Üye Girişi
Close

Üye Girişi






Kayıp Şifre?
Hesabınız yokmu? Kayıt olun

Bölümler

Vade Farkı E-Posta
 

Yazan: Mustafa Refik, Tarih: 30.07.2007 - 04:02

Okunma Sayısı : 1204


Vade farkı, bir malın peşin fiyatı ile vadeli fiyatı arasındaki farktır. Bunun faizle ilgisi yoktur. Zira bu, borçtan gelir elde etme değil, bir alış veriş türüdür. Toptan ile perakende arasında nasıl fiyat farkı olursa peşin satışla vadeli arasında da olur. İşin yapısı bunu gerektirir.

Bizim Ulemamıza göre vadeli satışta fiyat belli olursa vade farkının bir sakın­cası yoktur. Ama satış, tek bir fiyat üzerinde anlaşma yapılarak bitirilmelidir.

Vadeli satış ile faizli işlem arasında benzerlik vardır. Çünkü pe­şin fiyatı 100 lira olan bir malı iki ay vadeli 120 li­raya sat­mak ile bugün veri­len 100 liraya karşılık iki ay sonra 120 lira al­mak birbi­rine benzer. Ama arada önemli farklar da vardır. Kimileri bu farkları görmezlikten gelirler.

Kâr ile faiz birbirine benzetilebilir. Fakat alış verişle faizli işleme teker teker bakılırsa fa­izin karşılıksız fazlalık olduğu ama kârın böyle olmadığı görülür. 10 altın alacağı olan kişi, borçludan 11 altın alınca bir altın fazla almış olur. Çünkü borç alınan şeyle ödenen şey aynı özelliği taşır. 10 altın borç alan kişi borcunu ödemiş ol­mak için 10 altın verir. Bu ikisi birbirinin karşılığıdır. Faiz olarak vereceği 1 altın ise karşılıksızdır. Peşin fiyatı 10 altın olan bir ceketi, bir ay vadeli 11 altına satın alan kişi, bir ay sonra o ceketi ve üstüne de 1 altın ödemez. Eğer öyle bir ödeme şartı olsaydı o zaman bir altına, karşılıksız fazlalık denebilir ve alım satım ile fa­izli işlem birbirinin aynısı olurdu. Ayrıca satıcı o ceketi peşin 10 altına satsaydı yine kâr edecekti. Burada satıcının kârı 1 altından fazla olduğu halde faizcinin al­dığı faiz 1 altından iba­rettir.

Bedeller aynı özelliği taşımıyorsa birinin di­ğerinden fazla olduğu iddiası  ge­çersiz olur. “10 tane yumurta mı çoktur, yoksa 10 tane portakal mı?” ya da “1 gr. altın mı çoktur yoksa bir sandık elma mı?“ diye soru sorulamaz. Çünkü yumurta portakala benzemez, altın da el­maya. Bu be­delleri eşit­lemek mümkün olmaz ki, biri­nin diğerinden çok olduğunu tespit mümkün olsun. Yumurta bol, portakal kıt olursa bir portakal, on yumurta hatta daha çok yu­murta değerinde olabilir. Portakal bol olup yumurta kıt olursa, o zaman da 10 yu­murtaya bir sandık portakal alınabilir.

Vadeli satışı faizli işlemden ayıran başka şeyler de vardır; bunlar:

1- Fiyat: Para, belli bir satınalma gücünü temsil eder; bu güç, kişilere, şartlara ve me­kana bağlı olarak değişmez. Paranın, satı­nalma gü­cünün, zaman zaman değiş­mesi ayrı bir konudur. Mallar ise para gibi de­ğildir. Hiç bir malın, para gibi belli bir değeri, sabit bir fiyatı ol­maz. Ne peşin fi­yatı sabit olur, ne de vadeli fi­yatı. Malların fiyatı kişi­lere, şartlara ve mekana bağlı olarak sürekli değişir.

Bu sebeple mal fiyatları durum ve şartlara göre değişik­lik gösterir. Ancak zamanımızda kapitalizmin tesiriyle piyasalarda te­keller ve karteller oluştuğu için bir çok malın peşin fi­yatı ile va­deli fiyatı net olarak ayırdedilmektedir. Böyle bir piyasada dahi vade farkı faiz sayılamaz. Çünkü mal­ların üreticisi, toptancısı ve perakendecisi vardır. Ama paranın üreti­cisi sadece devlettir. Paranın toptancısı ve perakendecisi de olmaz. Büyük bir bankanın kasasındaki 100 lira ne ise, bir çocuğun cebindeki 100 lira da odur. Bir üretici paltoyu ucuza verebilir ama Merkez Bankası ürettiği 100 lirayı 99 liraya veremez. Yani faizin oluşumundaki ilişkiler ile, fiyatlarının oluşumundaki ilişkiler farklıdır.

