Mustafa İslamoğlu'nun Hayızlı Hanımların Oruç Tutmasına Dair Görüşünün Tahkiki
Yazan: Mustafa Refik,
Tarih: 13.01.2010 - 01:45
Okunma Sayısı : 1124
Allah’a hamd, resulüne, aline, ashabına ve onlara
hayır üzere tabi olanlara salatu selam olsun… Bundan sonra; Bu risale Mustafa
İslamoğlu Beyefendi’nin Hayızlı hanımın oruç tutabileceğine dair ictihadı
üzerine kaleme alınmıştır. Muvaffakiyet Allah’tandır. Sayın İslamoğlu kendisine
yöneltilen
Allah’a hamd, resulüne, aline, ashabına ve onlara
hayır üzere tabi olanlara salatu selam olsun… Bundan sonra; Bu risale Mustafa
İslamoğlu Beyefendi’nin Hayızlı hanımın oruç tutabileceğine dair ictihadı
üzerine kaleme alınmıştır. Muvaffakiyet Allah’tandır. Sayın İslamoğlu kendisine
yöneltilen
Hocam, bir konuşmanızda hayızlı kadın oruç tutabilir
diyorsunuz. Ben de internette bir yazıda şunları okudum:
1) İnternette yazanlara itibar etmeli miyiz?
2) Aşağıdaki bilgiler sahih midir? Doğruluğu var
mıdır?
İmam Nevevi, İbn Hazm, İbn Rüşd, Halebî İbrahim
hayızlı kadının oruç tutmasının haram olduğunu ve bu konuda ümmetten farklı
görüş bildiren bir müçtehidin çıkmadığını haber vermişlerdir. İmam Nevevi
geleceğe matuf şöyle bir göndermede de bulunur ve der ki: Bu rivayet orucun
haramlığına delil değildir, onda sadece orucu açmaya cevaz vardır. Adetliye
oruç, yolcuya olduğu gibi caizdir farz değildir gibi bir yorum yapılacak olsa
şöyle cevap verilir: Sahabe kadınlarının ibadet konusundaki içtihatları sabit
olduğu gibi ibadete olan düşkünlükleri de bilinir. Eğer oruç caiz olsaydı
onlardan bazıları bunu muhakkak yerine getirirdi.
Sualine cevab sadedinde www.mustafaislamoglu.com
adresinde 12.01.2010 tarihli cevabında şöyle demiştir:
Aziz ilim talibesi,
1. Bu konuda bize gelen sahih hadis tek kanaldan
gelir: Hz. Aişe.
Soru şu: Namazı terk etme gibi hayatî bir konuda ahad
ve dahi zannî bir haberi yeterli bulmak isabetli midir? Bu hadis merfu
değildir. Yani peygamberin ağzından bir yasak nakledilmemiştir. İmam Ebu Hanife
"la yaktu'l-mumin bi'l-kafir" (Mü’min bir kâfire karşılık kısasen
öldürülemez) sahih hadisini "enne'n-nefse bi'n-nefs" (Cana karşılık
can) âyeti sarihtir ve ona aykırıdır diyerek amel edilemez bulur. Dikkat
buyurun İmam'ın amel edilemez dediği bu hadis merfudur. Yasak içermekte, bizzat
peygambere dayanmaktadır. Aişe hadisi ise merfu değildir.
Ben derim ki; Sayın İslamoğlu’nun bu ifadesine dair
bir kaç mesele vardır. Bunlar:
1. Bu hususta bize gelen hadis mi, hadisler mi
vardır?!
2. Varolan hadislerin sıhhat durumları nedir?!
3. Namazın terkine dair bu hüküm ahad ve zanni bir
delile mi dayanmaktadır?!
4. Bu hadis merfu değil demek
geçerli bir savunma mıdır?!
5. Ebu Hanife’nin kısasla alakalı
hükmüne dair usulü bu meselede nasıl kullanılır?!
