Sabah
namazının vakti, Tan yerinin ağarması demek olan ikinci fecrin doğmasından
başlayarak güneşin doğmasına kadar devam eder. Zira Cibril (Aleyhisselâm)'in
Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e imamlık ettiğine ilişkin
hadise göre Cibril (Aleyhisselâm) sabah namazım birinci günde tan yerinin
ağarmasıyla, ikinci günde de ortalık tamamen ağarıp güneş doğmak üzereyken
kıldırmış ve sonra: “Bu iki vaktinarası, senin ve senin ümmetin için sabah
namazının vaktidir.” [1]demiştir.
Yalancı fecir
denilen ve uzunlamasına yükseldikten sonra tekrar kayıp olup yerine zifiri bir
karanlık basan beyazlığa itibar olunmaz. Zira Peygamber Efendimiz
(Aleyhi's-safâtü ve's-selâm);
“Ne Bilâl'ın ezanı ve ne de uzunlamasına
yükselen beyazlık sizi aldatmasın. Fecir ancak, ufuk üzerinde genişliyen
beyazlıktır.”[2] buyurmuştur.
Öğle
namazının vakti de, güneşin tepeden sağa doğru kaymasıyla başlar. Zira yukarıda
geçen Cibril (Aleyhisselâm)'ın imamlığına ilişkin hadise göre Cibril
(Aleyhisselâm) öğle namazını birinci günde güneşin sağa doğru kaymasıyla
birlikte kıldırmıştır. Öğle namazı vaktinin sonu da İmam Ebû Hanife'ye göre-
herhangi bir şeyin gölgesi, güneş tepede iken olan gölgesi dışında iki katı
kadar olduğu zamandır. Diğer iki İmam ise: “Bir katı kadar olunca öğle
namazının vakti bitmiş olur demişlerdir.” İmam Ebû Hanife'den de bu yolda bir
rivayet vardır.
İki İmamın
dayanağı, Cibril (Aleyhisselâm)'in ikindi namazını birinci günde kendilerinin
dediği vakitte kıldırmış olmasıdır.İmam Ebû Hanife de; “Öğle namazını hava serinleştiği vakte bırakın. Zira sıcağın şiddeti.
Cehenneminsavurduğu yakıcı
nefesindendir” [3] hadisidir. Çünkü
Arabistan'da sıcağın şiddeti, her şeyin gölgesi bir katı kadar oluncaya dek
sürer. Bundan ise öğle namazı vaktinin, her şeyin gölgesi bir katı kadar olduğu
zaman bitmediği anlaşılır. (İkindi namazının vakti de, öğle namazı vaktinin
-iki kavle göre- bitmesiyle başlar ve güneş batmcaya dek devam eder.) Zira
Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm); “Kim ki ikindinamazından bir
rekâta güneş batmadan yetişirse ikindi namazına yetişmiş olur” [4]
buyurmuştur. Akşam namazının vakti de güneş batınca başlayıp güneşin batışındansonraufuktakalanaydınlıkgidinceye kadar sürer. İmam-ı Şafii: “Akşam namazının vakti, kişinin üç
rekât kadar namaz kılabileceği kadardır. Zira Cibril (Aleyhisselâm) akşam
namazını hem birinci hem ikinci günde aynı vakitte küdırmıstır” demiştir. [5] Biz
ise: “Akşam namazı vaktinin başlangıcı
güneşin batışı, sonu da ufuktaki aydınlığın kayboluşudur” [6]
hadisine dayanıyoruz. Çünkü biz diyoruz ki: Akşam namazının vakti darolduğu
için namaz kerahet vaktine girmesin diye Cibril (Aleyhisselâm) her iki günde de
akşam namazını aynı vakitte kildırmıştır.
