| Yazan: Mustafa Refik,
Tarih: 30.07.2007 - 06:33
|
Okunma Sayısı : 776 |
İnsanlar arasındaki bütün ilişkiler; Allahu Teala'nın hükmüne göre düzenlenmek mecburiyetindedir. Memuriyet için aday gösterilen kimse; o makama gelmek için hırslı olmamalıdır. Eğer böyle bir iştiyak sözkonusu ise, sünnete uyarak onu tayin etmemek esastır. Bir makama getirilen kimse; o makamın kendisine sağladığı imkân sebebiyle müslümanlar arasında ayrım yapmamalıdır. İslâmi hükümetin temel hedefi yeryüzünde adaletin sağlanmasıdır. Zalimlere dua etmek helal değildir. Ancak "Allah seni ıslah etsin, hayırlı işler yapmaya muvaffak kılsın, kendisine kulluk ve ibadet etmek suretiyle uzun ömürler versin" diyebilir. Fakat: "Sultanım, Allah sizi korusun, başımızda daim etsin, bol nimetler ihsan etsin" gibi dualar caiz değildir. Zalim yönetimlerden; kadılık, amillik, memurluk ve işçilik gibi görevler alınmaz; görev almak bir tarafa, zalim sultanların memurlarıyla ilişki dahi caiz olmaz. Zalim sultanların kadıları, valileri ve diğer memurları ile yapılan muamele, aynen kendileriyle yapılan muamele gibi olup, belki daha da ağır bir haramdır. Kadılara gelince: Onlar, sultanların haram olduğu bilinen mallarını alır ve bunları biriktirirler. Şu kadar var ki; devlet memuru (kadı, amil, vs.) "Ecir-i Has" hükmündedir. Bir akid sonucu; malum olan bir menfaati, belli bir ücret karşılığında satmıştır. Akid meşru olduğu süre içerisinde aldığı ücret helaldir. Kaldı ki zalim sultanın "ıslah edilmesi" veya en azından "zulmünün ortadan kaldırılabilmesi" için, ehliyetli kimselerin görev alması gerekir" kanaatindedir. Ancak bu sözümüz zalim bir devletle alakalıdır. Ne idüğü belirsiz “-izm”lerle yönetilen küfür devletlerinden ise görev almak evleviyetle caiz olmasa gerektir. Bu işin durumuna göre kerahatten harama hatta küfre kadar uzanır… İslâmi hükümet; bir hizmet akdi ile görevlendirdiği kimselerin ihtiyaçlarını karşılamak durumundadır.
Son Güncelleme : 30.07.2007 - 06:33
|