| Yazan: Mustafa Refik,
Tarih: 29.07.2007 - 02:34
|
Okunma Sayısı : 1661 |
İnsanlar doğuştan herhangi bir ilme sahip değildirler. İnsan; dünyaya gelirken, hangi dili konuşacağına kendisi karar veremez. İnsanlar arasındaki ilişkilerde; "konuşma"dan daha etkili bir vasıtadan söz edilemez. (Bir kimsenin) neyi ikrar ettiğini duyarsak, o inançta olduğuna hükmederiz. Çünkü gerçek itikadını (kalbi durumunu) tesbit etme imkanımız yoktur. İnsanların kalitesi; sözlerinin mahiyetiyle ölçülür. İslâm'a karşı silahlı mücadele vermedikleri süre içerisinde; kafirlere "tatlı dille" tebliğ etmek zaruridir. İnsanlar arasındaki ilişki; "konuşma" sûretiyle gelişir. Kelâmdan (sözlerden) bir kısmının ne sevabı, ne de günahı vardır. Kalk, otur, ye, iç vs... Bu gibi ihtiyaç için sarfedilen sözler; ne ibadettir, ne de ma'siyettir. Kelâmdan bir kısmında günâhkâr olunur ki; yalan, gıybet, nemime (koğuculuk, söz getirip-götürme) ve sövmek gibi. Riya korkusuyla insanlara nasihat etmeyi terk etmek şeytanın Allah’a davetten alıkoymak için kurduğu tuzaklardandır. Mümin bir kimsenin Allah’ın vacip kıldığı bir şeyi riya korkusuyla terk etmesi caiz değildir. Farz olan işlerde riya olmaz.
Son Güncelleme : 29.07.2007 - 02:34
|
|
|
Okuyucu yorumları  |
|
Ortalama Üye Değerlendirmesi
(0 Oylama)
|
|
Yorumunuzu ekleyin
|