| Yazan: Prof. Dr. Hayrettin Karaman,
Tarih: 06.12.2007 - 03:48
|
Okunma Sayısı : 447 |
Günler gelip geçiyor, ömrümüzün kum saati işliyor ve bizim için ayrılan
(takdir edilen) üst bölümdeki kum her an azalarak aşağıya akıyor. İnsan
da gaflet hakim olduğu için hiç ölmeyecekmiş gibi dünya hayatına, dünya
işlerine, dünya menfaatine dalmış gidiyoruz. Bir bakıyoruz küçükler
büyümüş, tanıdık ve dostlar birer ikişer göçüp gidiyorlar, saçlar
ağarmış... ama gaflet ve rutin hayat yine devam ediyor.
Geçen
Ramazan'ı, On Muharrem'i unutmadan yenileri gelip geçti. Bu Muharrem
ayında birkaç mektupta "Kerbela mazalimini unutturmak veya gölgelemek
için On Muharrem gününe "Hz. Musa, Firavun ve İsrailoğulları" ile
ilgili manalar yüklendiği" iddiası ile karşılaştım. Bu mektupları
yazanlara göre On Muharrem'de ve Aşura (şûrâ) gününde yalnızca Kerbela
faciası konuşulmalı ve matem yapılmalıdır; yani yine dünya, ibadet
yerine siyaset.
İslam tarihinde birçok facia var, zulüm var,
katliamlar var, belki bunların en büyüğü Kerbela Faciasıdır, ama bugün
bizim bu tarihi facialar karşısındaki tutumumuz ne olmalıdır?
Müslümanlar
parçalanmış, İslam düşmanları ve müslümanların malik oldukları maddi
değerlere göz diken emperyalistler bu parçalanmışlığı kullanarak,
derinleştirerek, arttırarak amaçlarına ulaşmak için kullanıyorlar. Biz
onlara fırsat mı verelim, işlerini mi kolaylaştıralım; yoksa geçmişten
de ibret alarak safları sıklaştırmaya, ihtilafları azaltmaya,
çatışmaları sıfırlamaya, her alanda işbirliği yapmanın yollarını
aramaya mı çalışalım? Elbette ikincisi. Öyle ise gelin On Muharrem'i ve
Aşura gününü de bu anlam içinde, bu amaca yönelik olarak geçirelim.
On
Muharrem gününde oruç tutma adeti İslam öncesinde müşrik Araplar ile
Yahudiler'de varmış. Peygamberimiz (s.a.) Medine'ye hicret edince bu
âdet ile karşılaşmış, niçin oruç tuttuklarını sormuş, "Bugün Hz. Musa
ve İsrailoğulları Firavun'un zulmünden kurtuldular ve Firavun ordusu
ile beraber denizde boğuldu, bunun için bayram yapılıyor ve şükran
orucu tutuluyor" demişler. Peygamberimiz "Biz Musa'ya onlardan
(yahudilerden) daha yakınız, biz de tutalım" buyurmuş, Ramazan orucu
farz oluncaya kadar tutulmuş, sonra serbest bırakılmış, isteyen tutmuş,
isteyen tutmamış. Bu bilgi sahih kaynaklarda mevcut, şu halde Kerbela
faciasını gölgelemek için sonradan uydurulmuş değil. Ayrıca hem
Muharrem ayının onuncu günü nafile bir ibadet olarak oruç tutmak, hem
de Hz. Hüseyin başta olmak üzere Kerbela şehitlerini sevgi, rahmet
dileği ve ibretle (güzel ahlakını ve şanlı mücadelesini örnek almak
maksadıyla) anmak mümkündür; bunun birinin diğerini örtmesi,
gölgelemesi söz konusu değildir.
Anma merasimlerinde
bölünmeye, müslüman guruplar arasında olumsuz duygular oluşturmaya
meydan vermemek için itidali elden bırakmamak gerekiyor. Mesela
Türkiye'de yaşayan bazı Caferi kardeşlerimizin, zincirlerle döğünerek
kan revan içinde kalmak yerine Kızılay'a kan vermeyi tercih etmeleri
örnek alınacak bir itidal, hatta bir reform örneğidir.
Kerbela
Faciası'nı, bugün müslümanlara fayda sağlayacak bir formatta anma
işinin yalnızca şîa'ya bırakılmaması da gerekiyor. Hz. Hüseyin
hepimizindir, o zulme karşı çıkmak, haklıdan yana tavır koymak, acıyı
derinlerde duymak ve göz yaşı dökmek de hepimizin (sünni şii bütün
müslümanların) vazifesidir. Anma toplantıları hem karma olmalı, hem de
ayrıca şîîler gibi sünniler tarafından da tertip edilmelidir. Bu
toplantılarda acıyı tazeleyip göz yaşı dökmekten ziyade müslümanların
birliği, parçalanmanın sebepleri, tefrikanın verdiği zararlar, Hz.
Hüseyin'in davranışının dini ve ahlaki saikleri, zulmün kötülüğü,
zalime karşı durmanın gerekliliği ve yöntemi... üzerinde durulmalı, Hz.
Hüseyin'in, Sevgili Dedesinden miras kalan ahlakının örnek alınmasına
ağırlık verilmelidir.
İşte böyle On Muharremler hem ibadet
olur, hem o muhteşem mücadelenin hakkını vermek, bugünkü hayatımız için
de oradan meyveler devşirmek sonucunu doğurur.
Son Güncelleme : 06.12.2007 - 03:48
|
|
|