| Yazan: Mustafa Refik,
Tarih: 31.12.2007 - 06:48
|
Okunma Sayısı : 1023 |
Kullanılmış, fakat pis
olmayan sulara, temiz, fakat temizleyici olmayan sular denir. Bu suları içmek,
yemek pişirmek ve diğer adet icabı günlük işlerde kullanmak sahihtir. Abdest
almak, gusül yapmak gibi ibadet işlerinde kullanılması ise sahih değildir.
Bu suların üç nevi vardır:
Malikiler dediler ki: Temiz ve fakat temizleyici
olmayan sular tek çeşittir. Ki o da, kendisine temiz bir şey karışıp üç
vasfından biri değişen sudur. Buna temiz ve fakat temizleyici olmayan su denir.
İkinci çeşit suya gelince o
da, az miktardaki kullanılmış sudur. Bu, temizleyicidir. Tabii, eğer
kullanıldığından ötürü üç vasfından biri değişmemiş ise...
Üçüncü çeşit olan ise,
bitkilerden elde edilen sulardır. Örneğin gülsuyu, karpuz suyu gibi! Malikilere
göre bunlar, kendisiyle temizlenilen sular grubundan değildirler. Çünkü bunlar
mutlak su değildirler.
Ama aklı başında bir insan
tarafından kasten atılacak olursa temizleyici olmaktan çıkacağını
söylemişlerdir. Bu durumda suyun kaynatılması veya kaynatılmamış olması gibi
bir ayırım da gözetmezler. Ama bu yosun sadece sudan üremişse, rüzgar veya
benzeri bir şeyin etkisiyle suya atılmışsa bunun bir zararı olmaz.
1. Temizleyici suya az
miktarda temiz suyun karışması: Sözgelimi temizleyici olan bir suya gülsuyu,
hamur suyu veya bunlara benzer bir miktar su karışacak olursa bu suyun
temizleyicilik vasfı gider. Bu su, her ne kadar içme ve elbise temizliği gibi
adet icabı işlerde kullanılabilirse de abdest almak, gusül yapmak gibi ibadetlerle
İlgili işlerde kullanılamaz. Yalnız şunu bilmek gerekir ki; suyun
temizleyicilik vasfı ancak iki şartın tahakkuku halinde ortadan kalkabilir:
a. Suyun rengi, tadı ve
kokusundan ibaret olan üç vasfından birinin bu karışımdan ötürü değişmiş
olması.
b. Karışan şeyin, suyun
temizleyiciliğini gideren şeylerden biri olması.
Hanefiler indinde: Suyu temizleyici olmaktan
çıkarıp sadece temiz olarak bırakan şeyler katı ve sıvı olmak üzere iki kısma
ayrılırlar. Katı olana gelince bu, suyun temizleyici olma özelliğini iki
durumda ortadan kaldırır:
a. İncelik ve akıcılığını
giderecek bir şeyin suya karışması. Mesela suya temiz bir çamur konulur ve bu
çamur onun incelik ve akıcılığını yok ederse bu suyla temizlenmek sahih olmaz.
Suyuna çamur karışmış bir havuzun kurumasından sonra dibinde kalan çamurlu
suyla temizlenmek de sahih değildir.
b. İçinde pişirilmekte olan
bir şeyle suyun karışması. Mesela temizleyici bir suyun içine mercimek konulur
ve pişirmek amacıyla iki defa kaynatıldıktan sonra bu su vasfını değiştirirse,
mercimek pişmemiş olsa bile onunla temizlenmek sahih olmaz. Bu su, incelik ve
akıcılığını kaybetmemiş olsa bile yine böyledir. Bu durumlar, su az olduğunda,
bilhassa çöllerde ve yaban yerlerinde görülür. Ama sabun ve benzeri temizlik
malzemeleriyle vasfı değişen sular bu hükmün dışında tutulmuşlardır. Rengi,
tadı ve kokusunu değiştirseler bile, bunlar içindeyken kaynatılan sular
temizleyici olmaktan çıkmazlar. Ancak suyun içinde pişirilir de incelik ve
akıcılığını giderecek olurlarsa onu temizleyici olmaktan çıkarırlar.
