| Yazan: Mustafa Refik,
Tarih: 08.12.2007 - 20:13
|
Okunma Sayısı : 3299 |
Necaset bazı şeylerle
giderilir. Ki bunları şu şekilde sıralayabiliriz:
Temizleyici su: Temiz su,
bu iş için yeterli değildir.
Bizim ulemamız dediler ki: Temizleyici olmayan temiz
su, necaseti giderme hususunda temizleyici su gibidir. Sirke ve gül suyu gibi
sıkıldığında temiz sular da temizleyici su gibidirler. Bunların üçü, galiz de
olsa, görünse de, görünmese de bütün necasetleri (bu necasetler kişinin
bedeninde, elbisesinde veya namaz kılacağı yerde olsa bile) temizlerler.
Temiz su ile temizleyici
suyun açıklaması yapılacaktır.
Hanefi uleması dediler ki: Necasetli elbise, bir defa
bile yıkanmakla üzerinde görünen necaset giderilirse temiz olur. Tabii, bu
yıkama eğer akar bir suda veya üzerine su dökmekle oluyorsa. Fakat bu elbiseler
kapta yıkanıyorsa üç defa yıkanması ve her yıkanışta da sıkılması gerekir. Eğer
bu elbise necis bir boya ile boyanarak necis olmuş ise onu temizlemek için
üzerine su dökmek ve su berrak bir şekilde ondan akıncaya kadar yıkamaya devam
etmek gerekir. Üzerine dökülen su, saf olarak ondan damladığında boyanın rengi
üzerinde kalmış olsa bile elbise temizlenmiş olur. Renk ve koku gibi eserler
necasetin yerinde kalmış olsa, bunları gidermek zor olduğundan muaf sayılırlar.
Buradaki zorluğun ölçüsü, giderilmesi için sudan başka sabun ve benzeri
maddelere ihtiyaç duyulmasıdır.
Necis bir kına ile boyanmak
da böyledir. Adamın biri necis bir kınayı vücuduna yakarsa, bunu temizlemek
için üzerine su döker ve döktüğü su berrak bir şekilde akıncaya kadar bu işleme
devam ederse temizlenmiş olur. Dövme yapmanın hükmü de böyledir. Dövme için,
sözgelimi ele ya da dudağa iğne batırılıp kan çıkarılır. Sonra da bu kanın
üzerine çivit dökülür, bundan sonra yara iyileşince meydana gelen nakışlı ve
renkli iz necis olur. Ki bunun izini su ile gidermek mümkün değildir.
Bunu temizlemek, üzerine su
döküp, dökülen suyun ondan saf ve temiz olarak ayrılmasıyla tamamlanmış kabul
edilir. Necis yağların eseri de zarar vermez. Ölü hayvanın iç yağı böyle
değildir. O bizzat necistir. Görülmeyen necasete gelince onu yıkayan, yıkandığı
yerin temiz olmasını zannetmesi halinde sayısı şart olmaksızın temiz olur.
Vesveseli kimselerin üç defa yıkaması ve eğer yıkadığı şey elbise ise her
yıkadığında da sıkması; yıkadığı bir yer ise her yıkadığında temiz bir bez ile
kurulaması takdir olunmuştur. Bol su dökerek üzerindeki necasetten iz kalmazsa
yine temiz olur. Necis yer, kurumakla da temiz olur. Ayrıca temizlemek için su
ile yıkamaya gerek yoktur.
Vücudun üzerinde bulunan
görünür necaset, salt gidermekle temizlenmiş olur. Görünür olmayanlarda ise
galip zanna göre hareket edilir.
Necaset bulaşmış kaplara
gelince bunlar pişirilmiş topraktan, tahtadan, demir ve benzeri madenlerden
yapılmış olurlar. Ki bunları temizlemek de dört şekilde olur:
a- Yakmak,
b- Yontmak,
c- Silmek,
d- Yıkamak.
