| Yazan: Mustafa Refik,
Tarih: 04.02.2008 - 22:01
|
Okunma Sayısı : 1412 |
İslâm
"mükemmel", insan "mükerrem", usûl "değişken" ve
tebliğ "vazgeçilmez" niteliklidir. Bu vasıfların müştereken ortaya
koyduğu kesin gerçek, tebliğin kemal istediğidir. Kemâl ise,
"ilim+iman+amel+ihlas" formülüyle elde edilen dört mevsim turfanda
ve olgun bir meyvedir.
İslâm'ın
evrenselliği mükemmelliğine zarar vermemiş; insan'ın mükerremliği de
yanılmasını, aldanmasını önleyememiştir. "Değişkenlik", usûlün
geçerliğinin ve işlerliğinin garantisi olmuş, Tebiiğ'in vazgeçilmezliği ise,
davet edilecek "insan"ın var olduğu her yer ve her halde, haline
uygun tebliğe ihtiyaç duymasından, açıkçası; müslümanın iyi bir müslüman, hatta
en iyi müslüman ol ma, kafirin de inanma ihtiyacından ve şartlara göre bir
tebiiğ imkânının daima bulunabileceği gerçeğinden kaynaklanmıştır. Mes'ele o
İmkânı yakalayıp uygun bir usû! İle İcra edebilmekte düğümlenmektedir. Tevhid
mücâdelesinin önderi peygamberler ve bilhassa "kema!"de eşsiz sevgili
Peygamberimiz (s.a.)in "üsve-i hasene" hayatları tebîiği mesele
edinenlere her türlü cemiyet şartlarında tebliğ ve hizmet usûiü örnekleriyle
doludur.
Değişen
ve geîişen dünya ve toplum şartlarını görmezden gelerek ya da İnkâr ederek
başarılı bir tebliğ hizmeti verebilmek, usûlün teme! vasfı
"değişkenliğe" ters düşeceği için "sözü edilen fakat ulaşılamayan
kutlu bir hedef olarak kalacaktır.
Bu
sözlerimizle tebiiğ'in bir diplomasi işi olduğunu vurgulamak istemekteyiz.
Diplomasi milletlerarası bir mahiyete sahipse -de çok önemü bir özelliği
bulunmaktadır; her ülke diplmatlarının -eğer hâin değillerse- samimi oldukları
konu, temsil ettikleri ülkenin yüksek menfaatlarıdsr. Şahıslarına yapılacak
hakaretler değil, temsil ettikleri ülkeye yapılacak hücumlar onları
sinirlendirir. Yaptıkları her türlü manevrayı hep aynı milli menfaatları
muhafaza için yaparlar. Öte yandan dünyadaki günlük gelişmeleri anında takib ve
kendi açılarından değerlendirme faliyetieri resmen düşmanları ile ilgiyi
tamamen kesmemek ve köprüleri atmamak için özel bir gayret göstermeleri
diplomatların dikkat çekici özellikleridir. O halde Tebliğ hizmeti için bir
diplomasi nezâket ve dikkatine sahip olabilmek "kemâl" işareti
sayılacaktır.
Tebliğ
Diplomasisinde iyi tesbit edilmiş usûl kadar geli-şitirîlmiş bir hizmet sabrı
da lâzımdır. Bu sabrı hazmve hoşgörü manasına alarak, tebliğ sonucu doğacak
tepkileri göğüsleme ve tebliğden yıimama iradesinin gereğine işaret etmek
istiyorum.
Mübelliğ
davetçidir, lanetçi değildir. Davet ise, bizzat şefkat ve merhamet demektir.