Sıvı olana gelince bunlar,
suya karıştıkları takdirde üç durumda onu temizleyici olmaktan çıkarırlar:
a. Suya karışan sıvı,
kokusu gitmiş olan gülsuyu ve kullanılmış su gibi renk, tad ve kokudan ibaret
olan üç vasıfta suya muvafık olmalıdır. Bu durumun meydana gelmesi halinde
karışımın çok olan unsuruna bakmak gerekir. Eğer çoğunlukta olan su ise bu su
temizleyicidir. Eğer çoğunlukta olan, su ile karışık öbür unsur ise bu
durumdaki su temiz, fakat temizleyici değildir. Sözgelimi bir cemaat, küçük bir
havuzdan veya sarnıçtan abdestlerini alır da bunların abdest organlarından
damlayan su, tekrar dönüp havuza giderse bakılır: Eğer kullanıldıktan sonra
tekrar havuza dönen bu su, kullanılmamış olan sudan az ise herhangi bir sakınca
sözkonusu değildir. Yok, eğer ona eşit veya ondan çok ise, havuzdaki veva
sarnıçtaki suyun tamamı “müsta’mel su” hükmüne girer.
b. Temizleyici suya karışan
bu sıvı, renk, tad ve kokudan ibaret olan üç vasfı bakımından suya zıt
olmalıdır. Sirke gibi. Sirkenin rengi, tadı ve kokusu suyunkine zıttır. Mesela
bir kişi, elini sirkeye batırdığında yeni (elbisesinin kolu) de beraber bulaşır
ve bundan sonra elini temizleyici suya batırır, yenleri de bu suya bulaşırsa
bakılır: Eğer sirkenin vasıflarının çoğu, örneğin rengi ve tadı bu suya bulaşıp
açıkça görülürse temizleyici olmaktan çıkar. Ve bu suyun ibadetlerle ilgili
işlerde kullanılması sahih olmaz. Ama yemek pişirmek ve benzeri işlerde
kullanılması sahihtir. Eğer sirkenin vasıflarından sadece biri suya bulaşıp
açıkça görülürse bu su, temizleyici olmaktan
çıkmaz.
c. Suya karışan sıvı, bazı
vasıflarında suya muvafık, bazı vasıflarında ise zıt olmalıdır. Örneğin sütün
rengi ve tadı vardır. Ama kokusu yoktur. Eğer biraz süt, suya karışır da bir
tek vasfı açıkça görülürse o su temizleyici olmaktan çıkar. Bu durum daha çok,
sudan uzak tarlalarda çalışmakta olan çiftçilerde görülür. Şöyleki: Sütü bir
kaba koyarlar. Sonra da boşalan bu kaplan iyice temizlemeden içine su
doldururlar. Sütün eseri de suda görülür. Görüldüğünde de o su temizleyici
olmaktan çıkar. Sadece temiz olarak kalır.
Malikiler dediler ki: Üç şey, suyu temizleyici
olmaktan çıkarır:
1. Suya temiz bir şeyin
karışıp rengi, tadı veya kokusundan ibaret olan üç vasfından birini
değiştirmesi. Bu koku, suda açıkça görülmese bile farketmez. Temizleyiciliğin
ortadan kalkması birtakım şartlara bağlıdır:
a. Suya karışan şeyin her
zaman suyla beraber olmayan, bazan beraber olsa bile çoğu kez ondan ayrı
bulunan bir şey olması.
b. Suya karışan şeyin,
kapların dibağlanmasında kullanılan bir şey olmaması.
c. Suya karışan şeyin,
yerin cüzlerinden biri olmaması.
d. Suya karışan şeyin,
sakınılması zor olan şeylerden olmaması. Bunun birçok örnekleri vardır:
Sözgelimi sabun. Bu, çoğu kez suya karışmaz. Gülsuyu ve benzeri esans sıvıları
da böyledir. Suyu kullanan adam çoğunlukla bu saydığımız şeylere gereksinim
duymamaktadır. Davar pislikleri de böyledir. İçme suyuna karışacak olursa bu
su, temizleyici olmaktan çıkar. Çünkü bundan sakınmak zor değildir. Yanmakta
olan birşeyin dumanı da böyledir. Bu şey, yerin parçalarından biri olsa bile
farketmez. Kuyunun veya su kanalının yakınında bulunan ağaç yaprakları da
böyledir. Çünkü buraların üstünü örterek bunlardan sakınmak mümkündür. Hurma
çiçeği, saman çöpü ve rüzgarın savurup getirdiği tozlar da böyledir. Balık,
suda ölür veya dışarıda öldükten sonra suya atılırsa da böyledir.