Kap, eğer pişirilmiş
topraktan veya taştan yapılmış ve aynı zamanda yeni ise ye necaset de bütün
kısımlarına sirayet etmiş ise, ateşte yakılarak temizlenir. Eğer eski ise
yukarıda geçtiği şekilde yıkayarak temizlenir. Eğer tahtadan yapılmış ve yeni
ise, yontarak temizlenir. Eski ise yıkayarak temizlenir.
Eğer demir, bakır, kurşun
veya camdan yapılmışsa ve ayrıca cilalı ise silerek temizlenir. Cilalı değilse
yıkayarak temizlenir.
Yağ, zeytinyağı gibi
necislenmiş sıvılara gelince, bunları temizlemek için şu yol takib edilir: Bu
sıvının üzerine üç defa su dökülüp tekrar üzerinden alınır. “Ya da bu sıvı dibi
delik bir kaba konularak üzerine su dökülür. Yağ üste çıkar. Sonra da
karıştırılır. Bilahare deliğin tıpası açılır. Su akıp gider. Ve geriye kalan
yağ da temizlenmiş olur. Bu, sıvılar için böyledir.
Necis olan nesne eğer katı
ise, necis olan kısmı kesilip atılır. Eğer bu nesne bal ise üzerine su dökülüp
kaynatılır. Eski haline dönünce de temizlenmiş olur. Necis su, akıtmakla
temizlenir. Şöyleki: Bu su bir taraftan konulup öbür taraftan çıkmakla
akıtılmış olur. Eğer bu su, necis bir kanal içindeyse, bir taraftan doluncaya
kadar üzerine su dökülür. Öbür taraftan akıtılınca da akarsu hükmüne girer ve
temizlenmiş olur.
Kanalın içinde önceden
bulunan su miktarınca su akması da şart değildir. Yine aynen bunun gibi necis
su, bir leğenin veya çanağın içindeyse, üzerine su dökülüp kenarlarından
taşarsa ve taşan bu su, önceden kap içinde bulunan su kadar olmasa bile
kuvvetli görüşe göre temizlenmiş olur. Kuyu ve hamam havuzlarıyla kurnaları da
üzerlerine su dökülüp taşırmakla temiz olur. Hanefiler, diğer bazı
temizleyicileri de bu saydıklarımıza ilave etmişlerdir:
Ovmak: Necis olan şeyi
kuvvetlice yere sürmek. Elle yahut ağaç parçasıyla kazımak da ovmak gibidir.
Mest ve pabuçlar da -üzerlerindeki necasetin bir cirmi olması kaydıyla- bu
şekilde temizlenir. Bu nesnelerin üzerindeki necaset, rutubetli de olsa, yani
kuruduktan sonra izi görülse de fark etmez. Kan ve dışkı gibi. Bu hususta Rasulüllah
(s.a.s.) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Sizden biriniz mescide
geldiğinde, pabuçlarını ters çevirsin. Eğer onlarda bir pislik varsa yere sürüp
silsin. Çünkü yer onları temizleyicidir.” Bunu Ahmed Müsned'de rivayet etmiştir.
Ama bu necasetlerin bir
cirmi yoksa kurumuş olsalar bile suyla yıkamak vacib olur.
Silmek: Necaseti giderecek
şekilde silmekle kaygan ve pürüzsüz olan şeyler temizlenirler. Kılıç, ayna,
cam, kemik, tırnak ve sırçalı kaplar gibi. Hacamat vurulan yeri üç defa ayrı
ayrı temiz ve ıslak bezle silmek de böyledir.
Hava ve güneşle kurutmakla
da yer ve yerde bulunan ağaçlarla çimenlikler ve benzen şeyler temizlenirler.
Taşınır olan kilim ve hasır gibi sergiler ancak yıkamakla temizlenirler.
Yerin temizlenmesi ise
kurumasıyla olur. Bu hususta Rasulüllah (s.a.s.) Efendimiz şöyle
buyurmuşlardır:
“Yerin temizlenmesi,
kurumasıdır.”
