Namaz kılmak
istiyen kimse için namaza başlamadan önce abdestsizlik ve pisliklerden
-yukarıda anlattığımız biçimde- temizlenmek gerekir. Cenâb-ı Hak metinleri
yukarıda geçen âyetlerde “Elbiseni
temizle” ve “Eğer cünüb olursanız
yıkanıp temizlenin» buyurmuştur. (Namazda avret yerlerini örtmek de gerekir.)
Zira Cenâb-ı Hak (Celle Celâlihu):
“Ey insan oğulları, her, mescide gidişinizde
en güzel elbisenizi giyiniz” [1] yani
avret yerlerinizi kapatınız, buyurmuştur. Peygamber Efendimiz de (Aleyhis
salâtü ves's-selâm): “Erginlik çağına
erenkadının baş örtüsüz namazı
yoktur” [2] buyurmuştur. Erkeğin avret
yeri göbeğin altından diz kapaklarına kadardır. Zira Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-selâtü
ve's-selâm);
“Erkeğin avret yeri göbeği ile diz
kapaklaruıuı arasıdır” bir rivayete göre; “Göbeğin altından başlayarak
diz kapaklarını geçinceye kadardır.” [3] diye
buyurmuştur. İmam-ı Şafii (Allah rahmet eylesin) her ne kadar: “Göbeğin kendisi
de avrettir” demiş ise de, bu hadisten, göbeğin avret olmadığı
anlaşılmaktadır. İmam-ı Şafiî: “Diz kapaklan avret değildir” demiştir. Biz ise,
ya bu hadisteki “Diz kapaklarını geçinceye” kadar deyimine veyahut “Diz kapağı avrettendir” [4]
hadisine dayanarak diz kapaklarının avret olduğu görüşündeyiz.
Hür olan
kadının yüzü ile ellerinden başka bütün vücudu avrettir. Çünkü Peygamber
Efendimiz(Aleyhi's-selâtü ve's-selâm):
“Kadın örtünmesi gereken bir avrettir” [5]
buyurmuştur. Ancak kadın yüz ve ellerini açmak zorunda olduğu için kadından bu
iki uzuv avret sayılmamıştır. Ben diyorum ki: hadisin ifâdesi ayağın avret
olduğunda nass ise de en sıhhatli olan görüşe göre ayak avret değildir. Zira
ayağm avret olmadığına dâir kuvvetli bir rivayet vardır.
Kadın namaz
kılarken bacağının dört veyahut üçtebiri açık olursa -İmam Ebû Hanife ile İmam
Muhammed'e göre- namazı sahih olup bir daha kılması gerekmez. İmam Ebû Yûsuf “Yarıya
yakın bir miktar bile açık olursa namazı yine sahihtir” demiştir. Çünkü
herhangi bir şeye, ancak karşısında olan bir başka şeyin ondan az olduğu zaman
«çok« denilir. Zira azlık ile çokluk birer izafi mefhum olup birbirlerine
göredirler.
İmam Ebû
Yûsuf'tan, kadının bacağından yarısı açık olduğu zaman namazın sahih olup
olmadığı hakkında iki rivayet gelmiştir. Zira herhangi bir şeyin yansı diğer
yarıya göre ne az, ne de çoktur. Çünkü diğer yan ondan az olmadığı için çok
değildir ve diğer yarı ondan çok olmadığı için az değildir.
İmam Ebû
Yûsuf namazın sahih olduğunu söylerken, bacağın açık olan yarısının kapalı olan
diğer yarıdan çok olmadığına, sahih olmadığım söylerken ise, diğer yandan az
olmadığına bakmıştır. İmam Ebû Hanife ile İmam, Muhammed: “Herhangi bir şeyin
dörtte biri gerek bir çok şer'i hükümlerde ve gerek konuşmalarda o şeyin
tamamı yerine kaim olur. Nitekim abdestte başın dörtte birini meshetmek başın
tamamını mesh etmek yerine ve hac menasikinde başın dörtte birini traş etmek başın
tamamını traş etmek yerine geçer ve nitekim herhangi bir kimse, bir başkasını
yalnız ön taraftan gördüğü zaman o kimseyi, dört taraftan biri olan sadece ön
taraftan gördüğü halde “Ben falancayı gördüm” der” demişlerdir.
Saç, karın ve
oyluk da öyledir. Yani aynı ihtilâf bunlarda da vardır. Zira bunların her biri
başlı başına bir uzuvdur. Saçın baştan sarkan kısmı, her ne kadar gusülde
yıkanması gerekmiyorsa da -sahih olan kavle göre- namazda örtünmesi gereken
avrettir. Zira gusülde yıkanmasının vâcib olmayışı, bedenden sayılmadiğı için
değil, zorluk olmasın diye yıkanması vâcib olmamıştır. İki bacak arasındaki ön
ve arka avretlerde de -ki bunlara ağır avret denilir- aynı ihtilâf vardır.
