| Yazan: Mustafa Refik,
Tarih: 14.11.2007 - 23:50
|
Okunma Sayısı : 520 |
Altın,
gümüş ve saime'lerin dışında kalan ticaret mallarına "Uruz" denir.
Cinsi ne olursa olsun, ticaret mallarına, nisaba ulaştığı takdirde
zekât farzdır. Bir kimse ticaret mallarının zekâtını dilerse "Gümüş"
nisabını, dilerse "Altın" nisabını esas alarak, edâ eder. Ancak ticaret
malları bunlardan birisinin nisabına ulaşmazsa; hangisinin nisabına
ulaşıyorsa, ona göre vermesi icab eder. Diyelim ki, ticaret malı,
altının nisabına ulaşmıyor, ancak gümüşün nisabı sene başında mevcud!..
Bu durumda sene sonunda, gümüş nisabına göre zekât verir.
Cinsleri
ayrı bile olsa, ticaret malları birbirinin üzerine ilâve edilerek
hesaplanır. Yakût, inci ve cevahir gibi kıymetli madenler, sırf süs
eşyası olarak kullanılıyorsa, zekâta tabi değildir. Ancak ticari
maksadla bulunduruluyorsa, zekâtlarının verilmesi esastır. Bu husus
mükellefin niyetiyle ilgilidir. Ticari maksadla bulundurulan
otomobillerin zekâtlarının verilmesi şarttır.
Nisab,
senenin başında ve sonunda tam olduğu zaman, sene içirisinde eksilmesi
zekâta mani olmaz. Zira sene içerisinde, onun yanin nisabın tam
olup-olmadığını hesap etmek oldukça güçtür. Senenin başında nisabın
aranması, zenginliğin tahakkuku, sene sonunda aranması ise, vücûbu için
zaruridir.
Tâcir,
yıl tamam olunca her nevi malı toptan piyasa fiyatlarına göre
değerlendirerek zekât matrahını bulur. Tüccar zekâtı malın aynından
ödeyebileceği gibi, kıymetini para olarak da ödeyebilir.
Son Güncelleme : 14.11.2007 - 23:50
|
|
|