Yukarıda sayılan temiz
şeyler, bahsedilen şartlarla suya karışacak olurlarsa suyu temizleyici olmaktan
çıkarırlar. Ve bu sular, sadece temiz sayılırlar. Tabii, vasıflarından birinin
değişmesi şartıyla bu böyle olur.
2. Suyun, içinde bulunduğu
kaptan ötürü vasfının değişmesi. Bu değişme, suyu temizleyici olmaktan iki
şartla çıkarır:
a. Suyun içinde bulunduğu
kap, yere ait parçalardan yapılmamış olmalıdır. Suyun, deriden veya tahtadan
yapılma bir kap içinde bulunması nedeniyle değişime uğraması gibi.
b. Sudaki bu değişim, örfe
göre aşırı bir değişim olarak telakki edilmelidir. Sözgelimi pişirilmiş
topraktan yapılma bir kap içinde su bulunup bu su, örfe göre aşırı derecede
değişmemiş ise bu, hiç de zarar vermez. Yine bunun gibi su, ketenden veya hurma
lifinden yapılma bir ipin, içine düşmesi nedeniyle değişime uğramışsa da hiçbir
şey gerekmez. Böyle bir su temizleyicidir. Ancak değişmesi, örfe göre aşın
olarak kabul edilirse o zaman temizleyici olmaktan çıkar.
3. Suya katran veya selem
ağacının bulaşması nedeniyle rengi veya tadı değişmişse temizleyici olmaktan
çıkar. Ama yalnız kokusu değişmişse, temizleyici olarak kalmakta devam eder. Ve
bu değişim ona zarar vermez.
Şafiiler dediler ki: Temiz bir şey suya
karıştığında dört şartla onu temizleyici olmaktan çıkarır:
1. Suya karışan temiz şey,
suyun ihtiyaç duymadığı şeylerden olmalıdır. Eğer su, varlığını
sürdürebilmesinin ancak kendisine bağlı olduğu bir suyun üzerine ilave
edilmesiyle veya kaynağı olan yer dolayısıyla değişikliğe uğramışsa bu
değişiklik zarar vermez. Ve onu temizleyici olmaktan çıkarmaz.
2. Suyun değişmiş olmasının
kesinlikle bilinmesi gereklidir. Eğer değişip değişmediği hususunda şüpheye
düşülürse bu su, temizleyici olmaktan çıkmaz.
3. Suyun değişmesinin,
içine kasıtlı olarak atılmış olsa bile toprak dolayısıyla olması halinde su,
temizleyici olmaktan çıkar. Denizden elde edilen tuz da toprak gibidir. Bu
anlatılanlardan başka bir şeyin suya atılması dolayısıyla su değişmişse
temizleyici olmaktan çıkar. Sadece temiz olarak kalır. Mesela suya, safran
bitkisi, hurma ve benzeri şeyler düşüp onu değiştirirse ve bu değişiklik de
örfen aşırı olarak kabul edilirse; içine ağaç yaprağı düşmekle suyun vasfı
değişirse; içine keten veya meyankökü gibi analize uğrayan bitkiler atmakla
suyun vasfı değişikliğe uğrarsa bu durumda su, temizleyici olmaktan çıkar. Tabii
bu değişiklik çok olup vukuu da kesinlikle bilinmelidir. Ama diyelim ki, böyle
bir değişiklik katrandan ötürü olmuşsa bu durumda su, iki şartla sadece temiz
kalır:
a. Katranda yağ eseri
bulunmamalıdır.
b. Katran, su kırbasını ıslah
etmek için kullanılmış olmamalıdır. Yok, eğer kırbayı islah maksadıyla
kullanılmış ise bunun suya bir zararı dokunmaz. Kaya tuzu da aynı hükme tabidir.
Fakat bu tuzun, su için bir yerleşim yeri veya geçit yeri olmaması şarttır.
Eğer geçit yeri veya yerleşim yeri olursa bunun suya bir zararı dokunmaz.
