| Yazan: Prof. Dr. Hayrettin Karaman,
Tarih: 06.12.2007 - 03:39
|
Okunma Sayısı : 398 |
Türkiye'de emsalinin eksik olmadığını sandığım -yurt dışında yaşayan ve
neredeyse dilini bile unutmuş olan- bir doktor, medya sayesinde her yıl
birkaç gün gündeme oturuyor; her gün gazetelerde okuduğumuz "sağlıklı
yaşama" kurallarını, kendi buluşları gibi sunuyor, sonra bırakıp
gidiyor.
Hayır, yaptıklarına itirazım yok, belki faydalı da oluyor, ama abartılacak bir tarafı da yok.
Bir yazıya konu edinmemin sebebi ise "sağlıklı yaşama kuralları arasında" yer verdiği "her sabah on dakika yoga"dır.
Yoga
bizim dinimize ve kültürümüze yabancı olan, Hindistan ve Uzak Doğu
kültürüne ait olup son yıllarda bir moda gibi dünyaya yayılan bir
rahatlama ve stres atma aracı, bir eksersizdir; üstelik masum da değil,
birçok yerde bir dinin misyonerlik aracı olarak kullanılıyor.
Yoga
yapan zihninin boşaltıyor, eğer bunda muvaffak olabilirse -ki, oldukça
zordur- yoga sonrasında hayata girince, olayların ve eşyanın izdihamı
içinde bunalan insan ruhuna bir şey sunmuyor, bir rehberlik misyonu
yok.
Buna karşı Müslümanların namazı var. Namaza duran
Müslümanın ellerini kaldırması iki önemli faaliyetin sembolü: 1.
Allah'tan başka her ne varsa onları arkaya atıyor, zihnini ve kalbini
onlardan (mâ-sivâdan) boşaltıyor. 2. Mümin gaflete düştüğü için
farkında olamadığı "her yerde hazır ve nazır olan Allah" ile beraber
oluyor, gaflet gidiyor, zikir (O'nu anma, hatırlama, manevi beraberliği
yaşama) şuuru geliyor. Yogada boşalma var, boşluk var; ama insan için
güç, güven, huzur ve sevgi kaynağı olan Allah yok. Namazda hem
mâsivadan boşalma, onun ağır yükünden kurtulma var, hem de tekrar
normal dünya hayatına dönüldüğünde - muhtemelen bir sonraki namaza
kadar- müminle beraber olacak, onu yalnız bırakmayacak, bunalımlarında,
çaresizliklerinde, şaşırmışlıklarında O'na rehber, güven ve huzur
kaynağı olacak bir şuur var.
Namazın maddi hareketleri de hem yogadan daha anlamlı, hem daha zengindir.
Namaz
süresince adım adım Allah'a yakınlaşan mümin bir noktadan itibaren
miracı yaşamaya başlıyor ve oturarak okuduğu "tahiyyât" bölümünde âdeta
Rabbi ile söyleşiyor; selam alıp veriyor, Hz. Peygamber'e nasip olan en
büyük miracın hatırlarını anıyor, namazı sayesinde kendisine de nasip
olan miracın mutluluğuna ve eğitici tesirine mazhar oluyor.
Namaz
hakkıyla kılındığında -ki, bunun için de namazı devamlı kılarak
mükemmeli yakalamaya gayret etmekten başka çare ve yol yoktur- o,
insana ahlak eğitimi verir; kişiyi kötülük, günah, çirkinlik ve suçtan
alıkoyar.
Bizim imanımızda ve kültürümüzde namaz gibi bir
imkan var iken, onun yerini tutması mümkün olmayan yogayı -üstelik
Müslümanlara- niçin tavsiye edelim?
Bu vesile ile Peygamberimizin (s.a.), sağlıklı yaşama ile yakından ilgili bulunan bazı tavsiyelerine yer verelim:
"Acıkmadan
yemeyin, acele yemeyin, midenizi doldurmayın (yaklaşık üçte birini boş
bırakın; yani dört birimle doyacaksanız bunun üçünü yiyin), haram
yiyecek ve içeceklerden uzak durun, imkan bulursanız gün ortasından
sonra bir süre (bir saat civarında) uyuyun, yine imkan buldukça oruç
tutun. Dünya hayatının geçici, amaç değil, araç olduğunu unutmayın."
Son Güncelleme : 06.12.2007 - 03:39
|
|
|