| Yazan: Mustafa Refik,
Tarih: 26.07.2007 - 00:08
|
Okunma Sayısı : 1192 |
Bir kimse namazdan gafil olup uyusa veya namazı unutsa, hatırına ancak imama iktida edip namazı edâ ederken gelse evvela içinde bulunduğu namazı kılıp, ondan sonra hatırına gelen namazı kaza eder. Sonra imam ile kıldığı namazı iade eder. Zira tertib vaciptir. Kazaya kalmış namazlar "Fevait-i Kadime" ve "Fevait-i Hadise" olmak üzere ikiye ayrılırlar. Kazaya kalan namazlar beş vakitten fazla olursa tertib düşer. Geçmiş namazlarının çokluğundan dolayı tertib sahibi olmaktan çıkmış olan bir kimse, sonradan bu geçmiş namazlarından bir kısmını kaza etmiş olsa ve geçmiş namazları beş vakitten az kalmış bulunsa, essah olan kavle göre yeniden tertib sahibi olamaz. Bir gün, bir geceden fazla baygın kalan kimse, ayılınca geçen namazlarını kaza etmez. Daha az olursa kaza eder. Geçmiş namazların kazası edâ hesabıyladır. Yani bir kimse seferi halde iken öğle namazını geçirse ve mûkim durumda iken onu kaza etmek istese, iki rek'at olarak kılar. Mukim durumda iken geçirmiş olduğu bir namazı; seferi halde iken kaza etmek isteyen kimse, (Mesela öğle namazını) dört rek'at olarak kaza eder. Meşrû bir özür olmadan, herhangi farz olan bir namazı (vaktinde) edâ etmemek büyük günahtır. kaza etmekle de bu günah ortadan kalkmaz. Kaza ile yalnız terk etmenin günahı giderilir ve namazı kaza edince bundan dolayı azab olunmaz. Fakat te'hirin günahı bakidir. Ancak kazadan sonra tevbe etmekle giderilir. Kaza etmeden tevbe sahih değildir. Kaza namazı bulunan mükelleflerin, bunları acilen kılmaları gerekir. Üzerinde kaza namazı bulunan kimseler için, Kazaya kalmış namazları kılmak, nafile namazları kılmaktan çok daha ehemmiyetli ve çok daha münasiptir. Yalnız ma'ruf sünnetler bu hükümden müstesnadır. Bunlar nafile niyeti ile kılınır. Başkaları ise kaza niyetiyle kılınır.
Son Güncelleme : 06.08.2007 - 09:06
|