Karşıdakinin iyiliğini istemektir. Birinin "iyiliğini istemek" her
zaman teşekkürle karşılanmaz Tebliğ diplomasisi veya "kemâl",
muhatabın müsbet veya menfi tepkisine hazır olmak demektir. Bu da muhatablardan
"bir gömlek" üstün olmayı gerekli kılacaktır. Belli bir hizmet
terbiyesi ve çabası ile muhatabla-rından meziyet olarak farklılığı bulunmayan
mübelliğ, henüz tekevvün şartlarına sahip olamamış demektir. Tebliğci'nin
kemâl'e ulaşması için çok değil, mevcut görevinde en iyiyi verebilmek
maksadıyla sürekli bir gayret içinde olması yetecektir. Böyle bir cehd yerine,
"ah ben falan görevde veya makamda olacağım ki nasıl hizmetler
veririm" gibi üst mevki ve makamlar hayali ve avunma-sıyla, mevcut hizmet
imkânlarını kullanmakta tenbel davranıhrsa, o zaman beklenen kemâl, koskocaman
bir hayal olur. Çünkü "perşembenin gelişi çarşambadan bellidir". Bu
gün olumlu bir şey yapamayanın, yarın çok şey yapacağını kimse garanti edemez.
Mevcut
görevde en iyiyi verebilmek azmi, yetişme kusurlarının giderilmesi, ilmî,
amelî, ahlâkî ve metodik noksanlıkların ikmali için biricik yoldur.
Tebliğ
diplomasisinde dikkatten kaçırılmaması gerekli bir başka nokta da tebliğ konusu
olan "islâm'ın cihanşumüllüğü" dür. Yani kolaylaştırılmış olmasıdır.
"Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme.
Rabbimiz, bize, gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme" (el-Bakara (2), 286)
âyeti ve Rasûluilah'ın "Ben, kolay hanifiikle gönderildim." (Ahmed b.
Hanbel, V, 116) buyurmuş olması "kolaylaştırılmışlığın" açık delilidir.
Muhatablar
cephesinin cihan çapında genişletilmesi, tabii olarak İslâm'ın, bu çok değişik
kıta ve iklîrn insanlarının hepsinin kabul edebileceği şekilde kolaylaştırılmış
olmasını gerektirecektir. Belli bölgelere gönderilen peygamber ve dinlerin, o
bölgenin özelliğine göre çözümler getirmesi ne kadar tabii ise, bütün insanlığa
gönderilen dinin de dünya çapında uygulanabilir niteliğe ve şumûle
kavuşturulmuş olması o kadar tabiîdir ve rahmet-i ilâhi'nin tecellisi demektir.
Kolaylaştırmanın hedefi ise, daha çok insanın müslüman olmasını temindir.
O
halde tebliğ diplomasisi, islâm'ın kolaylaştırılmış olduğu gerçeği üzerine
oturtulacak ve tebliğ hizmetleri bu temel özelliğe uyum gösterecek bir espri
içinde uygulanacaktır. Yani mübelliğ, kendi öz nefsinden esirgese bile,
İslâm'ın tanıdığı ruhsatları insanlardan kıskanmayacaktır. O, müsbet davranış
içinde olacak, menfiliğe, katılığa rağbet etmeyecek, yani islâm'a rağmen
İslâm'a hizmet etmek gibi bir hataya düşmeyecektir. Bilecektir ki İslâm'a
hizmet islâmi esaslar ve usullerle mümkündür.
Mevcut
dünya şartlarının, kutsal değerlerinden uzaklaştırmaya çalıştığı
"insan"ı, ısındıra ısındırâ, sevdire sevdire, ürkütmeden
kazanabilmenin yolu, kolaylaştırma temel prensibine uygun strateji
uygulamaktır. Bu prensip, tebliğ diplomasisini "müslü-manlar arasında
fitne çıkarmamak" ilkesine sahip çıkmaya davet edecektir. Önce mevcut
müslümanların korunması, kollanması, içlerinde asla bir bölünme ya da
parçalanmaya fırsat verilmemesi, hele hele böyle bir cinayete önayak
olunmamasını gerektirir. Çünkü müslümaniarı bölerek müslümanlığa hizmet edildiği
söylenemez.
Tebliğ
diplomasisi'nin değişmeyen işi, İslâm'ın anlatılmasıdır. İslâm'ın
anlatılmasında öncelik inanç esasiarınındır. Bunun böyle olduğu gerek Kur'an-ı
Kerimin 2. süresi ilk âyetlerinden gerekse Hz. Peygamberin tebliğ hayatından
kolaylıkla anlaşılmaktadır.
