Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

Banka ve Finans Kurumlarının Farkları E-Posta
 

Yazan: Mustafa Refik, Tarih: 30.07.2007 - 04:19

Okunma Sayısı : 2049


Banka ile özel finans kurumu arasında hem benzer­lik­ler hem de farklılıklar vardır. Benzerlikleri dikkate alanlar bu iki kurumu aynı say­mak isterler. Ama farklılıklar dikkate alınınca bunların birbirinden tamamen ayrı olduğu ortaya çıkar. Zaten iki şeyi ayıran aradaki farklılıklar­dır. Kadınla erkeğin benzer yönleri çoktur ama bunlardan birine kadın, diğerine erkek de­memiz aradaki farklı­lıklardan dolayıdır.

Bankalarla finans kurumları arasında tespit edebildiğimiz fark­lar şunlardır:

1- Bankalar kredi sistemine, özel finans kurumları ise ortaklık sistemine göre çalışırlar. Bankalar mevduatlarını, faiz ödeyerek toplarlar. Özel finans kurumları ise mudarebe (emek-ser­maye ortaklığı) ile toplarlar.

Bankaların mevduat sahipleri ile ilişkisi, bir borçlu alacaklı ilişkisidir. Bu sebeple biri diğerinin zararına katlanamaz. Fon sahipleri ile özel finans kurumunun ilişkisi ise bir ortaklık ilişkisidir, biri diğerinin kârından da zararından da etkilenir.

2- Bankalar topladıkları mevduatı kredi, yani faizli borç olarak verip gelir elde ederler. Finans  ku­rumları müşterilerine borç vermezler. Onlar, akıllı ve ilerisini düşünen bir tüccar gibi davranır, ticaret ve sanayiin içine girerek gelir elde ederler. Mesela peşin aldıkları bir malı müşterilerine veresiye olarak satarlar ya da onlara ortak olurlar.

3- Bankalar, kredi verdikleri kişilerin durumunu tehlikede görürlerse vadenin dolmasını beklemeden krediyi geri isteyebilirler. Vermezlerse temerrüd faizi uygulamaya başlar, aldıkları teminatları nakde çevirir ve onları büsbütün çıkmaza sokabilirler. Mesela bir kişi bankadan iki yıl vadeli ve %15 faizli kredi alıp kullandıktan sonra banka, durumu iyi görmediğini belirterek krediyi 15 gün içinde geri ödemesini yoksa temerrüde sokacağını bildirebilir. Böyle bir borç, bu kadar kısa bir sürede ödenemeyeceği için borçlu temerrüde sokulur. Sonra banka faiz oranlarını tek taraflı olarak artırır. Bir de bakarsınız koskoca bir kuruluş, küçücük bir borç yüzünden batmıştır. Bu sebeple bankadan kredi alanlar gözlerinin önünü pek göremezler.

Özel finans kurumlarının müşterileri bu gibi sıkıntıları yaşamaz. Çünkü onların borcu ticari borçtur, vadesinden önce talep edilemez. Onunla bir iş ortaklığı yapmışlarsa finans kurumu, her ortak gibi kâra da zarara da katılır. Böylece finans kurumlarının müşterileri gözlerinin önünü görerek çalışırlar.

4- Özel finans kurumları müşterilerine karz-ı hasen (faizsiz ödünç) verebilirler. Bunu kredi ile karış­tırmamak gere­kir. Kredi, bir satınalma gücünün bir menfaat karşılığında va­deli olarak verilmesidir. Ama karz-ı ha­sende (faizsiz ödünçte) herhangi bir menfaat beklenmez. Karz-ı hasende belirlenen süre bağlayıcı değildir. Alacaklı taraf, istediği za­man alacağını talep etme hakkına sahiptir. Bu sebeple karz-ı hasen yoluyla istenilen miktarda parayı bulmak kolay olmadığı gibi ne zaman isteneceği belli olmayan bir parayla önemli bir ekonomik faaliyet de yapı­lamaz. O, bir birine güvenen kişiler arasında ufak tefek yardımlaşma şeklinde olur. Finans kurumunun ve­receği karz-ı hasen de tıpkı bir tüccarın güvendiği bir kişiye kısa vadeli faizsiz borç vermesi gibidir.

5- Çek kullandırma bakımından da bankalarla özel finans kurumları ara­sında önemli farklar vardır.