Bu gibi bir yerde namaz
kılmak sahihtir. Ancak bu yerin toprağıyla teyemmüm etmek caiz olmaz. Çünkü bir
yerin temiz olması ile temizleyici olması ayrı ayrı şeylerdir. Teyemmümde
toprağın temizleyici olması şarttır. Tıpkı abdestte suyun temizleyici olmasının
şart oluşu gibi!
Ovalamak: İnsanın kurumuş
menisi ovalamakla temizlenir. Rutubetli olanını ise suyla yıkamak vacibtir. Bu
mevzuyla ilgili olarak Peygamber (s.a.s.) Efendimiz, Hz. Aişe (r.a.) ye şöyle
demiştir:
“Eğer (meni) yaş ise onu
yıka. Kuru ise ovala.” Bunu Buhari ve İbn Mace rivayet etmiştir.
Ovaladıktan sonra izi kalsa
da bunun bir zararı olmaz. Taharetini (istincasını) suyla yapanın menisi
ovalamakla temizlenir. Taşla yapanınki değil... Zira taş, sünnet kertiği
(haşefe)nin başına yayılan sidiği temizlemez. Eğer sidik, haşefenin başına
yayılmaz da bilahare gelen meni bu sidiğin üzerinden geçmezse yine ovalamakla
temizlenir. Her ne kadar meni, penisin içinde sidiğin üzerinden geçiyorsa da bu
zarar vermez. Erkeğin menisiyle kadının içten dışarı çıkan menisi arasında fark
yoktur. Çünkü o da erkeğin menisiyle karışmaktadır. Hadiste anlatıldığına göre
meni, ovalamakla temizlenmektedir. İnsandan başkasının menisi ovalamakla
temizlenmez. Çünkü söz konusu ruhsat, insanoğlunun menisi için geçerlidir.
Başka meniler buna kıyaslanamaz.
Ditmek: Pamuk da necis olup
didildiğinde ditmekle temizlenmiş olur. Hanefiler, kolaylık olsun diye, bu
temizleyici hususlara diğer bazı şeyler daha eklemişlerdir:
Necis olan katı yağı kesip
atmak. Bu husus daha önce de anlatılmıştır. Ki buna bölme derler. Zira hakikatte
bu, necis olan parçayı azletmektir. Temizlemek değildir.
Necis olan şeyi, temiz
olanın parçalarından bölüp ayırmak. Aslında necis olan bir şeyi, necisliğini
görmeyene hibe etmek de böyledir. Hibe, gerçekte temizleyici bir unsur
değildir. Ama onu hibe alan için bu necis şey temiz sayılır.
Malikiler Uleması dediler
ki: Necasetin
yeri, temizleyici su ile yıkamakla temiz olur. Su, yıkanan şeyden temiz ve saf
olarak ayrılırsa bu yıkama, bir kez dahi olsa yeterli olur. Bu suyun vasfı,
necis olmayan kirlerle değişse de bunun bir zararı olmaz. Bu temizliğin
gerçekleşmesi için zor da olsa necasetin mahallindeki tadı da giderilmiş
olmalıdır. Tadının kalması, necasetin orada yerleşmiş olduğuna delalet eder.
Giderilmesi zor olmadıkça necasetin rengi ile kokusunun giderilmesi de şart
koşulmuştur. Eğer giderilmeleri zor olursa -söz gelimi bir necis ile
boyanmışsa- temizliğine hükmolunur. Temizliği yaparken suyu ısıtmak da
gerekmez. Ama soğuk suyu kullanmaktan aciz olanlar, ısıtırlar. Sabun, çöven otu
ve benzer şeyleri kullanmak da gerekli değildir. Necasetin vasıflarından
biriyle değişikliğe uğrayan yıkama suyu da necistir. Ama bu su, boya veya kir
ile vasfını değiştirirse necis olmaz.
Elbise, hasır, mest ve
ayakkabının necasete bulaşıp bulaşmadığı hususunda şüpheye düşülürse, bunların
tümünü kaplamasa bile bir defa, üzerlerine temizleyici su serpmek yeterli olur.