2- Mal - para ilişkisi: Bir yerde 10 liraya alınan bir kalem, Başka bir yerde 12.5 lira olabilir. Birisi oradan, diğeri de buradan kalem alsalar ve kaleme 12.5 lira ödeyen kardeş, 2.5 lirasının faz­ladan alındığını iddia ede­bilir ama buna faizciler de faiz diyemezler.  Çünkü her iki alım da peşin yapılmıştır. Kaleme değer biçilirken piyasa fak­törü dev­reye girmiştir. Her iki kar­deş de ka­lemi normal fiyatla almış, aldanmamıştır.

Ayrıca burada kalemin fiyatı 10 lira iken alıcının bilgi­sizliğinden yararlanılarak 12.5 liraya satılmışsa yine faiz­den bahsedilmez. Burada gabn-ı fahiş, yani müşteriye fahiş fi­yatla mal satarak onu aldatma söz konusu olabilir. Burası için gabn-ı fa­hiş sayılan bir fiyat Beyoğlu için normal olabilir.

Aynı çarşıda dahi bir malın değişik fiyatları olabilir. Mesela kalem 9 veya 10 veyahut da 11 liradır. O zaman kalemin bu pi­yasa­daki fiyatı 9 ila 11 lira arasında demek­tir. Fahiş  fiyat bu sı­nırları aşan fiyattır. Meselâ bir kişi, piyasayı bil­mediği için o ka­lemi 12 liraya alırsa fahiş fiyatla satınalmış olacağı gibi bir sa­tıcı da piyasayı bilmediği için kalemi 8 liraya satmışsa, fahiş bir ucuzlukla satmış olur. Her ikisi de aldandığını iddia ederek alım satı­mın bozulmasını talep edebilir.

Sonuç olarak bir kalemin karşılığı Eminönü’nde 10 lira, Beyoğ­lunda 12.5 lira olabilir. Burada fazla gibi gözüken 2.5 lira karşı­lıksız değildir. Bu para, kalemin bedelinin bir parçasıdır. Ama hangi piyasada olursa olsun, 10 lira verip 11 lira alınırsa bura­daki 1 lira karşılıksız fazlalık olur.

3- Peşin fiyat ve vadeli fiyat: Birisi bir paltoyu peşin 100 liraya alırken bir başkası aynı paltoyu aynı satıcıdan iki ay vadeli 100 liraya satınalmış olabi­lir. Burada paltoyu veresiye alan müşterinin kar­şılıksız bir faz­lalık elde ettiği iddia edi­lemez. Peşin 100 lira nasıl o paltonun bedeli ise iki ay vadeli 100 lira da aynı şe­kilde o palto­nun bedelidir.

Bir malın bedelini tespitte piyasanın etkisi inkar olu­na­maz. Fiyatların belirlenmesinde karşılıklı rıza önemlidir. İki ayrı müşterinin aynı fiyata razı olma­ları gerekmez. Satıcılar bu konuda esnek davranmanın gerekli olduğunu bilir ve mal­larına ona göre fiyat isterler. Pazarlığı da bu yüzden yaparlar.

Faizli işlemde ise böyle şeyler olmaz.

4- Peşin ile veresiyenin farkı: Peşin olarak alınan bedelle yeni bir iş yapılabilir. Veresiyenin geç ödenmesi yanında hiç ödenmeme teh­likesi de vardır. Bu sebeple bir malın peşin fiyatı ile vadeli fiyatı arasında fark olabilir, işin tabiatı bunu gerektirir.

Bedel peşin, mal veresiye ise bu defa da mal, peşine nis­betle daha fazla olur. Ya da bir başka ifadeyle bu mal için öde­necek bedel pe­şine nisbetle daha az olabilir. Böyle bir alım satım, selem veya is­tisna şeklinde gerçekleşir. Bunlar­dan müstakil olarak bahsettik.

Akla şöyle bir soru gelebilir: “Vadeli satışla faizli işlemin farklı bir yapısı var mıdır?” ben derim ki: Vadeli satışta üç şartın gerçekleşmesi gerekir.

a- Mal mevcut ve belli olmalıdır. Meselâ 6 m2'lik şu Türkmen el halısı gibi. Mal mevcut değilse satış bâtıl, mal mevcut fakat nasıl bir mal ol­duğu taraf­lar arasında anlaşmazlık doğuracak derecede bi­linmez (cehâlet-i fâhişe) olursa satış fâsid olur.

b - Fiyat belli olmalıdır. Eğer akit sırasında fiyat sabitlenmezse satış fâsid olur.

c- Parayı ödeme günü ve taksitler belli olmalıdır. Meselâ fiyat 250 TL, bunun 150 TL.’si peşin ve kalanı her ay 25 TL. ol­mak üzere dört ayda ödenecek, ya da tamamı veresiye olup dört ay sonra tek taksitte ödenecek diye anlaşma yapılabilir. Vade ve taksitler belli olmazsa  bu satış fâsid olur.

