1- İftitah
tekbiresi. Zira Cenâb-ı Hak
(Azze ve Celle); “Rabbini yücel” (yani
namaza başlarken lekbir al” [1]
buyurmuştur.
2- Ayakta
durmak. Çünkü Cenâb-ı
Hak(Azzeve Celle) “Gönülden boyun eğerek Allah için namaza durun”[2]buyurmuştur.
3-Okuyuş. Zira Cenâb-ı Hak (Celle Celâlihu): “Namazda, onda Kur'an'dan ne okuyabilirseniz
okuyun” [3]buyurmuştur.
4- 5- Rükû
ile secdeler. Zira Cenâb-ı
Hak (Celle Celâlihu): “Rükû edin, secdeye
varın”[4]
buyurmuştur.
6- Namazm
sonunda bir teşehhüd miktarı oturmak. Zira Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Abdullah b.
Amrb As'a (Radıyallâhü anh); “Başını son
secdeden kaldırıp bir teşehhüd miktarı oturduktan sonra namazın bitmiş olur”
[5]
buyurmuştur.
Bu altı şey
dışında kalan diğer okuyuş ve hareketlerin hepsi sünnettir. Bunlar içinde her
ne kadar -Fatiha, Zammi sûre, tekrarlanan hareketler arasında sıra gözetimi,
birinci oturuş, ikinci oturuşta teşehhüd okumak. Vitir namazında Kunut duası,
iki bayram namazının tekbirleri, sesli namazlarda sesli, sessiz namazlarda sessiz
okumak gibi- yapılmadığı takdirde sevih secdesi lâzım gelen birtakım vâcibler
varsa da, sünnet ile sabit oldukları için Kudûri'yeuyularak hepsine sünnet denilmiştir.
Kişi namaza
başlayınca yukarıda geçen âyete binaen tekbir alması gerekir. Peygamber
Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'de; “Namazın girişi tekbirdir” [6] diye
buyurmuştur. Biz Hanefilere göre tekbir namazın rükunu değil, şartıdır. Bunun
irin, farz olan bir namaz için tekbir olan kimse, bu tekbir ile sünnet namazını
da kılabilir. İmam-ı Şafii1 ye göre ise, namazın rüknüdür. İmam-ı Şafii: “Namazın
sıhhati için şart olan şeylerin, tekbirin sıhhati için de şart olduğundan,
tekbirin namaz rüknü olduğu anlaşılmaktadır” demiştir. Biz diyoruz ki: “Pisliklerden arınan ve rabbının adını anarak
namaza duran kimseler İflah olmuştur” [7] ayeti
kerimesinde namaza durmak, Allah adını anmak üzerinde atfedilmiştir. Bu ise,
iftitah tekbiresinin namazdan ayrı bir şey olmasını gerektirmektedir. îftitah
tekbiresi namazın rüknü olmadığı içindir ki, namazın tekrarlanan diğer
rükünleri gibi tekrarlanmıyor. Namazın sıhhati için şart olan şeylerin,
iftitah tekbiresinin de sıhhati için şart olmaları da, iftitah tekbiresinin
namazın bir rüknü olduğu için değil, namaza bitişik bir şart olmasındandır.
İftitah
tekbiresini alırken elleri kaldırmak sünnettir. Zira Peygamber Efendimiz
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bunu devamlı yapmıştır. Bu ifâdeden, iftitah
tekbiresini almakla birlikte eller kaldırılır, diye anlaşılmaktadır, İmam Ebû
Yûsuf dan da rivayet olunan ve Tahavi'den hikâye edilen görüş bu yoldadır.
Fakat daha doğrusu şudur ki, eller kaldırıldıktan sonra iftitah tekbiresi
alınır. Çünkü elleri kaldırmakla, hiçbir şeyin büyük olmadığı, tekbir almakla
da, yalnız Allah (Celle Celâlihu)'in büyük olduğu ifade edilir. Olmamak ise,
olmaktan öncedir.
Baş parmaklar
kulak yumuşaklarının karşısına gelinceye dek eller yükseltilir. İmam-ı Şafii'ye
göre ise, eller omuzların hizasına kadar yükseltilir. İmam-ı Şafiî Kunut, bayram
ve cenaze namazı tekbirleri hakkında da aynı görüştedir, İmam-ı Şafii' nin dayanağı,
Ebû Humeyd el-Saidi (Radıyallâhu anh)'ın “Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem) tekbir aldığı zaman ellerini omuzlan hizasına kadar kaldırırdı”
mealindeki hadisidir. [8] Biz
de Vai1 b. Hacer, Berâ ve Enes
b. Malik den gelen rivayetlere dayanıyoruz. Hem de, elleri kaldırmak sağır olan
kimselere durumu bildirmek için olduğuna göre, kulakların hizasına kadar yükselmek
bu gayeye daha uygundur.
Sahih olan
görüşe göre kadın ellerini omuzlan hizasına kadar yükseltir. Çünkü daha fazla
yükseltmek, örtünmesi gerekli olan yerlerinin açılmasına daha fazla yol
açabilir. İmam Ebû Hanife ile İmam Muhammed'e göre, Allah-u Ekber yerine
Allah-u Eceli, Allah-u A'zam, Errahman-u Ekber, La İlahe illellah demek veyahut
Cenâb-ı Allah'ın adlarından birini içeren herhangi bir lâfzı kullanmak
caizdir. İmam Ebû Yûsuf ise: “Eğer kişi söyleyebiliyorsa, Allah-u Ekber, Allah-ul
Ekber veyahut Allah-uI Kebiyr'den başka bir lâfız kullanamaz” demiştir. İmam-ı
Şafiî: “Allahu Ekber ile Allah-ul Ekber’den” İmam Mâlik de: Allahu Ekber'den
başka bir lâfız caiz değildir. Çünkü bunda naklin dışına çıkılamaz. Menkul ise
yalnız bu lâfızlardır” demişlerdir. İmam-ı Şafii: “Her ne kadar menkul yalnız
Allah-u Ekber ise de, eliflâm'da övgü daha fazla olduğu için Allah-u Ekber
yerine Allah-ul Ekber denilebilir.”
İmam Ebû
Yûsuf da: “Allah'ın sıfatlarında Ef'al ile Feiyl kalıplan aynı anlamı
taşıdıkları için Allah-ul Kebiyr de Allah-ul Ekber gibidir. Ancak eğer kişi bu
lâfızları söyleyemiyorsa, o zaman bu lâfızların ifade ettiği mânayı,
söyleyebildiği bir başka lâfız ile söyleyebilir.”, İmam Ebû Hanife ile İmam
Muhammed de: “Allah-u Ekber demekten maksat Allah'ı yüceltmek olduğuna göre,
başka lâfızlarla da olur” demişlerdir.
