|
Kitabta, Sünnette ve Hulefâ-i Râşidin tatbikatında müslümanların zekât dışında vergi ile mükellef olduklarına rastlamıyoruz. Daha sonraki devirlerde devletin geliri giderini karşılamadığı için -zarûret prensibine dayanılarak- zekât dışında birtakım vergiler ortaya çıkmış; caiz olup olmadığı, şartları... uzun zaman tartışma konusu olmuştur. Tartışılan mevzûulardan biri de devlete bu nev'i vergileri ödeyen müslümanın zekât mükellefiyetinin devam edip etmediğidir! Başka bir deyişle devlet zekâtı toplayıp yerlerine sarfetme işini müslümanalara bırakmış ise ve devlet giderlerini karşılamak için müslümanlardan, başka isimler altında vergiler alıyorsa, müslüman, meselâ zirâî mahsul vergisi ödeyen bir çiftçi bunu öşre sayabilir mi? Hakikat şu ki; vergi zekâta sayılamaz. Zira; Zekât ve öşür bir ibâdettir; İbâdette niyyet ve ihlâs esastır. Vergide bu vasıflar umûmiyetle gerçekleşmez. Sonra zekât ve öşrün belli nisâbı ve miktarı vardır; vergi nisâb ve miktarları bunlara uymaz. Zekât ve öşürün Kitâb, Sünnet ve icmâ ile tesbit edilmiş, belli sarf yerleri vardır; bunlar ile verginin sarf yerleri arasında farklılıklar vardır. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Hulefâ-î Râşidîn zekât ve öşürü asla devletin diğer gelirlerine karıştırmamış, onu ayrıca toplatmış ve belirlenmiş yerlere sarfetmişlerdir. Laik ülkelerde devlet giderleri ile İslâmî devletlerde devlet giderleri arasında önemli farklar vardır; İslâmî devlette bile vergi, zekât ve öşrün yerini alamadığına göre lâik ülkelerde alamaması çok tabiîdir. Bu ülke vatandaşları devlete karşı vazifesini yaparken, hem de dine karşı mâlî vazifelerini yerine getirmek durumundadırlar, tabii mükellefiyetin şartı kudrettir ve Allah hiçbir kulunu gücünün yetmediği şey ile mükellef kılmaz. Bu tür devletlere verilen vergiler genelde İslam aleyhinde de sarfedildiği unutulmamalıdır. |
|
|
Bu kategori şuan boş |
|
|
|