Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

Nikah Öncesi

Kadın eğer talibi var ve onunla evlenecekse ancak bir hastalığı varsa, kendisine talip olana kendisinin yada Velisinin talip olan kimseye onun kusur veya hastalığını bildirmesi gerekir. eğer bildirilmezse aldatma söz konusu olur. Aldatmak ise caiz değildir.

Kadın evlenmek için kendisini arz edebilir. Bunda sakınca yoktur. Kızların evlenme taleplerini gazete sayfaları ve dergilerde ve ilgili internet sitelerinde özelliklerini belirterek ilan etmeleri edebe hayâya ve tesettürün haşmetine aykırıdır. Bu Müslümanların âdeti olmayıp terk edilmesi gerekir. Bu çok çirkin bir davranıştır. Bunları yapanların genellikle ne karakterde oldukları malumdur. Kadının kendini arzetmesi mevzusuyla alakalandırılamaz.

Nişanlı Erkek, evlilik öncesinde onunla evlenmek istemediğini anlarsa, nikâh akdinden önce bunu bildirmesi gerekir.

Eğer kıza velisi razı olduğu birisini takdim ederse, diğer akrabalarının onunla evlenmesine itiraz etme hakları yoktur. Zira onlar velayet sahibi değillerdir.

Kızın doğurganlığı hususunda sorun varsa eğer bu sorun başka kadınlarda da bulunup geçici bir şeyse bildirmesi gerekmez. Bu hastalık ağır olup kalıcı ise, bunun talib olana bildirilmesi gerekir.

Kadının küçüklüğünde başına gelen bir hadise sebebiyle bekareti bozulmuşsa; Dinen bunun gizlenmesine bir engel yoktur. Duhulden sonra bunu sorduğu zaman hakikatini bildirir. Bu örfle de alakalıdır eğer toplum bu hususta hassas ise nikah evvelinde beyan edilmelidir ki Müslümanların ilişkileri bozulmasın. Bunun çeşitli sebepleri olabilir. Bekâret zina dışında bir sebeple de bozulmuş olabilir. Dış görünüşünde istikamet sahibi ise ona hüsnü zanda bulunmak gerekir. Nitekim bekâret, hayzın şiddeti ile veya bir yerden bir yere atlamak ile de bozulabilmektedir. Eğer çirkinlik yapmış sonra da tevbe edip hayırlı ameller izhar etmişse bunda zarar yoktur.

Operasyonla bekaret yaptırmak caiz değildir zira bunda aldatmak vardır..!

Bir kadına talip olanın o kadının başına, yüzüne, ellerine ve ayaklarına bakmasında sakınca yoktur. Ellere ve yüze bakması yeterlidir de denilmiştir. Ancak bizim dediğimiz daha doğrudur. Lakin yalnız kalmamaları gerekir. Halvet olmaması için üçüncü kişinin çocuk olması yetmez, büyük olmalıdır. Talip olan kişinin kızla konuşması: Eğer nikâh için maslahat gereği ise caizdir. Bununla beraber daha evla ve ihtiyatlı olanı bunu velisi ile konuşmasıdır.

Evlilikten önce buluşmaya gelince; Şayet nikâh akdinden sonra fakat düğünden önce buluşmak isterlerse bunda sakınca yoktur. Zira düğün merasimi yapılmamış olsa bile nikâh akdi ile onun eşi olmuştur. Ama nikâh akdinden önce söz kesilmişken veya bundan önce görüşmeleri haramdır. Kişinin mahremi olmayan kadınla konuşması, ona bakması, yalnız kalması caiz değildir.

Günümüzde nişanla beraber nikah kıyılmaktadır. Şayet bunun ne demek olduğu biliniyorsa mesele yok. Ama sırf rahat görüşülsün konuşulsun ise bu doğru değildir. Zira genelde bu nikahlar muhtelif şartlarla kıyılıyor ki bu şartlar batıldır ve kadın erkeğin gerçekten karısı olmuştur ve her dilediğini yapmakla mükelleftir. Aksi halde islamın müesseselerini zayıflatmak ve hududlarını tahrib etmek vardır. Hele daha kötüsü nişanlar atılıyor ama nikah bozulmuyor. Kız başkasıyla nikahlanıyor Allah muhafaza buyursun bundan daha çirkin bir şey yoktur.