Eğer kişi
arapça bildiği halde namaza farsça ile başlar, ya da namazda Farsça okur veyahut
bir hayvanı keserken farsça ile besmele çekerse -İmam Ebû Hanife'ye göre-
caizdir. Diğer iki İmam ise: “Hayvan kesme besmelesi dışında farsça caiz
değildir. Ancak arapça bilmediği takdirde öğreninceye kadar farsça caizdir”
demişlerdir. Buna göre İmam Muhammed iftitah tekbiresi konusunda arapça da İmam
Ebü Hanife ile, farsçada da İmam Ebû Yûsuf la beraberdir. Çünkü arapçanm, başka
dillerde bulunmayan bir özelliği vardır. Namazdaki okuyuşa gelince: “İki İmamın farsça okuması caiz
görmemelerinin sebebi, Kur'an» adının arapça olarak nazil olan bu nazmi şerifle
itlak olunmasıdır.Nitekim “Biz bu kitabı bir arapça Kur'an olarak
inzal buyurduk”[9] âyeti
kerimesi bunu nassan bildirmektedir. Ancak kişi, rükû ve secdeleri yapamayacak
bir durumda olduğu zaman nasıl işaretlerle yetinebiliyorsa, Kur'an'dan hiçbir
şey bilmediği zaman da anlamını okuyabilir. Fakat besmele öyle değildir? Zira
besmele bir zikirdir. Zikir ise, her dil ile yapılabilir. İmam Ebû Hanife'nin
dayanağı ise; “Kur'an geçmiş peygamberlerin
kitabi arında da bulunur” [10]
âyeti kerimesidir, Zira geçmiş peygamberlerin kitaplarında olan ifadeler arapça
olmadıkları halde bu âyette onlara Kuran denilmiştir. Bu o demektir ki Kur'an,
lâfızlardan çok, lâfızların ihtiva ettiği mânâlardır. Bunun için kişi,
Kur'an'dan hiçbir şey bilemediği zaman onu farsça olarak okuyabilir. Ancak şu
varki, tevaruz ede gelen sünnete muhalefet ettiği için iyi bir şey yapmış
olmuyor. Sonra -sahih olan görüşe göre- Farsçadan başka herhangi bir dille de
olur. Zira mânâ, dillerin değişmesiyle değişmediği gibi, geçmiş peygamberlerin
kitaplarında olan ifâdeler nasıl arapça değil idiyse, farsça da değil idi. Bu
ihtilaf, namazda arapça yerine Farsça okunduğu zaman, muteber sayılıp
sayümadığı konusundadır. Farsça okumakla namazın fesada gitmediği konusunda ise
ihtilâf yoktur. Derler ki: İmam Ebû Hanife sonradan iki İmam'in görüşüne dönüş
yapmıştır ve fetva buna göredir.
Aynı ihtilâf
hutbe ile teşehhüd hakkında da edilmiştir. Ezan hakkında ise muteber olan
taaruftur. Yani hangi dille olursa olsun, eğer halk onu ezan diye biliyorsa
caizdir.
Namaza
başlarken Allah-u Ekber yerine Allahümmeğfir liy demek kâfi gelmez. Zira Allahümmeğfir
liy, Allahun, beni bağışla demek olduğundan Allah'ı yüceltmekten çok bir dilek
ve niyazdır. Şayet yalnız Allahümme dense, kimisi: «kâfidir. Çünkü mânâsı “Ey
Allahun demek olduğu için Allah'ı yüceltmekten başka bir şey değildir”, kimisi
de: kâfi değildir. Zira Allahım, hakkımızda iyilik dile” mânâsındadır ve bu
itibarla dilektir” demiştir.
Tekbir
aldıktan sonra, göbek altında sağ el sol elin üzerine koyulur.Zira Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-selâtü.
ve's-selâm:
“Göbek altında sağ eli sol elin üstüne koymak
sünnettendir” [11] buyurmuştur.
Bu hadis “Namazda el bağlanmaz” diyen
İmam Mâlik ile -göğüs üzerinde bağlanır- diyen İmam-ı Şafiî' nin görüşlerine
karşı bir delildir. Ayrıca, el bağlamak saygı için olduğuna göre göbek altında
bağlamakta daha çok saygı vardır. Sonra el bağlamak-İmam Ebû Hanife ile İmam Ebû Yûsuf'a göre-
namazdaki kıyam'ın sünneti olduğu için iftitah duası dahi okunurken el
bağlanır. Sahih olan görüşe göre asıl şudur ki: İçinde sünnet bir zikir bulunan
kıyamlarda bağlanır, bulunmayanlarda bağlanmaz. Buna göre, Kunut duasında ve
cenaze namazında bağlanır. İtidalde ve bayram namazının tekbirleri arasında
ise bağlanmaz.
Sonra Sübhanekellahümme
ve Bihamdike ve Tebareke ve Tala Ceddüke ve La İlahe Ğayrüke duası okunur.)
İmam Ebü Yûsuf tan «Buna Veccehtü Vechiye duası da eklenir. Zira Hz. Ali (Radıyallâhü
anh)'dan gelen rivayete göre Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
bunu da okurdu” dediği rivayet olunmuştur. [12] İmam
Ebû Hanife ile İmam Muhammed, Enes b. Malik ile bir çok Ashaptan Peygamber
Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namaza başlarken tekbir alır ve
sübhanekellehümme duasını okuyup ona başka bir şey eklenemezdi [13]
mealinde gelen rivayete dayanmışlardır. İmam Ebû Yusufun rivayet ettiği hadis
ise, teheccüd namazına mahmuldür. İftitah duasında Vecelle Senâüke lâfzı meşhur
rivayetlerde bulunmadığı için farz namazlarda söylenmez.îftitah duasının niyet
ile tekbirin araşma girmemesi için tekbir almazdan, önce okunmaması sahih olan
görüşe göre daha evlâdır. (îftitah duasmdan sonra Euzu billahi
mineşşeytanirracim denilir.) Çünkü Cenab-ı Hak(Azze ve Celle);
“Kur'an okuduğun zaman Allah'ınrahmetinden tard edilmiş olan şeytandan
Allah'a sığın” [14]
buyurmuştur. Kur'an'daki tâbire uygun olduğu için Eûzu yerine esteiyzu demek
daha iyidir. Mânâ bakımından eûzu da esteizu'ya yakındır. İmam Ebû Hanife ile
İmam Muhammed'e göre eüzu çekmek -yukarıdaki âyete biaen- iftitah duasına
değil, okuyuşa tâbidir. Bunun için, namazın başında İmam'ın arkasında bulunan
kimse eûzu çekmez de, sonradan gelip İmama uyan kimse çeker. Eûzu çekmenin
bayram namazı tekbirlerinden sonraya bırakılması da bunun içindir. İmam Ebû
Yûsuf ise bu görüşe katılmamıştır. (Eûzudan sonra besmele çekilir.) Meşhur olan
rivayetlerde böyle nakledilmiştir. (Eûzu ile besmelenin ikisi de gizli
çekilir.) Zira İbn-i Mes'ud (Radiyallâhü anh): “Dört şey vardır, İmam onları
gizli okur” [15] diye söylerken eûzu,
besmele ve âmin'i onlardan saymıştır. İmam-ı Şafiî (Allah rahmet eylesin): “Seslinamazlarda besmele de sesli çekilir.
Çünkü rivayete göre Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): “Namazında besmeleyi sesli çekmiştir” [16]
demiştir. Biz diyoruz ki: Peygamber Efendimizin (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
besmeleyi sesli okuması, besmelenin eüzu ile okuyuş arasında olduğunu
bildirmek içindi. Zira Enes İbn-i Mâlik (Radıyallâhü anh)'in anlattığına göre
Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) besmeleyi hep gizli okurdu. [17] İmam
Ebû Hanife, kendisinden gelen bir rivayete göre: «Eûzu gibi, besmele de her
rekâtta tekrarlanmaz” bir rivayete göre de «Besmele her rekâtta okunur
demiştir, ki iki İmamında görüşü bu yoldadır.
