| Yazan: Prof. Dr. Hayrettin Karaman,
Tarih: 27.11.2007 - 23:22
|
Okunma Sayısı : 671 |
Diyanet İşleri Başkanlığı 16-18 Kasım 2007 günlerinde Kızılcahamam'da
bir toplantı tertip etmişti. Davet edilen, çoğu ilahiyat, bir kısmı da
tıp, bankacılık, ekonomi... dallarında uzman 110 ilim adamı arasında
ben de vardım. Birkaç yıl önce birincisi yapılan bu toplantıda,
günümüzde ortaya çıkan veya eskiden beri mevcut olup bugün farklı bir
mahiyet ve boyut kazanan önemli dini meseleler üzerinde görüş alış
verişi yapıldı. Toplantının amacı, tartışılan meselelerde bir ortak
görüş (fetva) oluşturmak değildi; maksat görüşlerin, kanaatlerin,
yaklaşımların ortaya konması, Din İşleri Yüksek Kurulu'nun bunlardan
haberdar olması ve vereceği fetvalarda yararlanması idi.
Sekiz
oturumda 12 ana başlık altında birçok mesele tartışıldığı için konuşmak
isteyenlerin meramlarını tam olarak ifade etmelerine imkan yoktu. Bu
sebeple birçoğumuzun söylemek istediklerinin bir kısmı kendilerinde
kaldı, ama görüşlerin tamamının -delillendirme ve tartışma eksikleriyle
beraber- ifade edildiğini söylemek mümkün.
Bundan sonraki
birkaç yazımda, bu yararlı toplantıda ele alınan meseleleri
sıralayacak, ortaya çıkan görüşleri kaydedecek, bu arada kendi
tercihimi de belirteceğim.
Bu yazıda, değerlendirme oturumunda yaptığım konuşmayı özet olarak sunacağım:
Din
için ve İslam için, farklı bilim dallarında ve farklı bakış açılarına
göre çeşitli tarifler verilmektedir. Bir ülkede, halkı din yönünden
aydınlatma görevi almış bir kurumu göz önüne aldığımızda İslam'ın ne
olduğu ve ne olmadığı sorusuna, "yaşanan, hayatımızın içindeki"
İslam'dan yola çıkarak cevap vermek gerekir. Daha ziyade cumhuriyet
döneminde bazı kesimler dinin sınırını yalnızca "İman, ibadet ve
ahlak"ı içine alacak bir alan olarak belirlemişlerdir. Bu
belirleme/sınırlama/tarif, teorik İslam'a olduğu kadar hayatımızdaki
İslam'a da ters düşmektedir. Çünkü Diyanet'in yaptığı araştırmada
(benim şahsi tecrübem de bunu desteklemektedir) halkımızın İslam'ı,
hayatın bütününü kaplayan bir din olarak algıladıkları ve bu anlayış
içinde yaşamaya çalıştıkları, bu çerçevede meseleleri ve sorularının
bulunduğu anlaşılmaktadır. Devlet laik olsa da, hukuki düzenlemelerde
hayatın bazı alanlarını dinin dışına çıkarsa da inanan insanlar, iman,
ibadet ve ahlak konularında olduğu kadar sosyal, ekonomik, ticari,
siyasi... alanlarda da dinin hükmünü aramakta, sormakta, öğrenmek ve
serbest oldukları şartlarda uygulamak istemektedirler.
Bu
durum ve talep karşısında din ilmi ile uğraşanlar ve halkı din yönünden
aydınlatmakla görevli olanların, dini meselelere çözüm üretirken şu
ilkelere riayet etmelerinde fayda olduğunu düşünüyorum:
1. Dinin özünü bozacak, dini bütünüyle beşeri bilgi ve düşünce boyutuna indirgeyecek yorumlardan uzak durmak.
2. Dinin kitaplarda kalmaması, hayata geçmesi ve yaşanabilmesi için gerekli bulunan açılımları yapmaktan geri durmamak.
3. Ehli tarafından ileri sürülen farklı görüşlere tahammül etmek ve saygılı olmak.
4.
Kur'an'a ve Sünnet'e dayanarak bir hükme ulaşan ve bunu açıklayanların
her hal ve kârda ictihad ve yorum yaptıklarını unutmamak.
Son Güncelleme : 27.11.2007 - 23:22
|
|
|
Okuyucu yorumları  |
|
Ortalama Üye Değerlendirmesi
(0 Oylama)
|
|
Yorumunuzu ekleyin
|