Tebliğ'de
hiyerarşi, halkın hoşuna giden ve mübelîiğin deşarj olmasını sağlayan konulara
iltifat edilmesine manidir. Sivri konuşmak değil, usulüyle ilmi konuşmak;
heyecan vermek değil bilinçlendirmek esas alınacak, hiyerarşiye riâyet bunu
sağlayacaktır. Aksi hareket, cami imkânlarını İslâm'ı anlatma dışında kullanmak
demektir ve büyük cinayettir, islâm dururken, başka görüşleri tenkid amacıyla
da olsa, uzun uzun anlatmaya kalkışmak, o makamları o süreler için başkalarına
teslim etmek anlamını taşıyacaktır. Hele camilerin, grubsai çekişmelere sahne
yapılması tebliğ diplomasisinin çıldırması anlamına gelecektir.
Tebliğ
diplomasisi, çevreden göreceği reaksiyonlardan çok, elindeki hastayı şifaya
kavuşturmak için samimiyetle ve bilerek tedaviye çalışan, öncelikli reçeteler
sunan mütehassıs hekim hazakat ve dikkatiyle cerrahi müdahaleye mecbur
kalınmaması için büyük bir feragat ve esneklikle çalışmayı benimseyecektir.
"Hastadır" diye herkese aynı reçeteyi uygulamaya kalkmayacak, doğru teşhise
dayalı öncelikli tedavi uygulamayı yeğ tutacaktır. Çünkü tebliğ diplomasisi
için "farzdan önce faraz" olan husus, bu öncelik gereğine
uyulmasıdır.
Tıp
doktorları gibi öncelikli reçetelerle çalışması gereğine işaret ettiğimiz
tebîiğcilerin değişik bir görevlerine daha dikkat çekmek meselenin bütünlüğü
açısından zaruridir.
Tedavide
cerrahi müdâhale de vardır. Tebliğde silah, tıbda ameliyat demektir. En azından
böylesi bir durumla karşı karşıya
kalınabileceği
ihtimal olarak da olsa, düşünülüp tedbir alınmalıdır Çünkü hastayı her zaman
ilaçla tedavi mümkün değildir. Ameiiyat'ın zaruri olduğu da olmaktadır. Bu
seseple ameliyathanesi bulunmayan hastahane hastalara güven vermekten uzaktır.
Ameliyata ise mütehassıs ve ehliyetli yetkililerin karar vermesi pek tabiidir.
Resûlullah
Efendimiz de bu hususa bir hadis-i şeriflerindeü dikkat çekmiştir: "Ben
rahmet peygamberiyim. Ben savaş peygamberiyim".
Peygamber
Efendimizin tebliğ hayatı dört safha arzeder;
1.
Gizli davet (ilk yıllar)
2. Dil ile açık davet {Hicrete kadar)
3.
Savunma harbleriyle birlikte açık davet (Hudeybiyeye ka-
4.
Savaş ile birlikte açık davet (Hudeybiye sonrasında görülür.)
"Savaş
peygamberimin, Mekke Fethi günü ilan ettiği genel af, O'nun savaşı, tebliğde ne
ölçüde benimsediğinin de açık ve dikkat çekici örneğidir.
Tebliğ
diplomasisi, başarı ölçüsü olarak "iyi, aferin, maşallah" diyenlerin
adedini değil, nitelikierini dikkate alacaktır. "Tebliğin ve
"hizmetin niteliğini ve usûlünü bilenlerin takdirine önem verecek, böylesi
kişilerin açık tenkidini değil, sükût etmelerini bile ikaz olarak
değerlendirecektir.
Halkı
hakka davet görevinin tebliğ diplomasisi nezâket ve
hazâkatiyle
yerine getirilmesi, mübelliğleri "insanca" ve "İslâmca"
hizmet vermiş olmanın bahtiyarlığına kavuşturacaktır.
Hâsılı,
hakkı tavsiye ve tebliğde kadro'nun olgunluğu fevkalâde önem taşımaktadır. Bu
gerçeği, merhum M. Akif bir beytinde şöyle dile getirmiştir.
"Gerek
hücuma geçilsin, gerek müdâafaya, Müsellah olmalı mutlak, giren
münazaaya!"
Son Güncelleme : 04.02.2008 - 22:01
|