Eğer necasetin vücuda veya yere bulaştığı hususunda şüpheye düşülmüşse bu
durumda vücud veya yer ancak yıkamakla temizlenir. Zira su serpmek kıyasa
muhaliftir. Bununla ilgili olarak gelen nassta sayılan şeyler sınırlıdır. Ki
onlar da şu dört maddeden ibarettirler:
1. Elbise,
2. Hasır,
3. Mest,
4. Pabuç.
Bunları su ile yıkamak daha
ihtiyatlı olur. Zaten aslolan da budur. Suyu serpmekse, hükümde bir
hafifletmedir. Necis olduğu yakinen veya zannen bilinen yer üzerine bol
miktarda temiz su döküp necasetin aslı ve niteliği kaybolunca temizlenmiş olur.
Mescid-i Nebevi'ye idrarını boşaltan arabiye ilişkin hadis, bizim bu husustaki
mesnedimizdir:
“Arabi, gelip mescidde
işedi. Sahabilerin bir kısmı ona bağırıp çağırdılar. Peygamber (s.a.s.), onu
kendi haline bırakmalarını ve sonra da o yere bir kova su dökmelerini
emretti”. Bunu Buhari ve Tirmizi rivayet etmiştir.
Necis olan su, üzerine
temizleyici su dökmekle kendisindeki necasetin vasfı giderse temizlenmiş olur. Yağ,
bal, zeytinyağı gibi sudan başka sıvılar, az bir necasetle necis olurlar. Ve
hiçbir şekilde temizlenme kabul etmezler.
Hanbeliler dediler ki: Yer dışındaki necis şeyleri
temizleyici suyla temizlemek şu şekilde olur: Necis olan şey yedi defa
yıkanmalıdır, öyle ki, yedinci yıkayıştan sonra necasetin ne rengi ne tadı ve
ne de kokusu kalmamalıdır. Sözkonusu necaset, yedinci yıkayışta giderilmiş olsa
bile yedi defa yıkamakla temizlenmiş olur. Eğer bu necaset köpek ile domuzdan,
bunların kendi cinsleriyle veya başkalarıyla çiftleşmelerinden doğan
yavrularından olursa, bu yedi yıkamadan birinin suyuna temizleyici toprak,
sabun veya benzeri bir şey katmak gerekir. En doğrusu, bu katkı maddesini
birinci suya ilave etmelidir. Eğer yedinci yıkayıştan sonra necasetin eseri
kalırsa, giderilinceye kadar yıkamaların sayısı arttırılır. Necasetin tadını
gidermek çok zor olursa temizlenmiş olmaz. Ama muaf sayılır. Necasetin rengi ve
kokusunu birlikte gidermek zor olursa bu durumda necis olan yer temizlenmiş
sayılır.
Necaseti içine emip çekmiş
olan pislenmiş elbisenin temizlenmesi için her yıkayışta, içinde yıkanmakta
olduğu suyun dışına çıkarılıp sıkılması şarttır. Sıkarken de elbiseyi yaramaz hale
sokacak kadar sıkmamalıdır.
Necaseti emip çekmeyen
şeyler mesela kapları temizlemek için, üzerlerine yedi kez su döküp akıtmakla
olur. Sıkılması mümkün olmayan nesneleri temizlemek için bu gibi şeyleri dövüp
üzerlerine ağır bir şey indirmek yeterli olur. Veyahut da yedi yıkayıştan her
birinden sonra bu nesneyi ters çevirip suyu dökmek de yeterli olur. Necis olan
şey eğer yer parçası veya evin içindeki büyük-küçük havuzlar ile kaya
parçalarından biri ise, bunlardaki necasetin aynı gidinceye kadar üzerlerine
bol miktarda su dökmek yeterli olur.
Kendi arzusuyla ygmek
yemeye başlamış olan küçük çocuğun sidiğiyle necis olan bir şeyi temfcmek için
o şeyi suya daldırmak yeterli olur. Üzerine gelen su, kendisinden ayrılmasa da
zararlı olmaz. Bu durumdaki çocuğun kusuntusu da sidiği hükmündedir.