Hanbeliler dediler ki: Suyun temizleyiciliğini
birkaç şey giderir. Ki onları da şöylece sıralayabiliriz:
1. Suya, sakınılması zor
olmayan temiz bir şeyin karışması. Bu, iki şartla gerçekleşir:
a. Suyun vasıflarından
birinin aşırı derecede değişmiş olması. Az bir değişikliğin herhangi bir zararı
dokunmaz.
b. Bu temiz şeyin suya,
temizlenme mahallinin dışında karışmış olması. Sözgelimi abdest almakta olan
bir şahsın elinde safran bitkisi bulunur da bu adam eline su aldığında,
safrandan ötürü değişikliğe uğrarsa bunun zararı suya dokunmaz.
Suya karışan bu şeyin acı
bakla ve nohut gibi suda pişirilip pişirilmemesi hüküm bakımından farketmez.
Ama suya karışan şey, yosun ve ağaç yaprağı gibi sakınılması zor şeylerdense ve
bunları aklı başında bir insan kasıtlı olarak içine atmamışsa su, temizleyici
olmaktan çıkmaz.
2. Temizleyici suya
“müsta’mel su”yun karışması. Bu suyun da bir hades halinin giderilmesi veya bir
necasetin giderilmesi veyahut da bir mahallin temizlenmesinde kullanılmış
olması, daha da bu suyun kullanıldığı yerden veya organdan ayrılırken
değişikliğe uğramamış olması şarttır. Bu “Müsta’mel su”, kulleteyn42
miktarından az olan bir suya karışırsa onu, temizleyici olmaktan çıkarır.
3. Vasıflarında suya zıt
olmayan bir sıvının temizleyici suya karışması. Kokusu gitmiş, fesleğen, nane
ve gülsuyu gibi. Bunlar, temizleyici suyun tüm cüzlerine galip gelecek şekilde
ona karışırsa temizleyiciliğini giderirler.
2. Temiz ve fakat
temizleyici olmayan suların ikinci çeşidi, az miktardaki kullanılmış sudur. Az
olan su, iki kulleden az, iki rıtıldan daha çok noksan olan sudur. Kullanılmış
suya (Ma-i müsta’mel) gelince, bunun tanımı hususunda mezheblerin tafsilatlı
görüşleri aşağıya alınmışıtr.
Malikiler: Az miktardaki suyu
kullanmak, ona zarar vermez demişlerdir. Bu su, temizleyici olmaktan da çıkmaz.
Bir kişi, az miktardaki bu sudan abdest alır da organlarından süzülüp damlayan
sn tekrar bu suya karışırsa bu kişi, ikinci defa yine aynı sudan abdest
alabilir.
Hanefiler dediler ki: Kullanılmış suyun,
temizleyicilik özelliğine zarar vereceği az miktardaki suyun ölçüsü şudur:
Normal bir zira'la 10 x10 zira'lık alanda, kare biçimindeki bir yerde bulunan
su ile normal zira'la çevresi
36 zira' olan daire
şeklindeki bir havuzda bulunan sudan noksan olanlara az su denir.43 Çok su ise
bu ölçüden fazla olan sulara denir. Ki deniz, ırmak ve sulama kanallarındaki
sular örnek olarak gösterilebilir. Müsta’mellik, bu suların
temizleyiciliklerini ortadan kaldırmaz. Alanı bu ölçüleri bulan veya aşan
suların çok derin olmaları da gerekmez. Ama bundan daha az bir sudan
kullanıldığı takdirde bu su, Müsta’mel olur. Müsta’mel suyun hükmü ileride
açıklanacaktır.
Malikiler dediler ki: Müsta’mellik, suyun
temizleyicilik vasfını ortadan kaldırmaz. Bu suyla abdest alınıp gusül
yapılabilir. Ama başka suyun varolması halinde bunları, bu gibi işlerde
kullanmak mekruh olur. Kullanılmış olan su az olsa bile temizleyiciliğini
kaybetmez. Şunu da kaydetmek gerekir ki: Malikilere göre Müsta’mel su, iki
nevidir:
a. Az miktardaki
temizleyici su, büyük olsun, küçük olsun bir hades halinin giderilmesinde
kullanılmış olmalıdır. Örneğin gusül veya abdest için kullanılmış olması gibi.
