Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

el-Hidaye - Namazın Şartları Bahsi E-Posta
 

Yazan: İmam Merginani, Tarih: 14.02.2010 - 21:19

Okunma Sayısı : 240


Namazın Sıhhatinin Şartları

 

Namaz kılmak istiyen kimse için namaza başlamadan önce abdestsizlik ve pisliklerden -yukarıda anlattığımız biçimde- temizlenmek gerekir. Cenâb-ı Hak metinleri yukarıda geçen âyetlerde “Elbiseni temizle” ve “Eğer cünüb olursanız yıkanıp temizlenin» buyurmuştur. (Namazda avret yerlerini örtmek de gerekir.) Zira Cenâb-ı Hak (Celle Celâlihu):

Ey insan oğulları, her, mescide gidişinizde en güzel elbisenizi giyiniz[1] yani avret yerlerinizi kapatınız, buyurmuştur. Peygam­ber Efendimiz de (Aleyhis salâtü ves's-selâm): “Erginlik çağına eren kadının baş örtü­süz namazı yoktur[2] buyurmuştur. Erkeğin avret yeri göbeğin altından diz kapaklarına kadardır. Zira Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-selâtü ve's-selâm);

Erkeğin avret yeri göbeği ile diz kapaklaruıuı arasıdır bir rivayete göre; Göbeğin altından başlayarak diz kapaklarını geçinceye kadardır.” [3] diye buyurmuştur. İmam-ı Şafii (Allah rahmet eylesin) her ne kadar: “Göbeğin kendisi de avrettir” demiş ise de, bu hadisten, göbe­ğin avret olmadığı anlaşılmaktadır. İmam-ı Şafiî: “Diz kapaklan avret değildir” demiştir. Biz ise, ya bu hadisteki “Diz kapaklarını geçinceye” kadar deyimine veyahut “Diz kapağı av­rettendir[4] hadisine dayanarak diz kapaklarının avret olduğu görüşündeyiz.

Hür olan kadının yüzü ile ellerinden başka bütün vücudu av­rettir. Çünkü Peygamber Efendimiz   (Aleyhi's-selâtü ve's-selâm):

Kadın örtünmesi gereken bir avrettir[5] buyurmuştur. Ancak kadın yüz ve ellerini açmak zorunda olduğu için kadından bu iki uzuv avret sayılmamıştır. Ben diyorum ki: hadisin ifâdesi ayağın avret olduğunda nass ise de en sıhhatli olan görüşe göre ayak avret değildir. Zira ayağm avret olmadığına dâir kuvvetli bir rivayet vardır.

Kadın namaz kılarken bacağının dört veyahut üçtebiri açık olursa -İmam Ebû Hanife ile İmam Muhammed'e göre- namazı sahih olup bir daha kılması gerekmez. İmam Ebû Yûsuf “Yarıya yakın bir miktar bile açık olursa namazı yine sahihtir” demiştir. Çünkü herhangi bir şeye, ancak karşısında olan bir başka şeyin on­dan az olduğu zaman «çok« denilir. Zira azlık ile çokluk birer izafi mefhum olup birbirlerine göredirler.

İmam Ebû Yûsuf'tan, kadının bacağından yarısı açık olduğu za­man namazın sahih olup olmadığı hakkında iki rivayet gelmiştir. Zira herhangi bir şeyin yansı diğer yarıya göre ne az, ne de çok­tur. Çünkü diğer yan ondan az olmadığı için çok değildir ve diğer yarı ondan çok olmadığı için az değildir.

