| Mükellef / Mahkumun Aleyh |
|
| Yazar Mustafa Refik | |
| 04 01 2008 | |
|
Mahkumun aleyh, yaptığı fillerden dolayı kendisine hitabı şer'i
teveccüh ve taalluk eden mükellef insandır.
Bir insan, mükellef olmak için ehliyet sahibi olmak lazımdır.
Ehliyet ise akl bilmeleke ile vücude gelir.
Filhakika herhangi bir şahsa bir şeyi yapmak veya yapmamak için
bir teklif teveccüh etmesi için o şahısta akl biimelekenin bulunması lazımdır.
Ve illa o teklif edilen şeye salahiyet ve kabiliyet bulunamaz.
Teklif; külfetli, meşakkatli bir şeyi birisine ilzam etmek demektir.
Mesela: bir dini vazifeyi ifa, az çok külfetten hali olamaz. Bu külfetten
dolayıdır ki, insan tahsine, sevaba layık
olur. İşte böyle bir şey ile mükellef
olması için insanda hir akl bilmeleke bulunmak lazım gelmektedir.
Akl; bir nurdur, insana takib edeceği yolu aydınlatır. Akim bir
çok tarifleri vardır. En muhtarı; «nefsi insaninin, yani ruhun kuvvetidir ki
insan o sayede nazari ilimleri iktisaba muktedir olur» tarifidir. Akim dört
mertebesi vardır:
Birincisi: aklı heyuiani mertebesidir. İnsan, ilk yaradılışında
bilgiden hali olur. Fakat bu bilgileri ileride elde etmeğe kabiliyetli
bulunur. İste bu kabiliyet, aklı heyulanı mertebesidir.
İkincisi: aklı bilmeleke mertebesidir. İnsan, biraz sonra
zaruriyya-tı, bedihiyyatı idrak eder, nazariyyatı da tahsile müstaid bulunur.
İşte insanın bu zamandaki kabiliyeti de aklı bilmeleke
mertebesidir.
Üçüncüsü: aklı bilfil mertebesidir. İnsan, bu mertebede hem
bedi-hiyyat ve zaruriyyatı, hem de nazariyyatı idrak edip bunları dilediği
zaman yeniden çalışmaya muhtaç olmaksızın istihzara muktedir bulunur.
Dördüncüsü: aklı müstefad mertebesidir. Bu mertebeyi ihraz
etmiş olan bir zat için hem bedihiyyat ve zaruriyyat malum olur, hem de
na-zariyyat tamamen müstahzar ve mürtkeşif bulunur.
Bu dört mertebeden aklı bilmeleke mertebesi, mutavassıt bir
derecede bulunduğundan tekliflerin menatı, mütevakkafün aleyhi bulunmuştur.
Maahaza akl biimeleke de insanlarda mütefavet bulunduğu cihetle
bunun yerine «buluğ» ikame edilmiştir. Binaenaleyh baliğ, arızalardan salim
olan bir insan, akl bilmelekeyi haiz sayılır.
İnsanlardaki ehliyet, iki nevidir. Biri: nefsi vücube ehliyettir. Diğeri de
vacibi edaya ehliyettir. Şöyle ki:
Vücubi ehliyet, insanda bulunan «zimmet» ile hasıl olur. Zimmet
ise bir vasıftır ki, insan kendi lehindeki ve aleyhindeki şeylere bu vasf ile
ehl olur.
Her insan, manevi bir vasf olan zimmetle muttasıftır. İnsanlar,
daha ervah aleminde iken Hak Tealamn : X~j i—n -ben sizin rabbı-nız değil
miyim?» hitabı izzetini telakki ederek «evet., rabbımızsm» demişler, bu
cihetle bir ahd altına girmişlerdir. İşte zimmet, bu ezeli ahdin bir
neticesidir. Bu zimmet, akl bilmelekeden evvel de insanda bulunmaktadır. Bunun
içindir ki cenin bile lehinde olan bir takım hakların vücubüne salih bulunur,
irse. vasiyyete, nesebin sübutüne aid hakların vücubü gibi. Şu kadar var ki.
bir ceninin zimmeti zaif olacağından aleyhine olan şeylerin vücubüne salih
olmaz. Binaenaleyh velisinin cenin namına alacağı şeylerin semeni cenine
değil, velisine teveccüh eden bir borç olur.