Evvela hanımların hayızlı iken
oruç tutmalarına dair rivayetlerin zikri ile işe başlayabiliriz:
Bu rivayetlerin birisi şöyledir:
1- Hamne bt. Cahş (radiyallahu anha) anlatıyor: Ben şiddetli istihaza kanı gören bir kadın
olduğumu Peygamber (sallallahu aleyhi ve
sellem)'e gelip
anlatarak ondan fetva taleb ettim. O sırada Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) kızkardeşim Zeyneb bt. Cahş’ın evinde idi. Gelen kanın çokluğu beni namaz ve oruçtan alıkoyduğunu söyledim. Bunun
üzerine aramızda şu konuşma geçti:"Sana pamuk (kullanmanı tavsiyeyle) vasfederim. Çünkü pamuk kanı
giderir."…ilh.
Görüldüğü gibi bu hadiste Hamne
bt. Cahş “Gelen kanın çokluğu beni namaz ve
oruçtan alıkoyduğunu söyledim.” Diyor ve Peygamber (sallallahu
aleyhi ve sellem) neden oruç tutmadın, diye bir sual sormuyor. Burada bir
takrir vardır. Bu hadisi İmam Ahmed, Ebu Davud ve Tirmizi rivayet etmişlerdir.
Tirmizi Hasen, Sahih olduğunu söylemiştir. Ayrıca İbni Mace ve Hakim de hadisi
rivayet etmişlerdir.
Aynı hadisin sonunda Peygamber
(sallallahu aleyhi ve sellem) Hamne (radiyallahu anha)’ya:
Sonra da
gusledip bu iki namazın arasını birleştirir (birarada) kılabilirsen, öyle yap!
Sabah namazı için de guslet ve öylece namaz kıl. İşte böylece namaz kıl ve oruç
tut, eğer güç getirebiliyorsan, belirtilen şekilde hareket et!"buyurmuştur ki şayet hanımlara
oruç tutmak hususunda bir mani yoksa Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in
bu kelamı manasız değil midir?! Oysaki manasız olan sadece muaze hadisiyle
hareket edip sair rivayetlere bakmayan ictihad tarzıdır.
İkinci rivayet Sayın
İslamoğlu’nun da zikrettiği Muaze rivayetidir.
Aişe (radiyallahu anha) bu
rivayete göre:
Peygamber döneminde bu hal bize
isabet ederdi. Biz orucu kaza etmekle emrolunur, namazı kaza etmekle
emrolunmazdık, demiştir.
Bu hadisi Kütübü Sitte
müellifleri ve İmam Ahmed ve daha başkaları kitablarında tahric etmişlerdir.
Hadisin beyanı ortadadır. Buna göre hanımlar hem namazı ve hem de orucu
terketmektedirler. Buna başka bir mana yüklemenin ise bir alemi yoktur.
3- Adiyy b. Sabit’in babasından
onun da dedesinden rivayetinde Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)
istihazeli hanım hakkında şöyle buyurmuştur:
"Ayhali
olduğu günler namazı bırakır, sonra gusledip her namaz için abdest alır, oruç
tutar ve namaz kılar."
Bu hadis zayıf hadisler cümlesindendir.
Ancak ben kendisiyle istidlal için değil sair rivayetlere olan mütabaatı
sebebiyle burada zikretmeyi uygun gördüm.
4- İmam Müslim, İbni Ömer
(radiyallahu anhuma)’dan naklediyor: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)
şöyle buyurdu:
“Bu geceleri namaz kılmaksızın
geçirir, ramazan ayında da orucunu açar; işte bu onun dinindeki noksanlığıdır.”
Hadis merfudur ve Peygamber
(sallallahu aleyhi ve sellem) açıkça hanımların orucu terkettiklerini beyan
etmektedir.
