|
Mürsel, munkati denilen sünnetler, hadisler dört nev'e ayrılır.
Şöyle ki:
(1):
Mürseli sahabedir ki, eshabı güzinden bir zatın vasıtadan bahsetmeyerek
doğrudan doğruya Resulü Ekrem'e isnat etmiş olduğu hadistir. Mesela: İbni Abbas
Hazretlerinin rivayet ettiği hadislerden birçokları bu kabildendir. Bu zat,
zamanı nebevide pek genç olduğundan kendisinin bizzat femi saadetten dört veya
on şu kadar hadis işitmiş olduğu mervidir, mütebaki hadisleri Hazreti Ömer'den,
Hazreti Ali'den vesair sahabei güzinden işitmiş olduğu halde bunları:
(Kalenne-biyyü sallallahü aleyhi vesellem) diye mürsel olarak rivayet etmiştir.
Sahabei kiramın böyle mürsel olarak naklettikleri hadisler,
bilicma muteberdir, makbuldür. Çünkü onların hepsi de uduldür, adaletle, istikametle
maruftur. Naklettikleri hadisleri Resulü Ekrem'den ya bizzat veya kendileri
gibi adaletle, istikametle muttasif olan diğer bir sa-habi veya müteaddit
sahabe vasıtasile telakki etmişlerdir. Artık onların rivayetlerinde şüpheye
mahal yoktur. Onları bizzat Resulü Ekrem Hazretleri tezkiye buyurmuştur.
(2) : İkinci, üçüncü
karinelerdeki zevatın irsalidir. Sabinin, ibni Müseyyebin, Hasanı Easrinin
vasıta olan sahabiyi, mesela: İmam Aliyi zikretmek sizin doğrudan doğruya (Kale
resulullah..) diye rivayet etmesi gibi.
Bu nevi mürseller, Hanefiye indinde hüccettir. İmam Malikin ve
iki rivayetten birine göre
Ahmet ibni Hanbeün ve
ekseri mütekelliminin mezhepleri de budur. Zahiriyeye ve eimmei hadisden
bir cemaate göre böyle mürsei bir hadis asla kabul edilmez. İmam Şafiiye göre
de böyle mürsel bir hadis, bir ayet ile veya meşhur bir sünnet ile veya kıyasa
muvafakatle teeyyüt ederse veya ümmet tarafından telakki bilkabule maz-har
bulunmuş olursa veya bu irsale şeyhleri muhtelif iki adi ravi de iştirak
ederse veya bunun başka bir tarik ile ittisali sabit bulunursa makbul olur.
Bu kabil mürselleri kabul eden zevat diyorlar ki: İkinci ve
üçüncü karnler = asırlarda adalet, istikamet galiptir. Vasıta bizce meçhul ise
de ravice malumdur. Ravi, adi ve istikametle maruf olduğundan sika olmayan kimseden
hadis rivayet edeceğine ihtimal verilmez. Bu cihetledir ki, bu karnlerdeki
mürsel hadislerin kabul edilmeleri hakkında adeta bir icma vaki olmuş gibidir.
(3) : Üçüncü karnden sonraki
asırlardan herhangi birinde adaletle muttasif bir ravinin irsalidir. Bunun
makbul olup olmaması hakkında Hanefi imamlarının ihtilafı vardır. İmam Kerhi,
bunun makbuliyetine kaildir. Çünkü ravi, adi ile maruf olunca itimada layık
olmayan bir vasıta ile hadis nakletmez. Böyle bir zat, vasıtanın halinden
gafil sayılamaz.
İsa ibni Eban gibi bazı zatlar da müteakip asırlarda sui ahlakın
şu-yuunu nazara alarak bu'kabil mürsellerin kabulüne taraftar bulunmamışlardır.
Meğer ki, bir takım sikat, ravinin müsnedini rivayet ettikleri gibi mürselini
de rivayet ve kabul etmekte bulunmuş olsunlar. Çünkü bu rivayet, onun hakkında
bir tadildir ve o mürselin Resulullaha ittisaline bir şahadettir.
(4) : Min vechin mürsel, min
vechin müsnettir. Mesela: (La ni-kahe illa biveliyyin = nikah ancak
veli vasıtasiyle akdedilebilir) hadisi
şerifini İsrail ibni Yunus müsnet olarak rivayet etmiş, Şu'be ile Süf-yanı Sevri
ise mürsel olarak nakl eylemiştir. Binaenaleyh bu hadisi şerif, Hanefiyeee
esasen makbuldür. Şu kadar ki bu, bir
haberi ahad-'dir. Akil bir baliğenin nefsini bizzat tezviç edebileceğini ise ayeti
kerimesi natıktır. Bu cihetle bu hadisi şerif, daha kuvvetli bir delile
muhalif görüldüğünden bu babda umumi üzere kabul edilmemiştir.
Mürsel hadisleri kabul edenler, bu dördüncü nev'i de kabul etmemişlerdir.
Mürsel hadisleri kabul etmeyenler ise bu nev'in kabul edilip edilemeyeceğinde
ihtilaf göstermişlerdir. Bir kısmına göre bu nevi de, makbul değildir. Madem
ki, min vechin inkıta vardır. Bu, merviyyün anhi cerhe delalet eder. Min vechin
isnat tadildir. Cerh ise tadilden evladır. Diğer bir kısma göre ise min vechin
irsal halinde merviyyün anhin hali meskut bırakılmıştır. Min vechin isnat ise
merviyyün anhin halini natıktır. Artık sakit, natıka muarız olamaz.
Yaktile muhaddisini
kiram tarafından süneni
nebeviyyc, ahaöisi şerife tamamen zapt edilmiş olduğundan artık öteden
beri muteber bulunan bir hadis kitabında münderiç, maruf bir hadisi şerifi
: (Kale Resulullahi =
Rcsuluilah demiştir.) veya (rüviye
aninnebiyyi ~ peygamberimizden
mervidir) diye rivayet etmek caiz ve
makbuldür. Fakat böyle bir kitapta yazılı bulunmadığı halde:
«Resulullah şöyle buyurmuştur,
veya ondan şöyle rivayet olunmuştur»
diye rivayet edilecek bir hadis, kabul edilemez ve böyle mazbut olmayan
bir hadisi artık asrımızdan zamanı
nebeviye kadar bir senet
ile, bir an'ane ile rivayet etmeğe de imkan kalmamıştır.
|