Şafiiler dediler ki: Temizleyici suyla “necaset-i
muğallaza”yı (necaset-i muğallaza, köpekten, domuzdan, bunların kendi
cinslerinden veya başka cinsten eşleriyle birleşmelerinden doğan yavrularından
sadır olan necasettir) temizlemek, yedi defa yıkamakla ve bu yedi yıkayıştan
birinin suyuna toprak katmakla mümkün olur. Bu toprağın temizleyici bir toprak
olması ve teyemmümde kullanılmış bir toprak olmaması gerekir. Teyemmüm
toprağından daha genel olması kasdedilen bu toprak, kırmızı kumu, sarı, kırmızı
ve beyaz renkteki toprağı, çamuru, un gibi başka bir unsurla karışık toprağı
kapsamına alır. Yıkama suyuna toprak katmak şu üç şekilde olur:
1. Necasetli yere dökmeden
önce su ile toprak birbirine karıştırılacak.
2. Necasetli yere önce su
dökülecek, sonra da buranın üstüne toprak konulacaktır.
3. Necasetli yere önce
toprak konulacak, sonra da üzerine su dökülecektir.
Toprakla yıkamanın bu üç
şeklinin uygulaması ancak, necasetin cisminin giderilmesinden sonra yeterli
olur. Eğer necasetin cirmi yoksa ve yeri de kuru ise bu üç şekilden birinin
uygulanması yeterli olur. Yok, eğer necasetin yeri rutubetli ise buraya önce
toprağı koymak temizleme işi için yeterli olmaz. Çünkü toprak, sudan daha zayıf
olması dulayısıyla necasetlenmiş olur. Diğer iki uygulama şekli yeterli olur.
Eğer necaset-i muğallaza, toprağın bizzat necis olmayan bir yerinde ise bu
yerin toprağı yedi yıkayıştaki sulardan birine katılabilir. Bu yedi yıkayıştan
birincisi, necasetin, aynının giderildiği yıkayıştır. Birden fazla yıkama
olmuşsa bile bu yıkayışların sayısı bir olarak kabul edilir ve altı yıkayış
daha ilave edilir. Mesela necaset, ancak altıncı yıkayışta giderilmişse bu altı
yıkayış sadece bir yıkayış kabul edilir. Ve bundan sonra altı kez daha yıkanır.
Diyelim ki yedi veya daha fazla sayıdaki yıkama ile necaset giderilebilmişse bu
yıkayışlara altı yıkayış daha eklenir. Necasetin rengi, tadı, kokusu gibi
niteliklerinin giderilmesine gelince bu, yedi yıkayışa bağlı değildir. Mesela
bu nitelikler yedinci yıkayışta giderilmiş olsalar bile bunlar yedi yıkayış
olarak kabul edilir ve ayrıca altı yıkayış eklenmesine gerek kalmaz.
“Muhaffef necaset'e gelince
bunu temizlemenin keyfiyyeti şöyledir: Necasetin bulunduğu yerin üzerine, akıp
gitmesi şartı aranmaksızın üstünü kaplayacak şekilde su serpilecektir. Bu
necaset, iki yaşım doldurmamış ve çeşitli nevileriyle sütten başka bir şeyle
beslenmeyen çocuğun, özellikle sidiğidir. Peynir, yağ tortusu ve kaymak da
sütün türlerinden sayılır. Bu süt ister insan, ister hayvan sütü olsun, aynı
hükme tabidir.
Ama kadın ve erselik
(hünsa, çift cinsiyetli)lerin idrarı böyle değildir. Bu hususta Peygamber
Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Kadının idrarı yıkanır.
Çocuğunkine ise su serpilir.” Bunu ebu Davud Tirmizi ve ibn Mace rivayet
etmişlerdir.