Baba ile anne ihtilaf eder, anne birini, baba birini tercih ederse bu işi kıza sormaları gerekir. zira onunla beraber yaşayıp hayatını paylaşacak olan odur. Her halukarda kızın fikri zaten alınmalıdır. Ama kız, din ve ahlak bakımından dengi olmayan birini tercih ederse bu iş onun görüşüne bırakılmaz.

Erkek ve kadın için evlenmeye uygun bir yaş tahdidi yoktur. Kadının evlilik için uygun olan eşi beklemesi gerekir. Eğer Salih ve uygun birisi talip olursa, kendisinden büyük olsa bile muvafakat etmesi gerekir. Erkek ve kız Salih iseler yaş bir mazeret ve bir kusur sayılmamalıdır.

Evlilikten önce tıbbi muayeneye gerek yoktur: Her ikisinin de Allah’a hüsnü zan etmeleri gerekir. Muayene doğru olmayan sonuçlar verebilir. Ancak bilinen ve ölümcül ve dahi bulaşıcı hastalıklara (AIDS gibi) düçar olmamak için ben bu nevi muayenelerin yapılmasını uygun görürüm. En doğrsunu bilen Allah'dır...

Müslüman kadının bir kâfirle evlenmesi caiz değildir, nikâh kıyılsa dahi batıldır.

Kadının dengi olan talibine muvafakat etmesi, öğrenim görüyor yada çalışıyor olmasının buna mani teşkil etmemesi gerekir. Özellikle bu asırda evliliğin pek çok faydaları vardır.

Kadın için meşru olan evlenmesidir. Zira bunda namusun korunması, gözün haramdan sakınılması, neslin çoğalması söz konusudur. Evlenmemekte ise büyük tehlikeler vardır. Zira bunda sünnete muhalefet vardır. Kadının kendisine münasip bir talibi olduğu zaman evliliği geciktirmesi layık değildir. Fakat sadece kendisinin bilip insanların bilmesini istemediği, buna arzusu olmaması veya evliliğe engel başka bir özrü varsa, evlenmemesinde sakınca yoktur.

Talip hakkında kendisine danışılan kişi gerçeği söylemelidir. Bu şahitliktir. Yalan söylemesi caiz değildir.

Kızın: “Velim bu kimseden razı ise ben de razıyım” diyerek talepte bulunması sahihtir.

Anne babası razı olsa bile, kızı razı olmadığı kimse ile evlenmeye zorlamak caiz değildir.

Gizli nikâh: İslam’da evlilik nikâhın ilan edilmesine bağlıdır. Gizlemek caiz değildir. Bunun meşruiyeti için ilan edilip gizlenmemesinde önemli hikmetler vardır. Bunların en önemlilerinden biri: zina ile evliliğin ayırt edilmesidir. Zira zina gizli yapılır. Evliliğin şahitlere ilan edilmesi yeterlidir.

Eğer kadın talibinden okumasına engel olmaması şartını isteyerek evlenmişlerse bu şart sahihtir. Kocasının buna engel olma hakkı yoktur. Eğer engel olmaya kalkarsa kadın serbesttir. Dilerse onunla kalır, dilerse şer’i hâkime giderek nikâhın feshini isteyebilir.

Erkeğin kadına, kocasının ölümünden sonra evlilikten uzak durması şartı koşması caiz değildir. Buna itaat de gerekmez.

Resmi nikâh ve örfi nikâh: Şer’i şartlar yerine geliyorsa resmi nikâhta sakınca yoktur. Her Müslüman erkek ve kadının şer’i nikâh ile evlenmesi gerekir. Bu nikâh ise nikâh rükünlerini ve şartlarını kapsıyorsa şer’i nikâh sayılır. Bu şartlar: mehir, şahitler ve eşlerin rızasıdır.

Eğer eşler kadının belirlenmiş bir sürede ailesinde kalması hususunda ittifak etmişlerse, nikâh da gizlenmeyip ilan edilmişse bunda sakınca yoktur.

Talip olan kadının taliplisi önünde süslü elbise ile veya makyaj ile süslenerek çıkması caiz değildir. Zira onun namahremidir. Zira talipli onu süslü halde görür, sonra kadın bu halini değiştirir, onun gözünde de durumu değişir.

Balayı denilen şey Caiz değildir. Zira bu gayrimüslimleri taklittir. Bunda malın ziyan edilmesi ve özellikle gayri İslami ülkelerde din işlerinin zayi edilmesi söz konusudur.


Bu kategori şuan boş

  • Ailede Adab  ( 2 konu )
  • Mehir  ( 4 konu )

    Mehir, Kadının nikâh akdiyle yahud cima ile hakettiği malın ismidir.