Sahih olan kavle göre zeker ile daşaklar ayn ayn avretlerdir.
Erkeklerin
bedeninden nereler avret ise, câriye olan kadınların avreti de oralardır.
Cariyenin sırtı ile karnı avrettir. Bu iki yerden yukarı olan kısımlar avret
değildir. Zira Hz. Ömer (Radı-yallâhü anh) rastladığı kapalı gezen bir
cariyeye: “At başından o örtüyü. Hür kadınlara benzemek mi istiyorsun?” diye
çıkışmıştır. Hem de gelenek oîarak câriye iş kılığında dışarı çıktığı için her
çıkışında örtünmeye mecbur tutulmasında zorluk vardır. Kişi, necis olan
elbisesini yıkamak için bir şey bulamadığı zaman necis elbisesiyle namaz kılar
ve namazını bir daha yenilemez. Bunun iki şekli vardırEğer elbisenin dörtte biri veyahut daha fazlası
temiz ise o elbiseyle namaz kılar. Çıplak olarak kılması caiz değildir. Çünkü
herhangi bir şeyin dörttebiri, o şeyin tamamı hükmündedir Eğer elbisenin temiz
olan kısmı dörtte birinden az olursa, İmam Muhammed'e göre yine böyledir.
İmam-ı Şafii'nin
de iki görüşünden biri bu yoldadır. Zira necis elbise ile namaz kılan kimse,
namazm sıhhati için bir tek şartı, çıplak olarak namaz kılan kimse ise, birden
çok farzları yerine getirmemiş olur. [6] İmam
Ebü Hanife i!e İmam Ebû Yûsuf'a göre ise bu durumda olan kişi muhayyerdir, isterse
çıplak olarak, isterse ki -en iyisi budur- necis elbise ile namaz kılar. Çünkü
gerek necis elbise ile ve gerek çıplak olarak namaz kılmak, zaruret bulunmazsa
caiz değildir. Namazda caiz görülen necaset miktan ile avretin açık olma
miktarının ikisi de dörtte birdir. O halde ikisi namazın hükmünde müsavidir.
Necasetle namaz kılmanın çıplak olarak namaz kılmaktan iyi olmasının sebebi de
şudur: Çünkü elbisenin temiz olması yalnız namaz için şarttır. Avret
yerlerinin kapatılması ise her zaman gereklidir.
Avret
yerlerini kapatacak esvap bulamayan kimse, çıplak olarak ve fakat oturarak
namaz kılar. Rüku ile secdeleri de işaretle yapar. Peygamber Efendimiz
(Sallallahü Aleyhi ve Sellem) böyle yapmıştır. Şayet ayakta kılarsa yine
caizdir. Zira oturarak namaz kılmada ağır avret yerleri kapalı olarak namaz
kılma imkânı bulunuyor. Ayakta namaz kılanın da rükû ve secdeleri hakkıyia yapması
mümkündür. Bunun için, kişi hangisini arzu ederse onu yapabilir. Bununla
beraber oturarak kılması daha evlâdır. Çünkü avret yerlerini kapatmak yalnız
namazda değil, her zaman gereklidir. Hem de onun yerine geçecek başka bir şey
yoktur. Tam rüku ve secdeler yerine ise, işaretler geçer.
Namazın
sıhhat şartlarından biri de niyetdir. Kişi namaza başlamadan, kılmak istediği
namaza niyet ederek ve ara vermeden iftitah tekbiresini alarak namaza başlar.
Çünkü Peygamber Efendimiz (Aleyhi's-selâtü ve's-selâm);“Ameller
ancak niyete göredir” [7]
buyurmuştur. Aynca namaza başlarken ayağa kalkıp kıbleye karşı durulur. Ayakta
durmak ise, namaz için olabildiği gibi herhangi bir iş için de olabilir. Eğer namaza
niyet getirilmezse, bu duruş normal diğer duruşlarda farklı olarak ibadet vasfını
taşımış olmaz. İftitah tekbiresinden önce edilen niyet de -eğer araya namaza
uygun düşmiyen bir davranış girmezse- makbuldür, îftitah tekbiresinden sonra
ise edilen niyet muteber değildir. Çünkü niyetten önce geçen kısım, niyetsiz
olarak yapıldığı için ibadet sayılmaz. Oruçta tan yeri ağardıktan sonra
getirilen niyete ise, zaruret için cevaz verilmiştir. Niyet mana itibarıyla
kasıt demek ise de, burada kişi hangi namazı kılmak istiyorsa kalbinde o namazı
kasdetmesi gerekir. Eğer kişinin kalbinde böyle bir kasıt yoksa, diliyle söylemesinin
hiç değeri yoktur, sonra, eğer kişinin kılmak istediği namaz nafile ise ona
mutlak niyet kâfidir. Sahih olan kavle göre sünnet olan her namaz için de
mutlak niyet kâfidir. Farz namazların niyetinde ise -farzlar değişik olduğu
için- kılmak istenen namazın belirtilmesi Meselâ öğle namazının farzı, ikindi
namazının farzı diye ayırd edilmesi gerekir.