İmam Ebû
Hanife ile İmam Ebû Yûsuf'a göre hiç bir namazda Fatiha ile Zammi sûre arasında
besmele çekilmez. İmam Muhammed ise: “Gizli namazlarda okunur” demiştir.
Besmeleden
sonra Fatiha ile bir sûre veyahut herhangi bir sûreden üç âyet okunur. Bize
göre namazda ne Fatiha ve ne de Fatihadan sonra zammi sûre namazm rüknü
değildirler. İmam-ı Şafiî Fatihada, İmam Malik de hem Fatiha ve hem de zammi
sûrede bu görüşümüze katılmamışlardır. İmam Ma1ik'in dayanağı “Fatiha ve onunlabirlikte bir süre okunmaksızın namaz olamaz” [18] hadisidir.
İmam-ı Şafiî de; “Fatihayı okumayan kimseninnamazı yoktur” [19]
hadisine dayanmıştır. Biz diyoruz ki: Yukarıda metni geçen âyeti kerimede “Kur'an'dan
ne ki okuyabilirseniz okuyun” diye buyurulmuştur. Bundan ise, Kur'an'dan Kur'an
denebilecek bir miktar okumanın farziyyeti anlaşılır. Tek kişi hadisine
dayanarak bundan fazla bir şeyin farziyyetine hükmetmek caiz olamaz. Ancak tek
kişi hadisleriyie amel etmek vacib olduğu için biz, fatiha ile zammi sûrenin
vacib olduğu görüşündeyiz.
İmam Veleddâlin
dediği zaman hem kendisi hem arkasında olanlar Âmin derler. Zira Peygamber
Efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm):
“İmam “Âmin” dediği zaman siz de Âmin deyiniz»
[20]
buyurmuştur.İmamMalik; «İmam
Veleddaîlin dediği zaman siz Âmin deyiniz” [21]
hadisine dayanarak: “İmam“Âmin” demez”demiş ise de, onun görüşü için.bu
hadiste delil yoktur. Çünkü hadisin sonunda Peygamber Efendimiz (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem): “Çünkü İmam “Âmin” der”
[22] diye
buyurmuştur. Yukanda geçen İbn-i Mesud'un hadisine binaen (İmam ile
arkasındakiler gizli olarak “Âmin” derler. Zira Âmin bir duadır. Dualarda ise
gizlilik esastır. Âmmin, Emin şeklinde de söylenebilir. Ammin şeklinde söylemek
ise fahiş bir yanlıştır.
Sonra tekbir
alınıp rüküa gidilir. el-Camiüssağiyr'de «Rükua eğilmekle birlikte tekbir
alınır, [23] Çünkü Peygamber Efendimiz
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) her eğilip ve kalkışta tekbir alırdı» diye
kaydedilmektedir. Tekbirdeki E harflerinin hiçbiri uzatılamaz. Allah ile Ekber
kelimelerinin başındaki E'ler uzatıldığı zaman soru şeklini aldığı için dinen
sakıncalıdır. Ekber kelimesinin ikinci E'sini uzatmak da dilbilgisi yönünden
yanlıştır.
Rüküa
varıldıktan sonra elin avuçlarıyla diz kapaklan tutulur ve parmakların arası
açık bırakılır. Zira Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem),
Enesb. Malik'e; “Rükua eğildiğin zaman, ellerini diz kapaklarının üzerine koy ve
parmaklarının arasım aç” [24]
buyurmuştur. Parmaklarının arasını açmak, diz kapaklarını iyice tutabilmek
için yalnız burada, parmaklan bitişik tutmak da yalnız secde ederken
menduptur. Bu iki durum dışında parmaklar normal bir şekilde bırakılır. Rükuda
sırt tam düz bir şekilde tutulur. Çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi
ve Sellem) rükû yaparken mübarek sırtını tam düz bir şekilde tutardı. [25]
Rüküda baş ile
omuzlar yüksekte tutulmaz. Zira Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem)rükû yaparken başını ne eğer, ne
de yüksek tutardı. [26](Rükûda)en az(üç defa Sübhane Rabbiyel
Azim denilir.)Zira Peygamber Efendimiz(Sallallahü Aleyhi ve Sellem):
“Herhangi biriniz rükû ettiği zaman, üç kez Sübhane
Rabbiyel Azim desin. Bu da en azıdır” [27]
buyurmuştur.
Sonra baş
kaldırılır ve Semiellahu Limen Hamideh denilir. İmamın arkasındakilerde Rebbena
Lekel Hamd derler. İmam Ebû Hanife'ye göre İmam Rebbena Lekel Hamd demez. Diğer
iki İmam ise «İmam, içinden söyler” demişlerdir. Çünkü Ebû Hüreyre (Radıyallâhü
anh)'dan gelen rivayete göre Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Seliem)
her ikisini de söylerdi. [28] Hem
de İmam, arkasındaki kimseleri Allah'a hamd etmeye teşvik ederken kendisinin
hamd etmemesi uygun değildir. İmam Ebû Hanife ise metni yukarda geçen
hadisteki, Peygamber Efendimizin (Sallallahü Aleyhi ve Sellem): “İmam Semiallahu Limen Hamideh dediği zaman,
siz Rebbena Lekel Hamd deyiniz” mealindeki emrine dayanmıştır. Zira İmam
ile, arkasındaki cemaatın vazifelerini taksime dair olan bu emirden, Rebbena
Lekel Hamd demenin İmamın değil, cemaatın vazifesi olduğu anlaşılmaktadır.
Bunun içindir ki biz Hanefilere göre Semiallahu Limen Hamideh demek de yalnız İmamın
vazifesi olup arkasındaki kimseler bunu demezler. Hem de eğer İmam Rebbena
Lekelhamd diyecek olursa, cemaat dedikten sonra demek zorunda kalacaktır. Bu
ise, İmamlığın gereğine ters düşer. Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem), her ikisini de söylemiş olduğuna dair Ebû Hüreyre' 'nin hadisi ise,
Peygamber Efendimizin (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tek başına namaz kıldığı
zamana mahmuldür. Kaldı ki, İmam demese de, başkalarını demeye teşvik ederken
kendisi de demiş gibi olur.
