Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

Nikah

Allahu Teala insanları belirli bir fıtrat üzere yaratmıştır. Erkek ve kadın, belirli bir yaştan (bulûğa erme) itibaren birbirlerine karşı ilgi duyarlar. Bu ilgi normaldir ve insan fıtratının tabii bir sonucudur. Neslin devamı ve dünyanın insan eliyle imarı, bu ilgiye bağlıdır.

Mücerred ahlaki nasihatlerle ve uhrevi terhib ve tergiblerle bu alaka önüne geçilemez. Dolayısıyla evlenmeleri kolaylaştırmak şarttır.

İslâm toplumunda en önemli konulardan birisi "Cinsi terbiye'dir". Ancak şurası unutulmamalıdır ki, cinsi terbiye sadece "Nasihatla" olmaz. Çocuk bülûğa erince derhal evlendirmek, en iyi terbiye usulüdür.

Sırf ibadetlerle meşgul olmak için evlenmeyi terketmekten ise, evlenip evlâd-û ıyal ile meşgul olmak daha efdaldir. Hatta Nikâhla meşgul olma, nafile ibadetlere kendini vermekten efdaldir.

Nikâh'ın lûgat manası zam ve cem yani eklemek ve bir araya toplamaktır. İslâmi ıstılâhta; Şer'an nikâhlanmalarına bir mani bulunmayan bir erkekle, bir kadının bir birlerinden istifade etmek arzusuyla yaptıkları akide nikâh denir.

Nikah tazelemek diye bir uygulama İslam’da yoktur.

  • Ailede Adab  ( 2 konu )
  • Mehir  ( 4 konu )

    Mehir, Kadının nikâh akdiyle yahud cima ile hakettiği malın ismidir.

    Mehir; nikâh'ın rüknü veya şartı değildir. Nikâh sonucu ortaya çıkan bir hükümdür. Netice olarak mehir tayin etmeksizin kıyılan nikâh sahihtir. Kadın bu akidle "Mehr-i Misle" hak kazanır.

    Nikâh sırasında "Mehir'in" miktarını belirtmek ve kadına teslim etmek ise müstehabdır. Kadın; nikâh anında tesbit edilen mehrin tamamını veya bir kısmını almadan, kocasına kendisini teslim etmeyebilir. Şer'an hiçbir vebal altına girmez.

    Mihri ertelemek caizdir. Bilinen belirli bir süre verilmişse bu sürede verilmelidir.

    Eğer belirli bir süre tayin edilmemişse, boşanma, nikâhın feshi ve ölüm gibi ayrılık durumlarında hak edilir.

    Eğer kocası zenginse kadının mihri müeccelden zekât vermesi gerekir. Fakirse gerekmez.

    Eğer reşit ise kadının ertelenmiş mehiri bağışlaması caizdir. Ama eğer buna zorlanırsa veya yapmadığı takdirde boşanma ile tehdit edilirse mehir hakkı çıkmaz ve buna zorlamak caiz değildir.

    Eğer malı yoksa mihrin kadına Kur’ân öğretmek olarak nikâh anında belirlenmesi mümkündür.

    Mihr olarak Mushaf vermek caizdir. Âlimlerin görüşlerinden sahih olanına göre Mushaf alım satımı caizdir.

    Kadının mihr olarak umreyi şart koşmasında sakınca yoktur.

    Babasının, kızının mihrinden müsadesi dahilinde ona zarar vermeksizin alması caizdir.

    Kadının mihre hak sahipliği nikâh ile başlar ve ilişki, halvet veya ikisinden birinin ölümü ile tamamlanır.

    Zifaftan veya halvetten önce boşarsa, mihrin yarısı gerekli olur. Fakat ikisinden birinin bundan vazgeçmesi caizdir.

    Nikâh sebebiyle alınan babasına, kardeşine elbise gibi şeyler mihre dâhildir.

    Nikâh kıyılmış fakat mehir belirlenmemişse nikâh sahihtir. Bu “tefviz” diye isimlendirilir ve mihri misil uygulanır.

    Eğer zifaftan önce talak ile ayrılırlarsa kocanın kendisine zor gelmeyen bir mut’a ödemesi gerekir.

    Eğer zifaftan önce kadın tarafından bir ayrılık olursa ona bir şey gerekmez.

    Mihrde aşırı gitmek dine aykırıdır. En bereketli evlilik kolay olanıdır. Ondaki masraf azaldıkça bereket artar. Bu çoğunlukla kadınlara yada kız tarafına bağlı olmaktadır. Zira kadınlar kocalarını ağır mihir ve çeyiz yükü altına sokmaktadırlar.

  • Haram Kadınlar  ( 10 konu )
  • Sıfatı  ( 1 konu )

    Nikâh tevakan (şiddetli şehvet) halinde vacip olur. Nikâhlanmadığı takdirde zina edeceğini bilirse farz olur. Bu mehir ve nafakaya malik olduğuna göredir. Aksi takdirde (Mali durumu yerinde değilse) terkinden dolayı günahkâr olmaz. Aslolan, itidal halinde "Sünnet-i Müekkede" olması ve terkinden dolayı günaha girmesidir. Namuslu olmayı ve çocuk doğurmayı niyet ederse sevab kazanır. İtidalden murad; cimaya, mehir ve nafakayı vermeye kadir olmaktır. Zulüm ve korku (kul hukukuna riayet edememe) halinde nikâhlanmak mekruhtur.

    Mali durumu yeterli olmayan veya aile hukukunu koruyamayacağı hususunda endişeye kapılan kimsenin evlenmesi mekruhtur. Evlendiği takdirde zinadan korunacağı, aksi takdirde zinaya düşeceği zann-ı galib'le sabit olan kimse, aile hukukuna riayet edemeyeceği ve eşine cefa edeceği korkusu bulunsa bile evlenmesi gerekir. Ancak, evlenmese dahi, "Zina'ya düşmeyeceğini" bilen ve evlendiği takdirde yüzde yüz zulmedeceğini hisseden kimsenin evlenmemesi esastır.

Kapa