    Mehir; nikâh'ın rüknü veya şartı değildir. Nikâh sonucu ortaya çıkan bir hükümdür. Netice olarak mehir tayin etmeksizin kıyılan nikâh sahihtir. Kadın bu akidle "Mehr-i Misle" hak kazanır.

    Nikâh sırasında "Mehir'in" miktarını belirtmek ve kadına teslim etmek ise müstehabdır. Kadın; nikâh anında tesbit edilen mehrin tamamını veya bir kısmını almadan, kocasına kendisini teslim etmeyebilir. Şer'an hiçbir vebal altına girmez.

    Mihri ertelemek caizdir. Bilinen belirli bir süre verilmişse bu sürede verilmelidir.

    Eğer belirli bir süre tayin edilmemişse, boşanma, nikâhın feshi ve ölüm gibi ayrılık durumlarında hak edilir.

    Eğer kocası zenginse kadının mihri müeccelden zekât vermesi gerekir. Fakirse gerekmez.

    Eğer reşit ise kadının ertelenmiş mehiri bağışlaması caizdir. Ama eğer buna zorlanırsa veya yapmadığı takdirde boşanma ile tehdit edilirse mehir hakkı çıkmaz ve buna zorlamak caiz değildir.

    Eğer malı yoksa mihrin kadına Kur’ân öğretmek olarak nikâh anında belirlenmesi mümkündür.

    Mihr olarak Mushaf vermek caizdir. Âlimlerin görüşlerinden sahih olanına göre Mushaf alım satımı caizdir.

    Kadının mihr olarak umreyi şart koşmasında sakınca yoktur.

    Babasının, kızının mihrinden müsadesi dahilinde ona zarar vermeksizin alması caizdir.

    Kadının mihre hak sahipliği nikâh ile başlar ve ilişki, halvet veya ikisinden birinin ölümü ile tamamlanır.

    Zifaftan veya halvetten önce boşarsa, mihrin yarısı gerekli olur. Fakat ikisinden birinin bundan vazgeçmesi caizdir.

    Nikâh sebebiyle alınan babasına, kardeşine elbise gibi şeyler mihre dâhildir.

    Nikâh kıyılmış fakat mehir belirlenmemişse nikâh sahihtir. Bu “tefviz” diye isimlendirilir ve mihri misil uygulanır.

    Eğer zifaftan önce talak ile ayrılırlarsa kocanın kendisine zor gelmeyen bir mut’a ödemesi gerekir.

    Eğer zifaftan önce kadın tarafından bir ayrılık olursa ona bir şey gerekmez.

    Mihrde aşırı gitmek dine aykırıdır. En bereketli evlilik kolay olanıdır. Ondaki masraf azaldıkça bereket artar. Bu çoğunlukla kadınlara yada kız tarafına bağlı olmaktadır. Zira kadınlar kocalarını ağır mihir ve çeyiz yükü altına sokmaktadırlar.

  • Haram Kadınlar  ( 10 konu )
  • Sıfatı  ( 1 konu )

    Nikâh tevakan (şiddetli şehvet) halinde vacip olur. Nikâhlanmadığı takdirde zina edeceğini bilirse farz olur. Bu mehir ve nafakaya malik olduğuna göredir. Aksi takdirde (Mali durumu yerinde değilse) terkinden dolayı günahkâr olmaz. Aslolan, itidal halinde "Sünnet-i Müekkede" olması ve terkinden dolayı günaha girmesidir. Namuslu olmayı ve çocuk doğurmayı niyet ederse sevab kazanır. İtidalden murad; cimaya, mehir ve nafakayı vermeye kadir olmaktır. Zulüm ve korku (kul hukukuna riayet edememe) halinde nikâhlanmak mekruhtur.

    Mali durumu yeterli olmayan veya aile hukukunu koruyamayacağı hususunda endişeye kapılan kimsenin evlenmesi mekruhtur. Evlendiği takdirde zinadan korunacağı, aksi takdirde zinaya düşeceği zann-ı galib'le sabit olan kimse, aile hukukuna riayet edemeyeceği ve eşine cefa edeceği korkusu bulunsa bile evlenmesi gerekir. Ancak, evlenmese dahi, "Zina'ya düşmeyeceğini" bilen ve evlendiği takdirde yüzde yüz zulmedeceğini hisseden kimsenin evlenmemesi esastır.

Kapa