| Yazan: Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır,
Tarih: 18.12.2007 - 18:21
|
Okunma Sayısı : 1364 |
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Allah, din
hususunda sizinle savaşmayan ve sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere
iyilik etmenizi ve değer vermenizi yasaklamaz. Allah değer bilenleri
sever. Allah sadece, din hususunda sizinle savaşmış, sizi yurdunuzdan
çıkarmış ve çıkarılmanıza destek vermiş kimselere yakınlık göstermenizi
yasaklar. Onlara yakınlık gösterenler zalimlik etmiş olurlar.” (Mumtahane 60/8–9)
Ayetlere göre gayrimüslimlerle ilişkide üç kırmızıçizgimiz vardır:
1- Dinimizden dolayı bizimle savaşmaları,
2- Bizi yurdumuzdan çıkarmaları,
3- Yurdumuzdan çıkaranlara destek vermeleri.
Bu çizgileri çiğneyenlerle dostluk kuramayız.
Tevbe 5. âyet:
Bu âyetin, Müslüman-gayrimüslim ilişkisinde esas alındığı iddia edilir:
“Haram
olan aylar (onlara tanınan dört aylık süre) sona erince o müşrikleri
nerede bulursanız öldürün; yakalayın, hapsedin ve bütün geçit başlarını
tutun. Tevbe eder, namazı kılar ve zekâtı verirlerse onları serbest
bırakın. Allah bağışlar, ikramı boldur. (Tevbe 9/5)
Bu âyet,
kırmızıçizgilerin tamamını çiğnemiş, Hudeybiye barış antlaşmasını
bozmuş, Mekke’nin fethinden sonra kendilerine bir yıl dokunulmamış,
ayrıca dört aylık ek süre verilmiş olan Mekkeli müşriklere yapılan son
uyarı ile ilgili ayetlerdendir. Benzer durumlar olmadıkça bu hükümler
uygulanmaz. Ayeti farklı anlama çekmek doğru değildir.
Gayrimüslimlerden Hakaret
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Mallarınız
ve canlarınız konusunda yıpratıcı bir imtihandan geçirileceksiniz; bir
de sizden önce Kitap verilenlerden ve müşriklerden çok üzücü sözler
işiteceksiniz; bunlardan kaçış olmaz. Eğer sabreder, korunursanız, işte
bu kararlılık gerektiren işlerdendir. (Al-i İmran 3/186)
Üzücü
söz ve hakaret, kırmızıçizgilerden olmadığı için böylelerine karşı;
sabırlı, tedbirli ve kararlı olma dışında bir yol gösterilmemiştir.
Peygamberimiz,
önce Müslüman olan, sonra dinden dönen ve problem kaynağı olan
ikiyüzlülerden çok çekmiş ama onlara karşı fiili harekette
bulunmamıştır. Munafikun Suresi bu açıdan önemlidir. Allah Teâlâ şöyle
buyurur:
“O münafıklar sana geldiklerinde: "Biz şahidiz
ki, sen, gerçekten Allah'ın elçisisin" dediler. Allah biliyor ki, sen
elbette onun elçisisin. Ama Allah şahit, o münafıklar kesinlikle
yalancıdırlar. Yeminlerini kalkan edip Allah’ın yolundan çekildiler. Ne
kötü davranıyorlar!.. Bu, şundandır: Onlar önce inandılar, sonra kâfir
oldular. Sonra kalplerinde yeni bir yapı oluştu, artık anlamazlar.
Onları gördüğün zaman kalıpları seni imrendirir. Konuşurlarsa
konuşmalarını dinlersin. Sanki dayalı kütükler gibidirler. Her
gürültüyü aleyhlerine sayarlar. İşte düşman onlardır. Onlara karşı
dikkatli ol. Allah canlarını alsın, nasıl da yalana sürükleniyorlar!
Onlara:
"Gelin; Allah'ın elçisi sizin için bağışlanma dilesin" dendiği zaman,
başlarını çevirirler. Bakarsın ki; kendilerini büyük görerek geri
çekiliyorlar. İster bağışlanmalarını dile, ister dilme; sonuç değişmez.
Allah onları bağışlayacak değildir. Çünkü Allah karıştırıcılar takımını
yola getirmez.
Onlar şu sözü bile söylediler: "Allah'ın
elçisinin yanındakilere bir şey vermeyin, dağılıp gitsinler". Oysa
göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır, ama o münafıklar anlamazlar.
