Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

Nikahta Velayet

"Veli" lûgatta; sahib, ve düşmanın hilâfı'dır. Örfen "Veli"; Allahu Teala'yı bilen (Mü'min) kimsedir. Malûm olduğu üzere; mükellef hür kadının nikâhı velisiz münakid olur. Ancak küçük çocukların, akli melekelerinde zaaf bulunan kimselerin ve kölelerin nikâhlarının sıhhati için velinin izni şarttır. Zira bunlarda "Aciz" olma durumu sözkonusudur. Lehlerindeki ve aleylerindeki durumları kat'i olarak kavrayamazlar.

Şu dört sebeple, velâyet hakkı sabit olur:

1) Karabet (Akrabalık),

2) Velâet (Efendilik),

3) İmamet (Ulû'l Emir ve O'nun naibi olmak),

4) Malikiyet (Sahibi bulunmak)" hükmünde ittifak etmiştir.

Velâyet; başkası üzerinde ister-istemez sözünü geçirmektir. Bu söz, velâyet'in fıkhi tarifidir. 

Velinin izni, nikâhın sıhhatinin şartı değildir. Kendi malında tasarruf eden herkes, nefsinde de tasarruf eder. Malında tasarruf edemeyen (Küçük çocuk, köle ve mecnun gibi) nefsinde de tasarruf edemez.

Kâfir olan babanın; müslüman olan kızının üzerinde "Velâyet" hakkı yoktur. Fasık üzerinde ise ihtilaf mevcuttur. Eğer kızını mehr-i misil'den az bir mehirle ve dengi olmayan bir kimse ile evlendirmeye kalkarsa, kadı (şer'i  şerifle hükmeden hakim) fasık olan babaya mani olur. Dengi ile evlendirirse ve mehr-i misil hususunda hassasiyet gösterirse, maslahat gereği "Velâyet" geçerli olur.

Nikâhta dikkat edilecek hususlardan birisi de "Kefaet"tir. Kefaet; "Denk olmak" manasınadır. Burada murad, hususi bir denkliktir. Yahud kadının (Evleneceği erkekten) daha aşağı olmasıdır. Kefaet (denklik) nikâhın geçerli veya sahih olması için, nikâhın başında erkek tarafından muteberdir. Çünkü şerefli bir kadın, alçak bir adama kadınlık etmekten çekinir. Onun için kadın tarafından kefaet itibara alınmaz. Zira kadını alan kocasıdır. Kadının aşağılığı onu rencide etmez. Erkeğin; Neseb yönünden, İslâmiyet noktasından, "Hürriyet" açısından, Mal'a sahib olma durumundan, hırfet (sanat, ticaret, ziraat ve bunun gibi sahalarda kabiliyet) noktasından ve diyanet'en evleneceği kadından aşağı olmaması gerekir. Esasen bu sahalarda; kadın erkekten üstün olursa, aile saadetinin temini güç olur!.. Kefaet; nikâh kıyılmadan önce erkekte aranır. Nikâh kıyıldıktan sonra; kefaet üzerinde durulmaz.

Şurası muhakkaktır ki; ilim ve salih amelle kazanılmış olan asalet önemlidir. Mü'min ve muttaki bir kız; fasık olan bir erkeğin dengi değildir. Fasık olan bir erkek, saliha olan bir kadına kefaet noktasından eşit (denk) değildir. Bir kimse küçük yaştaki kızını, içki içen veya başka kötü itiyatları olan bir şahsa -iyi kimsedir veya içki içmez zannıyla- nikâhlasa, sonra da onun bu hallerini öğrense, kız da baliğa olunca: "Ben bu nikâha razı değilim" dese; koca tarafının çoğunluğu salih kimseler olsa dahi, yine de bu nikâh batıldır.

Haseb, bir kimsenin babalarının öğülecek hallarini saymasıdır. Yani kadının babaları ve dedeleri şeref, diyanet ve cömertlik hususunda damadınınkinden aşağı olması müstehabtır. Mevkii, yükseklik ve malda aşağı olunursa, kadın kocasına itaat eder, onu küçümsemez. Aksi takdirde kendini ondan yüksek görür. Kadınlardan dünürlüğü ve mesarifi en sade olanını seçer. Evlenmemiş almak daha iyidir. Hür kadın almaya kudreti varken, cariyeyle  evlenmemeli, kadın da; dindar, ahlâklı, cömert ve zengin erkeği seçmeli, fasıkla evlenmemelidir. Bir adam genç kızını ihtiyar birine ve çirkine vermemeli, onu dengiyle evlendirmelidir. Denkten murad, takva sahibi olan her müslümandır. Erkekler rağbet göstersin diye, kızları, zinetlerle kıymetli elbiselerle süslemek sünnettir. Başkasının dünür yolladığı kız istenmez. Çünkü bu cefa ve hıyanettir.