Veya bu su bir necasetin giderilmesinde kullanılmış olmalıdır. Bu necaset de
ister manevi olsun, ister maddi olsun... Nitekim bu husus daha önce de
açıklanmıştır.
b. Az miktardaki
temizleyici su, yapılması ancak temizleyici bir suya bağlı olan bir iş için
kullanılmış olmalıdır. Bu iş, ister cenazeyi yıkamak veya kendisiyle cinsel
ilişki helal olsun diye hayız ve nifas hali sona eren zımmi kadının yıkanması
gibi vacib bir iş için olsun. İsterse abdest üzerine abdest almak, cuma
günleriyle bayram günlerinde gusül yapmak, abdest alırken organları ikinci ve
üçüncü defa yıkamak gibi sünnet bir iş için olsun aynı hükme tabidir.
Az miktardaki temizleyici
bir suyun bu gibi işlerde kullanılmasından sonra ikinci bir defa kullanılması
mekruh olur. Tabii iki şartla:
1. Gusül yapılırken veya
abdest alınırken su, organın üzerinden akıp yürüdükten sonra yere damlamalıdır.
Bu su, bir necasetin giderilmesinde kullanılmışsa bu şart sözkonusu olmaz.
2. Su, yerinden alınıp
organın üzerine döküldüğü takdirde yere damlamalıdır. Ama eğer su, yerinde
durur da yıkanacak olan organ, içine daldı-rılırsa veya cünüp biri hepten suya
dalarsa ve suyun içindeyken her hangi bir organını ovmazsa bu su yine Müsta’mel
olmaz. Temizleyici olmaktan çıkmaz.
Hanefiler dediler ki: Temizleyici su,
kullanıldığı takdirde temiz ve fakat temizleyici olmayan bir su haline gelir.
Bu suyun içme, yemek pişirme ve benzeri adet icabı işlerde kullanılması sahihtir.
Ancak abdest almak, gusül yapmak gibi ibadetle ilgili işlerde kullanılması
sahih değildir. Bunlara göre Müsta’mel sular dört çeşittir:
1. Namaz kılmak, ihrama
girmek, Mushaf'a dokunmak gibi ibadetlerden birini yapabilmek için kendisine
ihtiyaç duyulduğu için kullanılmış olan su.
2. Bir hades halini ortadan
kaldırmak için kullanılmış olan su. Küçük hadesi ortadan kaldırmak için tam bir
abdest almak gibi.
3. Hades halini
gidermemesine rağmen bir farzı yerine getirmiş olmak için kullanılan su. Mesela
kişinin, abdest organlarından bazısını yıkayıp bazısını yıkamaması! Diyelim ki:
Yalnız yüzünü yıkasa, her ne kadar abdesti tamamlamamış olsa bile yine de
yüzünü yıkamış olduğundan dolayı bu su müstameldir. Böyle bir kişiye “farzı
yerine getirdi (yüzünü yıkadı) ama hades halini gidermedi,” derler. Hadesin
giderilmesi, abdestin tamamlanmasına bağlıdır.
4. İbadeti hatırlamak
amacıyla kullanılmış olan su. Mesela aybaşı halindeki bir kadının her namaz
vakti, itiyad edinmiş olduğu namazı hatırlamak İçin abdest alması gibi. Bütün
bu hallerde su, organlardan süzülüp ayrılmadıkça Müsta’mel su sayılmaz.
Şafiiler dediler ki:
Müsta’mel su, görünürde veya gerçekten kullanana göre yerine getirilmesi
zorunlu olan bir iş için kullanılmış olan az sudur. Hades halinin ortadan
kaldırılması veya bir necasetin giderilmesi için kullanılan az su,
Müsta’meldir.
Bunu biraz açalım: Az sudan
maksat, kulleteynden (221 litreden) az olan sudur. Bir kişi az sudan abdest
alır veya gusül yapar, yüzünü elleriyle yıkadıktan sonra ellerini de yıkamak
için suyu elleriyle avuçlarsa bu su Müsta’mel olur. Ki bunda da bir takım
şartlar vardır:
1. Bu su farz olan bir
temizlik için kullanılmış olmalıdır. Kişi, eğer nafile bir namaz kılmak,
Mushaf-ı Şerifi eline almak ve buna benzer nafileler için abdest almış ise bu
su, avuçlanıp kullanmakla Müsta’mel olmaz.