Tekbaşına
namaz kılan kimse hakkmda üç rivayet vardır: Bir rivayete göre yalnız Semiallahu
Limen Hamideh, Bir rivayete göre yalnız Rebbena Lekelhamd en sahih olan
rivayete göre ise, her ikisini de söyler. Zira yukarıda geçtiği üzere Ebû Hüreyre
(Radıyallâhü anh) Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in her
ikisini de söylediğini rivayet etmiştir. Rükûdan kalkıldıktan sonra tam dik
durulur ve ondan sonra tekbir getirilip secdeye vanlır. Rükûdan kalktıktan
sonra ayakta tam durmak -İmam Ebû Hanife ile İmam Muhammed’e göre- farz
değildir. Bu iki İmama göre iki secde arasındaki oturuş ile rükû ve secdelerde
de durmak farz değildir. İmam Ebû Yûsuf ise, bunların hepsinde durmanın farz
olduğu görüşündedir, İmam-ı Şafiî de aynı görüştedir. Zira Peygamber Efendimiz
(Sallallahü Aleyhi vs Sellem), çabuk çabuk namaz kılan Bedevi Arab'a; “Kalk namazım bir daha kıl. Sen namaz
kılmadın.” [29] diye buyurmuştur İmam
Ebü Hanife ile İmamMuhammed: “Rükû'ün
sözlük anlamı, eğilmek, secdenin anlamı da yere kapanmaktır. Kişi eğilmeyi
veyahut yere kapanmayı yaptıktan sonra, hiç durmasa da yine yapmış sayılır. Bir
rükünden diğer bir rükne geçerken de, aralarında biraz durup da sonra öteki
rükne geçmek farz değildir. Çünkü geçiş bizatihi maksud olmayıp rükünleri biribirinden
ayırmak içindir. Kaldı ki, hadiste sözü geçen Bedevi Arap bir daha aynı şekilde
namaz kılınca Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona namazı
tarif etmiş ve sonunda; “Bundan bir şey
eksikyaparsan, namazında eksiklik
bırakmış olursun” [30]
buyurarak arabın kıldığı namaza namaz demiştir. Bu ise, o demektir ki rükû ve
secdeleriyle rükû ve secdeleri arasındaki kalkış ve eğilişlerde hiç durulmayan
namaz eksik olmakla birlikte, fasit değildir» demişlerdir.
İmam Ebû
Hanife ile İmam Muhammed'e göre rükûdan ayağa kalkmak ile iki secde arasındaki
oturuş sünnettir. Cürcani'nin yorumuna göre rükû ve secdelerde de durmak
sünnettir. Kerhi ise vacib olduğunu, hatta eğer kişi sehven yapmasa ona sehiv
secdesi lâzım geldiğini söylemiştir.
Kişi secdeye
giderken iki eliyle yere dayanır. Zira Vâi1 b. Hacer (Radıyallâhü anhümâ)
Peygamber Efendimizin (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namazını gösterirken
secdeye varıp avuçlarının içini yere dayamış ve vücudunun gerisini yükselterek:
“Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) böyle yapardı” [31]
demiştir.
Secdede yüz iki
elfn arasına ve eller de kulakların karşısında yere koyulur. Zira rivayete göre
Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)öyle yapardı. [32]
Secdede burun
ile alın yere değdirilir. Çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) hep öyle yapardı. [33] Şayet
kişi birisiyle yetinirse İmam Ebü Hanife'ye göre caizdir. Diğer iki İmam “Bir
zorunluk yoksa yalnız burnu yere değdirmekle yetinmek caiz değildir”
demişlerdir. İmam Ebü Hanife' den de bu yolda bir rivayet vardır. Çünkü
Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm); “Yedi kemik üzerinde secde etmekleemrolunmuşumdur” [34] diye
söylerken “Bu kemiklerden biri alındır”
buyurmuştur. İmam Ebü Hanife: “Biz secde ile emrolunmuşuzdur. Secde ise, yüzün
bir kısmını yere koymakla gerçekleşmiş olur. Ancak yanaklarla çene, yüzün birer
parçası oldukları halde icma ile yere koyulamazlar” demiştir.
Secdede ellerle
dizleri yere koymak biz Hanefi'lere göre sünnettir. Çünkü secde bunlarsız da
olabilir. Ayaklara gelince: Kuduri secdede ayakları yere koymanın farz olduğunu
söylemiştir.
Kişi,
başındaki sarığı veyahut sırtındaki elbisenin herhangi bir ucu üzerinde secde
ederse caizdir. Çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) alnına
sarkan sarığının katlan üzerinde secde ederdi. [35] Rivayete
göre Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) elbisesinin eteği
üzerinde de secde etmiştir. [36] Secdede
kollar yerden yüksek tutulur. Zira Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-salâtü
ve's-selâm) “Kollarınıyere yapıştırma” [37] diye
buyurmuştur. (Karın da uyluklara yapıştırılmaz. Zira Peygamber Efendimiz
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) secde yaparken karnını uyluklarından o kadar
uzak tutardı ki, eğer ufak bir kuzu göğsünün altından geçmek istese
geçebilirdi. [38] Kimisi de: “Eğer kişi
safın içinde ise, bitişiğindeki kimseleri rahatsız etmemek çin karnını
uyluklarından yüksek tutmaz” demiştir.
Secdede ayak
parmaklarının uçları kıbleye doğru tutulur. Zira Peygamber Efendimiz
(Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) “Mümin kişi
secdeye vardığı zaman onunla birlikte vücudunun her uzuvu secde eder. Bunun
için yapabildiği kadar uzuvlarım kıbleye doğru tutsun” [39]
buyurmuştur.
Secdede en az
üç kez Sübhane Rebbiyel A'la denilir. Zira Peygamber Efendimiz(Aleyhi's-salâtü ve's-selâm): “Biriniz secde ettiği zaman secdesinde üç kez
Sübhane Rabbiyel Ala desin. Bu da en azıdır” [40] buyurmuştur.
Rükû ve secdelerde çift sayılarda durmamak şartıyla üçten fazla teşbih getirmek
müstahaptır. Çünkü Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)
teşbihlerini daima tek sayı ile bitirirdi. Şayet kişi İmam ise. cemaati
usandırmamak ve namazdan soğutmamak için namazı uzatmaz.
Rükû ve
secdelerdeki teşbihler vacib olmayıp sünnettirler. Çünkü rükû ve secdelerin
farziyyetini bildiren nass, rükû ve secdelerdeki teşbihlere şâmil değildir.
Kadın, yere
yapışarak ve karnım uyluklarına bitiştirerek secde yapar. Çünkü bu şekilde
secde örtünmeye daha fazla yardımcı olur.
Secdeden
sonra kişi başım kaldırır ve tekbir getirir. Zira Peygamber Efendimiz(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)bedevi araba namazı öğretirken “Sonra başını, oturup dikilinceye kadar
kaldır.” [41] buyurmuştur. Şayet kişi
dikilmeden bir daha secdeye varırsa -yukarıda söylediğimiz üzere- İmam Ebû
Hanife ile İmam Muhammed'e göre caizdir. Ancak, başı secdeden kaldırmanın kâfi
olan miktarı hakkmda ihtilâf etmişlerdir. En doğrusu şudur ki: Eğer kişi daha
secdeye yakın bir durumda iken bir daha secdeye varırsa kâfi gelmez. Çünkü
kişi bu durumda daha birinci secdede sayılır. Oturmaya yakın bir duruma
geldikten sonra ise bir daha secde etmesi caizdir. Zira kişi bu durumda
oturmuş sayıldığı için, bir daha vardığı secde onun için ikinci secde olur.
İkinci
secdede kişi hafif bir duruş yaptıktan sonra tekbir getirir ve ayaklarının
uçları üzerinde ve oturmadan ayağa kalkar. Ayağa kalkarken elleri ile yere
dayanmaz. İmam-ı Şafiî (Allah rahmet eylesin): “Secdeden sonra hafif bir
oturuş yapılır ve ondan sonra ayağa kalkılır. Zira rivayet olunmaktadır ki
Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) böyle yapardı” demiştir. [42] Biz
de Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'ün “Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) namazda ayaklarının yüzünü yere vermeden ayağa kalkardı” mealindeki
hadisine dayanıyoruz. İmam-ı Şafii'nin dayandığı rivayet ise Peygamber
Efendimizin (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yaşlandığı zamana mahmuldür. Kaldı
ki bu oturuş istirahat içindir. Namaz ise istirahat edilecek yer değildir. İftitah
duasıyla “Eûzu'dan” başka, birinci rekâtta okunan ve yapılan şeylerin hepsi
İkinci rekâtta da aynen yapılır. Çünkü îftitah duasıyla Eûzu yalnız bir defaya
mahsustur. İftitah tekbiresinden başka biç bir tekbirde eller kaldırılmaz. Zira
Peygamber Efendimiz(Aleyhi's-salâtü
ve's-selâm):
“İftitah tekbiri, Kunut tekbiri, Bayram
namazının tekbirleri ve hacdaki dört tekbir dışında hiç bir yerde eller
kaldırılmaz” [43] buyurmuştur.
