|
Hadd-i Şürb (içki cezası) insanların akli melekelerini muhafaza içindir. İlahi teklife muhatab olan akıl, ancak bununla muhafaza edilebilir. İnsanı, zararlı (şer'i şerifin haram kıldığı) fiillerden alıkoymak, akla ait bir görevdir. Nitekim insan; akıl sebebiyle, diğer canlılardan daha üstündür. Büluğa ermiş akıllı (deli olmayan) bir müslüman; kendi rızasıyla şarap içip, kokusu ağzında hissedildiği halde yakalanırsa veya iki adil şahit, şarap içtiği hususunda şahidlikte bulunurlarsa veya şarap içtiğini kendisi itiraf ederse; had cezası tatbik edilir. Şarap içmenin ve sarhoşluğun haddi; hür için seksen, köle için kırk değnektir. "Hadd-i Zina" bahsinde izah ettiğimiz üzere, vücudunun çeşitli yerlerine, orta halli bir vuruşla tatbik edilir. Başına, yüzüne ve tenasül uzvuna vurulmaz. Susuzluktan ölüm tehlikesi noktasına gelen (ızdırar haline düşen) bir müslüman; bu hali defetmek niyetiyle şarap içerse kendisine had tatbik edilmez. Ayrıca "dilsiz" olan (yani konuşamayan) kimse için de şüphe sözkonusudur. Dolayısıyla "Hadd-i Şürb" tatbik edilmez. Şarap içen mükellef; velev ki bir yudum dahi içse ve sarhoş olmasa, yine "Hadd-i Şürb" tatbik edilir. Ancak diğer sarhoşluk veren içkilerde "Hadd-i Şürb'ûn" tatbik edilmesi için, mükellefin sarhoşluğunun sabit olması şarttır, denilmişse de aslolan hepsinde hükmün aynı olmasıdır. Zira şarabın haramlığı kat'i nass'larla sabittir. Ve illeti bellidir. Sarhoşluk veren her türlü içkinin, azı da, çoğu da haramdır. Ve içen cezaya mustahaktır. Günümüzde, başka başka isimlerle, her türlü müskirat; gerek siyasi iktidarlar, gerek diğer çevreler tarafından piyasaya sürülmektedir. Sarhoşluk veren her türlü içki haramdır. Sarhoş; erkek ile kadını, yer ile göğü ayırt edemeyen ve ne söylediğini bilmeyen (Hezeyan eden) kimsedir.(98) Sarhoş olan kimse; iki adil şahit veya kendi ikrarıyla; Kadı (Şer'i şerifle hükmeden hakim) tarafından "Had" cezasına çarptırıldığı zaman ayrılıncaya kadar beklenir. Had cezası, ayıldıktan sonra tatbik edilir. İçki içen on kimseye had vurulmaz. Bunlar: 1. Zimmiye (Gayr-i Müslime), 2. Mürted olmadan önce içip, tekrar müslüman olana, 3. Çocuğa, 5. Deliye, 6. Zorla kendisine içki içirilene, 7. Susuzluktan ölmek üzere olup, ölmeyecek kadar su yerine içen kimseye, 8. Hıll dahilinde içip, harem-i şerife sığınana, 9. Hakikaten ve hükmen içkinin haram olduğunu bilmeyerek içen kimseye, 10. Darû'l Harp'te içen kimseye. Darû'l Harp'te müslüman olan kimse; mü'minlerin imanının (Ulû'lemr'in) sultası altında olan ve Şer'i ahkâmın tatbik edildiği Darû'l İslâm'a hicret etse, bu arada içki içip sarhoş olsa: Şarabın haram olduğunu bilmiyordum, bu sebeble içtim" ikrarında bulunduğu an, hadd cezası uygulanmaz. Zira İslâm'ın hükümleri kendisine ulaşmamıştır. Fakat Darû'l İslam'da doğup-büyüyen kimsenin Ben şarabın haram olduğunu bilmiyordum, şeklindeki ikrarı kabul edilmez. Had tatbik edilir. Şarab alışverişe konu olamaz, yani "Mal-ı mütekavvim" değildir. Şarap ticaretiyle zengin olan kimseye; hacc ibadeti farz olmayacağı gibi, zekâtda farz olmaz. Çünkü "haram"dan kurtulmak için, bütün kazancını fakir-fukaraya dağıtmak zorundadır. Şarabı döken veya şarab mahzenini soyan kimseye; herhangi bir ceza uygulanmaz. Çünkü şarap; "Mal-ı Mütekavvim" olmadığı için, suç işlenmemiştir. Tabii bu "Darû'l İslâm'da" söz konusudur. Şarabın devlet eliyle üretildiği ve tekel vasıtasıyla satıldığı toplumlarda "kanunen" ceza görürler. Ancak şer'an suç işlememişlerdir. Şarabın alışverişi haram olduğu gibi, üretilmesi de haramdır. İslâm'ın haram kıldığı ameller ve menfaatler üzerine yapılacak her türlü icare sahih değildir. Dolayısıyla şarap ürettiği için, hiç kimse ücrete hak kazanamaz. Şarab ve diğer müskiratları (Bira, Rakı vs.) üreten fabrikalarda çalışan işçilerin aldıkları ücretler de helâl değildir. |
|
|
Bu kategori şuan boş |
|
|
|