Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun
Başörtüsü ve Sıkmbaş E-Posta
 

Yazan: Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Tarih: 06.12.2007 - 03:41

Okunma Sayısı : 498

Bir okuyucunun başörtüsü konusunda, kendine göre bulduğu üç üç çelişkiyi tartışıyorduk.

"Kadın ve erkek iki karşı cinstir. Kadının saçı erkeği tahrik ediyorsa, bu mantığa göre, güzel saçlı bir erkek de kadını tahrik eder. O halde, erkeğin niye saçını örtmesi gerekmiyor. Haşa, Allah, cinsiyet ayırımı mı gözetiyor? Görüyoruz siyaset piyasasındaki dinci takımını; ağustosun 45 derece nemli Akdeniz sıcağında, erkeğin üstünde, servet değerinde püfür püfür, ipek Versaje kısa kollu gömlek; zavallı kadın ise, çuvala girmiş gibi tepeden tırnağa kalın mantonun ve başına beşeri yorumun geçirdiği torbanın içinde. Türk kadınına bu müstehak mı? Anadolu'da, bağında bahçesinde çalışan Türk kadınının kıyafeti böyle mi? Yoksa, Anadolu kadınının imanında sizce bir zafiyet mi var?"

Bundan önceki yazımda, dinimizde örtünmenin dayandığı ayetin (Nur: 24/30-31) yalnızca kadınlara değil, aynı üslup ve cümle kuruluşlarıyla erkeğe de hitap ettiğini, her iki cinsin de hem iffetlerini korumak hem de bu maksatla gözlerini haramdan sakınmakla yükümlü kılındıklarını ifade etmiştim. İnsan vücudunda tahrik unsuru olan bölgeler bakımından kadınla erkeğin eşit olduğunu kimse söyleyemez. (Eğer böyle olsaydı reklamlarda kadın vücudu değil, erkek vücudu kullanılırdı. Bu onur kırıcı ticarete nasıl olur da kadın hakları savunucuları itiraz etmez, buna hep şaşarım.) İki cinsin vücutları tahrik bakımından eşit olmayınca örtülecek bölgelerin eşit olmaması da makul hale gelir. Bizim dünyamızda kadının saçları erkeğinkinden farklı görülmüş ve örtülmesi istenmiştir. Bunun ötesinde erkeğin de kadını tahrik etmemek için gayret etmesi, giyim kuşamına bu bakımdan da itina göstermesi elbette gereklidir. Eğer erkek, soruda tasvir edildiği gibi karşı cinsi tahrik etmek için veya edecek şekilde giyiniyorsa bundan sorumlu olacaktır.

Kadının örtüsünü "sıcak havada çuval gibi kalın manto", "başına geçirilmiş torba" şeklinde tasvir etmek, bunu yapanın iyi niyetli olmadığını gösterir. İslam dünyasında soğuk ve sıcak bölgeler var, mümin kadınlar bu yerlerde nasıl rahat edeceklerse öyle kıyafetlerle örtünürler; din onları çuvala sokmaz ve başlarına torba geçirmez. Türkiye'de de şehirde, köyde ve kırda kadınlarımız farklı elbiseler ve kumaşlar kullanarak hem örtünürler, hem de rahat ederler. Eğer bir vatandaş, örtünen kadınları rahatlatmak istiyorsa ve bunda samimi ise yapacağı şey, örtü yasağının kalkması için çaba sarf etmektir, kadınlarımızı asıl rahatsız eden baş ve vücut örtüleri değil bu zalim yasaktır.

"Bizce, Kur'an'ın, örtünmede getirdiği ölçü, hicab, edeb ve haya duygularının belirlediği ölçüdür. Sıkmabaş bunun mihengi olamaz."

Cümlenin birinci kısmına -bir de iffeti eklemek şartıyla- katılmamak mümkün değildir; evet "örtünmede getirilen ölçü "iffet, hicab, edep ve haya duygularının belirlediği ölçüdür". Ama bunu insanların keyfine bıraktığınız zaman vücutlarında bir karış giysi kalıncaya kadar soyunurlar ve buna sanat diyebilirler, bunu iffet ve haya konusu olarak görmezler. Dinimiz zinayı kesin olarak haram kılmış, bu yasağın geçerli ve uygulanır olabilmesi için de iki cins arasındaki ilişkilere sınırlar koymuştur. Bu sınırlardan biri de karşılıklı olarak "tahrik edici giyinme biçimi ve davranışlardan uzak durmaktır". Dinimiz, örfümüz ve geleneğimiz, edeb ve iffeti koruma vazifesinin gerekli kıldığı tedbiri böyle (örtünme ve ilişki sınırları koyarak) almıştır. Bunu böyle bilen ve böyle inananlar gerekeni yaparak kulluk borçlarını yerine getiriyorlar, farklı inananlar ve anlayanlar da kendi inanç ve anlayışlarına göre yaşıyorlar. Laik bir ülkede olması gereken uygulama, kimsenin diğerine kendi inanç ve hayat tazını dayatmamasıdır. Birileri çıkıp da başörtüsünü "sıkmabaş ve sıkmamabaş" diye ikiye ayırır, birini yasaklar, herkesin kendine uymasını isterlerse bunun sonu huzursuzluk, çatışma, bölünme... olur.