Erselikler de kadınlardan
sayılmaktadırlar. Çocuk, sütten veya çeşitlerinden başka bir şeyle beslenmese
bile iki yaşını doldurduktan sonra idrarı yıkamak gerekir. Yine bunun gibi, iki
yaşını doldurmamış olsa bile bir defa-cık olsun sütten başka bir şey yerse yine
idrarını yıkamak gerekir. Ama gıda maksadıyla değil de ilaç olarak böyle bir
şey yemişse bu, idrarına su serpmeye engel olmaz. Tabii, su serpmeden önce bu
necasetin aynını gidermek, mesela, idrar bulaşan yeri sıkmak veya kurutmak
gerekir. Yine aynen bunun gibi, su serperken necasetin evsafını gidermek de
gerekir. Yukarıda “...çocuğun özellikle sidiğidir” şeklinde bir kayıt
konmasının sebebi, sidikten başka pislikleri bu hükmün dışında tutmak içindir.
Çünkü o tür pislikleri yıkamak vacibdir.
Orta durumdaki necasete
gelince, bu yukarıda geçtiği gibi kendi arasında hükmi ve ayni olmak üzere iki
kısma ayrılır. Hükmi olanın cirmi, rengi, tadı ve kokusu olmaz. Çocuktan
başkasının kurumuş olan idrarı gibi. Ayni olanın ise cirmi, rengi, tadı ve
kokusu olur. Hükmi olanı temizlemenin yolu, bulunduğu yerin üzerine bilerek
dahi olmasa bir kez su dökmek yeterli olur. Ayni olanı temizlemek de böyledir.
Ancak bunda necasetin aynının giderilmesi de şarttır. Bu necasetin
temizlenmesinden sonra vasıflarının geride kalmasına gelince, kalan bu vasıf
eğer tadı ise ve giderilmesi de zor ise sakıncası olmaz. Buradaki zorluğun
ölçüsü, söz konusu vasfın kesmekle giderilemeyişidir. Bu durumda necasetli yer,
afvolunan necasetlerden sayılır. Ama bundan sonra gidermek mümkün ise
giderilmesi vacib olur. Tabii bu hal ile daha önce kılınan namazları iade etmek
vacib olmaz. Necasetin bu vasfım gidermek zor olursa bu mazuriyeti kabul
edilinceye kadar sabun ve benzeri şeylerden yararlanmak da vacib olur. Renk ve
koku vasıfları birlikte kalırsa hüküm yine aynıdır. Eğer renk veya koku
vasıflarından biri kalırsa ve giderilmesi de zor olursa necaset mahalli temiz
olmuş savılır. Zorluğun ölçüsü, üç defa su ile yıkayıp ovalamakla rengin veya
kokunun gitmemesidir. Eğer bundan sonra söz konusu vasıflardan birini giderme
imkanı doğarsa, necaset yerinin temizlenmiş olduğuna hükmedilmez. Her üç
şekilde de necasetin giderilmesinde aranan şart, eğer su az ise, su necasetin
üzerine akıp gelmelidir. Eğer su az ise necaset de su üzerine akıp geliyorsa bu
durumda her ikisi karşılaşmakla su necis olur. Eğer su necis olup vasfını
değiştirmemiş ise üzerine kulleteyn miktarını buluncaya kadar temizleyici su
ilave edilir. Böylece de temizlenmiş olur. Kulleteyn Eni 48 cm. Yüksekliği de 96 cm.lik küp şeklindeki kaptan iki kap dolusu kadar olan 221 lt. sudur. Eğer su, vasfını değiştirerek necis
olmuşsa, az olsun çok olsun temiz olmaz. Ancak kulleteyn miktarını buluncaya
kadar üzerine temizleyici su ilave edilirse ve su da tekrar eski evsafını elde
ederse temizlenmiş olur. Sidik ve şarap gibi orta durumdaki sıvı bir necasetle
pislenen yerin temizlenmesine gelince, bu yer necaseti eğer içine çekip emmişse
her tarafını kaplayacak şekilde üzerine su dökmek gerekir. Eğer emip içine
çekmemişse öncelikle bu sıvı kurutulmalı, sonra da bir kez dahi olsa üzerine su
dökmelidir. Eğer bu yer katı yerde bulunan orta nitelikli bir necasetle
pislenmiş ise bu yeri temizlemek için, eğer yerde eser bırakmamış ise yalnız
necaseti kaldırıp atmalıdır. Yok, eğer nemli olup yerde eser bırakmışsa
necaseti kaldırıp attıktan sonra yerin tamamını kaplayacak şekilde üzerine su
dökmelidir.