Bu üç şarta uyduktan sonra peşin fiyatın ne olduğuna bakılmak­sızın vadeli satış geçerli olur.

Faizli işlemde de bu üç şart yerine getirilir. Yani borç veya borçlanılacak meblağ mevcut ve belli olur. Alınacak faiz belli olur. Bir de borcu ödeme günü ve taksitler belli olur. Denilebilir ki “Her ikisinin yapısı da aynı olduğu halde neden birine vade farkı ve kâr, diğerine de faiz deniyor, Bu nasıl olur?” Ben derim ki; Daha evel de belirtildiği gibi farklı hükme varmanın sebebi, bu ikisi arasın­daki benzerlikler değil, farklılıklardır. Bir elma ağacının yanına iki kişi gelir, bu ağacın elmasından alıp götürmek isterler. Birisi hemen kabını doldurup gider. Diğeri ise ağacın sahibini bulur, ondan izin alır ve sonra kabını doldurur. Bunlardan birincisi hırsızdır. Çünkü elma­ları sahibinden izinsiz olarak koparıp götürmüştür. Ama sahibinden izin almayı gözardı ederseniz birinciyi de ikinciyle aynı sayarsınız. Aynı ağacın el­malarından alan bu iki kişiden birini hırsız sayıp di­ğerini say­mamak sırf o izinden dolayıdır. Yani Biz Allah kârı helâl, faizi haram kıldı diyoruz. Allah'a boyun eğmiş bir insan bundan başka bir gerekçe aramaz. Ama burada fa­izle alış veriş arasındaki yapı farkına dikkat çekilmektedir.

Faizli işlemde mevcut ve belli olan borç veya borçlanılacak meblağdır. Ama vadeli satışta mevcut ve belli olan şatışa konu maldır. Bu, yukarıdaki üç şarttan birincisidir. İkincisi, alınacak bedelin belli olmasıdır. Faizli işlemde alınacak bedel, borç ile faizin toplamıdır. Yani borçlu, eğer 10 altın borç almışsa ödeme günü hem 10 altını hem de onun faizini verir. Ama va­deli mal alan kişi, borcunu öderken aldığı malı veya onun dengi bir malı geri vermez, sadece satıcıyla aralarında kararlaştırdıkları bedeli verir.

Üçüncü şart da borcu ödeme gününün ve taksitlerin belli olmasıdır. Bu şart, faizli işlemde ve vadeli satışta aynıdır. Ancak bu şart, vadeli satışta alacaklıyı bağladığı halde faizli işlemde bağlamaz. Faizli işlemde alacaklı bazı gerekçeler ileri sürerek, meselâ borçlunun maddi durumunun veya ekonomik şartların bozulduğunu iddia ederek borcun kısa süre içinde faizi ile birlikte ödenmesini isteyebilir. Meselâ, bir yıl vadeyle kredi vermiş olan bir banka, ekonominin bozulduğu gerekçesiyle kredinin 15 gün içinde öden­mesini isteyebilir. Bu da kredi kullananları, beklenmedik bir anda hızla çöküşe sürükler.

Asıl fark, borcun zamanında ödenme­mesi halinde ortaya çıkar. Vadeli satışta, gününde ödenmeyen borca ilave yapıl­maz. Çünkü bu ilave faiz olur. Enflasyonlu ortam­larda, borcun gecik­mesinden dolayı meydana gelen değer kaybını almanın faizle bir ilgisi yoktur. O, alacaklının za­rarını önlemek ve borçlu­nun haksız kazanç sağlamasına engel olmak içindir. Zira Faiz yasağının temel sebebi haksız kazanca mani olmaktır. Haksız kazanca mani olacağım derken yeni bir haksız kazanca müsaade edilemez. Vadeli satışta zamanında ödenmeyen alacak­ların tahsili için temi­natlar devreye sokulur veya icra yoluna gidilir. Borçlunun ödeme gücü yoksa, genişliğe çıkıncaya kadar beklenir. Fakat faizli alacaklar öyle değildir. Gününde ödenme­yen borcun tahsili için bir taraftan teminatların devreye sokul­ması ve icra işlemleri yürütülürken diğer taraftan yeni faiz oranı tespit edilir ve geciken her gün için borç sürekli artırılır. Bu da ödeme güçlüğüne düşen borçluyu büsbütün yıkar. 


Son Güncelleme : 30.07.2007 - 04:02

   
Bu Makaleyi web sitenize alıntılayın
Derlemeye Ekle
Yazdır
E-mail olarak gönder
Benzer Konular

Okuyucu yorumları  RSS feed Yorum
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
Sadece kayıtlı üyeler bir konuyu yorumlayabilir. Lütfen üye olun veya giriş yapın.

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.6 © 2007-2012 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >
Kapa