Millet düşmanları bunu ister, ama millet dostlarına ne oluyor?

 Mektup'ta devamla şöyle deniyordu: Çelişki 2) Yorumcular ziyneti saç olarak yorumluyor. Saçtan daha etkileyici olan gözler, yanaklar, dudaklar, nasıl oluyor da ziynetten sayılmıyor. Kaş ve kirpikler de kıl yani saç ile aynı organik yapıya sahip değil mi? Bu durumda, kara çarşaf ve peçe ile örtünenler daha tutarlı değil mi? yoksa, kara çarşaf ve peçe türbancıların işlerine mi gelmiyor da Kur'an'ı işlerine geldiği şekilde yorumluyor?

Yorumcular (fıkıh alimleri, müctehidler) yalnız saçı değil, örtülmesi gereken bütün yerleri "zinet" olarak kabul ediyorlar. Kadının yüzü, gözleri, dudakları... elbette ilgi çekici olma bakımından kapatılan bazı yerlerden daha önde gelir, ama din, korunmak için alınacak tedbirlerin tamamını kadın müminlere yüklemiyor, onlara zor gelecek, işlerini görmelerini zorlaştıracak yükümlülükler getirmiyor, diğer yerlerini örtmelerini yeterli buluyor ve açmalarına izin verdiği yerlere kötü niyetle bakmayı erkeklere yasaklıyor, bu konuda erkekleri yükümlü kılıyor. Nur suresindeki ayete (24/30-31) dikkat edilirse burada Allah'ın, iffeti korumak ve zinaya giden yolları tıkamak için erkek ve kadın müminleri aynı ifadelerle uyardığı ve yükümlü kıldığı görülür. Kadın müminler evde ve dışarıda, toplumun bir üyesi olarak faaliyet içinde olacaktır; bu faaliyet el ve yüzlerinin açık olmasını gerekli kılmaktadır, bunların da kapatılması halinde kadınlara daha fazla yük verilmiş olacaktır, din bunu istememiştir.

Çarşaf ve peçenin gerekli olduğunu ileri süren yorumcular, bizim yukarıda açıkladığımız hususlarda farklı düşünmüşler, ilgili metinleri de farklı değerlendirmişlerdir. Bu da onların tercihidir, İslam'da farklı yorumlar birbirine dayatılamaz.

"Türbancıların işine gelme" ifadesini, soru sahibinin insaf ve edep eksikliğine veriyorum. Türkiye'de "türbancılar" yok, bir yanda böyle inandığı için örtünenler var, diğer yanda kendi dünya görüşlerini onlara dayatan "laikçiler" var; tıpkı cumhurbaşkanı seçiminde, dindar bir cumhurbaşkanı seçilmesini engellemek için hukuka (Anayasa'nın ilgili maddelerine) aykırı olarak 367 toplantı yeter sayısını dayattıkları gibi.

Söz buraya gelmişken üçüncü çelişki iddiasını ve cevabını gelecek yazıya bırakarak günün meselelerine kısa bir temasta bulunalım.

1. Laiklikle demokrasiyi karşı karşıya getirenler ve laiklik adına demokrasiden vazgeçenler, "demokrasi ve insan haklarına vurgu yapanları" "demokrasicilik oynamakla" suçlayanlar ne yazık ki, bu ülkenin sözde aydın takımıdır (istisnalar kaideyi bozmaz.)

2. Mehmetçik, adını kendinden aldığı Muhammed'ini sever. O'nun yoğun ve coşkulu bir şekilde anılmasından rahatsız olmaz. Bundan rahatsız olanlar, başka bir örnek bulamadıkları için Kutlu Doğum faaliyetlerini "irtica" örnekleri olarak sıralayanlar Mehmetçik ruhuna yabancılaşmış veya bu konuda yanıltılmış bir azınlık olabilir; askerimizin bütününü bundan tenzih ediyorum.

3. Ortada irtica (düzeni değiştirip demokratik cumhuriyet yerine padişahlık, saltanat ve herkese din dayatan bir rejim getirme teşebbüsü) filan yok.

Peki olan nedir?

Olan ülkenin normalleşmesi yolunda atılan önemli adımlar, laiklik ve demokrasinin çağdaş dünya standartlarına oturtulması için sarf edilen çabalar ile bunlar işlerine gelmediği, haksız imtiyazlarına son vereceği için normalleşmeye karşı çıkanların mücadelesidir.

Ümit veya ümitsizlik bahsinde şunu söylemek isterim:

Halkın iradesi saltanatı da yıkar, antidemokratik oluşumları da; bu iradeye karşı çıkışların ömrü uzun olmaz.

Halk dediğim zaman kastettiğim ise belli bir meydanda toparlanan bir milyon insanımız değil, 74 milyon insanımızdır. 

Son Güncelleme : 06.12.2007 - 03:43

   
Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın
Derlemeye Ekle
Yazdır
E-mail olarak gönder
Benzer Konular

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayıtlı üyeler bir konuyu yorumlayabilir. Lütfen üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.6 © 2007-2012 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >
Kapa