İmam-ı Şafii, Peygamber Efendimizin (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ellerini
kaldırdığına dair rivayete dayanarak: “Rükûa
varış ve rükûdan kalkışlarda da eller kaldırılır” demiş ise de, onun
dayandığı rivayet -Abdullah Ibn-i Zübeyr'den gelen rivayete göre- ilk zamanlara
mahmuldür.
İkinci
rekâtın ikinci secdesinden kalkılınca sol ayak yatırılıp üzerinde oturulur. Sağ
ayak da dikilip parmak uçları kıbleye doğru tutulur. Hz. Âişe (Radıyallâhü
anhâ): “Peygamber Efendimiz (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem) namazda bu biçim otururdu” demiştir. [44] Eller
de uyluklar üzerine koyulur ve parmaklar açılarak teşehhüd okunur. Bu şekil,
Vâi1 b. Hacer (Radıyallâhü anhüm)'in hadisinde [45]
rivayet olunduğu gibi, aynca böyle yapan kimse parmak uçlarını kıbleye tutmuş
olur.
Kadın sol
kalçası üzerinde oturur ve her iki ayağını sağ yandan dışarı çıkarır. Çünkü bu
biçim oturuş örtünmesini daha fazla sağlamış olur.
Teşehhüd: Ettehiyyatü
Lillahi-Vesselevâtu Essela-mu Aleyke Eyyuhennebiyyu... duasıdır. Bu, Abdullah
İbn-i Mesud'un Teşehhüdüdür. Zira Abdullah İbn-i Mesud: “Peygamber Efendimiz
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) elimden tuttu ve bana Kur'an'dan herhangi bir
sûre öğretir gibi teşehhüdü öğreterek: Ettehiyyatü Lillahi... de, dedi”
demiştir. [46] Abdullah İbn-i Mesud'un
bu teşehhüdü, Abdullah İbn-i Abbâs'ın Ettehiyyatü Elmubarekatu Essele-latü
Etteyyibatu Lillahi Selamün Aleyke Eyyuhennebiyyu Verehmetüllahi Veberekatuhu
Selamün Aleyna... şeklindeki teşehhüdünden daha iyidir. Çünkü Abdullah İbn-i
Mesud'un teşehhüdünde “Ettehîyyatu Üllahi... de, dedi” diye emir vardır.
Emirden ise, en az istihbab anlaşılmış olur. Ayrıca Abdullah İbn-i Mesud'un
teşehhüdünde eliflam vardır. Eliflam ise, şümui ve istiğrak ifade eder. Vav da
vardır. Vav ise atıf edatı olduğu için kendisinden sonraki şeyde yenilik ve
başkalık ifade eder. Bu teşehhüdün bir özelliği daha vardır ki o da, Peygamber
Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in onu Abdullah İbn-i Mesud'a
öğretirken, elinden tutmak gibi bu teşehhüdü öğretmeye ayrı bir özen göstermiş
olmasıdır. Birinci oturuştateşehhüdten
başkabir şey okunmaz. Zira Abdullah
İbn-i Mesud (Radıyallâhü anh): “Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) bana hem namazın ortasındaki, hem sonundaki teşehhüdîeri öğretmiş bulunmaktadır.
Namazın ortasında kişi teşehhüdü bitirince kalkar. Sonunda ise, istediği
duaları yapabilir” demiştir. (Namazın son iki rekâtında yalnız Fatiha okunur.)
Çünkü Ebû Katâde (Radıyallâhü anh) Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve
Sellem) son iki rekâtta Fatihayı okudu» demiştir. [47] Bu
ise son iki rekâttaFatiha okumak daha iyidir,
demektir. Zira sahih olan kavle göre okuyuş -Allah izin verirse geleceği üzere-
namazın yalnız iki rekâtında farzdır.
İkinci oturuş
da şekil bakımından birinci oturuş gibidir. Vâil b. Hacer ile Hz. Aişe
(Radıyallâhü anhüm)'den gelen rivayetler bu yoldadır. Hem de ayak üzerinde
oturmak, İmam Malik'in söylediğini daha sevaplı olduğunu kalça üzerinde oturmaktan
daha güç olduğu için daha sevaph olması lâzım gelir, İmam Ma1ik'in “Peygamber
Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) son oturuşta sol kalçası üzerinde
oturur ve her iki ayağmı sağ yandan dışan çıkarırdı.” mealinde rivayet ettiği
hadise [48]
Tahavi “Zayıf” demiştir.
Birinci
oturuş gibi ikinci oturuşda da teşehhüd okunur. Biz Hanefler’e göre teşehhüd
her iki oturuşta da vaciptir. Teşehhüdden sonra Peygamber Efendimize
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) salâvat getirilir. Biz Hanefiler'e göre
teşehhüdden sonra salâvat farz değildir. İmam-ı Şafiî, hem teşehhüdün hem
salâvatın farz olduğunu söyliyerek her ikisinde de bizim görüşümüze katılmamıştır.
Teşehhüdün farziyyeti hakkındaki İmam-ı Şafiî'nin dayanağı,. Abdullah İbn-i Mesud'un
“Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bedevi araba teşehhüdü
öğrettikten sonra; “Bunu söyledikten
veyahut bunu yaptıktan sonra namazın bitmiş olur. Kalkmak isterken
kalkabilirsin, oturmak istersen oturabilirsin” [49]
dedi. hadisidir.
Namazın dışında,
Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e salâvat getirmek -Kerhi'ye
göre- bütün ömürde bir kere vacibtir. Tahavi de, Peygamber Efendimiz (Sallallahü
Aleyhi ve Sellem)'in adı anıldıkça salâvat okumanın vâcib olduğu görüşünü
savunarak emre icabet külfetinden bizi kurtarmıştır. İkinci teşehhüdden sonra
Kur'an âyetlerine ve varid olan dualara benzer dualar istendiği kadar
yapılabilir. Zira İbn-i Mesud'un rivayetine göre Peygamber Efendimiz
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona: “Teşehhüdden
sonra duaların en güzelini ve senin hoşuna en çok gidenini seç” [50]
buyurmuştur. Duaya başlamadan önce kabulü için salâvat getirmek iyidir.
Namazı fesada
götürdüğü için insanların birbirleriyle yaptıkları konuşmalar türünden dua
edilemez. Bunun içindir ki namazda varid olan dualar ezberlenip okunur. Allahümme
Zevvicniy “Allah'ım beni evlendir” gibi insanlardan istenebilen şeyler, insanların
birbirleriyle konuşmaları türündendir. Allahümmeğfirliy “Allah'ım beni bağışla”
gibi, insanlardan istenmesi mümkün olmayan şeyler ise, insanların
birbirleriyle konuşmaları türünden değildir. Allahümmerzükniy “Allah'ım beni
besle- demek olduğundan -sahih olan kavle göre- insanların birbirleriyle
yaptıkları konuşmalar türündendir. Nitekim -Falan adam şu kadar nüfus besler,
devlet şu kadar asker besler” denilir.