Zimmet, insanlara mahsus bir haslettir. Vakıa insanlar, bu
zimmete, vesile olan o ezeli ahdi hatırlamıyorlar. Fakat birer sadık muhbir,
birer adil şahid olan peygamberani zişan, bu ahdin vukuuna şahadet
etmektedirler. Bu haddi zatında mümkündür. Kudretulİah ise buna maa ziyadetin kafidir.
Bundaki hafi hikmet de Allah Tealaya malumdur.
Velhasıl: akl bilmeleke ehliyyetin şartıdır. Zimmet de
ehliyetin sebebi bulunmuştur.
İnsan, doğduktan sonra gerek lehinde ve gerek aleyhindeki hakların
vücubüne, edasına muktedir olduğu nisbette salihtir. Bu cihetle bir çocuk, hem
lehine olan haklara müstahık olur. Hem de aleyhinde olan haklardan dolayı
-edasına kadir olduğu mertebede -mesul bulunur.
Mesela: bir çocuk, irse, vasiyyete, adına alman şeylerin
mülkiyye-tine müstahik olur. Ve öşr ve haraç gibi şeyler ile de mükellef
bulunur. Malından muhtaç olan karibine nafaka verilmekle de mahkum olabilir.
Başkasının telef ettiği bir malını tazmin ile de mükellef tutulur. Fakat namaz
gibi, zekat gibi ibadetler ile, kısas gibi, mirastan mahrumiyet gibi cezalar
ile mükellef olmaz. Çünkü ibadetler, bilihtiyar tazim kas-dile yapılır, bunlar
ise çocuktan beklenilemez. Cezalar da muahaze makr sadile yapılır. Çocukların
filleri ise muahazeye mahal olamaz.
Ehliyeti edaya gelince bu, mahkumun aleyhin kendisinden şer'an
muteber olacak vecihle fii suduruna salahiyetli olmasıdır ki iki türlüdür:
Biri : Ehliyeti kasıradır ki, kudreti kasıra ile sabit olan bir
salahiyettir. Kudreti kasıra ise aklı kasır ile sabittir.
Mesela : çocuğun ve matuhun akılları kasır olduğundan
kudretleri de kasırdır. Bu itibar ile kendilerindeki ehliyyeti eda da kasırdır.
Diğeri: ehliyyeti kamiledir ki, kudreti kamile ile sabit olan
bir salahiyettir. Kudreti kamile de aklı kamil ile sabittir. Baliğ, akil bir
kimsenin ehliyeti gibi.
Kudret ise bir vasıftır ki bir şey onunla ya fail veya münfail
olur,
Kudreti kasıra erbabından sudur eden fillere bakılır: Eğer o
füler, hukukullahtan ise edası sahih ve
muteber olur. Onlar, gerek sırf hasen olsun, iman gibi, ve gerek sırf
kabih olsun, irtidad gibi. Ve gerek hasen olup az çok külfetli bulunsun; namaz,
oruç gibi.
Binaenaleyh bir mümeyyiz çocuğun imanı da, irtidadı da, namaz,
oruç gibi ibadetleri de sahihdir. Bu ibadetlerin edası lazım olmadığı halde
ifası muteberdir.
Ve eğer o filler, hukuki ibad kabilinden ise nazar olunur:
Onlar bu kudreti kasıra erbabı hakkında nefi mahz is» sahih olur. Hibe ve sadakayı
kabul gibi. Haklarında zararı mahz ise sahih olmaz. Tatlik, ı'tak, ikraz, hibe
etmek gibi. Amma nef ile zarar arasına dair ise velilerinin izinleriie sahih
olur. Alış veriş, nikah, icare gibi. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|