5- Ebu Said el-Hudri (radiyallahu
anh) anlatıyor: Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
Kadının şahitliği erkeğin
şahitliğinin yarısı gibi değil midir? İşte bu onun aklının noksanlığıdır. Peki
ay başı olduğu zaman namaz kılmaz ve oruç tutmaz değil mi? İşte sizin bu
haliniz de kadının dinindeki noksanlığıdır.
Hadisi Buhari rivayet etmiştir.
Eğer İslamoğlu’nun dediği gibi kadın hastalığı sebebiyle isterse orucu
bırakabilir hadisesi muteber bir sebeb olsaydı. Yani bu orucu bırakma tercihi
bir durum olsaydı kadınlar için bir noksanlık şeklinde vasfolunmazdı. Hadisin
kendilerine irad olunduğu hanımlardan bir veya bir kaçı kalkar ben hep tam
tutuyorum ya rasulallah, diyebilirlerdi.
Hadislerin sıhhat durumlarına
gelince zikrettiğim zayıf olan rivayet dışında hepsi de sahih hadisler cümlesindendir.
Hayızlının orucu terki hususunun
ahad haberle sübutuna gelince bu iddia doğru değildir. Nitekim zikrettiğimiz
hadislerin ravileri meydandadır. Zayıf rivayeti saymazsak Aişe (radiyallahu
anha), Hamne bt. Cahş, İbni Ömer ve Ebu Said el-Hudri bu hususta rivayetleri
sabittir. Zanni delile gelince bu nisbi bir durumdur.
Sayın İslamoğlu’nun bu hadis
merfu değildir demesi de yerinde bir söz değildir. Evvela Aişe (radiyallahu
anha)’nın asr-ı saadetten yana verdiği haber ve fetvası hükmen merfu kapsamındadır.
Buhari ve Müslim’in rivayet ettikleri İbni Ömer ve Ebu Said hadisleri ise
merfudur. Ayrıca Hamne (radiyallahu anha)’ya verilen cevab da merfu bir
hadistir.
Ebu Hanife’nin kısasla alakalı
hükmüne gelince, bu İslamoğlu’nun beyan ettiği gibi ayete tearuz sebebiyle
verilmiş bir hüküm değildir. Bilakis Hanefi uleması Peygamber (sallallahu
aleyhi ve sellem)’in bir gayrı müslime karşı, bir müslümanı kısas ettiğine dair
rivayettir. Bunu Darekutni ve Beyhaki rivayet etmişlerdir. İmam Ebu Hanife tearuz
vehmi veren bu iki hadisi telif etmiş ve İslamoğlunun zikrettiği müslüman bir
kafire karşı öldürülmez hadisindeki kafirden muradın “harbi kafir” yani savaş
halinde bulunulan kafirler olduğunu, söylemiştir. Bu izahatımızdan anlaşılır ki
Usül olarak delil getirilen husus yerinde bir misal değildir.
Daha sonra Sayın İslamoğlu
cevabına şöyle devam etmiştir:
2. Peygamberimizin fem-i saadetlerinden hayızlının
orucuna dair bir yasak nakledilmemiştir.
Ben derim ki; Biz bu hususa
işaret ettik. Evvela Aişe (radiyallahu anha)’nın fetvası hükmen merfudur. Hadis
ilmiyle iştigal edenler bilirler. Lafı uzatmanın alemi yoktur. Sonra Peygamber
(sallallahu aleyhi ve sellem)’in ihbari şekilde gelen 4 ve 5 no ile
naklettiğimiz Ebu Said ve İbni Ömer hadisleri mevzuya delaleti açısından
açıktır. Ve Peygamberin ağzından kadının hayız halinde oruç tutamayacağına
delildir.
Sayın İslamoğlu cevabına devamla
şöyle demiştir.
3. Hz. Aişe'nin bir hariciye cevabı dairesinde
nakledilen bu rivayette konu orucun kazasıdır. (Biz namaz kılmaz kaza etmezdik,
oruç tutmaz kaza ederdik).