Özel finans kurumu bir ticaret veya sanayi kuruluşu gibi çalıştığı için onun müşterisine kredi tahsis edip bunu cari he­saba geçirmesi ve krediyi kullansın diye ona bir çek koçanı ver­mesi  söz konusu olamaz. O, her tüccar gibi satacağı malı ken­disi alır, çek kesecekse kendi keser, bu çekin karşılığı da ka­sasında bulunur. Bu sebeple fi­nans kurumu banka parası üretemez. Eğer bir iş ortaklığı yapmışsa ortak, bu iş için tah­sis edilmiş parayı finans kurumunun vekili olarak kullanır. Bu durumda da o paranın hesaptan hesaba nakli suretiyle kaydi para üretimi mümkün olmaz.

Bankalara gelince, onlar kredi verdikleri kişi adına va­desiz hesap açar, krediyi oraya kaydeder ve çekle kullandırırlar.

Bugün ödemelerin büyük kısmı çekle ve bankalarda açılmış he­saplar ara­sı nakillerle yapılmaktadır. Bankadan çıkmayan ve vadesiz mev­duat olarak müşterinin hesabına ge­çirilmiş olan kredi, bir başka müşteriye tek­rar kredi olarak tahsis edilir ve zincir hal­kalar halinde devam eder. Bu du­rum, ciddi bir para şişkinliği meydana getirir. Enflasyo­nun ve pahalılığın en önemli sebebi budur.

Prensipte satınalma gücü üreten ku­rum Merkez Bankasıdır, ama ban­kalar, çekler yoluyla gereğinden fazla para üreterek piyasada ciddi para şikinliği mey­dana getirirler.

6- Ticari bankaların topladığı mev­duat onların borçlarıdır. Tahsis ettikleri kredilerin kullanılması için verdikleri çeklerin karşılığını ödemeleri gerekir. Bu onları önemli bir borç altına sokar. Buna kredilerin batma tehlikesi de ilave edi­lince banka­ların bunları karşılayacak kadar bir öz sermayeye sahip olma­ları gereği ortaya çıkar.

Mevduatlarının tamamını kredi olarak vermemek ve bir miktar ihtiyat akçesi (munzam karşılık) bulundurmak suretiyle bankalar tahsis ettikleri kredilere ait çekleri ödeyebilirler. Fakat kredilerin batması halinde bunu karşılayacak bir sermaye ge­rekir. Aksi takdirde önemli dengesizliklere sebep olabilirler.

Burada kaydi para konusunu biraz açmak gerekir.

Çek kullananlar, ödemeleri nakit olarak değil, çekle yaparlar. Çeklerin karşı­lığı tam olarak bankada bulunmaz, sadece kayıtlarda gözükür. Bu çekler para gibi dönüp dolaştığı için bunlara kaydi para denir.

Kaydi paranın ilk örnekleri madeni para sisteminin yaygın olduğu devirlere dayandırılır. Rivayete göre eski bankerler, kendilerine emanet olarak külçe veya sikke bırakanlardan bazısına hamiline yazılı makbuz ver­miş­ler, bazı­sına da hesap açmışlar. Yazılı talimat verdiği takdirde bu hesap­tan onun adına ödeme yapmışlar. Hesap sahibinin ta­limatı bir çek gö­revi görmüş. Hamiline yazılı bu çekler piyasada para gibi kul­lanılmaya başlamış. Kimi iş adamları bu çeklere daha çok güveniyor ve onları nakitlere tercih edi­yor­larmış. Çünkü altın ve gümüş pa­ralarda ağırlık ve ayar büyük önem ta­şır. Bankerler bu konuda uzman ol­duklarından on­larda bu­lunan paranın ağırlık ve ayarına güveniliyormuş.

Bankerler, kasalarındaki altın ve gümüşlerin fazla talep edilmediğini, çek ve makbuz­ların tercih edildiğini görmüşler. Bunu fırsat bilmişler ve ellerindeki al­tın ve gümüşlerin, nakit talebini karşılayacak kadar ol­masına dikkat ederek kredi isteyenlere hamiline yazılı makbuz vermeye veya çek yazabilecekleri birer cari he­sap açmaya başlamışlar. Böylece verdik­leri kredi, elerindeki altın ve gümüş stokunun bir kaç katına çıkmış, piyasayı bu çek ve makbuzlar sarmış.

Bankalar da benzeri bir tecrübe yaşamışlar ve vadesiz mevduattan kredi verilebileceğini keşfetmişler. Çünkü tec­rübeler, bu hesapların uzun vadede fazla değişme­diğini, vadesiz mevduat hacminin oldukça düzenli yürüdü­ğünü, bazı hesaplar çekilse de açılan yeni hesapların sağla­dığı fonlarla kayıpların giderile­bildiğini göstermiştir. Ancak her şeye rağmen beklenmedik nakit talebi olabilir ve ban­kalar sı­kıntıya düşebilirler. Bu sebeple ihtiyatlı bankacılar mevdu­atın belli bir kısmını kasalarında nakit şeklinde tutarak bu poblemi halletmeye çalışmışlar­dır. Buna bankacılık dilinde kasa ihtiyatı veya  munzam karşılık denmektedir.