Güneşin
batısından sonra ufuktaki aydınlık İmam Ebû Hanife'ye göre kırmızılıktan
sonraki beyazlıktır. Diğer iki İmam ise -kırmızılıktır, demişlerdir. İmam Ebû
Hanife’den de bu yolda bir rivayet vardır ve aynı zamanda İmam-ı Şafii de buna
kaildir. Zira Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm):
“Aydınlık larmızüıktar. Okaybolunca namaz vacip olur” [7]
buyurmuştur. İmam Ebû Hanife; “Akşam
namazı vaktinin sonu ufukun karardığı vakittir” [8] hadisine
dayanmıştır. Çünkü İmam Şafii'nin dayandığı hadis, İmam Malik'in Muvatta'da
anlattığına göre hadis olmayıp Abdullah Îbn-i Ömer'in sözüdür. Kaldı ki bu
konuda Ashab da ihtilaf etmişlerdir.
Yatsı
namazının vakti de aydınlığın batmasından başlayarak tan yeri ağarmasına kadar
devam eder. Zira Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem);
“Yatsı namazının vakti tan yerinin
ağarmasıyla sona erer” [9]
buyurmuştur. Bu hadis “Yatsı namazının
vakti geceden üçtebir” gidinceye kadardır, diyen İmam-ı Şafii'nin görüşüne
karşı bir delildir. [10]
Vitir
namazının vakti de, yatsı namazı kılındıktan sonra başlayarak tan yeri
ağarıncaya kadar sürer. Zira Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve’s-selâm):
“Vitir namazını yatsı namazı ile tan yerinin
ağarmasıarasında kılın» [11]
buyurmuştur. Ben diyorum ki: Bu, iki İmama göredir İmam Ebü Hanife ise: “Yatsı
ile vitir namazlarının vakitleri aynıdır. Ancak şu var ki; “Vitir namazı yatsı
namazından önce kılınamaz” demiştir.[12]
Bir Fasıl
Sabah
namazında ortalığın aydınlanmasını beklemek müstahaptır. Çünkü Peygamber Efendimiz
(Aleyhi's-salâtü ve's-selâm):
“Sabah namazını gün aydınlanınca kılın.” [13]
buyurmuştur, İmam-ı Şafiî (Allah rahmet eylesin): “Bütün namazları erken
kılmak daha sevaplıdır” demiş ise de gerek bu ve gerek daha sonra getireceğimiz
hadisler onun bu görüşüne karşı bizim için birer delildir.
Öğle namazını
da yazın sıcağında serinliğe bırakmak keza müstahaptır. Zira Enes b. Malik (Radıyallâhü
anh)'dan gelen rivayete göre Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
öğle namazını kış aylarında erken kılar, yaz aylarında ise serinliğe
bırakırdı. [14]
İkindi
namazında da bekleyip güneşin rengi sararmak üzere iken kılmak müstahaptır.
Zira ikindi namazı kılındıktan sonra namaz kılmak mekruh olduğu için ikindi
namazı ne kadar geç kılınsa o kadar nafile namazları kılmaya imkân verilmiş
olur. Güneşin sararması -sahih olan kavle göre- ona bakan kimsenin gözlerinin
kamaşmayacağı bir duruma gelmesi demektir, ki ikindi namazım bu vakte bırakmak
mekruhtur. Akşam namazını geç kılmada Yahudilere benzeyiş bulunduğu için (akşam
namazım erken kılmak müstahaptır.) Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-salâtü
ve's-selâm):
“Benim ümmetim akşam namazını erken, yatsı
namazını da geçkıldıkları sürece
iyilik içindedirler” [15]
buyurmuştur.
Yatsı
namazını da gecedenüçtebir geçinceye
dek geç kılmak müstehabtır. Çünkü hem Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-selâtü
ve's-selâm):
“Eğer ümmetime zorluk yaratmaktan
korkmasaydım, yatsı namazını geceden üçte bir geçinceye dek geciktirecektim”.
[16]
buyurmuş ve hem de yatsı namazının geç kılınması halinde, namazdan sonra
oturup konuşmak önlenmiş olur. Bu da iyi bir şeydir. Zira yatsı namazından
sonra oturup konuşmaktan nehyedilmiştir. [17] Kimisi:
“Yazın yatsı namazı -cemaatın azalmaması için- erken kılınmalıdır.” demiştir.