Ben derim ki; Burada bir tespit
hatası vardır. Zira Muaze hadisinde mesele orucun kazası meselesi değil “namazın
da oruç gibi kaza edilmesi” meselesidir.
Sayın İslamoğlu cevabına devamla
şöyle demiştir.
4. Bu haberin kendisi namaz ile orucun hükmünün
birbirinin aynı değil ayrı olduğunu gösterir.
Ben derim ki; Sayın islamoğlunun
bu tespitini anlamış değilim zira bu hüküm farklılığı asılda bir farklılık
değildir. Nitekim aslolan ümmetin icma ettiği gibi hayızlı iken her iki
ibadetin de haram olmasıdır. Farklılık sadece kaza meselesindedir.
Sayın İslamoğlu cevabına devamla
şöyle demiştir.
5. Abdestsiz namaz olmaz. Hayız hali ise abdeste
münafidir. Dolayısıyla namaza da münafidir. Fakat oruçta abdest şartı diye bir
şart yoktur. Bir misal olarak vermek gerekirse, Efendimiz cünüplü sabahladığı
halde oruç tutmuştur. Ebu Hüreyre'den bunun aksine bir rivayeti Hz. Aişe
düzeltmiş, Ebu Hüreyre bunun üzerine görüşünden vaz geçmiş ve yanlışlığını
itiraf etmiştir. Yani hayız halinin doğrudan oruçla bir alâkası yoktur.
Ben derim ki; Sayın İslamoğlu’nun
bu istisdlali hatalıdır. Burada mevcut hadislere rağmen muhtelif mukayeselere
girmenin alemi yoktur. Namaz bir ibadettir ve oruç da bir ibadettir. Şartları
ve rükünleri muhteliftir. Bunların arasındaki ayrılık sabittir. Hayız halinin
doğrudan oruçla alakası olmaması meselede sabit olan hükmün taabbüdi kapsamına
dahil eder. Şu halde taabbüdi hususlarda aslolanı yani kıyası terketmeyi
gerektirir. Nitekim Ali (radiyallahu anh) mestler meselesinde “iş bana kalsaydı
ben mestin üstünü meshederdim” demiştir. Ancak var olan nakiller bunu
dedirtmemektedir. Evet, iş bize kalsa cünüblü gibi oruçla alakası yoktur
derdik. Ancak Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den sabit olan hadisler
bu sözümüze mani olmaktadır. Zira mevrid-i nassda ictihada mesağ yoktur.
Sayın İslamoğlu cevabına devamla
şöyle demiştir.
6. Bu konuda ümmetten farklı bir görüş çıkmamıştır
sözünü, bizzat sizin de aktardığınız Nevevi'nin cevabı nakzeder. Nevevi o
cevabı kimlere vermek zorunda hissetti kendisini acaba, bunu düşündünüz mü? Bu
bir yana, İslam tarihinde ümmet içinden tüm ulemanın bir yana bir âlimin bir
yana durduğu görüş örnekleri saymakla bitmez. Burada buna ne yer yeter ne
zaman.
Bend derim ki; Sayın
İslamoğlu’nun Nevevi merhuma isnad ettiği şey ise doğru bir hareket değildir.
Bu sahada sözetmiş her alimin “şöyle denilse ben de böyle derim” demeleri
vardır ve meşhurdur. Ancak bundan birilerinin bunu dediği manası çıkarılamaz.
Taş yerinde ağırdır. Nevevinin sevkettiği kavli bu gayeye matuftur, denilemez.
Ayrıca Ulemanın bu husustaki icmasına hiç işaret etmeyen İslamoğlu’nun bu tavrı
da eleştiriye açıktır. Oysa ki tarafsız konuşmak tüm nassları ve kavilleri
nakil ile konuşmak gerekir zira bu ümmet vasat ümmettir. Nevevinin sözünün
birisine verilen mecburi cevab olduğunu iddia sadece zanndır. Oysaki iddia
sahibi hadisin zanni ifadesine muhalefet eden birisidir. Biz kendisinin zannına
haydi haydi reddiyemizi sunacağız.
