| Yazan: Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır,
Tarih: 18.12.2007 - 18:12
|
Okunma Sayısı : 376 |
Allah Teâlâ İbrahim aleyhisselama şöyle emretmişti:
“Hac
için insanlara çağrı yap da yaya olarak ve bitkin binekler üzerinde
derin vadilerden geçip sana gelsinler. Gelsinler de kendileri için bir
takım menfaatler görsünler ve onlara rızık olarak verdiği küçük ve
büyük baş hayvanlar üzerine belli günlerde Allah’ın adını ansınlar.
Onlardan yiyin, eli darda olan yoksula da yedirin. Sonra Arafat
vakfesini[1] tamamlasınlar, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i
atîki (Kâbe’yi) tavaf etsinler.” (Hac 22/27–28)
Dikkat edilirse âyetlerin iki faklı şeye vurgu yaptığı görülür; biri elde edilecek menfaat, diğeri yapılacak ibadettir. Bunların ikisi de menfaattir; biri din ile diğeri de dünya ile ilgilidir.
Şu âyette de buna benzer bir vurgu vardır:
“(Hac
mevsiminde) Rabbinizin ikramını aramanızda bir günah yoktur. Arafat'tan
boşalıp aktığınız zaman Meş'ar-i Haram yanında Allah'ı anın. Size nasıl
gösterdiyse onu öyle anın. Doğrusu, bundan önce siz gerçekten, yanlış
yolda idiniz.” (Bakara 2/198)
Sahabeden Abdullah İbn Abbas diyor ki:
“Hac
ibadeti başlamadan önce insanlar Mina’da, Arafat’ta, Zü’l-mecaz
panayırında ve diğer panayırlarda alım satım yaparlardı. Sonra ihramlı
ilken alım satım yapmaktan korkar oldular. Bunun üzerine Allah Teâlâ
yukarıdaki âyeti indirdi[2].”
Bu panayırlar İslâm'dan sonra da
kurulmaya devam etti. İlk terke uğrayan Ukâz panayırı oldu. Hâricîler
zamanında (hicri 129 yılında) kurulamadı ve ondan sonra tamamen
bırakıldı.[3]
Hac, her insanın can ve mal güvenliğinin
sağlandığı haram aylarının ortasında yapılır. Bunlar; Zilkade, Zilhicce
ve Muharrem’dir. Arafat’a Zilhicce’nin dokuzunda çıkılır ve hac ibadeti
bu ayın on üçüne kadar devam eder. Bunların dışında bir de Recep ayı
vardır; böylece haram ayları dörde çıkar. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Gökleri
ve yeri yarattığı günden beri Allah’ın yanında, Allah’ın Kitab’ında
ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. Bu, dosdoğru
bir hesaptır. Sakın kendinizi bu aylarda yanlış bir davranışa sokmayın.” (Tevbe 9/36)
Hac
ibadeti İbrahim aleyhisselamın çağrısıyla başladı. Onun soyundan olan
Kureyşliler’in[4] gayretiyle de Kâbe sürekli ibadete açık tutuldu.
Hacılara çeşitli hizmetler sunuldu[5] ve haccın ekonomik ve sosyal
yönünü ihmal edilmedi. Âyetlere uygun olarak Zilkade’nin birinden
yirmisine kadar[6] Arafat yakınlarında Ukâz[7] (عـكاظ) panayırı;
Zilhicce’nin 1. gününden 9. Tevriye gününe kadar Mina yakınlarında
Zülmecâz panayırı kurulur, sonra Mina’ya gidilerek Hac görevine
başlanırdı[8]. Panayırlarda ticaret yapılır, şiirler okunur ve
konuşmalar yapılırdı.
Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem de
bu panayırlara katılmış ve peygamber olduktan sonra da katılmaya devam
etmiştir. Çevre kabilelerden gelen insanları Allah’ın dinine çağırmak
için bu panayırlarda onlarla bire bir görüşmüştür[9]. Bir kısım
Medineli’nin müslüman olarak Akabe’de Peygamberimizle yaptığı bey’atlar
da bu mevsimde olmuştur.
Halife Ömer bu mevsimde valilerini
Harem’de toplar, halkın huzurunda hesaba çekerdi. Şikâyeti olanlar,
şikâyetlerini dile getirir, gerekirse halifenin önünde
yargılanırlardı[10].
Hicretin 9. yılında müşriklerin Hac ve
Umre yapmaları yasaklanınca ticari canlılığın kaybolacağı endişesine
karşı şu âyet inmişti:
“Ey iman edenler! Müşrikler sadece
pisliktir; sakın bu yıldan sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar.