İmam Ebû Yûsuf namazın sahih olduğunu söylerken, bacağın açık olan yarısının kapalı olan diğer yarıdan çok olmadı­ğına, sahih olmadığım söylerken ise, diğer yandan az olmadığına bakmıştır. İmam Ebû Hanife ile İmam, Muhammed: “Herhangi bir şeyin dörtte biri gerek bir çok şer'i hükümler­de ve gerek konuşmalarda o şeyin tamamı yerine kaim olur. Nite­kim abdestte başın dörtte birini meshetmek başın tamamını mesh etmek yerine ve hac menasikinde başın dörtte birini traş etmek ba­şın tamamını traş etmek yerine geçer ve nitekim herhangi bir kim­se, bir başkasını yalnız ön taraftan gördüğü zaman o kimseyi, dört taraftan biri olan sadece ön taraftan gördüğü halde “Ben falanca­yı gördüm” der” demişlerdir.

Saç, karın ve oyluk da öyledir. Yani aynı ihtilâf bunlarda da vardır. Zira bunların her biri başlı başına bir uzuvdur. Saçın baş­tan sarkan kısmı, her ne kadar gusülde yıkanması gerekmiyorsa da -sahih olan kavle göre- namazda örtünmesi gereken avrettir. Zira gusülde yıkanmasının vâcib olmayışı, bedenden sayılmadiğı için değil, zorluk olmasın diye yıkanması vâcib olmamıştır. İki bacak ara­sındaki ön ve arka avretlerde de -ki bunlara ağır avret denilir- aynı ihtilâf vardır. Sahih olan kavle göre zeker ile daşaklar ayn ayn avretlerdir. 

Erkeklerin bedeninden nereler avret ise, câriye olan kadınların avreti de oralardır. Cariyenin sırtı ile karnı avrettir. Bu iki yerden yukarı olan kısımlar avret değildir. Zira Hz. Ömer (Radı-yallâhü anh) rastladığı kapalı gezen bir cariyeye: “At başından o örtüyü. Hür kadınlara benzemek mi istiyorsun?” diye çıkışmıştır. Hem de gelenek oîarak câriye iş kılığında dışarı çık­tığı için her çıkışında örtünmeye mecbur tutulmasında zorluk var­dır. Kişi, necis olan elbisesini yıkamak için bir şey bulamadığı za­man necis elbisesiyle namaz kılar ve namazını bir daha yenilemez. Bunun iki şekli vardır  Eğer elbisenin dörtte biri veyahut daha faz­lası temiz ise o elbiseyle namaz kılar. Çıplak olarak kılması caiz değildir. Çünkü herhangi bir şeyin dörttebiri, o şeyin tamamı hükmündedir Eğer elbisenin temiz olan kısmı dörtte birinden az olur­sa, İmam Muhammed'e göre yine böyledir.

İmam-ı Şafii'nin de iki görüşünden biri bu yoldadır. Zira necis elbise ile namaz kılan kimse, namazm sıhhati için bir tek şartı, çıplak olarak namaz kılan kimse ise, birden çok farzları ye­rine getirmemiş olur. [6] İmam Ebü Hanife i!e İmam Ebû Yûsuf'a göre ise bu durumda olan kişi muhayyerdir, is­terse çıplak olarak, isterse ki -en iyisi budur- necis elbise ile na­maz kılar. Çünkü gerek necis elbise ile ve gerek çıplak olarak na­maz kılmak, zaruret bulunmazsa caiz değildir. Namazda caiz gö­rülen necaset miktan ile avretin açık olma miktarının ikisi de dört­te birdir. O halde ikisi namazın hükmünde müsavidir. Necasetle namaz kılmanın çıplak olarak namaz kılmaktan iyi olmasının sebe­bi de şudur: Çünkü elbisenin temiz olması yalnız namaz için şart­tır. Avret yerlerinin kapatılması ise her zaman gereklidir.

Avret yerlerini kapatacak esvap bulamayan kimse, çıplak ola­rak ve fakat oturarak namaz kılar. Rüku ile secdeleri de işaretle yapar. Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) böyle yapmıştır. Şayet ayakta kılarsa yine caizdir. Zira oturarak namaz kılmada ağır avret yerleri kapalı olarak namaz kılma imkânı bu­lunuyor. Ayakta namaz kılanın da rükû ve secdeleri hakkıyia yap­ması mümkündür. Bunun için, kişi hangisini arzu ederse onu ya­pabilir. Bununla beraber oturarak kılması daha evlâdır. Çünkü av­ret yerlerini kapatmak yalnız namazda değil, her zaman gereklidir. Hem de onun yerine geçecek başka bir şey yoktur. Tam rüku ve secdeler yerine ise, işaretler geçer.