Yine ilginçtir her alimin şüzuzu
olduğuna işaret etmeyi unutmayan sayın İslamoğlu bu hususta icma vardır
kelamını inadla sarfetmemektedir.
Sayın İslamoğlu cevabına devamla
şöyle demiştir.
7. İmam Nevevi'den nakledilen alıntı da Nevevi'ye
aittir. O da Merhum Nevevi'nin görüşüdür. Kendisi müdakkik bir âlimimiz ve
muhaddisimizdir. İsteyen ve kalbi yatan onun görüşüyle amel etmelidir. Fakat bu
konuda biz diyoruz ki:
1. Namaz imandan sonraki en önemli ibadettir.
Ben derim ki; Bu görüş Nevevi’nin
değil ehl-i sünnet ulemasının cumhurunun görüşüdür.
Sayın İslamoğlu cevabına devamla
şöyle demiştir.
2. Hayız, Allah rasulü'nün ifadesiyle "Allah'ın
Adem kızlarına bir yazgısıdır" (Buhari, K. Hayd), yine allah Rasulü'nün
ifadesiyle "Hayızlı ve cünüp necis değildir” -‘Niçin beni görünce yol
değiştirdin?’ diye sorduğu Ebu Hüreyre, cünüplüğünü kast ederek ‘Kuntu necisen’
(Ben pistim) ya Rasulallah der. Bunun üzerine Hz. Peygamber ‘Helil-mu'min
yences?’ (Hiç mü'min pis olur mu?- der.
3. Namaz gibi çok önemli bir ibadet konusunda
Kur'an'da "Hayızlı iken namaza yaklaşmayın" diye bir âyet ve sünnette
merfu olarak "Hayızlı kadın namaz kılmasın, namaza yaklaşmasın" gibi
bir hadisin bulunmuyor oluşu çok çok manidardır.
Ben derim ki; Bu manidar olan
şeyin vecihleri zikredilse iyi olurdu. Ben zanndan Allah’a sığınırım ancak
anladığım kadarıyla bu kelamı sahibine yakıştırabilmiş, değilim… Hadis
kitabları Sayın İslamoğlu’nun yok dediği hadislerle doludur. Burada teker teker
zikretmenin alemi yoktur.
Sayın İslamoğlu cevabına devamla
şöyle demiştir.
4. Hayızlı kadının oruç tutmamasının dayanağı olan
delil Hz. Aişe'nin merfu olmayan sözüdür ve o haber de Hayızlının orucu
hakkında değil orucun kazası hakkındadır.
Ben derim ki; Sayın İslamoğlu
maalesef bu meselede fıkıh kitablarına bile baksaydı bu meselede delil olarak
bu rivayetin yanında az evel zikrettiğimiz başka delillerin de mevcudiyetini
görürdü.
Sayın İslamoğlu cevabına devamla
şöyle demiştir.
5. Kur'an hayız halini "EZEN" (eza) olarak
nitelemiştir. Ezen, "Kişiye eziyet veren, onu rahatsız eden hal"dir.
Hayızlı bir kadın bu halde iken halsiz, kısmen hastadır. Nadir kadın hayızsız
haliyle hayızlı halini ayırdetmez. Fakat bu nadirler bile psikolojik olarak
rahatsızdırlar. Ama kahir ekseriyeti yarım hasta, bazıları ise tam hasta
olurlar. Hayız üzerine konuşmak, tarihte kalmış bir olay hakkında gıyabında
konuşmak değil, hayatın içinde dün nasılsa bugün de öyle devam eden bir hayat
halinden konuşmaktır.
Durum ortadadır. Mesele hayızın ne olduğunu tesbittir.
