| Yazan: Mustafa Refik,
Tarih: 10.01.2008 - 06:26
|
Okunma Sayısı : 765 |
Çokları;
"İâre akdi ile borcun yani Karz'ın aynı şey olduğu kanaatindedir. Ayrıca
veresiye alış verişten doğan deyn yani borç ile; diğer Elden verilen borç
arasında; farkı beyan edecek, herhangi bir kelime Türkçe'de yoktur. Ancak
Arapça'da "Karz"; genellikle elden verilen borcun adıdır. Veresiye
alış-verişten doğan borca "Deyn" denilmiştir. Daha önce de izâh
ettiğimiz gibi; İâre'de "Mülkiyet" gündeme girmez. Bir anlamda; ödünç
alınan (Müsteâr) emânet hükmündedir. Ödünç alanın kasdı veya kusuru olmadan
telef olursa, tazmin etmesi gerekmez. Karz'da ise; durum farklıdır.
Kârz:
lûgatta, geri almak üzere verilen demektir.(134) "Kesmek" manasına da
gelir. Borç veren kimse; kendi malından bir kısmını kesip ayırarak, başkasına
verdiği için "Karz" denilmiştir. Istılâhta: Misli olan maldan;
benzerini geri almak üzere başkasına vermeye karz denilir. Çarşı ve pazarda
benzeri sürekli olarak bulunan malları, "Misli"dir. Borç veren
kimseye "Mukriz", borç alana "Müstakriz" ve borç alma işine
de "İstikrâz" denilir. Sadece Allahu Teala'nın rızâsını gözeterek;
hiçbir karşılık beklemeden ve menfaat ummadan, verilen borca "Karz-ı
Hasen" denilmiştir.
Karz'ın
rüknü; tarafların rızâsını beyan eden icab, kabûl ve malın teslimidir.
Tarafların
akıllı ve mümeyyiz olmaları, akdin sıhhati için şarttır. Bulûğ şartı
aranmamıştır. Ancak çocuğun velisinin izni gerekir. Bu da sıhhatinin değil,
nafiz olmasının gereğidir.
İkinci
şart: Çarşı ve pazarda misli olan malın bulunmasıdır. "Karz"
genellikle; piyasada geçerli olan para vasıtasıyla gerçekleşen bir akiddir.
Üçüncüsü:
Bir şahsın diğerine, herhangi bir menfaat şart koşmadan "Karz"da
bulunmasıdır. Esasen borç verene; menfaat temin eden (Dünyevi açıdan) her türlü
karz yasaklanmıştır. Hatta borç veren kimse; borç talebinde bulunana: Borcunu
öderken, bana bir de yemek yedirirsin dese, bu şart sebebiyle "Karz"
câiz olmaz. Çünkü yemek; herhangi bir karşılığı olmayan fazlalıktır. Hatta
alacaklının; başka bir şehirde tahsil edilmesi şartıyla, borç vermesi dahi câiz
değildir. Zira yoldaki emniyetini; borçluya yüklemiş olur. Bu da karşılıksız
bir menfaat hükmündedir.
Günümüzde;
belirli bir mal özelliği taşımayan ve itimad senedi durumunda olan kağıt
paraların; sürekli değer kaybetmesi dikkate alınarak, Efendim! Borç veren kimse
sürekli zarardadır. İhtiyaç sahibi olduğu gerekçesiyle; borçluya belli bir süre
de koymuyoruz. Bu defa iş; onun insafına kalıyor şeklinde sızlanmalar
mevcuddur. Tabii bu; borç alıp-verme hâdisesini, asgariye düşürmektedir.
Bilhassa hızla para basma olayının arttığı (Emisyon) ve enflasyonun yükseldiği
dönemlerde; kağıt para karşılığı borç veren kimselerin (Mukriz'in) zarara
uğradığı bir gerçektir. Ancak "Karz" tarifinden de anlaşılacağı
üzere: "Misli olan maldan; benzerini geri almak üzere başkasına
verilendir, "mutlaka kağıt para değildir!.. Dolayısıylae "Karz-ı
Hasen"; bu bahanelerle, terkedilmemelidir. Kaldı ki müddet; ihtiyaç sahibi
kimsenin (Borçlu'nun) zor duruma düşürülmemesi için, "İslâmi kardeşlik
noktasından" zikredilmez. Fakat mukriz (Borç veren kimse) kendi ihtiyacını
beyan ederek; her an geri isteyebilir. Bu onun şer'i hakkıdır. Hatta belli bir
müddet zikredilmiş olsa dâhi; o müddete, sırf "Ahde riâyet"
noktasından uymak durumundadır. Diğer borçlardan; bazıları hakkında, te'cil
caizdir. Ancak "Karz" hakkında tecil muteber değildir. Borç veren
kimse (Mûkriz); istediği zaman geri alabilir. Borç talebinde bulunan kimse
(Müstakriz) bunu bilmelidir. Zira "Borç talebi" içinde bulunduğu bir
haldir. Mükellefe; içinde bulunduğu hal ile ilgili ilimler ise "Farz-ı Ayn"dır.
Son Güncelleme : 10.01.2008 - 06:26
|