Sonra sağ
tarafa dönülüp Esselâmü Aleyküm Verehme-Tüllah denilir ve sol tarafa dönülüp
aynı söz tekrarlanır. Çünkü İbn-i Mesud'un rivayetine göre Peygamber Efendimiz
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) birinci selâmı verirken sağ yanağının beyazlığı
görüîünceye kadar sağ tarafa, ikinci selâmı verirken de sol yanağının beyazlığı
görüîünceye kadar sol tarafa dönerdi. [51] Birinci
selâm ile, sağ tarafta bulunan erkek, kadın ve koruyucu melekler kasdedilir,
ikinci selâmla da aynı kimseler kastedilir. Zira ameller ancak niyetle değer
kazanır, Sahih olan kavle göre namazın selâmı ile aynı namazda olmayanlar kasd
olunmaz. Çünkü selâm bir hitap olduğu için ancak hazır olanlara verilir. Eğer
kişi İmamın arkasında namaz kılıyorsa selâmı ile İmamını da kast eder. İmam sağ
tarafta ise sağ taraftakiler arasında, sol tarafta ise sol taraftakiler arasında
kasd olunur. Eğer İmam tam karşısında olursa, İmam Ebû Yûsuf'a göre onu birinci
selâm ile kasd eder. İmam Muhamnıed ise, imanım her iki tarafta da hissesi
bulunduğunu söyliyerek: “Her iki selâm ile de onu kasteder” demiştir, ki İmam
Ebû Hanife' den de gelen bir rivayet bu yoldadır. Tek başına namaz kılan kimse
ise, yalnız koruyucu melekleri kasteder. Çünkü beraberinde onlardan başka kimse
yoktur. Sahih olan kavle göre imam, her iki selâm ile de selâm vermeyi
kasteder. Koruyucu melekler hakkında belli bir sayı kasdolunmaz. Çünkü her
kişinin beraberinde bulunan koruyucu meleklerin kaç tane olduğu hakkındaki
rivayetler değişiktir. Nihayet onlar hakkındaki iman da, Peygamberler
hakkındaki iman gibidir. Namazın sonunda selâm vermek, bize göre farz olmayıp
vâcibtir. İmam-ı Şafiî ise; “Namazın girişi tekbir, çıkışı selâmdır” [52]
hadisine dayanarak namazın sonunda selâm vermenin farziyyetine kail olmuştur.
Biz de, metni yukarda geçen İbn-i Mesud'un; «Sen bunu söyledikten veyahut bunu
yaptıktan sonra namazın bitmiş olur, kalkmak istersen kalkabilirsin, oturmak
istersen oturabilirsin” mealindeki hadisine dayanıyoruz. Zira muhayyerlik
farziyyete aykırıdır. Ancak biz, İmam-ı Şafiî'nin dayandığı hadisi de göz
önünde bulundurarak namaz sonunda selâm vermenin vücubuna kail olmuşuzdur. [53]
Namazdaki Okuyuş Hakkında Bir
Fasıl
Namazda İmam
olan kimse, sabah namazında ve akşam ile yatsı namazlarının ilk iki
rekâtlarında sesli, son rekâtlarında gizli okur. Peygamber Efendimizin
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) zamanlarından beri böylece süre gelmiştir.
Tek başına
namaz kılan kimse, isterse kendisi işitecek kadar sesli, isterse gizil okur.
Tek başına namaz kılan kimsenin sesli okuması, kendi şahsına İmamlık yaptığı
içindir. Gizli okuması da, arkasında kendisini dinliyen kimse bulunmadığı
içindir. Bununla beraber -cemaatle kılmış gibi olsun diye- sesli okuması daha
iyidir.
İmam, öğle
ile ikindi namazlarında -Arafat dağında dahi olsa- gizli okur. Zira Peygamber
Efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm):
“Gündüz namazı dilsizdir, yani işitilecek bir
okuyuşu yoktur” [54]
buyurmuştur. Arafat dağında kıhnan gündüz namazlarında İmam Malik: “Sesli
okunur” demiş ise de, yukarıda geçen hadis onun görüşüne karşı bir delildir.
Cuma ve
Bayram namazlarında sesli okunur. Zira cuma ve bayram namazlarında sesli
okunduğuna dair rivayetler meşhurdur. Gündüzün sünnet namazlarında gizli
okunur. Gece sünnetlerinde ise -tek başına kılman gecenin farz namazlarına
kıyasen- kişi muhayyerdir.
Yatsa
namazının farzını kaçırıp da, gün doğduktan sonra ve İmam olarak kaza eden
kimse, sesli okur. Nasıl ki bir yolculukta uykuda kalarak sabah namazını
kaçıran Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de gün doğduktan
sonra kıldırırken sesli okumuştu. [55]
Tek basma
kaza eden kimse ise -sahih olan kavle göre- sesli okuyamaz. Zira sesli okumak,
namazın ya cemaatla, ya da geceleyin kılındığı zamana mahsustur. Birincisinde İmamın
sesli okuması vacibür. İkincisinde de, tekbaşına kılan kimse muhayyer olup
gizli de, sesli de okuyabilir. Burada ise her iki durum da yoktur.
Yatsı
namazının ilk iki rekâstında zammı sûre okuyup da Fatihayı okumayan kimse, son
iki rekâtta fatihayı kaza etmez. Fatiha'yı okuyup da zammi sûre okumayan kimse
ise son iki rekâtta fatihayla beraber zammi sûreyi de okur ve aynı zamanda
sesli olarak okur. İmam Ebû Hanife ile İmam Muhammed'e göre böyledir, İmamEbûYûsuf ise: «Son iki rekâtta ne Fatiha'yı, ne de zammi sûreyi kaza etmez.
Çünkü vacip olan bir şey yapılması vacip olduğu vakitte yapılmadığı takdirde,
kaza edilmesini gerektiren bir delil bulunmadıkça kaza edilmez» demiştir.
İmam Ebü
Hanife ile İmam Muhammed: “Fatihanın okunması, Fatihadan sonra zammi sûrenin
okunması kaydı ile vaz edilmiştir. Eğer son iki rekâtta kaza edilirse, zammi
sûreden sonra okunmuş olacağı için vaz'a aykırıdır. Fakat ilk iki rekâtta
zammi sûreyi okumayan kimsenin onu kaza etmesi, Fatihadan sonra olduğu için
vaz'a uygundur” diyerek iki suret arasında ayırım yapmışlardır. Sahih olan
kavle göre Zammi sûre gibi Fatihayı da sesli okur. Çünkü bir rekâtta okuyuştan
bir kısmının gizli, bir kısmının sesli olması hoş bir şey değildir. Vacib ile
sünnetten de, sünneti vacibe uydurmak daha iyidir Zira ilk rekâtlarda zammi
sûre okunmadığı için vacibdir. Fatiha ise -bilindiği üzere- son rekâtlarda
sünnettir.