Dolayısıyla ezen nitelemesi kesinlikle hastalık kapsamında değerlendirilir.
Kelimenin delaleti, lugat ve hepsinden öte işin hakikati budur.
Bend derim ki; Tüm bu sayılanlar
bir şekilde ele alınmıştır. Ben bir hususa dikkat çekmek istiyorum. O da bu
meselede ümmetin icmasıdır. Bu mesele İslamoğlu’nun şaz görüşleri listesinden
sayılır. Ümmetin icması dururken farklı bir görüşü tercih caiz değildir ve
duruma göre müminlerin yolunu terk kabilinden değerlendirilir.
Eza kelimesini hastalık şeklinde
tevil ile bir hükme illet olarak kabul etmek kendi içinde tutarlı olsa da
yerinde değildir. Zira hasta dilerse namaz kılar ve oruç tutar burada ibaha söz
konusudur. Dilerse yapar dilerse yapmaz. Ancak ümmeti icma etmiştir ki hayızlı
hanım istese de istemese de namazı kılamaz. İbaha söz konusu değildir. Şu halde
bu illetlendirme yerinde bir şekilde gerçekleşmemiştir.
Sayın İslamoğlu cevabına devamla
şöyle demiştir.
Eğer bu noktaya gelinmişse iş kolaydır:
Soru: Hastanın oruç tutmasının hükmü nedir?
Kur'an bu soruya cevap vermiştir: "Eğer hasta ya
da yolcuysanız, tutulmayan gün sayısında diğer günlerde (tutarsınız). Bakara
185 6. İmam Nevevi'nin cevabı da gösteriyor ki, bu meselede ilk böyle düşünen
biz değiliz. O zaman da varmış. Nevevi "Böyle diyen birine şöyle
derim" dediğine göre bazı âlimler o gün de bunu gündeme getirmişler. Fakat
o unutulmaya mahkûm edilmiş görünüyor. Yani bu konuda ilk bizim farklı düşündüğümüz
görüşü de Nevevi'nin şehadetiyle boşa çıkmış oluyor.
Ben derim ki; İslamoğlu’na düşen
Nevevi’nin kelamını zikretmesi değil “evet Nevevi bu cevabı falana falana
vermiştir” demektir. Ancak isim yok. Ben tedkiklerimde bir isim zaten
bulamadım. Sadece Hariciler böyle derler, denilmektedir. Ehl-i Sünnet camiası
içinde böyle bir hüküm vermiş olan alim zikredebilmek kabil değildir.
Sayın İslamoğlu cevabına devamla
şöyle demiştir.
Burada sorun bizim ve bizim gibi düşünen âlimlerimizin
bu sonuca varmış olması değildir.
Sorun cahillerin âlimleri hakkında hüküm vererek,
âlimlerini suçladıkları şeyi bin beteriyle kendilerinin yapmasıdır. Bu bir.
Bu noktada bir dahlimiz olmadığı
için cevaba hacet yoktur.
Sayın İslamoğlu cevabına devamla
şöyle demiştir.
İkincisi, bu bir yorumdur. Delilleri yukarıdadır. Bunu
söyleyen bizler müminlere bir farzı terk ettiriyor, bir haramı emrediyor
değiliz ki. Bir farz konusunda Kur'an'ın kat’i nassıyla amel edilmesini
öneriyoruz. Bunu derken, diğer görüşü yanlış olarak nitelendiriyor muyuz?
Hayır, asla. Batıl diyor muyuz? Hayır, asla. Ya ne diyoruz: İsteyen onunla amel
etsin, delillerimiz ve istidlal tarzımıza kalbi yatan ise bu görüşle amel etsin
diyoruz.
Peki, nedir burada anlaşılmaz olan? Nedir burada savaş
açmaya, hak ve hukuk ihlal eden, hakaret, iftira, tadlil ve hatta tekfire kadar
varan (soru sahibi kardeşimi tehzih ederim) çirkin ve hiçbir dine imana
sığmayan saldırılar?