Bankaların kaydî para mekanizmaları şöyle işler:

Bankaya bin liralık mevduat yatırıldığını düşünelim. Banka bu  pa­rayla kendine gelen kredi taleplerini karşılar. Birinci kişiye bin lira kredi açar, bunu onun cari hesabına kaydeder ve ona bir çek koçanı verir. Para banka­dan çekilmediği için onu, aynı usulle ikinci müşteriye kredi ola­rak tahsis eder. Onun için de bir cari hesap açar ve bir çek ko­çanı verir. Bu işlemi üçüncü, dördüncü, beşinci ilh. müşterile­riyle yapar gi­der. Böylece kendine yatırılmış olan bin lirayı onlarca müşteri­sine borç vermiş ve bu borcun kullanıldığı çekler yo­luyla piyasaya bol miktarda kaydi para sürmüş olur. Bunun bir sınırı yoktur.

Elinde çek bulunan kişiler veya vadesiz mevduat sa­hipleri bankadan nakit para çekebilirler. Bunu karşı­lamak için bir miktar kasa ihtiyatı bu­lundurmak gerekir. Bu se­beple çıkaracakları kaydi paranın belli bir sınırı olur.

Finans kurumları fon sahiplerine karşı yalnızca emeği ile ve dürüst davranmakla sorumlu olduğu için onlarda sermaye tabanı problemi yoktur. Çünkü bunlar mudarebe prensiplerine göre çalışırlar. Mudarebede işletmeci durumunda olan mudaribin ana sermayeyi ve belli bir kârı garanti etmek diye bir görevi yoktur. O, dikkatli ve dürüst bir tüccar olarak emeğini koyar ve  kendine verilmiş fonları kullanır. Bir kâr elde ederse onu, önceden anlaştığı oranda fon sahibi (rabb’ül-mal) ile paylaşır. Bir kâr meydana gelmemişse, dönem sonunda, emeğine bir karşılık almaksızın fonu olduğu gibi sahibine verir. Zarar olmuşsa bu zarar tamamen fon sahibine aktarılır. Böyle bir yapı içinde kaydi para ihracı söz konusu olmadığı için sermaye tabanı problemi olmaz.  

7- Etkinlik ve verimlilik bakımından da finans kurumlarının iyi bir yeri vardır. Verimlilik kârlılık demektir. Yani bir finansal kurum belli bir zamanda, varlı­ğını devam ettirecek kadar kâr elde edebilirse verimli demektir. Bu bakımdan Türkiye’deki finans kurumları, kısa sürede verimli çalışarak önemli başarılar elde etmişlerdir.

Etkinlik bir finansal kurumun faali­yette bulunduğu ekono­minin büyümesi, rekabeti ve is­tikrarı için önemli alanlara para aktarıp aktarmaması ile ilgilidir. Türkiyede banka kredilerinin önemli kısmının ekonomi­nin ihtiyacı olan alan­lara gitmediği açıktır. Özel finans kurum­ları ise piyasanın içine girip paralarını ekonominin ihtiyaçlarına tahsis ettiği için ekonomiye, çok açık şekilde katkıda bu­lun­maktadırlar.

8- Bankalar, para dolaşım hızını anormal olarak artırırlar. Çünkü aldıkları faiz ve sebep oldukları enflasyon insanların para­dan kaçmasına, nakit bulundurmak istememelerine ve fazla düşünme­den harcama yapmalarına yolaçar. Paranın anormal bir hızla dolaşması da  para miktarını artırıcı ve de­ğerini düşürücü bir rol oynar.

Özel finans kurumlarının para dolaşım hızını artırıcı etkileri olmaz. Çünkü bunlar faize ve enflasyona sebep olmazlar. Piyasadaki fonksi­yonları normal bir tüccarınki ile aynıdır.

9- Özel finans kurumları enflasyona sebep olmazlar.

Faizli bankacılık sistemi piyasada para miktarının ihtiyaçtan fazla artma­sına ve bunun sonucu olarak para değer kaybının meydana gelmesine yol açar. Bu sebeple enflasyonun en büyük sebeplerinden biri faizli bankacılık sis­temidir. Faizli bankalar, gerek sistemlerine giren paranın birkaç katı banka parası üretmeleri ve gerekse para do­laşım hızını artırmaları sebebiyle piyasa­daki para miktarını anormal biçimde şişirirler. Faizin meydana getirdiği paha­lılık da buna katılınca kredi sistemi, enflasyonun ve pahalılığın en önemli sebebi haline gelir. Ama finans kurumlarının bu bakımdan bir etkisi olmaz.