Fakih Ebû
Cafer el-Hindevani'ye göre gizli okumak: Kişinin, yalnız kendisi tarafından
işitilebilecek bir sesle okumasıdır. Sesli okumak da sesinin yalnız kendisi
tarafından değil, başkaları tarafından da duyulmasıdır. Çünkü büsbütün sessiz
olarak ve yalnız dilin hareketine okumak denemez. Kerhi de: “Sesli okumanın en
aşağısı, kişinin sesini kendine duyurmasıdır. Gizli okumanın en aşağısı da,
Harflerin, mahreçlerinden düzgün çıkmasıdır. Çünkü okumak kulağın değil, dilin
işidir demiştir, ki bizim metinde de buna işaret vardır. Boşama, azatlama ve
istisna gibi söyleyişle ilgili hükümlerin hepsi bu temel kurala göredir.
İmam Ebü
Hanife'ye göre namazda okuyuşun en azı, Kur'an'dan bir âyettir. Diğer iki İmam
ise: “Üç kısa âyet ya da bir uzun âyetten az olamaz” demişlerdir. Zira bundan
daha az okuyan kimseye okuyucu denemediği için bir âyetten az okunmuş sayılır.
İmam Ebû
Hanife'nin dayanağı, yukarda metni geçen Kur'an'dan mealindeki âyeti kerimedir.
Zira namazda okuyuşun farziyyetini bildiren bu âyette «şu kadardan az olmasın”
diye bir kayıt yoktur. Ancak şu varki bir kısa âyetten de daha aza Kur'an
denmediği için bir kısa âyetten daha az okumak kâfi gelmez. Fakat âyetin tamamı
kısa da olsa Kur'an'dır.
Yolculukta kişi
Fatihadan sonra istediği süreleri okuyabilir. Rivayete göre Peygamber Efendimiz
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yolculukta, sabah namazında Muavezeteyn
sürelerini okumuştur. [56] Zira
yolculuğun, namazı kısaltmada müessir olduğuna göre namazdaki okuyuşu
hafifletmede müessir olması evleviyyetle lâzım gelir. Bu da eğer yolcunun acele
bir işi bulunursa böyledir. Acele işi bulunmayan yolcunun, sabah namazında
Buruc ve İnşikak süreleri gibi iki süre okuması uygundur. Çünkü böyle iki
süreyi okumakla sünneti yerine getirmiş olmakla birlikte namazı da fazla
uzatmış olmaz.
Yolculukta
olmayan kimse, ilk iki rekâtta Fatihadan başka kırk veya elli âyet okur. Kırk
ile altmış veya altmış ile yüz âyet okur diye iki rivayet daha vardır, ve bu üç
rivayet hakkında hadisler bulunmaktadır. Bu değişik rivayetlerin te'lifi de
şöyledir : Namazın uzun olmasını arzu eden cemaat için yüz, üşengenler için
kırk, orta durumda olanlar için de elli ile altmış arasındadır. Kimisi de: “Gecelerin
uzun veya kısa olmasına ve işlerin çokluk veya azlığına bakılır” demiştir.
Öğle namazında
da sabah namazında okunduğu kadar okunur. Çünkü sabah namazı ile öğle namazının
vakitleri aynı genişliktedir. Kitabm aslında “Öğle namazının okuyuşu sabah
namazının okuyuşundan azdır” diye yazılıdır. Çünkü öğle namazının vakti iş güç
zamanıdır. Usanç vermemesi için okuyuşunun sabah namazınkinden az olması
gerekir.
İkindi ile
yatsı namazlarında orta uzunlukta olan sûreler, akşam namazında da kısa
sûreler okunur. Bu ayrıntılar, Hz. Ömer (Radıyallâhü anh)'ın Ebû Musa
el-Eş'ari'ye “Sabah ile öğle namazlarında uzun sûreleri, ikindi ile yatsı
namazlarında orta uzunlukta olan sûreleri, akşam namazında ise kısa sûreleri
oku” mealinde yazmış olduğu mektuptan kaynaklanmaktadır. Hem de akşam namazının
vakti dar olduğu için ona Kısa süreler daha uygundur, ikindi ile yatsı
namazlarının da geç kılınması müstahap olduğu için eğer onlarda uzun sûreler
okunursa namaz, müstahap olmayan vakte girmiş olabilir. Bunun için bu iki
namaza orta uzunlukta olan sûreler uygun görülmüştür.
Halkın
cemaate yetişmesi için sabah namazının birinci rekâtı ikinci rekâta göre daha
uzun olur. İmam Ebû Hanife ile İmam Ebü Yûsuf'a göre öğle namazının birinci ve
ikinci rekâtı aynı uzunlukta olur. İmamMuhammed ise: “Bütün namazlarda birinci rekâtın diğer rekâtlardan uzun
olması, kanaatimce daha uygundur. Zira rivayete göre Peygamber Efendimiz
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bütün namazlarda birinci rekâtı diğer
rekâtlardan biraz daha fazla uzatırdı” demiştir. [57]
İmam Ebû
Hanife ile İmam Ebû Yûsuf ise: “Birinci rekât ile ikinci rekât arasında,
okuyuşun gerekmesi bakımından fark bulunmadığına göre, okuyuşun miktarı
bakımından da fark bulunmaması lâzım gelir. Sabah namazında ise, birinci
rekâtın ikinci rekâttan fazla uzatılması, sabah namazı vaktinin gaflet ve uyku
zamanı olduğundan halkın cemaate yetişmesine imkân vermek içindir. Peygamber
Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bütün namazlarda birinci rekâtı
diğer rekâtlardan fazla uzatmasına gelince: Birinci rekâtta euzu, besmele ve
iftitah duasının bulunmasından ileri gelmiştir” demişlerdir.
Bir rekât
âyetlerinin diğer rekâtın âyetlerinden üç âyete kadar fazla veya eksik
olmasının önemi yoktur. Çünkü zorluk çekilmeden bundan sakınmak mümkün
değildir.
Hiç bîr namaz
için Kur'ân'iın belli bir sûresi yoktur. Zira herhangi bir namazda devamlı
olarak belli bir sûrenin okunması, Kur'an süreleri arasında üstünlük bakımından
fark bulunduğu zannını doğurduğu gibi, diğer sûrelerin ihmal edilmesine yol açar.
İmamın
arkasında namaz kılan kimse, ne Fatihayı ve ne de zammi sûreyi okumaz. İmam-ı
Şafii (Allah rahmet eylesin): “Fatiha namazda bir rükündür” diyerek Fatiha
konusunda bu görüşe katılmamıştır. Bizim dayanağımız, Peygamber Efendimiz
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in; “Kim ki
İmamı bulunursa, İmamın okuyuşu onun için de okuyuş olur” [58]
hadisidir. Ayrıca bu konuda Ashab da icma etmişlerdir. Kaldı ki, her ne kadar
Fatiha İmam ile arkasında olan kimse arasında müşterek bir rükün ise de, İmamın
arkasında olan kimsenin susup İmamı dinlemesi gerekir. Nitekim Peygamber
Efendimiz (Aleyhi's-salâtü ve's-selâmî;
“İmam okuduğu zaman susup onu dinleyiniz”
[59]
buyurmuştur. Bununla beraber -rivayete göre- İmam Muhammed okumayı istihsan
etmiştir. İmam Ebû Hanife ile İmam Ebû Yûsuf ise: “Ashap okumayı ağır bir
dille yermişlerdir” diyerek okumanın kerahetine kail olmuşlardır.
