Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

Müslümanları Ziyaret E-Posta
 

Yazan: Mustafa Refik, Tarih: 29.07.2007 - 02:34

Okunma Sayısı : 808

Ziyarete giden kimse, gittiği evde içerde birisini görürse önce selâm verir. Sonra girme izni ister. Şayed kimseyi göremezse önce izin ister, içeri girdikten sonra selâm verir. Bugün kapıyı veya zili çalmak; giriş için izin istemeye delâlet eder.

Cahiliye döneminde "selâmlaşma" adeti mevcuttu. Hristiyanlar ellerini ağızlarına ve alınlarına götürerek selâmlaşırken; Yahudiler parmak işaretleri ve baş eğip, kıçını kırmakla (reveransla), mecûsiler iki büklüm eğilmekle, müşrik araplar da, Allah uzun ömürler versin manasına "Hayyak'allah" diyerek, bu işi yaparlardı.

"Selâm"; "Seleme" fiilinden masdar olup, her türlü ayıp ve fenalıktan uzak olmak manasınadır. Tahıyye ise: "Hayye" fiilindendir. Hayatın bereketli ve uzun olması duadır. Aynı zamanda selâm manasına gelir. Müslümanların aralarında selamı yaygınlaştırması zaruridir.

Bir müslüman, diğerine "Selâmûn Aleykûm" veya "Es-Selâmû Aleykûm" şeklinde selâm verecektir. Her iki şekilde de selâm verilebilir ama, "Selâmûn Aleykûm" demek daha efdaldir. Bir müslüman diğerine "Selâmûn Aleykûm" derse; selâmı alan kardeşi "Ve Aleykûm Selâm ve Rahmetûllahi" demelidir. Eğer selâm veren "Selâmûn Aleykûm ve Rahmetûllah" demişse, selâmı alan müslüman: "Ve Aleykûm Selâm ve Rahmetûllâhi ve Berekâtuhû" şeklinde cevap vermelidir. Selam veren "rahmet" ve "berekât" lafızlarını söylerse, aynı ile mukabelede bulunulur.

Herhangi bir meclise girerken selâm verildiği gibi; o meclisten ayrılınırken de selâm verilmesi gerekir. Karşılaşan iki kişiden; küçük olanın büyüğe, az olan topluluğun, çok olan topluluğa, yürüyenin oturana, at üzerinde bulunanın yaya olana selâm vermesi gerekir. Eğer müslümanlarla, başka ideoloji sahibi kimseler beraber oturuyorsa o meclise gelen kimse: "Ve'sselâmu alâ menittebe'al-hudâ" (Selâm hidayete tabi olanların üzerine olsun) şeklinde selâm verebilir. Buradaki incelik şudur: Selam dua hükmündedir. Kafire selâm verilemez, dua edilemez. Allah'a inanmayan bir kimseye; Allahu Teala'nın selâmını vermek, onun açısından da uygun değildir.

Selam vermenin câiz olmadığı bazı durumlar sözkonusudur. Bunlar:

1) Selam Allahu Teala'nın güzel isimlerinden birisi olduğu için temiz olmayan yerlerde zikredilmesi uygun değildir. Mesela: Def-i hacet eden kimseye selâm verilmeyeceği gibi, hamamda (tesettürsüz olan) kimseye de selâm verilmez. Ancak selâm verilecek kimsenin "avret" mahalli örtülü ise, verilebilir.

2) Herhangi bir haramı irtikap eden kimseye selâm verilmez. Mesela: İçki içen, kumar oynayan vs...

3) Kur'an okuyan, hadis rivayet eden ve ilim müzakeresinde bulunan, (vaaz eden) kimselere de selâm verilmez. Çünkü bu; hayırlı bir işin inkitaya uğramasına vesile olur. Ancak o iş bitmişse, o mecliste oturanlara selâm verilir.

4) Ezan okuyan, namaz kılan ve kaamet getiren kimselere de selâm verilmez.

5) Fitne tehlikesi sözkonusu olduğu için genç kız ve kadınlara da selâm verilmez.

6) Selam mü'minler arasında meşru kılınmıştır. Gayr-i müslimlere ve (İslâm'ı reddeden) ideolojilere itikad eden kimselere de selâm verilmez.(268) Ancak onlar selâm verirlerse, "ve aleyküm" denilir.

Selam veren kimseye; aynı mecliste oturduğu taktirde "merhaba" denilebilir. Rahabe fiilinden gelen bu söz; "genişlik ve rahatlığa kavuştun, huzur içinde oturabilirsin" manasınadır.

Musafaha etmek sünnettir. Sahabe-i Kiram; iki elle tutuşarak musafaha yapmıştır.(272) Tek elle musafaha yaptıklarına dâir sahih bir rivayet yoktur. Musafaha ile birlikte; birbirine duâ etmek ve Allahu Teala'dan mağfiret talebinde bulunmak da esastır.

Elle Başla selam vermek dille telafuz olmadıkça selam vermek demek değildir. Yazılarda da özellikle internet ortamında s.a. şeklinde yazılan ibarelerin selam olması için yazanın selam vermiş olması gerekmektedir. Dini kitablarımızdaki c.c., s.a., s.a.v., r.a. gibi kısaltmaları da açıktan okumadıkça gereken yapılmış olmaz..!

İsti'zan yani izin isteme; sırf göz (harama bakmasın) için meşru kılınmıştır. Dolayısıyla herhangi bir yolunu bulup; başkasının evini gözetlemek, şen'i bir davranıştır. Esasen kapıyı çalan müslüman; sırf içeriyi izinsiz görmemek için sağa veya sola döner. Bu da İslâmî bir edebdir. İzin istemenin sayısında sünnet üçtür.

Meskûn olmayan evlere (ve odalara) girmekde bir vebal yoktur. Dolayısıyla alışveriş yerleri, han, kervansaray ve bunlar gibi umûma ait yerlere, izin almadan girmeye müsaade edilmiştir.

Müslümanları ziyaret hususunda dikkat edilecek önemli meselelerden birisi de; "Ziyaret Vakti'nin" iyi tesbit edilmesidir. Cahiliye döneminde araplar; birbirlerinin evlerine izinsiz girdiği gibi, o evden yemek yemeden de çıkmazdı. İslâm dini; sarih bir da'vet olmadığı süre içerisinde başkasının evinde yemeğin (pişirilmesinin) beklenmesini yasaklamıştır. Dolayısıyla normal ziyaretlerde; "Yemek Vakti'nin" dışında bir zaman dikkate alınmalıdır.

Dâvet edilmeden; herhangi bir ziyafete iştirak edilmemesi gerekir. Şurası muhakkaktır ki; mü'minler birbirlerine ikram etmekten zevk duyarlar. Ancak dâvet ve izin; kat'i nasslarla beyan buyurulmuştur. Habersiz gelen misafir; ev sahibini "Acaba ne ikram etsem?" endişesine sevkeder. Bunun mânevî bir eziyet haline gelmesi de mümkündür.

Son Güncelleme : 24.08.2007 - 23:18

   
Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın
Derlemeye Ekle
Yazdır
E-mail olarak gönder
Benzer Konular

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayıtlı üyeler bir konuyu yorumlayabilir. Lütfen üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.6 © 2007-2012 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >
Kapa