorumunuzu ekleyin
|