Yoksulluktan korkarsanız, Allah fırsatını verdiğinde sizi kendi
ikramıyla zengin edecektir. Şüphesiz Allah bilir, doğru karar verir.” (Tevbe 9/28)
Haram
ayları ile ilgili hükümler kıyamete kadar geçerlidir[11]. Bu aylarda,
bizimle savaş halinde olmayan her insanın can ve mal güvenliğini
sağlamak, Allah’ın bize yüklediği görevdir. Unutulan bu görevi
yapacağımızı ilan etmeli, müşriklerin de katılabilmesi için Harem
sınırları dışında herkese açık pazarlar kurmalıyız.
Allah Teâlâ müşriklerin Hareme girmelerini yasakladıktan sonra bize şu emri vermiştir:
“O
müşriklerden biri senin yakınında bulunmak isterse ona bu imkânı ver ki
gelsin, Allah’ın sözünü (Kur’ân’ı) dinlesin. Sonra onu, kendini güvende
hissedeceği yere ulaştır. Böyle yap, çünkü onlar (Kur’ân’ı) bilmeyen
bir topluluktur.” (Tevbe 9/6)
Müşrikler Kur’ân’ı dinlemek
için hareme girebileceklerine göre, Harem dâhilinde, kendi dilleriyle
Kur’ân’ı dinleyecekleri ortamlar hazırlanmalıdır. Böylece Kur’ân ile
ilgili bilgileri birinci elden almaları sağlanmış olur.
Müslümanların Kur’ân bilgileri de yeterli olmadığından bu imkân onlara da sağlanmalıdır.
Orada
başka etkinlikler de yapılabilir. Mesela her sahada gelişmeye katkıda
bulunanlara ödüller verilerek insanlar hayırda yarıştırılabilir. Onlara
“Kâbe ödülü” adı verilerek Mekke ve çevresi, dünyanın bir numaralı cazibe merkezi haline getirilebilir.
Müslüman
olmak, kişinin şahsi kararıdır. Herkesin kendine göre tutturduğu bir
yol vardır. Bize düşen sadece tebliğdir. Dünya işlerine gelince biz,
insanlığın hayrına olan şeylerde insanları yarıştırabiliriz. Allah
Teâlâ şöyle buyurur:
“Herkes bir yol tutturmuştur, oraya
yönelir. Siz onlarla hayırlı işlerde yarışın. Nerede olursanız olun,
Allah hepinizi bir araya getirecektir. Allah her şeye kâdirdir.” (Bakara 2/148)
[1] Ayetteki “tefes” (تفث) kelimesine “Arafat vakfesi”
anlamını vermemiz şundandır: Tay kabilesinden Urve b. Mudarris dedi ki,
Resulullah sallallahu aleyhi ve seleme Cem’de (Müzdelife’de) vakfe
yerinde yetiştim. Dedim ki, “Ya Resulellah, Tay dağından geldim,
bineğim perişan oldu, kendimi de yordum. Vallahi üzerinde durup
dinlenmediğim bir kum tepesi kalmadı; ben hacı olabilir miyim?
Resulullah dedi ki; “Kim bizimle şu namazı kılar ve daha önce, gece
veya gündüz Arafat’a gelmiş olursa haccını tamamlamış, tefesini yerine
getirmiş olur”. Ebû Davûd, “Menâsik”, 69.
[2] Ebu Davud, Sünen, Menasik 7, hadis no 1734.
[3] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 3/288-289.
[4] İbn Hişam, Siretu’n-Nebî, Thk: M. Muhyiddin Abdülhamid, Beyrut, 1401/1981, c. I, s. 216.
[5] Onlar bu hizmetlerle övündükleri için Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Siz
hacılara su vermeyi ve Mescid-i Haram'ı ibadete açık tutmayı, Allah'a
ve Ahiret gününe iman edip de Allah yolunda cihad edenler ile bir mi
sayıyorsunuz? Onlar Allah katında bir olmazlar. Allah zalimler
topluluğunu hidayete erdirmez.” (Tevbe 9/19)
[6] Cevad Ali,
Tarih’ul-Arab kabl’el-İslâm, c. VII, s. 377 vd. Bağdat Üniversitesinin
desteği ile yayınlanmış, tarih ve yer yok.
[7] Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi, c. II, s. 946 Paragraf 1593, Ankara 2003.
[8] Cevad Ali, a.g.e. c. VII, s. 375.
[9] Cevad Ali, a.g.e. c. VII, s. 382.
[10] Hakkı Dursun YILDIZ başkanlığında bir heyet, Büyük İslam Tarihi, c. 2, s. 179 vd. İstanbul 1992.
[11] Bkz. Maide 5/2.
Son Güncelleme : 18.12.2007 - 18:12
|
|
|