Yatsı namazım gecenin yansına kadar tehir etmek mubahtır. Çünkü tehir etmenin
her ne kadar cemaatı azaltmak gibi bir zararı varsa da, namazdan sonra oturup
konuşmayı büsbütün önlediği için kâr ile zaran birbirini karşılar. Bunun için
mubah olmuştur. Fakat gecenin yansından sonraya bırakmak mekruhtur. Çünkü
bunda kâr yoktur, sadece zarar vardır. Zira vakit çok ilerlediği için kimsenin
namazdan sonra artık oturup konuşması söz konusu değildir. Üstelik cemaatın
azalmasına da yüzdeyüz sebep olur. Gece namazını kılmaya alışkın kimseler için
vitir namazını gecenin sonuna bırakmak müstahaptır.
Uyanacağından
emin olmayan kimse ise, yatmadan kılmalıdır. Zira Peygamber Efendimiz
(Aley's-selâtü ve's-selâm):
“Gecenin sonunda kalkamayacağından korkan
kimse vitir namazım gecenin başında kılsın. Gecenin sonunda kalkacağını uman
kimse ise, vitirini gecenin sonuna bıraksın” [18]
buyurmuştur.
Havanın
kapalı olduğu günlerde sabah, öğle ve akşam namazlarını tehir etmek, ikindi
ile yatsı namazlarını ise erken kılmak müstahaptır. Çünkü hava yağışlı olduğu
için, yatsı namazının geç kılınması halinde cemaat azalabilir. İkindi
namazının geç kılınmasında da namazın mekruh olan vakitte kılınma şüphesi
vardır. Sabah namazının ise, vakti uzun olduğu için onu geç kılmada bu şüphe
yoktur. Hasan İbn-i Ziyad'ın rivayetine göre İmam Ebû Hanife: “Kapalı havalarda
bütün namazlar ihtiyaten geç kılınmalıdır. Çünkü vakit çıktıktan sonra kılman
namaz, her ne kadar kaza ise de sahihtir. Fakat vakit girmeden kılınan namaz
fasittir.[19]
Namaz Kılmanın Mekruh Olduğu
Vakitler
Güneş
doğarken, tam tepede iken ve batarken namaz kılmak caiz değildir. Zira Ukbe
b.Âmir (Radıyallâhü anhümâ): Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
“Güneş doğarken yükselinceye kadar, tepede
iken sağa doğru kayıncaya kadar ve batarken de tam batıncaya kadar olmak
üzere- üç vakitte bizi namaz kılmaktan ve ölülerimizi kaldırmaktan nehyederdi”
diye söylemiştir. “Ölülerimizi
kaldırmaktan bizi nehyederdi” [20]
sözünden maksat «Cenaze namazım kılmaktan nehyederdi” demektir. Çünkü hiç bir
vakit ölüleri gömmek mekruh değildir. Bu hadisteki itlak, geçen namazları kaza
etmenin ve Mekke'de nafile namazları dahi kılmanın bu vakitlerde mekruh
olmadığını diyen Îmam-ı Şafii ile, cuma günleri güneş tepede iken nafile namazı
kılmanın mubah olduğunu söyleyen İmam Ebû Yûsuf'un görüşlerine karşı bir
delildir.
Sözü geçen
vakitlerde -yukarıda geçen hadise binaen- cenaze namazını da kılmak caiz
değildir. Tilâvet secdesi de namaz niteliğinde olduğu için Tilâvet secdesini
de yapmak caiz değildir. Ancak aynı günün ikindi namaza güneş batmakta iken
kıhnabilir. Çünkü namazın vücubuna sebeb olan, vakiin halen elde kalan parçasıdır.
Zira eğer vaktin tamamı namazın vücubuna sebeb olursa, vakit çıktıktan sonra
kılınan namazın eda olması ve eğer vakitten geçen parça sebeb olursa, vaktin
sonunda kılman namazın kaza olması lâzım gelir, öyleyse namazın vücubuna sebep
olan, vaktin elde kalan parçasıdır. Bu ise eksik ve kusurlu bir sebebtir.
Kusurlu bir sebebten dolayı vacib olan namaz da kusurlu olarak eda olunabilir.
Fakat diğer namazlar öyle değildir. Çünkü diğer namazlar kusurlu sebebten
dolayı vacib olmadıktan için kusurlu olarak eda olunamazlar.