Eğer kişi İmama
uyarak namaz kılıyorsa, aynca İmama uyma niyetini de getirmesi gereklidir.
Çünkü cemaatle kılınan namazm, İmamın herhangi bir yanlış davranışı yüzünden
fesada gittiği için, kişinin bunu önceden kabullenmesi gerekir. Namazın sıhhat
şartlarından biri de kıbleye yönelik olarak namaz kılmaktır,Zira Cenâb-ı Hak (Celle Celâllahu);
“Nerede olursanız yüzlerinizi onun (Mescidi
Haram'ın) semtine çevirin”[8]
buyurmuştur. Sonra Mekke'de olanlar için, bizzat kıbleye, Mekke dışında olan
kimseler için de -sahih olan kavle göre- kıblenin bulunduğu yöne yüzlerini
çevirmeleri gereklidir. Çünkü insana, gücünün yettiği kadar teklif vaki olur. Korku
içinde namaz kılan kimse, hangi yöne yüzünü çevirebiliyorsa, o yöne çevirerek
namaz kılar. Çünkü bu kimse mazur olduğu için, kıbleyi bilemiyen kimse
hükmündedir.
Eğer kişi
kıbleyi bilemiyor ve yanında kendisinden soracak kimse de bulunmuyorsa,
ictihad ederek namaz kılar. Zira Ashap (Radıyallâhü anh)ın kıbleyi hep ictihad
ederek namaz kılarlardı. Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de
onlara niçin böyle yapıyorsunuz? diye kınamaydı. Kaldı ki daha üstün bir imkân
bulunmadığı zaman zahir olan delil ile amel etmek vâcibtir. Başkasından sormak
ise, ictihad etmekten daha üstün bir imkândır.
Namaz
kıldıktan sonra kıblede yanlış olduğunu öğrenen kimse, namazını bir daha
kılmaz. İmamı Şafii (Allah rahmet eylesin): “Eğer namazda arkasını kıbleye
vermiş olduğunu öğrenirse, bir daha namazını kılmak zorundadır” demiştir. Biz
diyoruz ki: Kişinin yapabildiği şey ancak ictihad etmek idi, ki bunu
yapmıştır. Teklif de ancak yapılabilen şeyle olur.
Eğer karanlık
bir gecede bir kaç kişiye İmamlık eden kimse, yaptığı ictihad sonunda yüzünü
doğuya, arkasındaki kimselerden herbiri de keza ictihad ederek yüzünü bir başka
yöne çevirip namaz kılar ve hiçbiri İmamın nasıl yaptığım bilmezse, hepsinin
namazı sahihtir. Çünkü hepsi de ictihad etmiş ve kıble sandıklan yöne
yüzlerini çevirerek namaz kılmışlardır. Kabe içinde namaz kılan cemâatin İmama
muhalefetleri namazın sıhhatına nasıl mani değilse, bunlarında İmama
muhalefetleri mani değildir. İmamın nasıl yaptığını bilen kimsenin namazı ise
sahih değildir. Zira bu kimseye göre İmam kıblede yanılmıştır. Kıyam farzını
yerine getirmediği için imamdan ilerde duran kimsenin namazı da sahih
değildir.[9]
[6] Çünkü çıplak olarak namaz kılan kimse için oturarak
kılmak ve rükû ile secdeler yerine işaretler yapmak müstahaptır. Bunun için,
eğer çıplak olarak kılarsa, namazın sıhhat şartlarından birini yerine
getirmemiş olmaktan başka -kıyam, rükû ve secde olmak üzere üç farzı da yerine
getirmemiş olur. Fakat eğer müstahap olanı yapmayıp da ayakta kılarsa, o zaman
necis elbise ile namaz kılması halinde olduğu gibi- yalnız bir şartı yerine
getirmemiş olur. İmam Muhammed (Allah rahmet eylesin) herhalde-müstahap olduğu
için- yalnız birinci İhtimali gözönünde bulundurmuş olacaktır ki, çıplak
olarak namaz kılanın birden çok farzları yerine getirmediğini söylemiştir.Ahmed Meylani.
[7] Hz. Ömer'in rivayet ettiği hu hadisi, Buhari yedi
yerde, Müslim cilt 3, s. 140'da, Tirmizi cilt 1 s. 198'de, Ebû Davud s. 307'de,
Nesai cilt 2 s. 24 ve 144'de, lbn-i Mace s. 321, Darekutni s. 19'da, Ahmed cilt
1 s. 25 ve 43'de, Tayalisi s. 9'da, İbn-i Davud s. 38'de ve Beyhaki c 1 s. 41
ve 215’de kaydetmişlerdir.