Namazın sıhhat şartlarından biri de niyetdir. Kişi namaza baş­lamadan, kılmak istediği namaza niyet ederek ve ara vermeden iftitah tekbiresini alarak namaza başlar. Çünkü Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-selâtü ve's-selâm);  Ameller ancak niyete göredir[7] buyurmuştur. Aynca namaza başlarken ayağa kalkıp kıbleye karşı durulur. Ayakta durmak ise, namaz için olabil­diği gibi herhangi bir iş için de olabilir. Eğer namaza niyet getiril­mezse, bu duruş normal diğer duruşlarda farklı olarak ibadet vas­fını taşımış olmaz. İftitah tekbiresinden önce edilen niyet de -eğer araya namaza uygun düşmiyen bir davranış girmezse- makbuldür, îftitah tekbiresinden sonra ise edilen niyet muteber değildir. Çün­kü niyetten önce geçen kısım, niyetsiz olarak yapıldığı için ibadet sayılmaz. Oruçta tan yeri ağardıktan sonra getirilen niyete ise, za­ruret için cevaz verilmiştir. Niyet mana itibarıyla kasıt demek ise de, burada kişi hangi namazı kılmak istiyorsa kalbinde o namazı kasdetmesi gerekir. Eğer kişinin kalbinde böyle bir kasıt yoksa, di­liyle söylemesinin hiç değeri yoktur, sonra, eğer kişinin kılmak is­tediği namaz nafile ise ona mutlak niyet kâfidir. Sahih olan kav­le göre sünnet olan her namaz için de mutlak niyet kâfidir. Farz na­mazların niyetinde ise -farzlar değişik olduğu için- kılmak iste­nen namazın belirtilmesi Meselâ öğle namazının farzı, ikindi na­mazının farzı diye ayırd edilmesi gerekir.

Eğer kişi İmama uyarak namaz kılıyorsa, aynca İmama uyma niyetini de getirmesi gereklidir. Çünkü cemaatle kılınan namazm, İmamın herhangi bir yanlış davranışı yüzünden fesada gittiği için, kişinin bunu önceden kabullenmesi gerekir. Namazın sıhhat şartlarından biri de kıbleye yönelik olarak na­maz kılmaktır,  Zira Cenâb-ı Hak (Celle Celâllahu);

Nerede olursanız yüzlerinizi onun (Mescidi Haram'ın) semtine çevirin[8] buyurmuştur. Sonra Mekke'­de olanlar için, bizzat kıbleye, Mekke dışında olan kimseler için de -sahih olan kavle göre- kıblenin bulunduğu yöne yüzleri­ni çevirmeleri gereklidir. Çünkü insana, gücünün yettiği kadar tek­lif vaki olur. Korku içinde namaz kılan kimse, hangi yöne yüzünü çevirebiliyorsa, o yöne çevirerek namaz kılar. Çünkü bu kimse mazur ol­duğu için, kıbleyi bilemiyen kimse hükmündedir.

Eğer kişi kıbleyi bilemiyor ve yanında kendisinden soracak kim­se de bulunmuyorsa, ictihad ederek namaz kılar. Zira Ashap (Radıyallâhü anh)ın kıbleyi hep ictihad ederek namaz kılarlardı. Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de onlara ni­çin böyle yapıyorsunuz? diye kınamaydı. Kaldı ki daha üstün bir imkân bulunmadığı zaman zahir olan delil ile amel etmek vâcibtir. Başkasından sormak ise, ictihad etmekten daha üstün bir imkândır.