Bu ilmî bir meseledir. Cahiller susarsa ihtilaf biter.
Biz delillerimizi yukarıda serdettik. Bu görüşün İslam tarihinde uyulan görüşün
dışında, meselenin Kur'anî delillerle yeniden istidlal yoluyla ulaşılan bir
sonuçtur.
Bu sonucun doğru olduğuna tüm gönlümüzle inanıyoruz.
Fakat buna rağmen biz bu konuda isabet etmemiş de olabiliriz. Ama bu konuda
niyetimiz sahih, usûlümüz sahih, üslûbumuz mutedildir. Bize yönelik itirazlar
bellidir. Eklenecek bir şey yoktur. Esasen bu iki ayrı tarzdır. Bizler İslam'ın
ashab-ı re'y damarına müntesibiz. Ashab-ı nakil olan damarı da vardır bu dinin
ve bu damar hayli zengin, kalın ve baskındır. Biz bu iki damarla birlikte
olmayı şeref biliriz. Fakat cahillerin ve kendini bilmezlerin (soru sahibini
tenzih ederim) dilinden bizarız.
Sonuç: Âlimlerin farklı görüşlerine yaklaşımda edep ve
terbiye şudur:
Hangisinin delilleri güçlüyse onun görüşüne uyarsınız.
Görüşüne uymadığınızı suçlamak, tahkir, iftira, tekfir etmek gibi bir haddini
bilmezliğe ise sapmazsınız. İslam fıkıh tarihi birbirine zıt görüşlerin bir
arada çiçek açtığı bir fikir bahçesidir. Bu bahçenin çiçeklerinden birini
koklayanın diğerini ezmeye hakkı yoktur. Bu bahçeye girenlerin ayaklarını
bastığı yere dikkat etmesi gerekir. Bu bahçede yeşermişse, delili, usûlü, adabı
erkânı dairesinde varılmışsa, o görüşler bahçenin çiçeğidir ve hepsi bir arada
açar. O bizim zenginliğimizdir. Bizi ikna edene uyar, etmeyene uymayız.
Hepsi bu.
Vesselam.
Ben derim ki; Sayın İslamoğlu’nun
indi görüşüne diyeceğimiz yok ancak meselede bazılarının tesahül bazılarının
teşeddüd göstermesi şaşılacak iş değildir. Zira Allah dahi işleriniz çeşit
çeşittir, buyurmamış mıdır?! Bizim bu görüş sahibinin niyetinin sıhhati
hususunda tereddüdümüz yoktur. Ancak usulümüz sahihtir iddiası yerinde
değildir. Bunu biz izah ve isbata gayret ettik. Bu sebeple de görüşünü
reddettik.
Buna göre:
1-Kadının hayızlıyken oruç
tutmaması hadisle sabittir. Haber merfu ve mevkufen sabittir. Rivayetlerin
sıhhat derecesinde sıkıntı yoktur.
2-Kadının hayızlıyken oruç tutması
haramdır. Bunda icma vardır. İcmayı terk müslümanların yolunu terketmek
olacağından ehl-i sünnet tanımının dışında bir tutum olarak
değerlendirilebilir, ameller ancak niyetlere göredir.
3-Hayızlıyken oruç tutulur fetvası
şazz bir görüştür, şaz görüş ise kendisiyle amel edilmeye layık görüşler
cümlesinden değildir.
4-Mevrid-i nass’da ictihada mesağ
yoktur. Mesele hadis ve eserle sabit olduğundan kıyas metoduyla meseleyi halle
çalışmak usul açısından makbül bir tavır değildir. Bu kıyasın merdud
kısmındandır.
Meselede işaret etmek istediğimiz
asıllar bunlardır, En doğrusunu yine de Allah bilir. Muvaffakiyet Allah’tandır.