Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

Bankalar ve Kredi Sistemi E-Posta
 

Yazan: Mustafa Refik, Tarih: 30.07.2007 - 03:58

Okunma Sayısı : 1371


Tasarrufları, faiz ödeyerek toplayıp faizli borç verme sistemine kredi sistemi denir. Çağdaş ekonomiler bunu, fon oluşturmanın temel yolu görürler. Bu işi daha çok bankalar yürütür.

Tasarruflar, ortaklık sermayesi olarak da toplanabilir. Küçük tasarrufları, bu şekilde bir araya getirip büyük sermayeler oluşturmak ve onları ticaret veya or­taklıklar yoluyla işletmek mümkündür. Ancak biz buna ortaklık sistemi diyo­ruz. Bu işi daha çok faizsiz finans kurumları yürütür.

Finans kurumları, tasarruf sahibiyle bir mudarebe yani emek-sermaye sözleş­mesi yapar. Buna kâr/zarar ortaklığı adı da verilir. Finans kurumu, top­ladığı ta­sarrufları bir tüccar sıfatıyla işletmeyi ve elde edeceği kârı, sözleşmeye göre, tasarruf sahibiyle paylaşmayı ka­bul ve taahhüd eder. Eğer bir zarar olursa, o sermaye ile elde edilmiş kârdan karşılanır. Kârı aşan zararlar ise ta­sar­ruf sahibinin sermayesinden gider. Bu durumda fi­nans ku­rumunun zararı, yap­tığı işten gelir elde edeme­mekle sınırlı kalır.

Kredi sisteminde sermayenin bir maliyeti vardır. Buna finansman maliyeti veya sermaye maliyeti denir. Üretimden pazarlamaya kadar her safhada fiyatlara eklenen finansman maliyeti fiyatları sürekli yükseltir. Sermayeye ödenen faiz, finansman maliyetinin ana sebebidir. Tasarruf sa­hibinin ala­cağı faiz ise bundan düşüktür. Banka, kredi ver­diği ki­şiden mesela %15 faiz alırsa tasarruf sahi­bine %10 kadar verir. Böyle bir ortamda fiyat artışı en az %15 civarında olacağı için tasar­ruf sahibinin alacağı faiz, fiyat artışları karşısında yok olduğu gibi onun ana pa­rasından da kaybı olur.

Bu kayıp, parasını bir kenarda saklayanlarda daha büyük olur. Onların kaybı %15 civarındadır. Çünkü %15 faizle kredi alan kişi, bu krediyle ürettiği mal ve hiz­met için %15 finansman maliyeti koyarsa aynı oranda bir fi­nansman maliyetini de kendi öz sermayesi ile ürettiği mal ve hizmetler için ko­yar. Kredi sisteminin etkili olduğu ekonomilerde hiç kredi kullanmayanlar bile ürettik­leri mal ve hizmetlere finansman maliyeti koyarlar. Böylece fiyatlar sürekli ar­tarken dar ve sabit gelirlilerin serveti hızlı bir biçimde erir. Kredi sisteminin et­kin olduğu yerlerde bu sistem, halkın servetinin zenginlere ak­masına yol açar.

Ortaklık sisteminde sermayeye ödenmesi gereken bir bedel yoktur. Onun için bu sis­temde finansman maliyeti veya sermaye maliyeti diye bir şey olmaz. Bu sistemde fiyatların artması veya azal­ması kendi tabii seyri içinde olur. Sermaye sahipleri, yapılan ticari veya sınai faaliyetin kârından pay alacak­ları için ortaklarıyla birlikte büyür veya küçülürler. Çünkü kâr gibi za­rar da ortak­lar arasında pay edilir.

Toplumda girişimcilerin sayısı azdır. Kredi sisteminde riskin büyük olması sebebiyle kredi alabilecek girişimcilerin sayısı daha da azalır. Herkes böyle bü­yük bir riski göze alamaz; alsa dahi alacağı krediye teminat gösteremez. Böylece bütün bir top­lumun tasar­rufları kredi sistemi yoluyla küçük bir grubun eline ge­çer.

Kredi sistemi, tasarruf sahiplerini etkisiz hale getirir. Onların ne olup bittiği ile ilgilenme­leri gerekmez. Zaten güçsüz olan bu insanlar, belli bir süre paralarıyla da ilgiyi kesince  donuklaşırlar. Bunların yapacağı şey gidip bir iş yerinde çalış­maktır. Alacakları ücret veya maaş belli olduğu için iş yerinin gi­dişatı da onları ilgilendirmez. Onlar ücretlerini alır ve kendi işlerine bakarlar. Bunlar daha çok işçi ve memur sınıfını oluştururlar. Ellerindeki ta­sarruflar zamanla eriyip yok olur. Aldıkları ücret veya maaşlar da geçimle­rine yetmemeye başlar. Giderek, ge­çim için borçlanmak zorunda kalırlar. Büyük kitleyi oluşturan bu insan­lar kendi içine kapalı ve geçim derdi ile boğuşan kişiler haline gelirler. Kendilerini sıkan bu gelişmelere de içten içe tepki duyarlar. Gün geçtikçe tepkileri artar. Sonunda mutsuz ve umutsuz geniş halk kitleleri ortaya çıkar. 

Diğer taraftan zenginler, sürekli artan servetleriyle tatmin olamamaya başlar, ülkenin sosyal ve politik ha­yatını da yönlendirme gayretine girerler. Bütün dengeler bozulur.

Ortaklık sisteminde de büyük zenginler olabilir. Ancak tasarruf sahipleri, or­taklarıyla birlikte büyüdüğü veya kü­çüldüğü için ekonomik, sosyal ve siyasal geliş­melere karşı du­yarlı olurlar. Böylece kimsenin kimseye yük olmadığı ve haksızlık edemediği, herkesin kendi gayretiyle işin bir ucundan tutma zorunluluğu hissettiği serbest iş ortamı doğar.

Kredi sistemi sermayeyi sahibinden bağımsızlaştırır. Ortaklık sisteminde sermayenin sahibiyle bağlantısı mecburen devam eder. Çünkü bu sistemde kişi, pa­rası­nın akibetini düşünmek ve ekonominin gidişatını taki­bet­mek zorunda kalır. Ortak olmanın verdiği so­rumluluk onu, daha dikkatli ve etkili bir hale getirir. Çünkü o, ortak ola­cağı kişileri tanı­maya ve ne olup bittiği ile ilgi­lenmeye ih­tiyaç duyar. Yoksa kâr beklerken zarar edebilir. Bu süreç içinde piyasayı öğ­renir ve iş adamlığı yeteneği kazanır.

Ortaklık sisteminde ekonomik ve sosyal gerginlikler azalır, verimlilik artar. İş sahipleri toplumun güvenini ka­zanmak için özel bir gayret göstermek zorunda kalırlar. Böylece bir huzur ve güven ortamı doğar. Sistem, mantı­ğına göre iş­lerse çağdaş toplum­larda rastla­nan işçi işve­ren sürtüşmesi de olmaz.

Faiz yasağı kredi sis­temini işlemez hale getirir. Bu sebeple müslümanlar ortaklık sistemini geliştirme zorunlu­luğu içinde olurlar.


Son Güncelleme : 30.07.2007 - 03:58

   
Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın
Derlemeye Ekle
Yazdır
E-mail olarak gönder
Benzer Konular

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayıtlı üyeler bir konuyu yorumlayabilir. Lütfen üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.6 © 2007-2012 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki
Kapa