| Yazan: Mustafa Refik,
Tarih: 10.01.2008 - 06:45
|
Okunma Sayısı : 627 |
Vekâletin rüknü; kendisi ile vekâletin
sabit olabildiği hususi sözlerdir. "Seni, şu malı satman için vekil tâyin
ettim" demek gibi. İstihsânen vekilin; vekâleti kabul etmesi, sıhhatinin
şartlarından değildir. Fakat vekâleti kabul etmediğini açıkça söylerse, o
vekâlet reddedilmiş sayılır. Şâyet; "İstersen vekilim olmayı kabul et ve
şu malımı sat" der, muhâtabı olan kimse susar ve satışı yaparsa caiz olur.
Fakat "Hayır!.. Kabul etmem derse" bâtıl olur.
Vekâlet'in hükmü; vekilin, kendisini
tâyin eden kimsenin yani Müvekkilin yerine geçmesi ve onun adına tasarrufta
bulunmasıdır. Vekil tâyin eden kimsenin koyduğu şartlara aynen riâyet gerekir.
Sarih bir izni olmadığı müddetçe vekil; bir başkasını vekil tâyin edemez.
Vekâletin sıfatı'na gelince; vekâlet câiz olan akidlerden yani Sözleşmelerden
ibarettir. Vekil müvekkilini, müvekkil de vekili istediği an azledebilir. Belli
bir süre ile sınırlandırılması mecburiyeti yoktur. Vekil; yapacağı veya yaptığı
iş karşılığında müvekkilden ücret talebinde bulunabilir. Bu gibi hallerde
vekil; ecir yani ücretli durumuna geçer. Herhangi bir ücret tâyin olunmamışsa
vekil'e; ecr-i misli yani Ehl-i vukuf'un tayin edeceği ortalama ücret ödenir.
Müvekkilin ölümü halinde; vekâletten azil kendiliğinden gerçekleşir. Müvekkilin
veya vekil'in; cinnet getirmesi veya akli dengesini kaybetmesi durumunda,
aralarındaki akid sona erer. Esâsen bu gibi durumlar ferdi; tasarruftan
alıkoyan ve velisinin yardımını gerektiren hallerdir. Fıkıhta bu hâle
"Hacr" denilmiştir.
Hacr
ile alakalı detaylı bilgi için Aynı başlıklı İlgili Bölüme müracaat
edebilirsiniz.
Son Güncelleme : 10.01.2008 - 06:48
|
|
|
Okuyucu yorumları  |
|
Ortalama Üye Değerlendirmesi
(0 Oylama)
|
|
Yorumunuzu ekleyin
|