2. Suyun birinci defa
kullanılmış olması. Mesela yüzünü bir defa kabın dışında yıkasa sonra ikinci
yıkayış ve üçüncü yıkayış için elini kaba koyup su alsa, bu su Müsta’mel olmaz.
3. Suyun evvel emirde az
olması. Eğer su, önceden kulleteynden fazla ise, sonra onu birkaç kaba taksim
etse ve bunlardan birinden avuçlayıp alsa Müsta’mel olmaz. Yine bunun gibi az
miktardaki Müsta’mel suyu diğer sularla birleştirip kulleteynden fazla bir miktara
ulaştırırsa bundan avuçlayıp kullanmasının bir zararı olmaz.
4. Suyun, yıkamakta olduğu
organından damlayarak ayrılması. A.ma organının üzerinde yürüyüp akar da
organdan ayrılmazsa Müsta’mel olmaz.
Kişi eğer az sudan abdest
alır veya gusül yapar da sonra bu sudan avuçlamaya niyet ederse bu su,
Müsta’mel olmaz. Abdestte yüzünü yıkadıktan sonra ellerini yıkamak istediğinde
suyu avuçlamaya niyet etmelidir. Ama maz-maza veya istinşak anında avuçlamaya
niyet ederse bu yeterli olmaz. Zira Şafii Mezhebine göre tertip farzdır.
Gusülde avuçlamaya niyet
etmenin yeri, gusül yapmaya niyet edildiği andır. Veya suyun bedene değdiği
andır. Yok, eğer avuçlamaya niyet etmeden suyu, bedenini yıkamak üzere yerinden
naklederse bu su Müsta’mel olur: Abdest alırken de abdest organlarını
yıkadıktan sonra suyu avuçlamaya niyet ederse bu su yine Müsta’mel olur.
Yukarıdaki tanımda
“görünürde veya gerçekten” kaydı konulmuştu. Bunun anlamı şudur: Abdest alanın
mükellef olup abdestin kendisine gerçekten farz olması ile abdest alanın
mükellef olmayıp aldığı abdestin bir görünüşten (şekilden) ibaret olması
demektir. Ki suyun Müsta’mel olması bakımından ikisinin de pozisyonu aynıdır.
Ayrıca yine aynı tanımda “kullanana göre” kaydı da düşülmüştü. Ki bu da şu
anlama gelmektedir: Abdest alanın abdesti, kendi mezhebine göre sahih ise
abdestinin suyu Müsta’meldir. Şafii mezhebine göre abdesti sahih olmasa bile
suyu yine Müsta’mel olur. Mesela Hanefi bir kişi, niyetsiz olarak abdest alsa
Hanefi mezhebine göre abdesti sahih, Şafii mezhebine göre gayr-ı sahihtir.
Bununla beraber bu kişinin abdest suyu Şafii mezhebine göre Müsta’mel bir
sudur.
Yine aynı tanımda “Bir
necasetin giderilmesi” kaydı düşülmüştü. Ki bu da şu anlama gelmektedir:
Kendisiyle necaset giderilen su, Müsta’meldir. Ama necis değildir. Bu suyun
temiz olması için tabii ki bazı şartlar gereklidir:
1. Mesela bir necis elbise
yıkanırken bu elbisedeki necaset giderildikten sonra yıkama suyu, üç vasfından
biri değişmeksizin bu elbiseden saf ve berrak olarak ayrılmalıdır.
2. Pis yerin
temizlenmesinde kullanılıp ayrılan su, eskisinden daha fazla ağırlıkta
olmamalıdır. Tabii elbisenin suyu, emme miktarı ile ayrılan suya elbisenin
çözülen kirlerinin karışması da hesaba katılmalıdır. Sözgelimi necasetli bir
elbise, 10 rıtıl (21,2
litre) miktarındaki bir suyla yıkanırsa bu elbise, suyun
onda birini çeker. Elbisenin suya karışan kirleri de çeyrek rıtıl kadar olur.
Elbise yıkandıktan sonra süzülüp ondan damlayan sular 9,25 rıtıl kadar olursa
bu su temizdir. Eğer daha fazla olursa necistir.