Ben diyorum
ki: Cenaze namazıyla tilâvet secdesinin caiz olmamaları mekruh olmaları
demektir. Hattâ eğer kişi bu vakitlerde cenaze namazını kılar veyahut bir
secde âyetini okuyup tilâvet secdesini yaparsa, mekruh bir ibadet yapmış
olmakla beraber, kıldığı namaz veyahut ettiğisecde fasit değildir. Zira bu namaz veya secde her ne kadar kusurlu
olarak eda edilmişse de, onların vücubuna sebeb olan cenazenin hazır oluşu
veyahut secde âyetinin okunuşu da -mekruh vakitte olduğu için- kusurlu birer
sebebtir. Sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar ve ikindi namazından
sonra da güneş batuıcaya kadar nafile namazı kılmak mekruhtur. Çünkü Peygamber
Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bundan nehyetmiştir. [21] Bu
iki vakitte kaza veya cenaze namazını kumada ve tilavet secdesini yapmada sakınca
yoktur. Zira bu iki vakitte namaz kılmanın mekruh olması, bu vakitlerde herhangi
bir özellik bulunduğu için değil, bu vakitlerin farz namazın vakitleri olduğu
içindir. Bunun için bu vakitlerde farz namazın -ister eda, ister kaza olsun-
kılınması ve tilâvet secdesi gibi bizatihi vâcib olan bir dini ödevin yerine
getirilmesi mekruh değildir. Fakat -adanmış olan namaz, tavaf namazı ve
başlandıktan sonra bozulan namaz gibi- herhangi bir sebebten dolayı vacib olan
namazları bu vakitlerde kılmak mekruhtur. Çünkü hu namazlar lizatihi vacib
olmayıp adanmış olan namaz, kişinin onu boynuna borç kılmasıyla, tavaf namazı
onunla tavaf mühürlensin diye, başlandıktan sonra bozulan namaz da, eda
edilmekte olan ibâdet yanda bırakılmasın diye vacib olmuştur.
Tan yeri
ağardıktan sonra iki rekâttan fazla sünnet kılmak mekruhtur. Zira Peygamber
Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Sabah namazında iki rekâttan fazla
sünnet kılmamıştır.
Güneş
battıktan sonra farzdan önce herhangi bir sünnet kılınamaz. Zira akşam
namazından önce sünnet kılınırsa vakti dar olan akşam namazının farzı gecikmiş
olur. Namaz kılmak hutbeyi dinlemeye mâni olduğu için Cuma günü imam hutbe
okurken hutbesini bitirinceye kadar namaz kılınamaz. [22]
[5] İmam-ı Şafii'nin akşam namazının vakti hakkında iki
görüşü daha vardır. Biline göre -Ki en kuvvetlisi budur ve Ahmed İbn-i Hanbel
de buna kaildir- “Akşam namazının vakti kırmızılık batıncaya kadardır”, birine
göre de “Güneş battıktan sonra herhangi bir kimsenin ezan okuyup ikamet
getirmesi ve beş rekât namaz kılabilmesi kadardır” demiştir
[6] Bu hadis bu lafzı ile gariptir. Ancak aynı mânayı
ifade eden hadisin bir başka şekli Müslim s, 223; Ahmed Müsned'i c, 2. s,
213’de kayıtlıdır.Nasb-ürraye
c. 1, 3. 232
[8] Bu hadis bu lafziyle gariptir. Ancak Ebü Davud s, 62
ve Darekutnı s, 93'te aynı mânada ve fakat başka bir ifadeyle bir hadis
kayıtlıdır.
[9] Bu hadis de yine gariptir. Ancak Tahavi Şerh-ül “Asar
adlı kitabında Butun hadislerden yatsı namazı vaktinin sonu tan yerinin sarmasıdır
diye anlaşılmaktadır” demiştir.
[10] Îmam-ı Şafii'nin böyle bir görüşte olduğuna
rastlanamamıştır. Fıkhı Şafii kitaplarında açık olarak yanlı bulunduğuna göre îmam-ı
Şafii de yatsı namazı vaktinin tan yeri ağarmasıyla son bulduğu görüşündedir. Ahmed
Meylanî.