| Sünnet'in Mahiyet ve Ehemmiyeti |
|
| Yazar Mustafa Refik | |
| 04 01 2008 | |
|
Lügatte adet, tarikat manasına gelen sünnet, ıstılahta: «Resulü Ekrem (Sallallahü
Aleyhiveseliem) Efendimizin bütün mübarek sözleri ile bir kısım fiilleri ve
bazı hadiselere karşı sükut buyurmuş olmalarıdır» ki bunlar, ümmet hakkında
birer delildir, birer dini hüccettir. Bu cihetle sünnetler, süneni kavliyye,
süneni fi'liyye, süneni takri-riyye adile üç kısma ayrılmıştır. Kavli
sünnetlere «ehadisi şerife» de
denilir.
Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bütün mübarek sözleri, fi'lleri
ümmet için en güzel bir imtisal nümunesidir. Nebiyyi Zişan'ın dini hükümlere
ait olan bütün sözleri, birer vahyi ilahi neticesidir. Çünkü Kur1-anıkerim'de:
Resulullah havadar söylemez, onun sözü ancak kendisine tebliğ olunan bir vahyi
ilahidir.) buyurulmuştur. Binaenaleyh Kur'anı Mübin, Cibrili
Emin vasıtasile tilavet ve tebliğ edilmiş bir vahyi ilahiden ibaret
olduğu gibi hadisler de peygamberimizin mübarek kalbine layih olan birer vahyi
ilahinin, birei ilhamı rabbaninin eseridir. Onun için dir ki, hadislere de «vahyi gayri metlüv» adı verilir, bunlar da
vahyin «zahir» kısmından sayılır. Hazre-fci peygamberin, bizzat içtihat ve
teemmül neticesi olarak beyan buyurduğu herhangi bir hüküm de «vahyi gayri
nıetluv». vun «batın» kısmın teşkil eder. İçtihat bahsine müracaat!.
Resulüllahın mübarek sözleri birer sünnet olduğu gibi za ti
nebevilerine mahsus, hasaisi nebeviyeden madut olmayan ve kasd v( ihtiyara
müstenid bulunan fi'lleri de birer sünnettir. Dinen memnu olmadiği evvelce malum
bulunmayıp ümmetten sadır olan herhangi bir ta'ie karşı sükut buyurmaları da o
şeyin cevazına işaret olacağından o da bir sünnettir. Fakat küfür ve isyan gibi
memnuiyeti dinen malum olan bir fi'le karşı sükut buyurmaları, onu tecvize asla
delalet etmez.
Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’den kasden sadır ve teheccüd
namazı gibi kendi hasaisi senıyyelerinden gayri mudud olan bir fi'l, Resulüekrem hakkında farz veya vacip ise
ümmeti hakkında da farzdır, vacibdir, Haz-reti peygamber hakkında müstehab veya
mubah ise ümmeti hakkında da,
müstehabdır veya mübahdır. Böyle sıfatlan malum olan fi'ilerin hükümleri, Resulüekrem
ile ümmeti arasında
müşterek bulunmuş olur. Böyle bir filin sıfatı bilinmezse
ibahaye hami olunur, bize de ittibaı caiz olur. Çünkü bu halde müteyakkan olan
budur.
Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sünnetleri, pek mühimdir, dini esasların pek mukaddesidir;
bunlara ittiba etmek, ümmet için bir vecibedir. Ancak Nebiyyi Zişan
Hazretlerine isnat ve izafe edilen her sünnetin, hakikaten bir sünneti
nebeviyye olup olmadığını tedkik icap eder. Bu hususta büyük, muhterem
muhaddislerin, islam alimlerinin meşhud olan çalışmaları, ilim tarihinde nazirİ
görülmemiş bir halde ve her türlü tasavvurların fevkinde bulunmuştur.
Her nakl edilen sünnetin ravileri, muhbirleri nazara alınmış,
bunların ne derecede itimada layık olup olmadıkları tesbit edilmiş, bu hususta
bir isnad ve an'ane usulü vücude gelmiştir.
Mesela: Sahihi Buhari'de yazılı olduğu üzere: «Ebu Nü'im, Abdullah
ibni Dinar'dan, o da ibni Ömer radiyallahü anhümadan şöyle rivayet etmiştir: ibni
Ömer, demiştir ki: Nebiyyi Ekrem Sallallahü aleyhi-vesellem ahundan bir hatem =
bir yüzük ittihaz etmişti, nas da altun-dan hatemler edindiler. Nebiyyi Ekrem
sallallahü aleyhi vesellem: «Ben altundan bir hatem edinmiştim deyip onu terk
ettiler ve «Ben onu ebe-diyyen takınmayacağım» diye buyurdular, nas da hatemlerini
terk edi-verdiler.
İşte bu, bir senet ile, bir an'ane ile ve ahad tarikile rivayet
edilmiş bir sünnettir. Hem de sünneti filiye ile sünneti kavliyeyi camidir. Nasin
hatemlerini parmaklarından çıkarıp terk edivermelerine karşı Resulüek-rem'in
sükut buyurmaları da bir sünneti takririyye kabilinden sayılabilir. Bu sünneti
nebeviyye, Resulüekrem'in ef aline iktida ve ittibaın lüzumunu da
göstermektedir. |
| < Önceki |
|---|