Necasetin aynının
(kendisinin) yarayışlı hale dönmesi de necaseti gideren unsurlardan
sayılmaktadır. Şarabın sirkeye, ceylan kanının miske dönüşmesi gibi… Necasetin
ateşle yakılması da bunlardandır.
Hanefi Uleması dediler ki: Necaseti ateşle yakmak onu
temizler.
Şafii ve Hanbeliler: Ateşle yakmayı, necaseti
temizleyici şeylerden saymamışlardır. Bunlar derler ki: Ateşte yakılan
necasetin hem külü, hem de dumanı necistir.
Malikiler dediler ki: Ateş necaseti gidermez.
Fakat meşhur olan rivayete göre, ateşte yakılan necasetin külünü bundan istisna
etmişlerdir.
Ölü hayvanların derilerinin
dibağ edilmesi de bunlardandır. Yalnız dibağın deriyi temizleyip temizlemediği
hususunda Hanefi Uleması: Selem ağacıyla, şapla ve benzeri maddelerle
yapılan hakiki dibağ ile topraklama, güneşte ve havada kurutma şeklinde yapılan
hükmi dibağ arasında bir ayrım yapmamışlardır. Dibağ yapılmaya tahammülü olması
halinde dibağ, ölü hayvan derilerini de temizler. Ama dibağ yapılmaya tahammülü
olmayan hayvan derileri temizlenmezler. Yılan derisi gibi! Domuz derisi dibağla
temizlenmez, ama köpeğinki temizlenir. Zira sahih olan görüşe göre o, aynen
necis değildir. Deri temizlendikten sonra, üzerinde namaz kilmabilir. Ancak
yenmesi caiz olmaz. Derinin üzerindeki tüy ve benzeri şeyler temizdir. Nitekim
bu husus, daha önce de anlatılmıştır.
Şafi Uleması: Temizleyici dibağ, ancak
dili yakabilen ve acı veren bir dibağdır, demişlerdir. Bu şekildeki bir dibağ
ile derideki rutubet ve fazlalık gider ve daha sonra da pis kokmaması sağlanmış
olur. Dibağlama maddesi, kuş pisliği gibi necis bir şeyle olsa bile bu, necis
olmuş bir elbiseye benzer. Daha sonra temizlemek için yıkanır. Köpek ile
domuzun, bunların gerek kendi cinslerinden, gerek başka cinslerden temiz olan
eşleriyle çiftleşmelerinden doğan yavrularının derileri dibağ yapmakla temizlenmez.
Dibağ yapılan derilerin üzerindeki yün, kıl, tüy ve kanat tüyleri de temiz
olmaz. Fakat İmam Nevevi, giderilmeleri meşakkatli olduğundan dolayı bunların
azının muaf sayılacağını söylemiştir.
Malikiler ise: Bunlar dibağı, temizleyici
şeylerden saymamışlardır. Hadiste varid olan tahareti, nezafet dediğimiz normal
temizlik manasında telakki etmişlerdir. Dibağ yapılan deriyi kuru ve
temizleyici şeylerde kullanmaya ruhsat vermişlerdir.
Bunların üzerinde herhangi
bir şey de öğütülmemelidir. Kuru şeylerde kullanılmasını derken, kuru şeye
derinin pisliğinin bulaşmayacağını göz önüne almış bulunuyoruz. Temizleyici
şeylerde kullanılmasını derken de, temizleyici şeyin, necaseti kendi kendinden
uzaklaştıracak güce sahip olduğunu göz-önüne almış bulunuyoruz. Derinin üzerindeki
yün ve benzeri şeyler ise temizdirler. Zira bunlara hayat nüfuz etmemiştir.
