| Yazan: Mustafa Refik,
Tarih: 09.01.2008 - 23:39
|
Okunma Sayısı : 947 |
Gerek
yapmak, gerek yapmamak hususunda olsun, gelecekteki bir mesele üzerine yemin
etmeye "Yemin-i Mün'akide" denilir" tarifini esas almıştır.
Yemin-i Mün'akide; mâhiyeti itibâriyle dört kısıma ayrılır.
Birincisi:
İyiliği tamamlamak üzere yapılan yemindir. Emredilen bir ibâdeti yapmak veya
haram kılınan birşeyi yapmamak üzere yapılan yemindir. Esasen yemin etmese de;
mükellef bu hususta mes'ûldür. Yeminle nefsini, daha da mes'ûl duruma
sokmuştur.
İkincisi:
Yapılması câiz olmayan şeyi yapmak veya ibâdeti terk etmek üzere yapılan
yemindir. Böyle bir yemin (haramı irtikab sözkonusu olduğu için) câiz değildir.
Üçüncüsü:
Yemini bozup-bozmamak hususunda muhayyer kalan, fakat bozması hayırlı olan
kimsenin yeminidir. Bu mâhiyetteki bir yemini bozmak mendubtur.
Dördüncüsü:
Mübâh olan birşey hakkında yapılan yemindir. Bu yemini muhafaza etmek daha
evlâdır.
Bir
kimse ailesiyle ilgili bir yemin eder; bu yemin sebebiyle ailesi zarar görürse,
yeminini bozarak keffâret vermesi gerekir. İbâdeti terk veya ma'siyeti (Haramı)
irtikap üzere yapılan yeminin derhal bozulması gerekir. Mümkün mertebe, yemin
etmemeye gayret etmelidir. Allah adı ile yemin etmek mekrûh değildir. Fakat az
yemin etmek, çok yemin etmekten daha evlâdır. Mecbur kalınmadığı süre
içerisinde yemin etmemek esastır. Dil alışkanlığı teşekkül etmişse; yeminine
"İnşâallahu Teala" sözünü ilâve etmelidir. Zira bir kimse yemin edip,
inşâallah dese, şüphesiz ki o kimse istisna yapmıştır. Bir kimse istisnâ yapsa,
ona yemininden dönmek yoktur, keffâret de yoktur. Lâkin ittisâl (Birbirine
bitişik olması) gerekir.
Son Güncelleme : 09.01.2008 - 23:39
|