Namaz kıldıktan sonra kıblede yanlış olduğunu öğrenen kim­se, namazını bir daha kılmaz. İmamı Şafii (Allah rah­met eylesin): “Eğer namazda arkasını kıbleye vermiş olduğunu öğrenirse, bir daha namazını kılmak zorundadır” demiştir. Biz diyoruz ki: Kişi­nin yapabildiği şey ancak ictihad etmek idi, ki bunu yapmıştır. Tek­lif de ancak yapılabilen şeyle olur.

Eğer karanlık bir gecede bir kaç kişiye İmamlık eden kimse, yaptığı ictihad sonunda yüzünü doğuya, arkasındaki kimselerden herbiri de keza ictihad ederek yüzünü bir başka yöne çevirip na­maz kılar ve hiçbiri İmamın nasıl yaptığım bilmezse, hepsinin na­mazı sahihtir. Çünkü hepsi de ictihad etmiş ve kıble sandıklan yö­ne yüzlerini çevirerek namaz kılmışlardır. Kabe içinde namaz kı­lan cemâatin İmama muhalefetleri namazın sıhhatına nasıl mani de­ğilse, bunlarında İmama muhalefetleri mani değildir. İmamın na­sıl yaptığını bilen kimsenin namazı ise sahih değildir. Zira bu kim­seye göre İmam kıblede yanılmıştır. Kıyam farzını yerine getirme­diği için imamdan ilerde duran kimsenin namazı da sahih değildir.[9]



[1] A'raf : 7/1.

[2] Hakîm c, 1 s, 251, Beyhaki c, 2 s, 233.

[3] Ahmed Müsned'i c 2. s 187, Beyhaki cilt 2, sahife 229.

[4] Darekutni, Hz. Ali (r.a)dan (Namaz Bahsinin Başı).

[5] Tirmizi İbn-i Mesud (r.a.)'dan. (Süt Emme Bahsi) 18.

[6] Çünkü çıplak olarak namaz kılan kimse için oturarak kılmak ve rükû ile secdeler yerine işaretler yapmak müstahaptır. Bunun için, eğer çıplak olarak kılarsa, namazın sıhhat şartlarından birini yerine getirmemiş olmaktan başka -kı­yam, rükû ve secde olmak üzere üç farzı da yerine getirmemiş olur. Fakat eğer müstahap olanı yapmayıp da ayakta kılarsa, o zaman necis elbise ile namaz kılması halinde olduğu gibi- yalnız bir şartı yerine getirmemiş olur. İmam Muhammed (Allah rahmet eylesin) herhalde-müstahap olduğu için- yalnız birin­ci İhtimali gözönünde bulundurmuş olacaktır ki, çıplak olarak namaz kılanın bir­den çok farzları yerine getirmediğini söylemiştir. Ahmed Meylani.

[7] Hz. Ömer'in rivayet ettiği hu hadisi, Buhari yedi yerde, Müslim cilt 3, s. 140'da, Tirmizi cilt 1 s. 198'de, Ebû Davud s. 307'de, Nesai cilt 2 s. 24 ve 144'de, lbn-i Mace s. 321, Darekutni s. 19'da, Ahmed cilt 1 s. 25 ve 43'de, Tayalisi s. 9'da, İbn-i Davud s. 38'de ve Beyhaki c 1 s. 41 ve 215’de kaydetmişlerdir.

[8] Bakara: 2/144.

[9] Şeyhü'l-Îslâm Burhanüddîn Ebu'l-Hasan Ali b. Ebû Bekir Merginânî, Hidaye Tercümesi, Kahraman Yayınları: 1/95-100.


Son Güncelleme : 14.02.2010 - 21:19

   
Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın
Derlemeye Ekle
Yazdır
E-mail olarak gönder
Benzer Konular

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayıtlı üyeler bir konuyu yorumlayabilir. Lütfen üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.6 © 2007-2012 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
Sonraki >
Kapa