10- Özel finans kurumlarının fonları daha akılcı şekilde kullanı­labilir.       

Faizli kredi alanlar kolayca sıkıntıya düşebilirler. Sıkıntıyı azaltmak için bu kredileri ya kısa vadeli ihtiyaçlarında ya da kısa vadede yüksek kâr getirecek yatırımlarda kullanmak zo­runda kalırlar. Bu sebeple banka kredileriyle orta ve uzun vadeli yatı­rımları gerçekleştirmek pek müm­kün olmaz.

Kredi alanlar, ayrıca yüksek kâr elde etmek zorundadırlar. Çünkü kazançları, ödeyecekleri faiz miktarının altına düşerse iflasa varan sı­kıntılar baş gösterir. Zira banka, kredi kullananın hiç bir riskini kabul etmez.

Özel finans  kurumu kredi vermediği için bu tür sı­kıntılara sebep olmaz. O, müşterileriyle ya alım satım akdi, ya ortaklık (mudarebe, müşareke) ya da finansal kiralama yapar­. Alım satım normal seyri içinde yürüyeceği için müşteriye ek külfet yüklemez. Borcun ge­cikmesi halinde temer­rüt faizi de ol­maz.

Özel finans  kurumu ile orta ya da uzun va­deli ortaklık yapılabi­lir. Yatırımın her türlü riskine finans kurumu da katılacağı için yatı­rımcı, doğabilecek tehlikeyi tek başına göğüsle­mek zorunda kalmaz. 

11- Özel finans  Kurumu bankadan daha rahat bir ortamda çalışır.

Banka, çoğunlukla borçlarına karşılık %10 gibi bir ihtiyat bu­lundurup di­ğer paralarını kredi olarak dağıtır. Bu sebeple ekonomik yönden sıkıntılı yıl­larda meydana gelen ani mevduat azalışları banka­yı zora sokar. Hele bu iş için banka ihtiyatları kafi gelmezse mevduat sahipleri arasında bir panik meydana gelir ve sonuçta bir çok banka batar.

Özel finans kurumunda böyle sıkıntılar yaşanmaz. Çünkü bu sistemde katılma hesabı sahiplerinin her biri kurumun iş ortağıdır. Parasını çekmek is­teyenin ortaklık şartlarına uyması gerektiğin­den ne kurum sıkın­tıya girer ne de panik doğar. Eğer ortada bir zarar varsa buna hesap sahibi de katlanır.

12-Özel finans kurumu gerçek ka­zanç elde etme imkânı verir.

Mevduat sahiplerinin bankadan aldıkları faiz, çoğu za­man  en­flasyonun altında kalır. Bu sebeple onlar enflasyo­nun gönüllü kur­banı sayılırlar. Meselâ Türkiye’de l935’te tahvile para yatırmış birinin % 7 net bileşik faiz hesabıyla gelirini de ana pa­raya eklediği halde 1975’te mal vara­lığı İstanbul Ticaret Odası endeks­lerine göre eksi değerinin % 17’si olduğu hesabedilmiştir. Bu kişi % 83 oranında kayba uğ­ramış olmaktadır. Aslında bu tablo her yerde buna yakındır. Halkın tasarrufla­rının miktarı daima düş­mektedir.  Me­selâ 1910 yıllarında dünyada toplam tasarrufun % 80’i halkın biriktirdiği para­lardan oluşmakta iken 1960’larda bu oran % 42-45 civarına inmiş­tir. 2000 yılının Türkiye'sinde halkın tasarrufunun toplam tasarrufa oranı iyice azalmıştır.

Özel finans  kurumları, katılma hesabı sahiplerine kârdan pay vadederler. Kâr etmiş sayıla­bilmeleri için mevcut enflasyo­nun üzerinde bir gelir temin etmeleri icabeder. Bu sebeple fi­nans kurumlarının görevleri hem ellerinde bulundurdukları pa­raları enflasyona karşı korumak hem de o paralarla gerçek kâr elde ederek ka­tılma hesabı sahiplerine bundan pay vermektir. Çünkü kendileri ancak gerçek kârdan pay alabilirler.


Son Güncelleme : 30.07.2007 - 04:19

   
Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın
Derlemeye Ekle
Yazdır
E-mail olarak gönder
Benzer Konular

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayıtlı üyeler bir konuyu yorumlayabilir. Lütfen üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.6 © 2007-2012 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >
Kapa