İmam
Kur'an'ın müjdeleyici veyahut korkutucu âyetlerini dahi okurken, arkasındaki
kimseler susup onu dinlemekten başka bir şey yapmazlar. Çünkü Kur'an okunurken
susup onu dinlemenin farziyeti nass ile sabittir. Cenneti veyahut Cehennem
ateşinden korunmayı dilemek gibi herhangi bir duada bulunmak ise, onu dinlemeye
engel olur. Hutbeyi de dinlemek farz olduğu için imam hutbe de okurken onu
dinlemek gerekir. Hutbede eğer Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e
salâvat getirmeyi emreden Ya Eyyühellezine Amenu Sallu Aleyhi Ve Sellimu
Teslîma âyeti okunursa dinleyici içinden salâvat getirir. Ancak minberden
uzakta oturup hutbeyi işitemiyen kimse hakkında ihtilâf vardır. Hutbeyi
dinlemek farz olduğu için bu kimsenin de hiç değilse susup bir şey okumaması
-Allah bilir- ihtiyata daha uygundur.[60]
[5] Bu hadls'e bakılacaktır. Ebû Davud, Namaz Bahsi -
Teşehhüd Babı), kuf.: s 135; Beyhaki c 2 s 174; Tayalisi s 38, Darimi s 1 ,
Tahavi s 162
[6] Ebû Davud, Taharet 31; Namaz 73; Tirmizî, Taharet 3;
Namaz 63; Ahmed c 1, s 123 ve 129; Darimi s 63; Darekutni s 138 ve 145; Beyhakî
cilt 2, s 173 ve 379, Tahavi s 161.
[31] EbüDavud
(Secdenin Keyfiyeti) c.1 s. 137,Nesai(Secdenin Keyfiyeti) c. 1 s.
166, Tahavî s. 136
[32] Müslim (Sağ eli sol elin üzerine koyma babı) c. 1 s.
173
[33] Ebü Davud, İftitah c. 1 s, 114, Tirmizî (Alın ve burun
üzerine secde etme babı) c. 1 s. 36
Nasb-ürraye c. 1 s. 384
[34] Buhari (Yedi kemik üzerine secde etme babı) c. 1s. 112, Müslim (Secde uzuvları babı) c. 1 s.
193, Ebü Davud (Secde uzuvları babı) c. 1 s. 136. Nesai (tki el üzerinde secde
etme bâbı) c.l s. 166, Tirmizi (Yedi uzuv üzerinde secde etme babı) c. 1 s. 37,
İbn-i Mâce (Secde babı) c. 1 s. 64, Nesai (îkl ayak üzerinde secde etme babı) c.
1 a. 165 ve 166, Tahavî s. 150
[35] Ebû Hüreyre, Abdullah İbn-i Abbâs ve Abdullah İbn-i
Ebi Evfa'mn rivayet ettikleri bu hadisi Abdürrezzak, «Musannef»inde ve Ebû
Nuaym da zaif bir senetle el-Hidaye c. 1 s. 81'de kaydetmişlerdir.Nasb-ürraye c. 1 s.
384
[36] Buharı (Teheccüd) c. 1 s. 161, Müslim (Öğle namazını
vaktin evvelinde kılmanın müstahap olma babı)
[37] Hadis olarak gariptir. Zira Abdürrezzak bunu
«Müsannefııinde Abdullah İbn-i Ömer'in sözü olarak nakletmiştir. Ancak İbn-i
Hibban “Musannef”inde ve Hakim de “el-Müstedrekh”te bunu Abdullah İbn-i
Ömer'den merfu hadis olarak ve fakat başka bir ifade ile nakletrnişlerdir.
Nasb-ürraye c. 1 s. 386
[39] Bu lafzı ile gariptir. Buhari, Ebû Humeyd-i Saidi'den
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in nasıl namaz kıldığını anlatırken Peygamber
Efendimiz (s.a.v.)'in secdede ayak parmaklarım kıbleye doğru tuttuğunu
nakletmiştir. Buhari (Teşehhüt için sünnet olan oturuş babı) c. 1.s. 114Nasb-ürraye c. 1 s.
388
[40] Ebû Davud c. 1s.
136, Tirmizi c.1 s. 35, İbn-i Mâce c. 1 s. 64 ve Beyhaki c. 2 s. 86
[41] Ebü Hüreyre (r.a)'dan gelen bu hadisi Eimme-i
Sitte'nin hepsi kaydetmişlerdir.Nasb-ürraye c. 1 s. 388
[45][45] Gariptir. Müslim (Namazda oturuşun keyfiyeti) c. 1 s.
216'da: “Peygamber(Efendimiz(s.a.v.) namazda otururken sağ elinin
ayasınısağ uyluğu üzerine koyar, bütün
parmaklanın kapatır ve başparmağı yanındaki parmağı ile İşaret eder, sol elinin
ayasını da sol uyluğu üzerine koyardı» şeklinde kaydetmiştir.
Nasb-ürraye c. 1 s. 419
[46] Müslim (Namazda oturuş babı) c. 1 s. 173, Buharı
(Teşehhütten sonra okunan dualar babı) c. 1 s. 926, Nesai (Birinci teşehhüdün
keyfiyeti) c. 1 s. 173, Ebû Davud (Teşehhüd babı) c. 1 s. 145, İbn-i Mâce,
Teşehhüd c. 1 s. 64, Tirmizi (Teşehhüd babı) c. 1,3. 38
[47] Buhari (Son iki rekâtta yalnız fatiha okunur bâbı) c.
1 s. 107, Müslim (öğle ve İkindi namazlarının okuyuşu bâbı) c. 1 s. 185.
[50] Abdullah İbn-i Mesud'dan gelen hadisin devamıdır.
[51] Ebû Davud (Selâm babı) c. 1 s. 159; Nesal (Sol tarafa
selâm verme babı) c. 1 s. 195; Tirmizi (Namazda selam babı) c 1 s. 39; İbn-i
Mace (Selâm bâbı) c. l s. 66, Tahavi s. 158, İbn-i Carud s.111
[52] Ebû Davud c. 1 s. 98; Tirmizi c. 1 s. 3; İbn-1 Mace c.
1 s. 24; Ahmed'in Müsned'i c. 1 s. 123 ve 129; Darimiş s. 63; Darekutni s. 138
ve 145 Beyhaki c.1 s. 123 ve 379; Tahavi s. 161.
[54] Abdürrezzak'ın Mücahid ile Ebû Ubeyde'den naklettiği
hadis hakkında, İmam-ı Nevevî “Hulâsa” adlı eserinde: “Batıl ve asılsızdır”
demiştir.Nasb-ürraye c. 2 s. 1-2
[55] İmam Muhammed, İbrahim Nahal'den naklen «el-Asar»
admriaM kitabında kaydetmiştir.Nasb-ürraye C. 2 S. 3
[56] Ebü Davud c. 1 s. 213, Nesai c. 1 s. 312 ve 157
[57] Buhari (ilk iki rekâtta fatiha okunur babı) c. 1 s.
107; Müslim (öğle ve ikindi namazlarında okuyuş babı) c. 1 s. 185
[58] İbn-i Mâce, îkame c. 1 s. 129; Ahmed Müsned'i c. 3 s.
339.
[59] Müslim, Namaz 63: Ebû Davud, Namaz 68, 178; Nesaî
İftitah 30; İbn-i Mâce, îkame 13; Ahmed Müsned'i 2/376, 420, 4/415