Hayvanın ölümü nedeniyle necis olmazlar. “Dibağ, temizleyici unsurlardan
değildir” sözü, Malikiler nezdinde meşhur bir görüştür. Fakat bu mezhebteki
bazı muhakkikler dibağın, temizleyici bir unsur olduğunu söylemişlerdir.
Hanbeliler: Ölü hayvanların derilerini
dibağ etmek, temizleyici olmaz demişlerdir. Ancak, dibağ edilen bu derileri
kuru şeylerde kullanmanın mubah olduğunu söylemişlerdir. Ölü hayvanın yün, kıl,
tüy ve kanat tüylerine gelince, bunlar temizdirler.
Necis olan şeyi yıkarken
niyet etmeye gerek yoktur. Su dışındaki sade yağ, bal ve zeytinyağı gibi
sıvılar necis olduklarında temizlenme kabul etmezler. Bizim Ulemamız:
Yukarıda sayılan sıvılar su ile temizlenmeyi kabul ederler. Su ile
temizlenmelerinin keyfiyeti de daha önce temizleyiciler bahsinde anlatılmıştır.
Katı olanlara gelince
bunların, necaseti içine çeken kısmı hariç, diğer kısmı temizlenmeyi kabul
eder. Hanefi Uleması: Katı maddeleri sınıflandırarak demişlerdir ki:
Eğer pislenen şey bir kap veya benzeri nesnelerden ise, daha önce de
temizlemenin keyfiyeti bölümünde anlatılan şekilde temizlenme kabul eder. Eğer
pislenen şey, et ve buğday gibi pişirilen nesnelerden ise, kendisine necaset
bulaşmış olduğu haliyle pişirilirse, kaynatıldıktan sonra artık hiçbir surette
temizlenme kabul etmez. Fetva bu yöndedir. Çünkü bu nesnenin bütün parçaları
necaseti içine çekmiştir. Yine aynı şekilde tavuk da karnı yarılıp içerisindeki
pislikler çıkarılıp, suyla temizlenmeden kaynatılırsa artık hiçbir surette
temizlenme kabul etmez. Hayvan başlan ve işkembe etleri de böyledir. Bunlar,
yıkanıp temizlenmeden kaynatılırlarsa artık hiçbir şekilde temizlenme kabul
etmezler.36
Malikiler: necaseti içine çeken katı
maddelerden temizliği kabul etmeyen şey, necasetle pişmiş bir ettir. Ama
piştikten sonra üzerine bir necaset düzecek olursa temizlenme kabul eder. Necis
bir suyla kaynatılan yumurta, necis bir tuzla tuzlanan zeytin ve derinliklerine
necaset düşüp nüfuz eden toprak kaplar da aynı şekilde temizlenme kabul
etmezler.
Hanbeliler: Bunlar, kaynatılmış
yumurta dışında Malikilere muvafakat etmişlerdir. Kabuğu sert olduğundan ötürü yumurta,
içinde kaynamakta olduğu sıvıyı içine çekmez. Dolayısıyla da temizlenme kabul
eder. Bunlar, pişirilmiş etle haşlanmış et arasında bir ayırım yapmazlar. Her
iki halde de necis et, temizlenme kabul etmez.
Şafiiler dediler ki: Necaseti içine çeken katı
maddeler temizlenme kabul ederler. Eğer et, necis bir şey içinde pişirilirse
veya buğday tanesi necaseti içine çekerse veyahut da bıçak, necis bir suyla
sulanırsa, üzerlerine su dökmekle hem içi hem de dışı temizlenmiş olur. Ancak
hamuru, katı bir necasetle yoğurulmuş olan bir kiremit temizlenme kabul etmez.
Bu, ateşle yakılsa da, suyla yıkansa da temizlenmez. Bir sıvı ile necis olan
şeyler böyle olmayıp, kendilerini kaplayacak şekilde üzerlerine su dökülürse
temizlenmiş olurlar.
Son Güncelleme : 29.01.2008 - 18:06
|