Şöyle dediler: "Hele Medine'ye dönelim, güçlü olan, güçsüz olanı,
elbette sürüp çıkaracaktır." Oysa güç Allah'tadır, Elçisindedir ve
inananlardadır, ama münafıklar bilmezler." (Munafikun 63/1–8)
Zeyd
b. Erkam bu âyetlerle ilgili şunları anlatmıştır: Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem ile birlikte bir savaşa gitmiştik. Ordu sıkıntılar
içine girmişti. Abdullah b. Ubeyy arkadaşlarına şöyle dedi: “Allah’ın
Elçisi’nin yanındakilere nafaka vermeyin ki dağılsınlar. Hele Medine’ye
dönelim, güçlü olan, güçsüz olanı oradan çıkaracaktır.” Bunu hemen
Peygamber‘e haber verdim. Abdullah b. Ubeyy’i çağırtıp sorguladı. O da
böyle bir şey söylemedim diye yemin etti. “Zeyd yalan söyledi” dediler.
Bu bana çok ağır geldi. Sonra Allah Teâlâ Munafikun suresini
indirdi[1]”.
Elmalılı Muhammed Hamdi YAZIR bu konuda özetle şu bilgileri verir:
Abdullah’ın
kavmi içinde itibarı vardı; büyük sayılırdı. Üseyd b. Hudayr geldi. “Ey
Allah’ın Elçisi!” dedi. “Ona aldırma, nazik davran. Vallahi, Allah seni
gönderdiği sırada kavmi ona taç giydirmek için boncuk diziyordu. O
seni, krallığını elinden almış görür”.
Abdullah b. Ubeyyin oğlu
Abdullah temiz bir mümin idi. Babasının yaptıklarını öğrenince Allah’ın
Elçisi’nin huzuruna geldi «Ey Allah’ın elçisi! İşittim ki Abdullah b.
Ubeyy’i size ulaşan sözünden dolayı öldürmek istiyormuşsunuz. Eğer
yapacaksanız bana emredin, başını getireyim. Vallahi, bütün Hazrec
bilir ki içlerinde babasına benden saygılısı yoktur. Korkarım ki, başka
birine emredersiniz, o babamı katleder, ben de babanım katilinin halk
içinde gezmesine tahammül edemem, tutar onu vururum. Bir mümini bir
kâfire karşılık öldürmüş olur bu sebeble ateşe girerim“ dedi. Allah’ın
Elçisi şöyle dedi:
“Hayır. Biz ona nazik davranırız. Aramızda olduğu müddetçe iyi davranırız[2].“
Abdullah’ın
davranışı her ne kadar çok kötü ise de üç kırmızıçizgiden birini
çiğnemediği için yukarıdaki âyetler gereğince Peygamberimiz ona iyi
davranmıştır. Bu gibileri en çok rahatsız eden, doğruların
söylenmesidir. Ayetlerde olduğu gibi yanlış davranışlarını sayıp
döktükten ve cezayı hak ettikleri konusunda kamu oyu oluşmasını
sağladıktan sonra iyi davranılması, onları yanlızlığa sükrükler ve
yandaşları dahi kendilerini terk etmeye başlar. Nitekim peygamberimizin
iyi davranışı, Abdullah’ın çevresindekilerini İslam’a kazandırmıştır.
Dinden Dönenin ve Peygamberi Aşağılayanın Öldürülmesi
Yukarıdaki
âyetlerde yer alan …önce inandılar, sonra kâfir oldular.. ifadesi bu
şahısların mürted olduğunu açıkça göstermektedir. Bu ve benzeri
âyetlere rağman mezhepler, mürtedin öldürülmesi konusunda ittifak
etmişlerdir.
Ayetler; İşte düşman onlardır. Onlara karşı
dikkatli ol… hükmünden başka bir hüküm içermediği halde yine sağlam bir
delile dayanmadan; Peygamberi aşağılayan, ona söven ve hakaret eden
kişilerin öldürülmesi konusunda da mezhepler ittifak etmişlerdir[3].
Bugün en büyük sıkıntı, Müslümanları Kur’an çizgisine getirme sıkıntısıdır.
[1] - Buhârî, Tefsir Münâfikûn Suresi. 4.
[2] - Muhammed Hamdi YAZIR, Hak Dini Kur’an Dili, VI. Cilt, İstanbul 1936, s. 5005–5008.
[3] - Vehb’ez-zuhaylî, el-Fıkh’ul-islâmî ve edilletuh, 3. bas. Dımaşk 1409/1989, c. VI, s. 184, hadd’ur-riddeh.
Son Güncelleme : 18.12.2007 - 18:22
|
|
|
Sözlerini değerlendirin...
Yazan:: Lokman Yılmaz () Tarih: 09.02.2009 - 19:19