Bu kategori şuan boş

  • Ailede Adab  ( 2 konu )
  • Mehir  ( 4 konu )

    Mehir, Kadının nikâh akdiyle yahud cima ile hakettiği malın ismidir.

    Mehir; nikâh'ın rüknü veya şartı değildir. Nikâh sonucu ortaya çıkan bir hükümdür. Netice olarak mehir tayin etmeksizin kıyılan nikâh sahihtir. Kadın bu akidle "Mehr-i Misle" hak kazanır.

    Nikâh sırasında "Mehir'in" miktarını belirtmek ve kadına teslim etmek ise müstehabdır. Kadın; nikâh anında tesbit edilen mehrin tamamını veya bir kısmını almadan, kocasına kendisini teslim etmeyebilir. Şer'an hiçbir vebal altına girmez.

    Mihri ertelemek caizdir. Bilinen belirli bir süre verilmişse bu sürede verilmelidir.

    Eğer belirli bir süre tayin edilmemişse, boşanma, nikâhın feshi ve ölüm gibi ayrılık durumlarında hak edilir.

    Eğer kocası zenginse kadının mihri müeccelden zekât vermesi gerekir. Fakirse gerekmez.

    Eğer reşit ise kadının ertelenmiş mehiri bağışlaması caizdir. Ama eğer buna zorlanırsa veya yapmadığı takdirde boşanma ile tehdit edilirse mehir hakkı çıkmaz ve buna zorlamak caiz değildir.

    Eğer malı yoksa mihrin kadına Kur’ân öğretmek olarak nikâh anında belirlenmesi mümkündür.

    Mihr olarak Mushaf vermek caizdir. Âlimlerin görüşlerinden sahih olanına göre Mushaf alım satımı caizdir.

    Kadının mihr olarak umreyi şart koşmasında sakınca yoktur.

    Babasının, kızının mihrinden müsadesi dahilinde ona zarar vermeksizin alması caizdir.

    Kadının mihre hak sahipliği nikâh ile başlar ve ilişki, halvet veya ikisinden birinin ölümü ile tamamlanır.

    Zifaftan veya halvetten önce boşarsa, mihrin yarısı gerekli olur. Fakat ikisinden birinin bundan vazgeçmesi caizdir.

    Nikâh sebebiyle alınan babasına, kardeşine elbise gibi şeyler mihre dâhildir.

    Nikâh kıyılmış fakat mehir belirlenmemişse nikâh sahihtir. Bu “tefviz” diye isimlendirilir ve mihri misil uygulanır.

    Eğer zifaftan önce talak ile ayrılırlarsa kocanın kendisine zor gelmeyen bir mut’a ödemesi gerekir.

    Eğer zifaftan önce kadın tarafından bir ayrılık olursa ona bir şey gerekmez.

    Mihrde aşırı gitmek dine aykırıdır. En bereketli evlilik kolay olanıdır. Ondaki masraf azaldıkça bereket artar. Bu çoğunlukla kadınlara yada kız tarafına bağlı olmaktadır. Zira kadınlar kocalarını ağır mihir ve çeyiz yükü altına sokmaktadırlar.

  • Haram Kadınlar  ( 10 konu )
  • Sıfatı  ( 1 konu )

    Nikâh tevakan (şiddetli şehvet) halinde vacip olur. Nikâhlanmadığı takdirde zina edeceğini bilirse farz olur. Bu mehir ve nafakaya malik olduğuna göredir. Aksi takdirde (Mali durumu yerinde değilse) terkinden dolayı günahkâr olmaz. Aslolan, itidal halinde "Sünnet-i Müekkede" olması ve terkinden dolayı günaha girmesidir. Namuslu olmayı ve çocuk doğurmayı niyet ederse sevab kazanır. İtidalden murad; cimaya, mehir ve nafakayı vermeye kadir olmaktır. Zulüm ve korku (kul hukukuna riayet edememe) halinde nikâhlanmak mekruhtur.

    Mali durumu yeterli olmayan veya aile hukukunu koruyamayacağı hususunda endişeye kapılan kimsenin evlenmesi mekruhtur. Evlendiği takdirde zinadan korunacağı, aksi takdirde zinaya düşeceği zann-ı galib'le sabit olan kimse, aile hukukuna riayet edemeyeceği ve eşine cefa edeceği korkusu bulunsa bile evlenmesi gerekir. Ancak, evlenmese dahi, "Zina'ya düşmeyeceğini" bilen ve evlendiği takdirde yüzde yüz zulmedeceğini hisseden kimsenin evlenmemesi esastır.

Kapa