3. Temizleme esnasında
suyun necasetin üzerinden geçmesi. Şayet geçmezse ve necasetten kendisine bir
şey karışmazsa bu suya zaten Müsta’mel denemez.
Evet, bütün bunları
anlattıktan sonra denebilir ki: Bu asırda hemen hemen her tarafta sıhhi su
tesisatları ve su muslukları varken bu konulardan söz etmek yersizdir. Bizim
bunlara verecek cevabımız şudur: İslam dini zaman ve
mekanla kayıtlanamaz. Şüphe götürmez gerçeklerden biridir ki bu hükümler,
çöllerde ve suyu kıt yerlerde yolculuk edenler için gerekli olan
hükümlerdendir. Bu durumdakiler için sözkonusu hükümler, Şafii Mezhebi'ne göre
tartışmasız bir biçimde zorunlu olan ihtiyaçlardandır.
Hanbeliler dediler ki: Müsta’mel su, kendisiyle
hades hali ortadan kaldırılan veya bir necaset giderilen sudur. Ki bu su,
kendisiyle yedi defa yıkandıktan sonra mahallinden temiz olarak ayrılan sudur.
Yedinci yıkayıştan önce yıkama mahallinden ayrılan su necistir. Yedinci
yıkayıştan sonra ayrılan su, Müsta’mel ama temizdir. Tanımda geçen “az sudur”
kaydıyla, çok su, tanım dışı edilmiş oldu. Bilindiği gibi “çok su”, 221 litre veya daha fazla
miktardaki sudur. “Kendisiyle hades hali ortadan kaldırılan veya bir necaset
giderilen” demekle de, temiz bir şeyi yıkamada kullanılan su, tanım dışı
edilmiş oldu. “Bu su, kendisiyle yedi defa yıkandıktan sonra mahallinden temiz
olarak ayrılan sudur” kaydı ise şu anlamı ifade etmektedir: Necis bir elbise
veya bir kap ancak yedi defa yıkanmakla temiz olur. Hanbelilere göre necis bir
şey, yedi defa yıkanmadıkça temizlenmiş olmaz.
Hanbeli fıkıhçılari, ölünün
yıkandığı su ile abdesti bozucu uykudan uyanan bir kişinin elini tümüyle içine
daldırdığı suyu da Müsta’mel sular sınıfına dahil etmişlerdir. Yalnız bu
uykunun gece uykusu olması, elini suya daldıran kişinin de müslüman, akıl ve
baliğ bir kişi olup elini daha önce niyetsiz ve besmelesiz olarak üç defa
yıkamamış olması şarttır. Yıkamış ise elini soktuğu su Müsta’mel olmaz. Yine
bunun gibi kendisi, içine daldırmadan önce elinin tamamına dökülen su da
Müsta’mel olur. Mesela elindeki ibrikle eline su dökerse elinden damlayan su,
Müsta’mel olur.
Şunu da unutmamak gerekir
ki: Su, ancak kullanıldığı yerden damlayıp ayrıldıktan sonra Müsta’mel olur.
Aksi takdirde Müsta’mel değildir.
Kutleteyn, yani iki külle
(testi) miktarı, Mısır rıtıh ile 446, 3/7 rıtıl eder ki bu da 221 litre ağırlığındadır.
Su, kare şeklindeki bir yerde ise, orta halli bir adamın zira'ı ile uzunluk,
genişlik ve derinlik bakımından 1,25 zira' ölçüsünde olan su, kulleteyn
miktarına eşit olur. Eğer kuyu şeklindeki müdevver bir yerdeyse çapı bir zira',
derinliği 2,5 zira', çevresi ise 3, 1/7 zira ölçüsünde olan su, kulleteyn
miktarına eşit olur. Eğer üçgen biçiminde bir yerdeyse genişliği 1,5 zira1,
uzunluğu 1,5 zira', derinliği de 2 zira' ölçüsünde olan su, kulleteyn miktarına
eşit olur.
3. Temiz suların üçüncü
çeşidine gelince, bu sadece temiz olan sudur. Bu, gül suyu gibi sınai
yöntemlerle elde edilen ve karpuz suyu gibi, kendiliğinden akarak elde edilen
bitki suyudur.
Son Güncelleme : 31.12.2007 - 06:48
|