| Yazan: Prof. Dr. Hayrettin Karaman,
Tarih: 21.11.2007 - 07:23
|
Okunma Sayısı : 506 |
ABD'de Nevada Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yunus A. Çengel,
benim aynı konudaki bir yazımın hatırlatmasıyla kaleme aldığı "laik
devlet ve din eğitimi" başlıklı bir makale gönderdi. Makalenin "Diyanet
İşleri Başkanlığı" ve "Devlet okullarında zorunlu din dersleri" gibi
bazı ilginç konularını ileride verip tartışmayı düşünüyorum.
ABD'de
din eğitim ve öğretiminin -din özgürlüğü ilkesine uygun olarak- hangi
okullarda nasıl verildiği konusunda yazdıklarını ise aşağıya aynen
alıyorum:
"....Burada tartışılması gereken esas konu,
bireylerin dinlerini öğrenme ve öğretme hürriyetinin, din ve vicdan
hürriyetinin ve dolayısıyla laikliğin de temel bir parçası olmasıdır.
ABD gibi gerçek mânâda laik ülkelerin devlet okullarında din dersleri
yoktur. Ama bu konuda bir boşluk ve sıkıntı da yoktur; çünkü isteyen
herkesin din ile normal müfredatın içiçe okutulduğu ve din derslerini
papaz, rahibe (İslâmî okullarda ise imam) gibi din görevlilerinin hem
de dinî kisveleri içinde verdiği özel okullar açma ve çocuklarını bu
okullara gönderme hürriyeti vardır. Laikliği en dar mânâda yorumlayan
Fransa'da bile durum böyledir. Bu okulların mezunları hiç bir ayrıma
tâbi tutulmadan üniversiteye girebilirler ve devlet de bu okullara
vergi avantajları sağlayarak dolaylı yoldan destek olur.
Keza,
o ülkelerde pazar günleri isteyenler için dinlerini öğrenme günüdür. Ve
kiliseler, havralar, camiler sadece ibadet yeri değil, aynı zamanda
bedava din eğitimi verilen, okulların bıraktığı boşluğu dolduran eğitim
kurumlarıdır. Yani 'din okulları'dır. Hafta içinde de kiliselerde
çocuklar ve yetişkinler için akşam din dersleri yaygındır. Hattâ, dînî
bir kurum veya cemaat devlet okullarını veya üniversite salonlarını
bile ders saatleri dışında -varsa- ücretini ödeyerek ibadet dahil her
türlü dinî faaliyetler için kullanabilir. Yeter ki okul yönetimi dinler
ve mezhepler arasında ayrımcılık yapmasın ve okullardaki normal
müfredat aksamasın.
Şunu da belirtelim ki bizde öcü gibi
gösterilmeye çalışılan dînî cemaatler, Batı'da saygın kuruluşlardır ve
din eğitimini esas olarak onlar verir. Hattâ ABD'de bolca bulunan
Methodist, Baptist, Evangelist, Mormon, ve Presbyterian gibi
milyonlarca üyesi olan mezhepler aslında birer dînî cemaattir ve
Hıristiyanlığı, İncil'i farklı yorumlamaya dayanır. Herkes yeni bir din
veya dînî cemaat oluşturabilir, kilise açabilir, dinini öğretmek ve
yaymak için radyo-televizyon kurabilir ve hattâ okullar açabilir. Yeter
ki bunların çalışma politikaları şiddet içermesin ve ülkedeki genel
irade ile toplumsal mutabakatı temsil eden kanunlara aykırı olmasın
(ayinlerde esrar kullanmak gibi).
Orada yasakları devlet
değil, etkinliklere gitmeyerek, katılmayarak halk koyar. Zaten halkın
rağbet etmediği bir akım kısa sürede sönmeye mahkûmdur. Aynı şekilde,
halkın rağbet ettiği bir akımı da baskıyla engellemek mümkün değildir.
Görüldüğü
gibi, akıl ve bilimi esas alan modern yaklaşımla bütün sorunlar tabii
seyri içinde kavgasız gürültüsüz bir şekilde halloluverir. Modern çağın
bir özelliği dinin bireyselleşmesidir ve doğru işleyen bir demokraside
'cemaat' denen şey benzer dinî anlayışı paylaşanların oluşturduğu bir
sivil toplum örgütüdür. Aynen meslek odaları, spor kulüpleri ve diğer
dernekler gibi.
(...) Türkiye'de din eğitimi ile ilgili
tartışmaların kısırlığı ve sonuçsuz kalması tartışma zemininin
darlığından ve gerçekçi olmamasındandır. Evet; laik bir ülkede devlet
vatandaşlara din öğretmez; ama aynı zamanda vatandaşın dinini öğrenme
işine de burnunu sokmaz ve bu konuda ahkâm kesmez. Din eğitimi için
-ibadet mahallerinin aynı zamanda din eğitim merkezlerine döndürülmesi
gibi- meşru bir mecra gösterilmeden ve/veya okullarda ders sonrası
belli bir zamanı gönüllü din eğitimine ayırmadan, okullarda din
derslerini kaldırmayı tartışmak abesle iştigaldir. Aynen, belediyelerin
yeni bir pazar yeri göstermeden -haklı sebeplerle dahi olsa- semt
pazarlarını kaldırmaya kalkması gibi...
Öyle görülüyor ki
Türkiye 'irtica' evhamından kurtulmak ve din merkezli kısır didişmelere
son vererek toplumsal barışı, huzuru sağlamak istiyorsa, işe kafasını
safsata kumlarından çıkarıp gerçek laiklikle yüzleşerek başlamalıdır.
Sonra hayret ve memnuniyetle görülecektir ki din ile alâkalı bütün
yapay sorunlar çorap söküğü gibi birbiri ardına çözülecek ve laiklik ve
din eğitimi ile ilgili tartışmalar maziye gömülecektir. Esas meseleler
halledilmeden okullarda din eğitimi gibi tâli meselelere kalıcı ve
tatminkâr çözüm üretilmesi mümkün değildir. Türkiye, nihayet kurşunu
ısırma cesaretini gösterip şu sorulara cevap vermelidir:
Rehberimiz
akıl ve bilim mi olacak, kutsal inekler mi? Rotamızı ümit mi
belirleyecek, korkular mı? Zeminimiz hürriyet mi olacak, yasaklar mı?
Ülke doğru rotaya sokulduğunda görülecektir ki müzminleşmiş bir çok sorun, aniden sorun olmaktan çıkıvermiş."
Son Güncelleme : 21.11.2007 - 07:23
|
|
|
Okuyucu yorumları  |
|
Ortalama Üye Değerlendirmesi
(0 Oylama)
|
|
Yorumunuzu ekleyin
|